Kent ve at sinekleri

3 Dakika Okuma Süresi

ERBATUR ÇAVUŞOĞLU / Birgün
“Atina uyuşuk bir at. Ben de onu uyandırıp canlandırmaya çalışan bir at sineğiyim.” demişti Sokrates. Sabit fikirlerin peşinden sürüklenen Atinalıların ezberini bozmak üzere konuşmuş durmuş, sonunda yaşamıyla ödemişti cesaretinin bedelini…

Küresel bir kent olma hayaliyle hızla dönüşen, dinamik bir kent İstanbul ama sabit fikirleri nedeniyle uyuşuk bir at’a da benziyor. İstanbul’un küreselleşmesinin tek aklı olduğu ve bunun da mekânların kullanım değerlerini hiçe sayarak değişim değerlerini artırmak olduğunu söyleyenler kalabalık bir tek sesli koro iken, bu ezberi bozmaya yönelik toplumsal bir muhalefet var mı bugün?

Başta İstanbul olmak üzere birçok kentteki gecekondu alanları, iktisadi akla göre daha rasyonel, yani daha çok rant getirecek şekilde projelendiriliyor. Birçok insan bu yeni projeler bağlamında işgalci olarak yaftalanıyor, huzursuz ediliyor, yerlerinden ediliyor, yok sayılıyor. Ateşin düştüğü yerlerde cılız ve içine kapanık toplumsal tepkiler ortaya çıkıyor; zaten görmezden gelinmeye çalışan bu teldi itirazlar kamuoyunda kendine marjinal yerler bulabiliyor. Kentsel toplumsal muhalefet biçimleri garip bir bencillik, ideolojik içe kapalılık ruh haliyle bir türlü yan yana gelemiyor, dayanışamıyor, duvar olamıyor. Üst üste duran tuğlalar göze çarpıyor kimi zaman, ama çi-mentosuzluktan onlar da hemen yıkılıveriyor. Toplumsal muhalefet kenti, gündelik hayatı durduk yere sorgulamak ve alternatif üretmek yerine canı yanınca bağırmakla yetiniyor. Uyuşuk atı rahatsız etmek, uyandırmak üzere bir at sineği bile olamıyor.

Toplumsal muhalefete düşen at sineği olmak mı? Evet en azından bu ama sadece bu yeterli değil, yalnız bir at sineğinin sonu Sokrates’ten nasıl farklı olabilir ki? Futbol diliyle konuşacak olursak, rakibe oyun anlayışını kabul ettirmek için pasif direniş değil hücum pres, ailecek hücum ailecek savunma yapmak gerekir. Bu satırların yazarı gibi gazete köşesinden vızıltı yapıp, at sineği taklidi yapanların sayısı çoğalıyor ama bu da yeterli bir çaba ve yöntem değil.

Sokrates hiç yazmamıştı hayatı boyunca, onun yerine yolda, sokakta insanlarla konuşmayı yani pratik bir yöntemi tercih etmişti. Bir farkı daha vardı sokakta konuşup doğrularını satan diğer sofistlerden, doğrularını yaymayı ve bunun karşılığında kazanç sağlamayı değil, öğrenmeyi, sorgulamayı, ezberleri bozmayı ilke edinmişti. Yalnız olmasa dünya tarihi acaba nasıl değişirdi?

Sizce toplumsal muhalefet biçimlerinin birbirinin varoluş gerekçelerini sorgusuz savunmalarının, çimentonun harcını beraberce karmalarının vakti hâlâ gelmedi mi?

1 Yorum

  1. hilmi ünal

    Toplumsal muhalefetin olmamasının resmini defalarca çekebiliriz. Ya da içinde var olduğumuz ama kifayet edemediğimiz herşeye “niye böyle oluyor” diye feci biçimde sinirlenebiliriz. Bence artık bir bölümüyle en azından muhalif bir toplum değil, sinirli bir toplumuz. Nerdeyse hiç birşey bize sorulmuyor. Sesimiz bağırsak bile duyulmuyor.

    Yüzlerce niçin neden aramak yerine kendi bulunduğumuz alandan ve pratikten bu duruma bir çare üretme akıllıca olur. Zira herkes başkasının yerine, bşkasının konumundaymış gibi kopuk kopuk, süreksiz, birbirine bağlanmayan biçimde itiraz ediyor. Çavuşoğlu’nun söylediği gibi “at sineği takldi” yapanlar bile var.

    Meslek ortamıysa meslek ortamı, öğretim üyeliği- üniversite ise üniversite, aydın sa aydın,… ne ise o konum ona ait doğru bilgi yaymaya çalışılsa, somut koşulların tahlili yapılsa olmaz mı?

    Kent herkesimin üzerinde düşünmesine müsait bir ortam yaratıyor aslında. Ama her kesim (sosyal-sınıfsal ne derseniz değin) bu genel sistemin üzerine abanmışlar ve hepsinin kaybedecek birşeyleri var. Muhalefetçilik bile başka türlü bir bezirganlık halini almış. Hak mücadelesi (haklı olmak temelindeki bir fikir yürütmeye dayanan ve süreklileşen) yerini sınırlı bir itiraza ve konum sağlamlaştırmaya dönüşmüş. Dayanışma lafı yeni ve herşeyi de bu günden içine almıyor daha, ama bu topraklarda enternasyonalist fikirler de hayat bulmuş, çıkarsız mücadeleler hakikaten kitleselleşmişti.

    Meslek odası, plancı, mimar odası, (diğerlerini saymıyorum…) kendi doğrularında sadece bir avuç olarak kendi bildikleri kadar ve açıkça söyleceğim her bakımdan yetersiz her bakımdan başarısız bir mücadele veriyorlar. Daha paradigmayı kavrayamamaışlar kendilerini var edecek kadar bir itirazla ezilenlerin gözünden düşmemeye çalışıyorlar

    Klavuzu karga olanın diye bir söz var. Toplumsal muhalefet Çavuşoğlu’nun da beklediği gibi bir yerden çıkacak, tuğlalar harçlarını bulacak elbette. Ama bu kargaşa ve gürültü üretenlerin söylemlerinden değil.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir