ASUMAN YEŞİLIRMAK / Birgün
Mimar ve kent plancıları, doğal kaynaklarını, kültürel ve estetik değerlerini yitiren, kimliksizleşen, sağlıksızlaşan kentlerimize bakıp, anlamsız, düşmanca ve sığ üsluplarla yapılan yetki tartışmalarından vazgeçmeli ve kentlerimizin geleceğini nasıl kurtarabiliriz sorusuna cevap aramalıdır.
MİMARLAR DÜŞÜNMELİ!
“Mimardan başkası imar planı yapamaz” diyen mimarlara birinci soru; bunca yıldır şehir ve bölge planlama bölümlerinden mezun olan binlerce plancıyı görmezden gelip “siz imar planı yapamazsınız” denebilir mi? İkinci soru; yine yıllardır mimarlık fakültelerinden mezun olan mimarlara “yalnızca fiziki mekân tasarımı olmadığı” şüphesiz olan “imar planı” yapmaya yetecek bir şehircilik eğitimi (ekonomi, sosyoloji, coğrafya, siyaset bilimi, kamu yönetimi, araştırma yöntemleri, karar alma teknikleri, yöneylem araştırması, istatistik vb.) veriliyor mu?
ŞEHİR PLANCILARI DÜŞÜNMELİ!
“Planlama ciddi bir iştir, mimarlar anlamaz” diyen plancılara ise iki temel soru; sizleri yetiştirenlerin mimarlar olduğunu unutuyor musunuz? Mimarlığın bir planlama ve tasarım disiplini olduğunun farkında değil misiniz? Kent planlaması, kentsel tasarım ve mimari tasarım üçlüsünün insan yaşamını doğrudan etkileyen birbirinden ayrılamayacak parçalar olduğunu hiçbir mimar ve plancı yadsımamah. Mimarlığı yapı ölçeğine sıkıştıran ve sonra da yaratıcılığı olmayan, birbiri ile aynılaşan kötü örnekler nedeniyle mimarları eleştiren, “siz mimarlığınızı doğru yapın planlamayı bizim uzmanlığımıza bırakın” diyen plancılara ayrıca şu sorulabilir: Mimarların hiçbir katkısı olmadan şehir plancıları tarafından hazırlanan ve belediyelerde yüzlercesi onaylanan tekdüze KAKS ve TAKS değerlendirmeleri ile kaliteli bir mimarlığa olanak vermeyen, kent kimliği ve kentsel mekân kalitesi bakımından gerçekten çok kötü tasarlanmış imar planları örneklerinin eleştiri konusu olabileceğini düşünüyorlar mı?
SORUNU DOĞRU TESPİT EDELİM!
Ülkemizde yaşanan sanayileşme ve hızlı kentleşme sürecinde sermaye birikimi sağlamak yolunda kente ve altyapıya yatırım yapmayan, gecekondulaşmayı ve kaçak yapılaşmayı teşvik eden kentleşme politikalarını görmezden gelip, kentleşmemizin bütün çarpıklıklarından mimarları veya kent planlamacılarını sorumlu tutmak, başını kuma gömmek ya da bilgisizlik değilse, meslek şovenizmi ile yapılan kaba bir değerlendirme olabilir ancak!
“Mimarisiz planlama ve planlamasız mimari gibi ithamlar da, ülkedeki eğitim programlarını tanımayan ve algılayamayan zihniyetlerin ürettiği görüşlerden başka bir şey değildir. Bu alanda ülkenin saygın eğitim kurumları olan üniversitelerin bünyelerinde eğitimlerini sürdüren Şehir ve Bölge Planlama bölümleri bu anlamda yetkin ve gelişen kadrolarıyla gereken tüm detay ve alanlara yayılan eğitim programlarını bilimsel gerekliliklere dayalı ilkeler çerçevesinde sürdürmektedir” diyen şehir plancıları, planlamanın mimarsız, mimarlığın da planlamasız yapılmasının tehlikelerini gerçekten görmüyorlar mı? Bu konudaki eğitimin ve kurumsallaşmanın kusursuz olduğundan eminler mi? Mimarlığın, şehirciliğin bittiği yerde başladığını zanneden bir bakışla kurgulanan bu eğitim sisteminden kentlerin geleceği açısından hiç kuşku duymuyorlar mı?
UZMANLAŞMADAN NE ANLIYORUZ?
Uzmanlaşmadan ne anladığımızı bir kez daha düşünmeli ve tartışmalıyız. Mimarlığı, bırakın uygulama imar planlarından, koruma planları ve kentsel tasarım ölçeğinden bile dışlayan uzmanlık anlayışı sonunda şehir ve bölge plancılarını da vurabilir. İmar ve şehirciliğe ilişkin son dönemde çıkan onaylı ya da tasarı halindeki düzenlemelere göre; bir şehir ve bölge plancısı, stratejik plan, bölge planı ve metropoliten alan planı gibi üst ölçekli planlardan, imar planları, koruma planları ve hatta kentsel tasarım projelerine kadar tüm ölçeklerdeki planların müellifi olabilir. Bu uzmanlık anlayışı devam ederse bir süre sonra, örneğin, stratejik planlama ve bölge planlaması eğitimi ile imar planlama eğitimi birbirlerinden ayrılarak ayrı lisans eğitimi ve meslek alanları haline gelebilir. Stratejik plancılar ve bölge plancıları “bizim işimiz ciddi bir iştir, şehir plancıları bundan anlamazlar, onlar yapı adalarını ve parsellerini düzenlesinler, bizim işimize karışmasınlar” diyebilirler.
Sonuçta üst ölçekli planlardan yapı ölçeğine kadar tabiî ki farklı uzmanlık alanlarına gereksinim var. Ancak bu uzmanlık alanları rantın yönetiminden daha fazla pay almak anlayışı ve anlamsız bir meslek şovenizmiyle birbirlerinden kesin sınırlarla ayrılan bir mesleki yetki kapma karmaşasına ulaştığında kentlerimiz kaybeder, yaşama alanlarımız kaybeder, mimarlığımız kaybeder. Bütün bu uzmanlık alanlarının birbirleri ile örtüşen, ortaklaşan yanları var. Genel anlamı ile kent planlamasının çok disiplinli ve çok paydaşlı bir alan olduğu ise kuşkusuz. Bu bakışla kent planlamasında müelliflik kavramının günümüzün “katılımcı ve şeffaf planlama” anlayışı çerçevesinde gözden geçirilmesi gerekiyor.
ORTAK ALAN
Kentler, ekonomik, sosyal, kültürel ve fiziksel verilerle tasarlanır. Kent tasarımı ve ayrılmaz parçası olan mimari tasarım yaşamı kurgulayan çok önemli etkenlerdir. Bu yönüyle imar uygulama planlaması ve kentsel tasarım alanları; kentleşmenin hızlanmasına koşut olarak gerçekten önemli mesafeler kaydetmiş olan şehir planlama eğitimi ve tasarımı eğitimini almış olan/olması gereken kent plancıları ile kent ve yapı kültürünü özdeşleştiren bir planlama ve tasarım eğitimi almış olan/olması gereken mimarların ortak alanlarıdır.
Ulusal ve uluslararası dinamikler ve doğal afetlere dayanım bağlamında çok büyük sorunları olan kentlerimizin geleceği için kent planlamasını “daha fazla yetki kapma” alanı olarak görmeyen mimarları ve şehir plancılarını, eğitim sistemimizi, uzmanlık alanlarını, planlamada müelliflik kurumunu ve mesleki örgütlenmemizi birlikte gözden geçirmeye davet ediyorum.


