AHMET DEMİRTAŞ / Birgün
Orman Genel Müdürlüğü (OGM), “Ormancılığımızda Yeni Yaklaşım: KENT ORMANCILIĞI” adıyla yayımladığı tarihsiz (biz 2003 sonunda yayımlandığını sanıyoruz) bir kitapçıkla 81 ilde “kent ormanı” uygulaması başlattığını açıklamıştı. Kitapçığın başında Başbakan Erdoğan’ın imzasıyla yayımlanan yazıda “Çevre ve orman bilincinin artmasına da hizmet edecek olan ‘kent ormanları’ projesi devlet ormancılığından millet ormancılığına geçişimizin ilk halkasını oluşturacaktır” denmekteydi. Kitapçıkta kent ormanı tesisi kriterleri olarak alan seçimi, giriş kapısı ve kulübesi, yürüyüş yolu ve patikaları, uyarı ve yönlendirme levhaları, gözlem kulesi, dinlenme alanları, yağmur korunakları, çocuk oyun alanları, çeşme ve tuvaletler, teknik uygulama alanları, flora ve fauna tanıtım alanları, botanik bahçeleri, doğal gölet ve sulak alanlar, spor alanları, otopark ve kent ormanlarının yönetimi başlıkları ile açıklamalar yer alıyordu.

Ormancılığımız açısından yeni sayılan “kent ormanı” kavramı yeterince bilinmediği için, dahası herkes bu kavramı kendine göre yorumlayarak görüş belirttiği için, yaşanan süreçte kavramsal çerçevenin ortaya konması, hukuksal ve teknik boyutların oluşturulması zorunluluğu vardı. Belirtilen gerekçelerle Kırsal Çevre ve Ormancılık Sorunları Araştırma Derneği, Türkiye Ormancılar Derneği, TMMOB Çevre Mühendisleri Odası ve TMMOB Peyzaj Mimarları Odası tarafından 9-11 Nisan 2004 tarihlerinde Ankara’ da “1. Ulusal Kent Ormancılığı Kongresi” düzenlendi. Israrlı davetlere karşın OGM yetkilileri ne kongrede bildiri sundular, ne de panelde konuşmacı oldular.

“Kent ormanı” adı altında 81 ildeki binlerce hektarlık orman alanında uygulama başlatılmış, ancak bugüne kadar hukuksal altyapı hazırlanmamıştır. “Kent bitişiğinde veya yakınında bulunan ormanlık alanların bir bölümü kent ormanlarına dönüştürülecek” anlayışı doğrultusunda OGM istediği yeri “kent ormanı” ilan etmekte ve bu çerçevede uygulama başlatmaktadır. Nedendir bilinmez; kent ormanı olarak sürekli hazır ormanlar akıllarına gelmekte, kent içinde ve yakınında işlevine uygun “kent ormanı” oluşturulması düşünülmemektedir. Bu durum gerçek niyeti anlamak açısından çarpıcıdır.

ORMANLAR NASIL PLANLANACAK?

Kentlerin bitişiğinde ve yakınlarında bulunan doğal ve yapay ormanlar kent ormanı olarak nasıl planlanacaktır? Doğal ormanların hangi nitelikleri taşıması gereklidir? Bu ve bunun gibi sorulara bağlı olarak muhafaza ormanı, milli park gibi koruma statüleri olan yerlerin bu kapsama girip girmediği belirlenmemiştir. Yapay olarak oluşturulan ağaçlandırma alanları, yeşil kuşak çalışmaları, erozyon önleme alanları ise kent ormancılığına konu olabilmektedir. Görüldüğü gibi hukuksal temeli olmayan kent ormancılığı uygulamalarının teknik yönleri de belirlenmemiştir. “Ben istediğim yeri istediğim kullanıma açarım” anlayışıyla çalışmalar yürütülmektedir. Örneğin, Ankara’ya 40 km. uzaklıkta kalıntı (relik) bir orman olduğu için 1966 yılında “muhafaza ormanı” ilan edilen 1601 hektar büyüklüğündeki Beynam Ormanı’nın 400 hektarlık bir bölümü kent ormanı yapılmıştır. Üstelik aynı alana bitişik ormanın 584 hektarlık bölümü Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü (DKMPGM) tarafından “orman içi dinlenme yeri” olarak planlanmıştır. Günümüzde de bu şekilde kullanılmaktadır. OGM’nin kitapçığında yazmış olduğu ve kent ormanından beklediği işlevlerin tümüne yakını orman içi dinlenme yerlerinde gerçekleşmektedir. Bölgenin ekolojik koşullarında orman olması beklenmeyen ve varlığı olağanüstü olarak değerlendirilen, bu nedenle titizlikle korunması gereken 1601 hektarlık bir ormanın geleceği, neredeyse 2/3’ü orta ve üst sınıf insanların kullanımına açılarak risk altına sokulmuştur. Biyolojik çeşitlilik açısından son derece zengin olan Beynam Ormanı 419 bitki türünü barındırmaktadır.

ORMAN YAĞMALAMASINA ZEMİN

Kent ormanlarının yönetimi ise orman yağmasına altlık oluşturmaya adaydır. OGM’nin kitapçığında “Kent ormanlarının yönetimi idare tarafından yapılacak, (kent ormanları) kiraya verilmeyecek ve herhangi bir kuruma da tahsis yapılmayacaktır” yazmasına karşın bu çerçeve hukuksal bir temele dayanmadığından bağlayıcı değildir. Kendileri de bu durumu iyi bildiklerinden Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe ile Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek 10.6.2003 tarihinde “ÇEVRE VE ORMAN BAKANLIĞI İLE ANKARA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE BAŞKANLIĞI ARASINDA KENT ORMANI TESİSİ PROTOKOLÜ”nü imzalamışlardır. Ankara’ya 50 km. uzaklıkta bulunan Kurtboğazı Ormanı’nın 494 hektarlık bölümü de “kent ormanı” olarak Ankara Büyükşehir Beledi-yesi’ne verilmiştir. Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe televizyonlarda yaptığı konuşmalarda kent ormanlarını kendi partilerinden olmasa bile ilgili belediyelere vereceklerini çeşitli defalar açıklamıştır. Bu yaklaşım özelleştirme girişimlerinin ilk adımıdır. Her şey bakan veya genel müdürün günlük emirlerine göre belirleneceğinden işlemler kolayca yürütülecek ve yargı denetimi dışında kalacaktır. “Ateşsiz piknik uygulaması beğenilmedi” denilerek bu alanlar özel işletmecilere kiralanacaktır. Gidiş bu yöndedir.

AMACIN ÖZELLEŞTİRME OLDUĞU AÇIK

“Devlet ormancılığından millet ormancılığına geçiş” olarak nitelendirilenin, aslında ormanları plansız, programsız keyfince yönetmek ve halkın adı kullanılarak özelleştirme uygulamalarını yaygınlaştırmak olduğu bellidir. Gerçek amaç halkın rekreasyonel gereksinmelerini karşılamak ise;

» Hazırdaki orman içi dinlenme yerlerinde gerekli önlemleri alıp halkın buralardan kolay, hızlı ve ücretsiz yararlanması sağlanabilir.

» Kentlerin içinde veya bitişiğinde amaca uygun yerler belirlenerek belediyelerle birlikte yapay ormanlar oluşturulabilir.

Bu doğrultuda bir çalışma ve işbirliği çabası yoktur. Gündeme getirilen kent ormanı uygulamaları “OGM ile DKMPGM arasında rant yarışı mı var?” sorusunu akla getirmektedir. Kuşkusuz ormanlarımız kimsenin rant alanı olamaz ve keyfî yönetimlere terk edilemez.

Sonuç olarak ormancılık meslek alanındaki örgütler, doğa ve çevreci örgütler ile duyarlı yurttaşlar olarak gelişmeleri daha yakından izlemeliyiz. Kent ormanı adı altında ayrılan yerlerin orman yapılarını ortaya koymalı, gelecekte karşılaşabileceğimiz sorunları araştırma konusu yapmalıyız. Yapay olarak oluşturulan ormanlarda da benzer çalışmaların yapılması zorunludur. Bunlardan daha önemlisi ise özelleştirme uygulamalarına fırsat vermeyecek bir biçimde uygulamaların hukuksal (yasa, yönetmelik vb) temeli oluşturulmalıdır. Üç yıldır uygulamada olan bu keyfi tutuma seyirci kalmamalıyız.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir