MURAT CEMAL YALÇINTAN / Birgün
OECD Bölgesel Kalkınma Politikaları Komitesini temsilen uluslararası uzmanlar geçen hafta İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) ve DPT ile birlikte bir dizi toplantı düzenledi. OECD bir süredir, daha önce Seul, Mexico City, Helsinki, Stok-holm, Milan, Atina, Viyana, Bratislava ve Montreal gibi kentler için de hazırlamış olduğu “gözden geçirme çalışmaları”mn İstanbul ayağını yürütüyor. ÖECD’nin bu çalışmayı yapmasını İBB yetkilileri 2004 İzmir İktisat Kongresi’nde talep etmişler. Sanırım bu çalışma ile uluslararası bir kurumun kentin tanıtımını yapacağı, küresel rekabet gücünü artırmak için öneriler alınabileceği düşünülmüş. Bu kapsamda, küreselleşmenin özellikle metropollere sunduğu varsayılan serbest ticaret, açık sınırlar, hareketli işgücü, teknoloji transferi ve elektronik iletişime yönelik fırsatlarının, hava kirliliği, trafik sıkışıklığı, altyapı ve konut, işsizlik, şiddet ve yoksulluk gibi sorunlar arasında ne kadar kullanıldığı değerlendiriliyor. Fırsatlar ne kadar çok kullanılıyorsa, kentin rekabet gücü de o kadar yüksek sayılıyor. Bu gözden geçirmelerin genel amacı bölgesel rekabet ve yönetişim için geliştirilen yenilikçi politikaları belirlemek, değerlendirmek ve kentsel gelişme ile ilişkili karar alıcılara önerilerde bulunmak olarak özetleniyor. Yapılan toplantılarda İstanbul çok çeşitli yönleriyle ele alındı ve kamu temsilcileri, akademisyenler ve sivil toplum temsilcileri görüşlerini OECD uzmanlarıyla paylaştı. Uzmanlar tarafından hazırlanacak İstanbul raporu 2006 Aralık ayında komitenin onayına sunulacak.

Buraya kadar her şey son 20 yılda okumaya, duymaya alıştığımız uluslararası kurum değerlendirmelerinden bir diğeri izlenimi veriyor. Oysa işin içine biraz girip 30 civarında temalı kapalı toplantıdan bir kısmını takip etme şansını yakalayanlar, yaşananın karşılıklı bir komedya olduğuna şahit oldular… Bazı toplantılarda her kesimden ses vardı ve gerçekler yavaş yavaş da olsa ortaya çıktı: Örneğin, İBB’nin sokak çocukları için yaptığı tesisin kapasitesi 90, İstanbul’da bulunan sokak çocuklarının sayısı 100 olarak açıklandı bir İBB temsilcisi tarafından! Bu rakam sonra ıooo’e çıkarıldı Emniyet yetkililerince, 2000 oldu bir derneğin dilinde ve nihayet noktayı sokaktaki çocuklardan biri olarak büyümüş “onlardan biri” koydu; “buradaki herkes yalan söylüyor: son 10 yılda o kadar çok arttı ki, bu rakamlardan çok daha fazla”… Sonra da komiser abisinden fırçayı yedi!

Bazen iki işverendi toplantı konuğu yalnızca ve onlara göre İstanbul’da yatırım için her şey yolunda idi. Gelen yatırımcıya arsa sağlamak için ellerinden geleni yapacaklarının altını da önemle çizdiler! Kamu kurumları sürekli olarak her şeyi ne kadar da iyi yaptıklarını anlattılar. Örneğin yabancı göçmenlerin sınır dışı edilme oranları çok yüksekti! Oysa çağdaş dünya ve insan hakları sınır dışı uygulamalarını ayıplıyordu… Yabancı fahişelere takılan isim de ilgimi çekti: “vücudunu ticari amaçla kullanan yabancı uyruklu kadınlar”… Onlar için çok sıkı önlemler alınmaktaydı anlatılanlara göre gazete haberlerini tekzip edercesine!

Yatay ve dikey yönetişim bu coğrafya için bir gelenek halini almıştı anlatılanlara göre. Kurumlar arası işbirliği öylesine iyi çalışıyordu ki pratikte her hangi bir sorun gözlenmiyordu! Katılım İBB’nin anlatımına göre artık kendiliğinden çalışır hale gelmişti! Her birim öylesine içselleştirmişti ki katılımın anlamını ve önemini, iddiaya göre geliştirilen katılım mekanizmaları açısından İstanbul çok zengin bir örnek teşkil ediyordu! Toplumsal entegrasyon ve yoksulluk gibi konularda kısmi sorunlarımız olduğunu da bu vesile ile öğrendim… Bir süre farklı bir ülkede farklı bir kentin yaşayanı olduğumu sanıp İstanbul’un kent yöneticilerini/uzmanlarını imrenerek izledim… Bir de ÖECD’nin temsilciler/uzmanlar tarafı vardı tabi. Her ne olursa olsun küresel rekabet gücünü artırmaya vurgu yaparken “bizim” tarafın anlattıklarına bıyık altından gülmekten kaçınmayan, yerel değerlere ve kültüre yazılı dokümanlarında hemen hiç yer vermeyen bir ikiyüzlülüğü temsil ediyorlardı onlar!

Dört günlük toplantılar serisi 15 yıllık tarihin bir özeti aslında: İstanbul’u alan mağdur, satan mağrur! Satılmış nerede?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir