Etkinlik çağrıları, SMG ve promosyon hakkında

5 Dakika Okuma Süresi

M. ONUR YILMAZ
Promosyonlu gazetelerle büyümüş, sürekli kredi toplamaya ve puan almaya dayalı bir eğitim sistemi içinden geçerek bugüne gelmiş bir kişi olarak aşağıda eleştirisini yapacağım tavra hiç yabancı değilim ama halen alışamadım.

Bir süredir (uzunca bir süredir) Oda’dan e-mail havuzlarımıza aşağıdakine benzer e-mailler düşmekte. Benzerlik “…..nin SMGM kapsamında değerlendirildiğini bilgilerinize sunar, katılımınızı bekleriz.” ifadesidir. (Yani, bu etkinliğe gelen her mimar bir miktar SMG kredisi alacaktır.) Beni bu e-maili yazmaya iten de bu benzerliktir. Bende yarattığı rahatsızlığı hepinizle paylaşmak isterim.

Şimdi lütfen aşağıdaki ifadeyi dikkatle, tekrar okuyun:

“1980-1988 yılları arası Ulucanlar Cezaevi Yerleşkesi’nde çalışmış Mimar SEZER YILDIR’ın CEZAEVİ MİMARİSİ VE ULUCANLAR ÖRNEĞİ başlıklı söyleşisinin SMGM kapsamında değerlendirildiğini bilgilerinize sunar, katılımınızı bekleriz.”

Buna benzer gelen ilk bir iki e-mailde bu ifadenin eksik/yanlış ifadeden kaynaklanabileceğini düşünerek çok üstünde durmadım. (Söylemek istediğini yazı ile anlatamamak salt Oda’ya mal edilecek bir özür değil.) Birileri nasılsa fark eder ve düzeltilirdi. Ama aynı formatta e-mailler gelmeye devam etti, ediyor.

Bu çağrı, üyelerini meslektaş Sezer Yıldır’ın söyleşisine mi çağırmaktadır? Bu söyleşinin SMGM kapsamında değerlendirileceğini mi söylemektedir?

Peki söyleşi çağrısında, söyleşinin kendisi ile tamamen ilgisiz bir içerik(SMGM) etkinlikten neden daha öne çıkmıştır?

Bu çağrı biçimi bende çocukluğumun gazetelerinin “30 kupona tencere seti” veren kötü-promosyoncu mantığı ile eğitim sisteminin “topla krediyi al diplomayı” anlayışının karışımı bir çiğlik hissi uyandırıyor. Şimdi de birileri bana mimarlık yapmak için Oda’da bir etkinliğe katılmamı söylüyor. Bu söylediğim SMG’ye doğrudan bir karşı çıkış gibi algılanmasın. Burada çağrının biçimine ve bu biçimden okuduğum yaklaşıma itirazım var.

Oda; programı, maddi olanakları insan kaynakları ve üyelerinin katkıları ölçüsünde etkinlikler düzenler ve üyelerinin katkı ve katılımını sağlamaya çalışır. Üyelerini katılım yönünde teşvik etmeye çalışır. Katılımı arttırmak için de elinden geleni yapar. Ama bu “elinden gelen”in sınırını üye ile kuracağı ilişkinin niteliği belirler. Oda’nın tüm etkinliklerinde etkinliğin kendisi ÖNCELİKLİ AMAÇ olmalıdır. Etkinliğe üye katılımı önemlidir çünkü AMAÇ etkinlikle ortaya konacak bilginin olabildiğince yaygınlaşmasıdır. Ancak, eğer katılım çağrısı etkinlik dışı bir “şey” (SMG KREDİSİ) ile öncelikli olarak ve doğrudan ilişkilendirilirse bunun adı PROMOSYON olur.(gazete-tencere) İşte, Oda bunu yapmaz. Etkinliğe katılımla sağlanacak SMG kredisinin, etkinlikle de, o etkinlikte üretilen bilgi ile de niteliksel ilişkisi yoktur.

Daha da ötesi, SMG kredisi mimarlık yapmak isteyen her meslektaş için zaruridir. SMG kredisinin bu niteliği sebebiyle belirli bir zaman kısıtında belirli bir krediyi doldurmak zorunda olan üyelere verilen ve içeriğine bakılmaksızın “x etkinliğine katılımın kredi sorunlarını çözeceği mesajının” etkinliğin kendisinin önüne geçmesi etik değildir. Bu çağrı biçimi etkinlikte konuşmacı olana da, o ya da bu sebepten etkinliğe katılana da haksızlıktır. Oda üyesi ile ilişkisindeki öncelikleri bu çarpık mantıkla belirlerse üye de söz konusu etkinliğe gelir, imzasını atar ve çeker gider. Oda’nın üyesi ile ilişkilenme biçimi, üyenin de oda ile ilişkisinin biçimini belirler. Bu iki tavrın biri diğerinden daha az sorunlu değildir.

SMG’yi “emeğin daha etkili ve daha yetkin bir donanıma kavuşturulması amacı”ndan ötürü beğenebilir, umut verici bulabilirsiniz; ya da hiç beğenmeyip, saçma bulabilirsiniz. Benim işaret etmeye çalıştığım bir SMGM eleştirisi değildir. Bunu yapmak için bu e-maili yazmak için harcanacak çabadan daha fazlası gereklidir. Bana bu e-maili yazdıran ise duyulan etik bir kaygıdan başka bir şey değil: Oda’nın üyesine yaptığı etkinlik çağrılarını açıkça “çıkar ilişkisi” temeline indirgeyen bir yaklaşım karşısında duyulan kaygı.

Değindiğim kaygının anlaşılacağına ve bu kaygının bundan sonraki etkinlik çağrıları yapılırken dikkate alınacağını umut ediyorum.

* Sayın M.Onur Yılmaz’ın DİMP (Demokrasi İçin Mimarlar Platformu) için gönderdiği metin, yazarın izni alınarak sunulmuştur.

12 Yorum

  1. ömer sarı

    gerçekten durum çok karışık ve tartışmalar sürdükçe meselenin çok farklı ve kötü gelişmelere yönelebilecek bölümleri ortaya çıkmaktadır. M. Onur Yılmaz esasında konuya daha çok etik açıdan bakmış ve çağrıdaki sakatlığı söylemişti. ama sayın Kuyumcu daha genel bir perspektif getirmiş, gerçekten neresinden baksanız tekçi bir yönetmi dayattığı için bu SGM problemli bana göre. bence bu tartışmalar dikkate alınacak şekilde sürdürülen uygulamamnın tedricen en azundan yaptırımları durudurulmalıdır. oda üyelerine yeni yılda bu müjdeyi verebilir bana göre.

  2. Yılmaz Kuyumcu

    Mimarlar Odasının düzenlediği kurslar eğitim sayılabilir mi? Neden “eğitim” kelimesi yerine SMG (sürekli mesleki gelişim) kelimesi kullanılıyor?
    Bu sorunun cevabı “evet” tir. İki şartla: katılımın serbest olması. Sadece Mimarlar Odası tarafından düzenlenen etkinliklerle kısıtlı kalmaması.
    Serbest olması neden gereklidir?
    .Çünkü para vererek etkinlik düzenleyen ticari firmaya karşı meslektaşımızı korumanın tek yolu ona en azından etkinliğe katılma yada katılmama hakkının verilmesidir. Bu durumda firmanın bu etkinliği para karşılığında yaptığı bilinir ve meslektaş kendisini özellikle ilgilendirmiyorsa yada o firmanın ürünlerine karşı deneyimlerinden gelen bir çekincesi varsa bu etkinliğe katılmaz yada itiraz edebilir. Bu özgürlük yoksa Mimarlar Odası üyelerin zorla ticari etkinliklere puan karşılığı yönlendirildği bir kuruluş, bir jandarma karakolu konumuna düşer : başka bir deyişle sivil toplum örgütü olma niteliğini kaybeder.
    Bir diğer serbestlik zorunluluğu mesleğin özünden gelmektedir Sözgelimi bir Üniversite’de hem proje hemde bilgisayarla ilgili dersleri vermekteyim. Oda tarafından eğitimi düzenlenen üç programdan birisini öğrencilerimi ölçüsüz, mimari malzemesiz, metrajsız tasarıma yönelttiği için atölyemde kullanılmasını yasaklamış durumdayım. İkinci programın da iki boyutlu genel çizim programı olması nedeniyle öğrencilerim tarafından kullanmasını istemiyorum. Onun yerine üç boyutlu, mimari elemanları tanıyan, keşif metraj çıkartabilen, uluslar arası veri tabanlarına bağlanabilen standatlara uygun ve istediğimiz an kolayca iki boyutlu çıktı alabildiğimiz programları kullanmalarını teşvik ediyorum. (Bunların arasında Odanın eğitimini verdiği firmanın bir diğer programı da var-yani itirazım firmaya değil programa) Üçüncü programın da mimarlar için daha cazip gelebilecek özellikleri olan bir başka programla rahatlıkla yer değiştirebileceğini biliyorum. (Öğrencilerim tüm programları kullanıyorlar.) Bu durumda Mimarlar Odasının eğitim anlayışı ile uyuşmuyor durumdayım. (Odayı arayan bir eski öğrencim şu an gittiği ve bu alanda dünyanın en gelişmiş programı sayılan bir programın kursunun Oda tarafından kabul edilmediğini öğrendi. Böylelikle Odanın daha gelişmişleri varken fiilen “kendisini daha az gelişmişe mahkum ettiğini” söyledi ki bence çok haklı.)
    Durum diğer dersler için de geçerlidir. Örneğin oda tarafından gönderilen ofset baskılı broşürde “mimarlık teorisi” diye sunulan “Selçuklu Mimarlığına” daha tanımına bile itiraz ediliyor. Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Bugün hangi okula giderseniz gidin farklı programlar görürsünüz. Eğer bu üniversitelerden bir tanesi benim dediğim doğrudur diyerek kendi pedagojik anlayışını tüm eğitime empoze ederse (ki 12 Eylül yönetimleri bunu YÖK ile yaptı ve üniversitelerimizi lise düzeyine indirdi) o zaman müfredat eğitimine geçilir ki bunun ne demokrasiyle, ne çağdaş eğitimle ne bireyin gelişmesiyle ilişkisi vardır. Hatta tüm bunların da tam zıddıdır. Odamız da sadece kendi eğitim faaliyetlerini geçerli kabul ederek kendisini bir 12 Eylül yönetimi durumuna düşürmektedir. Kendisinin “dünyada öncü olduğunu düşündüğü” bu uygulamada da dünyada yalnız kalacak gibi görülmektedir. (hep biz mi başkalarını taklit edeceğiz, biraz da başkaları bizi taklit etsin…)
    Diğer taraftan Yapı Denetimi gibi mimarların telif haklarını gaspeden, üstelik sorumluluk konusuna uluslar arası standartlar dışında kalmış bir çözüm getiren hatalı bir sistemi bir ders konusu yapan Oda kendisiyle açık bir şekilde çelişmektedir. Bunun para karşılığında yapılması ise Odamızı parayı verenin düdüğünü çaldığı bir yere dönüştürmekte, sivil toplum özelliğini ve buradan gelen toplumsal kredisini yitirtmektedir. Eğer son on yılda odanın aynı anda hem seçilmiş hemde oda profesyoneli olan yöneticilerinin aylıklarındaki artış incelenirse ne demek istediğim daha iyi anlaşılır. Meslek odamıızın personelinin aylığını ödeyemez durumdan bugünkü süper bütçeli duruma geçmesi bu butçelerin üyelere hizmet olarak dönmesi durumunda gayet tabi son derece olumludur. (kaldı ki bu konuda da geçmişte çok büyük çabalarımız olmuştur) Ancak bunun bir üyeleri zorla ticari firmalara pazarlama ve geleni odamız profesyonellerine akıtma sisteminin sonucu olması mesleğimize geri dönülmez zararlar verir.
    Görüldüğü gibi işin fiilinde yani eğitim vermede eğitim alanında olmamıza rağmen görüşlerimiz çelişmektedir. Benim görüşlerim Oda’nınkinden bu alanda farklıdır. Bu başka alanlarda geçerlidir. Bir tek doğruya toplumun mahkum edilmesi son derece sakıncalıdır. Bu nedenle de Odanın benim üzerimde söz sahibi kılınması benim varlığıma yönelik bir saldırıdır. Ben burada sadece kendi durumumdaki çelişkileri vurguluyorum. Yoksa bu “ben” aslında hepimiziz.
    Zaten bu yüzden yüksek eğitim kurumlarında demokrasi olmazsa olmaz koşuldur.
    Eğer benim eğitim konusunda farklı olma hakkıma saygı gösterilmezse bunun tek bir adı vardır ve FAŞİZM’dir.
    İkinci koşul da çok önemlidir: Gelişmenin fiili olan eğitim bu gün çok sayıda kuruluş tarafından verilmektedir. Üniversiteler, özel eğitim kuruluşları, firmalar vs… Oda kendisini bu puanlama sistemi ile rakipsiz hale getirmekte bu alanda bir monopole dönüştürmektedir. Bu sadece meslekle değil serbest rekabet koşulları ile de çelişmektedir. Hiçbir Oda yöneticisi örneğin kendi düzenledikleri bir kursun dışarda bir uzman üniversite yada uzman özel kuruluş tarafından düzenlenkinden daha nitelikli olduğunu iddia edemez. Daha nitelikli olduğunu iddia edemediği bir şeye meslektaşlarımızı mahkum etmek, niteliksizliğin kalitesizliğin prim yapması demektir. Bu sadece toplumun değil mimarlığında kaybetmesi anlamına gelmektedir.
    Diğer taraftan benim mesleğimi yapma hakkımı elimden almaya kalkacak kadar ciddi yaptırımı olan bir faaliyetin katılımının da son derece ciddi bir şekilde denetlenmesi gerekmektedir. (Bir Mimdap okuru bunun için parmak izi alınmasını önermektedir ki özde haklıdır).
    Bu o denli ciddidir ki katılımın tesbiti için bir noterin gelmesi ve etkinlik süresince etkinliğin düzenlediği yerde bulunması gerekir. Çünkü bazı katılımcıların gelmeyen arkadaşlarının yerine imza attıkları bilinmektedir. (Bkz. Mimdap’daki forum sayfaları) Bu ise bir kez daha sahteciliğe prim verilmesi ve benim anayasal haklarımın gaspedilmesi demektir.
    Faaliyetlerin sadece odanınkilerle sınırlı olmaması denklik sorununu da beraberinde getirecektir. Bu durumda örneğin eğitimde olan birisi avantajlı konuma geçecek buna karşılık kendi köşesinde kendi imkanlarıyla yayınları ve bugün çok gelişen (Mimdap) gibi internet sitelerini takip ederek kendisini geliştiren birisi dezavantajlı konuma düşecektir.
    Son olarak her eğitim faaliyetinin bir bölümü de ölçmedir. Yani bir faaliyetin gerçekten “gelişme” kapsamı içinde sayılabilmesi için bir imtahanla sonuçlanması gerekir. Hatırlatmak isterim bir siyasi iktidarın imtahanı bir araç gibi kullanmaya kalkması halinde sonucu da istediği gibi çıkarması çok kolaydır. Bundan kimse kendisini koruyamaz. “İmtahanda başarılı olamadığı için Mimarlar Odasından kaydı silinmiştir” çok kolay sağlanabilecek bir dışlama yöntemidir. Eğer meslektaşlarımız bugün ayak seslerini duyduğumuz bu gelişmelere karşı çıkmazlarsa başlarına gelecek de budur.
    Kaldı ki bunun ilk işaretleri de Mimarlar Odası tarafından hazırlanan yazılarda bulunmaktadır. Hatta imtahanlı etkinliklerin puanı da daha fazla gösterilmiştir.
    Sadece yöneticilerin eş/dost/ahpaplarından oluşan bir meslek camiası. Şu andaki merkez ve istanbul yönetimlerinin mimarların aslında çok az bir kısmını yansıttığı düşünülürse bunun ne kadar sakıncalı olduğu görülür.
    Bir akademisyenin kendi asistanını oda seçimlerinde taraf olmayı teklif etmesi üzerine hazırladığım daha sonra Engin Omacan’ın Mimarlık Vakfının kuruluş bildirgesine koymak istediği ve kısmen de koyduğu bir yazım vardı. Orada “her ayrıcalık isteminin kendi hapishanesini yarattığını” söylemiştim bugün bunun sürekli örneklerini bu sefer de İstanbul ve Merkezdeki oda yöneticileri cephesinde görmekteyim.
    Peki bu tür bir etkinlik yapılamaz mı? Gayet tabi düzenlenebilir, zaten bizde geçmişte Mimarlar Odası yönetimlerinde çok sayıda benzer etkinlik düzenledik. Ama iki şartla:
    1.Katılımın serbest olması yani etkinliklerin rekabete açık olması,
    2.Bürokrasinin yada terörün değil bilginin ön plana çıkması. Yani diğer kişi, grup ve kuruluşlar tarafından da düzenlenebilir olması. Yani bir kez daha tartışmaya ve rekabete açık olması.
    Bunun dünyadaki örneklerini incelemek ve dersler çıkarmak gerekmektedir. Bunları incelediğimiz zaman işin çok geniş ve Mimarlar Odasını aşan organizasyonlar gerektirdiğini görüyoruz.
    Ayrıca Türkiye’deki kadar politize olmuş bir oda yönetiminin elinde böyle bir aracın nasıl bir silaha dönüşeceğini de çok iyi görüyorum.
    Bir an önce bundan dönülmesini dilerim.

  3. hakan şenyuva

    Semra Hanım, sizin söylediğiniz ve açıklığa kavuşturulmayan ve aslında doğru bir tartıyla ölçülmeyen SMG ortamı var. Bu çok haklı bir tepki. Bir de Sayın M. Onur Yılmaz’ın söylediği gibi, etkinliği kredi çağrısının arkasına düşüren ve oda-üye ilişkisine kalıcı bir darbe vuran çağırma yöntemi usulsüzlüğü var.

    Öncelikle görülüyor ki tartışıldıkça meselenin olumsuz yanları bulunuyor ve düzeltmek için de fırsatlar doğuyor.

    Ancak ben daha önceki katılımımda da söylediğim gibi burada bir hukuksuzluk var. Sizin “02 Haziran 2005 tarihli, 25933 Sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren TMMOB Mimarlar Odası Serbest Mimarlık Hizmetlerini Uygulama, Tescil veMesleki Denetim Yönetmeliği’nin 7. maddesi uyarınca “mimarın tescil alabilmesi ve yenileyebilmesi” için “Mimarlar Odası’nın öngördüğü meslek içi eğitimi almış olmak” kısmı öyle okuyup şıp diye anlaşılacak bir konu değil. Zira hepimiz biliriz anayasaya aykırı kanun olmaz, kanuna aykırı yönetmelik olmaz, yönetmeliğe aykırı uygulama olmaz. Bu bir sinsiledir. Mesleği uygulama hakkı olan ve şimdiye kadar tescilini yapmış mimara bir tarihten itibaren “etkinliklerime, malzeme tanıtımlarıma, kurslarıma gel, 15 kredi al, almazsan tescil vermem, yani serbest mimarlık yaptırtmam” demek mantıken de yanlış ve haksız hukuken de. Bir oda kendisine tanınan 6235 sayılı yasayla meslektaşın hizmetlerini, mesleğin gelişimini,… yapar esas olarak. Yine bir mesleğin kanunlar çerçevesinde yürütülüşüne, icrasına kısıt koyamaz. Hele böyle 15 kredi gibi barajlarla bu olamaz. Açık söylüyorum, bu iş bir mimarın yürütmeyi durdurma davasına bakar ve aslında hiç de şık olmaz sonuçta. Şimdi ben, bu duruma düşülmeden oda yöneticilerinin konuya çözüm bulmasını dilerim açıkçası.
    Saygılar.

  4. semra sanıtürk

    ”02 Haziran 2005 tarihli, 25933 Sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren TMMOB Mimarlar Odası Serbest Mimarlık Hizmetlerini Uygulama, Tescil veMesleki Denetim Yönetmeliği’nin 7. maddesi uyarınca “mimarın tescil alabilmesi ve yenileyebilmesi” için “Mimarlar Odası’nın öngördüğü meslek içi
    eğitimi almış olmak” şartı aranacağı ”… Tamam,okudum,anladım.

    ”…belirlenen kriterler çerçevesinde, uygun gördükleri eğitim ve mesleki etkinliğe katılarak en az 15 kredi alarak yükümlülüklerini yerine getirebileceklerdir.” … Tamam ,okudum, anladım.

    Uygulamaya geçiyorum. Daha bismillah, etkinlikten adımımı atmadan, ”başıma gelen” bir olayı, (demekki ben de buna takıldım) burada paylaştım,tekrar kopyalıyorum.
    -Gerçekten doğru ,bu SMG sayesinde, toplantılara katılım bir şekilde, artmış gözüküyor.Geçenlerde katıldığım bir seminerde bizzat şahit olduğum, (tabiiki münferit) ilginç bir olayı paylaşayım. Sadece katılanların imzalamak zorunda olduğu kağıda; muhtemelen , ” Benim işim gücüm var katılamayacağım , hazır sen gitmişken benimde adımı yazıver ” ricasını kıramayan, (tanımadığım) bir meslektaş yüzünden SÜREKLİ gelişeceğime , seminer boyu , SÜREKLİ sinirlenip gelişemedim.! Yani SSG.
    Sonuçta uyarım üzerine yazılan isim silindi ama, her ne kadar okuma -yazmamız olsa da , keşke şu imza işinin, parmak izi yöntemi ile olsaydı diyede, düşünüp durdum.-

    Şimdi ben,tartışmıyorum, dilemiyorum,SORUYORUM.

    1-Acaba ,gerçekten münferitmidir?
    2-Kim, ne anladı bu işten?
    3- Benim başım kelmidir ? (bu bir deyimdir)
    4-Uygulamada , bu tarz haksızlıkları gidermek için ‘Ceza puanı’ da almak varmıdır?
    5-Herhangi bir sıkıntımızı söylemek, abesmidir?
    6-Monologlar, diyologlara dönüşecekmidir?

    saygılarımla 🙂

    S.Sanıtürk | 5 Aralık 2007

  5. Ahmet Eryüksel

    SMG gibi meslek insanının geleceğinde önemli yer tutacak konuların anlaşılıyor ki yapılma yeri ve şekli kısıtlı bir alanda gerçekleşmiş. Uygulamalar ise mutabakat sağlanarak olmamış. Şimdi değerli yöneticiler “kaç defa yazdık, söyledik,…” diyebilirler. Kça defaysa kaç defa, sonuç ortada Olmamış işte. Bu işin özellikle uygulama bölümü ve kredi-puan ne ise o işler yeniden ele alınmalı ve gerçek bir oybirliği sağlanmalıdır.
    Saygı ile.

  6. Yılmaz Kuyumcu

    Sükut ikrardan gelir.
    Mimdap.org da iki yıla yakın bir süredir mimarlığın çok çeşitli alanlarında yayınlar yapılıyor. Ve çok ciddi sayıda bir izleyici kitlesi var.
    Şu ana kadar çok garip bir şekilde mimarlar odasının bu günkü yöneticilerinden (İstanbul Şube ve Genel Merkez i kastediyorum) en ufak bir tepki bile gelmedi.
    Sadece genel kurullarda o da açık isim vermeden (çünkü cevap hakkı doğar ve cevap verememe ihtimali vardır) karşı görüşler geldi. Bunlardan bir tanesi de Sayın Mücella Yapıcının kanımca oda tarihine geçmesi gereken bir konuşmasıydı. Sinik tarzda yapılan (yani insaf arkadaşlar derken aslında bir itiraf niteliği taşıyan) bu konuşmayı mimdap’a koymak istedim arkadaşlarım sağolsunlar çok sert buldukları için koymadılar. Böylelikle tek tepki konuşması da unutuldu gitti.
    Dolaysıyla şu an bir konuşanlar ve sağırlar ortamı var. Sağırlar içn önemli olan yönetimde kalmak mimarlığın mimarların durumu açıkça umurlarında değil
    Şu an tek dertleri kazasız belasız genel kurulu atlatıp iki yıl daha yönetimde kalmak.
    Onun için sayın Semra Sarıtürk’ün söylediği gibi “konuşarak, tartışarak, görüşerek, söyleyerek başımıza gelenlere bir çözüm bulunması” nı arzu etmeme rağmen mümkün ve gerçekçi bulmuyorum.
    Sağırların bir özelliği de zor konuşmalarıdır.
    Sorun mimarların keyif ise yönetimlerindir malesef bu iki kavram ülkemizde ayrışmıştır.

  7. semra sanıtürk

    Bu SMG Mimarlık yasa ve yönetmeliğinin uygulanmaya girmesi , aynen ‘ fırtınalı havada bir denize açılalım, bakalım başımıza neler neler gelecek’ mantığıyla olduğu için, bir takım pürüzlerde, doğal olarak gündeme geliyor. Konuşarak, tartışarak, söyleyerek ‘başımıza gelenlere’ , bir çözüm bulunması gayet olasıdır.
    Sorun hepimizinse, çözüm de hepimizindir diyorum.
    Saygılar..

    İYİ YILLAR…

  8. didem özgür

    Yöneticilerden ricam, şu kredi meselesini bir şeyin kısıtlaması ve etkinliklerin reklam aracı olmasından çıkarmaları. En akıllıcası bu ve yanlışın neresinden dönülürse Sayın Yılmaz’ın vurguladığı gibi bundan sonra dikkate alınırsa hepimiz mutlu oluruz.
    Saygılar

  9. Ahmet Alkan

    Denetime proje gönderme konusunda bir anımızı hatırlatalım. 2004 yılına kadar Gaziosmanpaşa Belediyesi Mimarlar Odasından proje vizesi istemiyordu. Daha sonra bir arkadaşımız kendi adına haberi olmadan onaylanmış 250 dolayında projeyi yakaladı. Bunun üzerine Oda durumu değerlendirdi. Oda profesyonellerinin jürisini oluşturduğu (jüri üyelerine ödeme yapılır) uyduruk bir yarışma düzenledi. Akabinde oda ile mesleki denetim protokolü yaptı ve aralarında hukuk tarihimize geçecek “habersiz imza” yazışmaları başladı. (Oda yönetimin imza sahtekarlığı/dolandırıcılığı/hırsızlığı dememek için bulduğu formül.) Yani size haber vermeyi unutan bazı kişiler imzanızı kullanarak proje onaylamışlar. Yani kusur haber vermede, haber verselermiş sorun olmayacakmış. Aynı yönetim hep aynı Akpartili rakipler hikayeleriyle kazandıkları seçimlerden sonra bu seferde eğitim diye bir dümen buldular. Hayırlı olsun ne diyelim?

  10. selim bingöl

    Sayın Onur Yılmaz SMG puanını öne çıkaran ve mesleki gelişme eğitimini arkaya alan trajediyi hem de “Ulucanlar Cezaevi ve Cezaevi Mimarisi” konulu bir etkinlik üzerinden belleklerimize işlemiş. Bu konu bile dememdeki neden, ancak üstüne eğilenlerin ve bu alana duyarlılıkları olanların ilgileneceği bir konuya “gelirseniz SMG puanı alacaksınız” denmesi bir çok soruyu akla getiriyor.
    Şu anda odalar bence bu tür bir tartışmanın da başlaması, yeni yıla yani tescil belgesi yenileme dönemine gelinmesi yüzünden sıkışmış durumda. Sıkışıklık şundan, SMG işi ortaya atılmış ama üyelerin çoğunun puanı eksik. Sanki bütünleme sınavları açılıyormuş gibi BÜTÜNLEME SMG etkinlikleri düzenleniyor ve odanın “gireni çıkanı” çoğaltılıyor. Ya arkadaşlar; meslek odamızın etkinlik anlayışı bumudur gerçekten?
    Odalara hiç proje vize olarak gelmediği dönemde bütün oda bütçeleri dağılmıştı. Uzun uzun “proje denetiminin kamsual faydaları” hepimiz tarafından konuşuldu. Şimdi proje vizesi sıraya giriyor, oda kasasına gerçekten proje başına hatırı sayılır bir para girmektedir. Bu para karşılığında o proje üzerine nasıl bir bilimsel, teknik, estetik değer ilave edilmekte ve sonuçta denetim görevinin karşılığı bu mudur? Şuraya gelmek gerekirse, oda aslında üyelerine karşı ödevi olan ve esasında para da aldığı bir işten (proje denetiminden) dolayı müellif gibi bir sorumluluk yüklenmeden GELİR elde etmeyi, genel bütçesine bu parayı sokmayı akıl etmişse Onur Yılmaz’ın sorguladığı etik zaten orada kopmuştur. Artık bu faliyet bir gelir kalemidir mesela. Denetime proje göndermeyen belediyeler kötü gönderenler iyidir.
    Şimdi SMG ye dönersek, puan için sınıfları dolduran cici çocuklar iyidir, gelmeyenler ise kötüdür diyemeyeceğim, oda onları mutlaka getirtecek, paralı kurslarına yahut malzeme tanıtımlarına sokacaktır.
    İdealleri olan bir odadan ne kadar uzakta bir konumlanma değil mi arkadaşlar?

  11. hakan şenyuva

    Şu soru acaba yavai yavaş meslektaşlarımızın gözünde anlaşılmaya başlandı mı acaba: Puan toplayıp, sıraları doldurup zorunlu okul eğitimine benzer bir programla mesleki gelişim sağlanabilir mi?

    Hangi nitelikle o tanıtımı, semineri, kursu dinliyorum. Hangi nitelikle bu program veriliyor? Niye 1 kredi, belki o söyleşiden sonra dünyam değişecek. Niye 3 kredi, imzayı atıp çay salonıuna geçtim, muhabbet yapıyorum. Sonra ne demek 15 kredi alamazsam serbest mimarlık hakkımı kullanamıyorum. Çünkü oda büro tescil belgemi vermeyecek.

    Belediyede çalışıyorum, raportörüm, imar müdürüyüm, onlarca projenin sorumluluğunu; yatırımını, gerçekleşmesini onaylıyorum. Bayındırlık müdürlüğündeyim, mimarım.Bana mesleğimi icra edecek şekilde imza attırmayacak mısınız yani? Yapı denetim firmasındayım, 15 kredi tamamlanmadı, buradaki maaşlı işimi yürütemeyecek miyim? Böyle mimarlık yasası, yönetmeliği olur mu hiç? Kazanılmış hak diye birşey var önce. Bir mesleğin icrası ve onun hukuk karşısında sorumlulukları tanımlıdır. Meslek birliği başka bir yasal düzenleme olmadan ya da Kanun Hükmünde Kararname çıkmadan, yani yasa gücü devreye girmeden kendi organlarıyla (yönetim kurulu, genel kurulu vs) mesleğin hukukunu, toplumsal ödevlerini belirleyemez. Mimarlık bir sosyal faliyet alanı değil profesyonellerin ortamıdır.

    15 krediyi almazsan (üstelik benim belirlediğim, benim tanımladığım kurs, seminer, tanıtım vs) mimarlık yapamazsın diyemez. Tamamen saçmalık. Hiç kimse birşey söylemeyince biz yaptık olur zannediyorlar galiba.

    Zaten yukarıda saydığım mesleki faliyetlerden kamuda çalışanlara, öğretim elemanlarına, yapı denetim firmalarına bir yaptırım uygulama şansları yok. Ama ellerine geçirdikleri büro tescil kartını bu sistemle kanırtmanın da alemi yok. Bu gidiş devam ederse gerçekten yararlı olan denetim organları ve usullerden de oda dışlanır.

  12. Yılmaz Kuyumcu

    “Başörtüsü takmıyorsun sana büro tescil belgesi vermeyiz” in vizesi geldi.
    Lütfen KAFKAyı hatırlayınız. Kafka da anormalin normalleştirilmesinin yabancılaşma anlamına geldiğini tüm eserlerinde anlatmıştı.
    Eğitim gibi özellikle meslek kesimlerimizin çok gereksinimi olan bir alanın bu şekilde kullanılması tek kelime ile bir rezalettir.
    Bunun için sadece email’in biçimsizliği değil (zaten biçimli olması da mümkün değildir) sistemin bozukluğuna dikkat etmek gerekir.
    Eğitim serbest meslek içinde ancak “serbest” olursa eğitim olur. Yoksa insanların imza sahtekarlıklarını bu seferde odanın içine taşıdıkları bir ortam oluşur. Bu serbestlik ise tekelci sermayeye karşı mimarlık uygarlığının tek silahıdır. Ve bugün oda yöneticilerinin işbirliği ile bu silahı kaybetmek üzerdirler. Falanca “firmanın tanıtımına katılmadın sen mesleğini uygulayamazsın” demek yarın “başörtüsü takmıyorsun sana büro tescil belgesi vermeyiz” in de vizesidir. Küresel sermayenin saldırısı tam da buradadır. Ve mimarlar odasının bugünkü yönetimi bunun işbirlikçisi konumuna kendisini düşürmüştür. Özgürlük tekdir ve vazgeçilmeye başlandığı zaman sonu gelmez. Eğitim, namus, vatan, millet, tuttuğumuz futbol takımı….. herşey özgülükten vazgeçmek için bahana olarak kullanılabilir ama en azından neyi kabul ettiğmizin de iyi anlaşılması gerekir. Birde bunu daha detaylı olarak da anlatmak istiyorum ancak şimdilik şu kadarını söyleyeyim: gelişme olabilmesi için eğitim; eğitim olabilmesi için de pedagojik ortamın da gerektirdiği belirli bir özgürlük olmalıdır. Yoksa sadece sisteme uymayı öğretirsiniz. Bu gün öğretilen küreselleşen sermayeye uymaktır. Eğitim filan değil.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir