Durmak yok, yola devam…

5 Dakika Okuma Süresi

EMRAH TUNCER – MUSTAFA TAYYAR / Birgün
Feodal dönemde ‘Tanrı devleti’ yasalarının tüm ağırlığıyla yaşandığı dönemde Pet-rarca: “Bu unutkanlık uykusu sonsuza dek sürmeyecek, karanlık dağıldığında torunlarımız eskinin saf aydınlığına erişeceklerdir” demişti. Aradan uzun süre geçti ama maalesef torunlarının torunları hatta onların da torunları saf aydınlığa ulaşamamıştı daha. Türbanla beyinlere çelik korse, yollarla kentlere asfalt bileklik takıp el ele iktidara yürüyen siyaset, bunu o kadar alenen yapıyor ki, Adorno’nun “Yaşamın en dolaysız hakikatini anlamak isteyen kişi, bireysel varoluşu en gizli, en gözden ırak noktalarında bile belirleyen nesnel güçleri araştırmak zorundadır” varsayımına gerek bile bırakmıyor.

Son dönemde sıkça olmak üzere iktidar tüm olanakları kullanarak toplumu biçimlendirmeye ve denetlemeye çalışıyor. Her alandaki hegemonyasını da rızanın en iyi örgütlenmesi olarak kolayca şekillendirip bunu da söylemlerle, renklerle, kodlarla anında insan zihnine yollayabiliyor. Örneğin, dikkat ettiniz mi bilmiyorum ama yeni öğrenci akbilleri ile AKP’nin logosu arasında hiçbir fark yok. Sadece ampul yerine her kişi kendi fotoğrafını koyuyor o kadar.

RANT VE İDEOLOjİ ALANLARI
İktidar mücadelesinin mekân üzerindeki örgütlenmesinin yöntemleri her gün yeni form ve biçim kazansa da şurası bir gerçek ki kentte en çok sorun olarak algılatılan, gösterilmeye çalışılan alan, aslında en çok rantm ve ideolojinin yayıldığı alan da oluyor. Mekânın kontrolü, düzenlenmesi, bölünmesi içinde stratejik öneme sahip ulaşımın bu anlamda en bariz gösterge olduğu söylenebilir.

İstanbul trafiğinde “116 Acil Çözüm” adlı projede motorlu araçların kent içinde daha hızlı [1] hareket etmesini sağlayacağı söylemi ile 500 milyon YTL’ye mal olan kavşak ve yol yapım çalışmalarında rant başlı başına bir argüman iken, bunların da kendi trafiğini yaratıp bireysel otomobilciliğe bağlı her gün yeni araçların katılımını teşvik ettiği ve yeni sorunları beraberinde getirdiği aşikârdır. Yine toplu taşıma ve raylı sistemin yaygınlaştırılmasına yönelik politikalar akılcı ulaşım politikası olsa da, bu yatırım planlarının sonucunda 1990’dan beri sadece 53,56 km’lik raylı sistem yapılabilmiş olması da o kadar manidardır. Aynı şekilde, trafiğin dar bağlantı yollarında yığılarak yaratacağı sorunlar bir yana, İETT otobüsleriyle çalışan metrobüsün altyapısı için harcanan paranın da yine İstanbulludan çıkarılacağı ücretsiz aktarmanın kaldırılmasıyla gösterilmiş oldu.

YALNIZLAŞMANIN HİKÂYESİ
1931’de Berlin’de Nazilerin Marksistlere karşı yürüttüğü mücadeleler sırasında jaessep Goebbels, “Sokağı fetheden devleti de fetheder” diye yazar. Günümüzde, bire bir örtüşmese de ilköğretim 7. sınıf Sosyal Bilgiler kitaplarında “Devletler nasıl gelişir?” adlı bölümlerde benzer şekilde yolların, yollara sahip olmanın, onları ele geçirmenin öneminden(!) bahseder. AKP’nin bir yandan ‘Marmaray’ için tüpler indirirken, diğer yandan 3. köprüyü ısrarla istemesi, Taksim-Karaköy arasında 1875’ten beri çalışan Tünel’i yok ederek modernleşme adı altında metrovari görünüme büründürmesi hep bu alandaki işlevleri olarak değerlendirilebilir. Yani açıkça görülebileceği gibi yol, trafik, ulaşım için her şeyin siyasal iktidarın iki dudağı arasından çıkan karara bağlı olduğu günümüzde bunları hegemonik gücün işlevsel alanı ve ideolojik yapılanmaları olarak da görmek sanırım yanlış olmaz.

Yani kentin kalbine dikilen Gökkafes, Park Otel, Galataport, kavşaklar, 3. köprü, yeni yollar, kentli insanın kendisine, doğal ve toplumsal çevresine yabancılaşarak ufalanmasının, kimlik erozyonu geçirerek başkalaşmasının ve yalnızlaşmasının hikâyesini anlatır aslında. İktidarın bu yapıları, koşulsuz emre itaati vaaz eder. İnsan da, yalnızca kendine emredileni yapan ve yaşaması için gerekeni tüketmeyi ve dayanma gücünü devletin varlığına bağlayarak, düşünsel ve yaşamsal eyleminin merkezine koyduğu yükümlülükleri yapmayı tek haz verici eylem olarak benimseyen bir nesneye dönüşür. Verildiği kadar yer. İzin verildiği kadar görür, hareket eder ve konuşur. AKP, görünüşe bakılırsa bunu kolayca hayata geçiriyor. Adeta toplum üzerinde bir ‘beyin tutulması’ yaratıp, istediği insan tipini oluşturması bunun kanıtıdır. Tabii bu başarı (!) sanıldığının aksine 3-5 yıllık icraatın ürünü değil, kökenleri 1960’11-70’li yıllara dayanan, Fethullah Gülen’in eğitim alanı ile yapılandırdığı derin projesinin bir ürünüdür.

[i] Paul Virilio, ‘Hız ve Politika’ adlı kitabında, ‘Dolaşımın denetimi içinde hız sınırlamasını iktidar kendisi için yapar’ diye belirtir.

4 Yorum

  1. eleþtirmen

    yazýnýzý zevkle okudum.
    Ancak bir þekilde de üzüldüm..
    eleþtirileriniz belki gerçekçi, belki siize göre doðru ama anlatýðýnýz ve irdelemeye çalýþtýðýnýz unsurlar hep bir partinin kamu yararýna yaptýðý icraatleri.
    Ben doðduðumdan beri istanbulda yaþamaktayým.Bu yapýlan þeylerin bir çoðu özellikle bir ideolojinin yansýmalarý gibi aktarmanýz, biraz bilgi noksanlýðýndan olsa gerek.Bilmeniz gerekirki hayata geçirilen projelerin bir çoðu nurettin sözen zamanýndan gelmekte.Nurettin bey’ de ayný ideolojik gruba mensupmuydu acaba..
    Sözüm ona her þeyi körü körüne eleþtirmek aydýn insan özelliðiymiþ gibi olmuþ!!
    “Türbanla beyinlere çelik korse” söylemeniz..
    Sanýrým düþünce özgürlüðününü en önde gelen savunucularýndan birisiniz sizde(Benim gibi)..Ama görülüyorki bu söylem düþünceleriniz ile tezat teþkil etmekte.Bu noktada biraz aynaya bakmanýzý tavsiye ederim.
    Ben cahil bir insaným.Yazýnýzda bu yapýlan þey þunun için, bunun için diye yazmýþsýnýz.Acaba neler yapýlabilir Ýstanbulda yaþayan insanlar için.Fikirlerinizi alabilirmiyim.Tabii ki yapýlabilir olmasý koþulu ile..

  2. runkli

    evet güzel düşünce ama merak etmyin hiç kimse hiç kimseyi tiye ble almyor tayyip istediği düşünceyi yaşam tarznı ne kadar uygulatmaya çalşsada yne herşey aynı szin gbi düşünen ler yne szin gbi bzim gbi dşünenler yne bzm gbi .belkide biz insanlar byle bi ynetimi hak ettiğimiz için bu başta herkes payna düşeni yaşyor sayn yazarım sevgili coğrağrafyacım…saçma bi dünya yaşantsı işte yırtnmaya gerek yok…sal kendini……

  3. mimdap

    Sayın Deniz Ulugür,

    Bu anket seçim ortamlarının hemen ardından meslektaşın konuyu nasıl algıladığını tespit etmek ve bundan da çıkarılacak dersler varsa onun öğrenilmesi için ortaya konmuştu.

    Mimarlar odası İstanbul seçimlerinde oldukça büyük tartışmalar yaşandı. AKP ye karşı mücadelede odanın sınanmış olması, bu manda güven tazelemesi şeklinde onu destekleyen taraflar ile bir kısım sol çevrelerin bir genel yorumuyla süre. sonlandı. Karşı gruba ise (yapılan farklı sıfatlarla ilgili tartışmalar forumlarda sürmektedir, bu kısmına girmeden…) meslekçi, mesleğin yararını gözeten, ülke sorunlarına daha mesafeli gibi eletiriler getirildi.

    Anket, sizin de söylediğiniz “Mesleki kaygıları, ülke sorunlarını, kente bakışı, mimarlığın gelişmesini içerir.” temel düşüncesi içindedir aslında. Ama seçim süreçlerinde, ‘tehlike’ anında bazen mesleki kaygıları, kente bakışı, mimarlığın gelişmesini tali bulup, bizzat siyasi iktidara cevap olmak için de bir tavır şekline dönüşebilir, dönüştürülmek istenir. (son süreçte konuyu bu yönünden ele alanlar, yani karşı grubu AKP nin desteklediği inancı içinde, AKP nin istediği olmasın da, mevcut yönetim hatalı da olsa onu yine de destekleyelim önermeleri de karşılaştığımız davranışlar arasındadır)

    İkinci şık yani “Öncelikle ve asıl olarak siyasal ortamdan etkilenir, siyasete tepkiyi içerir.” tümcesi bunun içindir. Yoksa mesleki sorunların, kentsel mevzuların da bir politikaya bağlı olduğunu, ideoloji başka şey mesleki alanlar bundan yalıtılmış duran adacıklar diye elbette düşünmüyoruz. Bu şık, özellikle geçtiğimiz süreçte bu özel yaklaşıma nasıl bir rağbet var suali içindi.

    HİÇBİRİ şıkkı ise her ankette aolan bunlardan başkayı ifade eden için konulmuştu. Ama bu HİÇBİRİ şıkkı bize bu defa çok şey öğretti.

    Mimdap için değer veren görüşleriniz için öncelikle teşekkür ederiz. Ancak mimdap izleyicileri için üzülmenize gerek yok. Birincisi, hayatın içinde var olanları görmezseniz onlar siz görmediniz diye yok olmazlar, vardırlar ve ya cisim olarak bir yer kaplarlar ya da düşünceleriyle. İkincisi, bizim “mantıksal” önermelerimize uymayan, yıllardır alıştığımız “söylemin” dışına çıkan, çok “savunduğumuz” yapılar için nazik zamanlarda eleştiri getirenler biz bunu farkedemesek de her zaman karşıtlarımız olmuyor. Karşımızda bizi yok etmek isteyenler değil, bir başka fikirle başka bir varoluş alanı önermeleri olabiliyor. Bu durumu fark edebilmek için gözlemlediğiniz şeye ÇOK YAKIN olmanız gerekir. Biraz uzağa geçerseniz asıl sebepleri göremiyor, “SON TAHLİLDE ne yapılması gerekir” gibi soyutlayıcı bir bakışa kolaylıkla devşiriliyor, bu sırada ‘GÖRÜŞÜNÜZÜ ‘ oluşturuyorsunuz.

    Üçüncüsü, toplum mühendisliğine girişmek mimdap için bir yol olmadı ve belirlenmiş bilgi kaynakları üzerinden “önceden saptanmış anafikre” doğru ilerlemek, süreci o şekilde ilerletmiş gibi yapmak, belirgin kurallar dışında bazı anlayışlara, görüşlere kapıları kapatma yöntemi yayın politikasını oluşturmadı. Mimdap AÇIK PLATFORM olmayı yeyledi. O yüzden seçim ortamı sırasında hiç bir yerde göremeyeceğiniz kadar sahiden açık bir tartışma yaşandı. Mimdap kurucularına küfür dahil her türlü karalama bu yorum ve forum bölümlerinde yapıldı, bir uyarı dışında bunlar hiç kesilmedi. Açıktı ve iddia ediyoruz ki, hiç bir meslek kuruluşu ( o tehlikeden kurtardığınız-mız dahil, kendi bünyesinde buna tahammül edemez.) Açık platformdu ve iddia ediyoruz ki, çeşitli inisiyatifler, planlamadan mimarlığa var olan örgütlenmeler, girişimler… böyle bir açıklığa AÇIK değildirler ve kendilerinin de eleştirilmesine dayanamazlar.

    Siz demokrat olmayı nasıl tarif ediyorsunuz bunun ayrıntısını bilmiyoruz. Ama biz bu noktada zannettiğiniz gibi KAFA KARIŞIKLIĞI sayesinde değil, dar grupçu, sabit fikirli, kolaycı ve kestirme yolcu olmadığımız için, müsade ederseniz övünmek gibi olmasın ama sahiden demokrat olduğumuzu düşündüğümüz için duruyoruz.

    Bir de Deniz hanım, bazen ‘gerçeklikler’ sizin o anda tarif ettiğiniz gibi olmadığı bir süre sonra anlaşılabiliyor, ortaya çıkıyor. En azından tartışması süren konularda eğer karşı fikirler de varsa bunların da ifade edilmesi ‘doğru’ düşünce için de bir kazanım diye düşünüyoruz.

    Gördüğünüz gibi baştan beri neo-liberalizmle biz de uğraşıyor, mesela bundan dört yıl önce mimarlık ve plancılık gündemine soktuğumuz “KENT DEMOKRASİSİ” kavramıyla toplumsal alanda bir davranış, kentlerin ve mimarlığın toplumla buluşmasında kanallar oluşturmak istiyoruz. Ya da bu alanlara yeni fikirlerle tanımlar getirmeye çalışıyoruz. Söylediğiniz gibi yukarıdaki yazı bu tarz gerçekliğin belirli taraflarını anlatması bakımından bizce de önemliydi ve yayınlarımızda yer aldı.

    Umarız bazı “karışıklıkları” açmışızdır.

    Saygılarımızla

    Mimdap

  4. deniz ulugür

    Yine güzel bir yazı ve bu yazı ile ilgili söyleyeceklerim mimdap bakışı ile ilgili.

    Mimdap bazen yönlendirici anketler yapmaya çalışıyor…
    Şöyle ki şu an ana sayfada bir anket bulunmakta;

    “Mimarlar Odası yönetimlerinin oluşması ve buna bağlı seçim atmosferi,

    * Hiçbirini içermez
    292 Oy oranı: 89%
    * Öncelikle ve asıl olarak siyasal ortamdan etkilenir, siyasete tepkiyi içerir.
    18 Oy oranı: 5%
    * Mesleki kaygıları, ülke sorunlarını, kente bakışı, mimarlığın gelişmesini içerir.
    18 Oy oranı: 5%

    Toplam oy: 328 | Başlangıç tarihi: February 11, 2008 ”

    Aslında oda yönetimlerinin oluşma süreçleri ülke -toplum – meslek gündemlerinden bağımsız olamaz.

    Yukarıda ki yazıda ise kentlerin ideoljik ve ekonımik süreçlerle biçimlenişi gözler önüne seiliyor. Hatta yine sizin güncel haberlerinizden biride bir adalet sarayının bugünkü hakim ideoloji-siyaset perspektifinde ele alınmasıyla ilgili..

    Ve bunca tespit yazılarından sonra, mimdap’ın anketinde “hiçbirini içermez” maddesinin açık ara önde gittiğini görmekteyim ve şu yazıları okuyanların haline üzülmekteyim. Mimdap çevresinin içinde olduğu hale üzülmekteyim. Dİğer taraftan bu seçeneğin bir tercih olarak sunulmasının kendiside “hiçbirşeycilik” in meslekte yayılması, (bu sitede Murat Balamir yazısında değinilen) neoliberal politikaların meslekte bulduğu ve genişlediği alana hizmet etmektedir.

    Aslında biliyorum ki Mimdap oradaki şıklardan üçüncüsünün yanında, “Mesleki kaygıları, ülke sorunlarını, kente bakışı, mimarlığın gelişmesini içerir.” Bu şık ise ikincisi yokmuş anlamında, yani siyasal ortamdan etkilenmemeyi içselleştiriyor. (2. şık: “Öncelikle ve asıl olarak siyasal ortamdan etkilenir, siyasete tepkiyi içerir” ) . Peki güzel kardeşim 3. şıkta bahsettiğin ülke sorunlarının kaynağı nedir?

    İdeoloji-siyaset gibi fizik mekanı yönlendiren faktörler göz ardı edilecek, neoliberal politikalrın toplum üzerindeki etkisi hiçe sayılacak, meslek üzerindeki etkileri görmezden gelinecek….
    Yukarıdaki yazı tüm bunlara iyi bir cevap olmuş kanımca.
    Ve tüm bunlar ciddi bir kafa karışıklığının göstergesi. Bence kafaların karışması da iyidir, bazen yeni çözümlerde getirir, ama kafanın çorba olması durumu pekde iyi değildir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir