PENNY KAY / ULI
“Küresel bir dünyada kentler daha önemli hale geldi.” Liverpool John Moores Üniversitesi Kentsel Sorunlar için Avrupa Enstitüsü başkanı Michael Parkinson, “Küresel kentlerin, karar vericilerin küresel, ulusal ve bölgesel kararları ürettikleri stratejik odak noktaları” olduğunu iddia etmektedir. “Gerçekten önemlidirler. Dünya genelindeki yönetimler bunu fark ediyor ve bunu hedefliyorlar. Gittikçe artan bir şekilde onlar ‘Ulusların Zenginliği’dir. Ülkelerimizi ilerletmek istiyorsak bunu anlamalıyız, aynı zamanda kentlerimizi geliştirmeli ve onları sevmeliyiz”.

Parkinson, kentlerin iyi ya da kötü performans göstermesi arasındaki farkın oranın konumundan ya da tarihinden kaynaklanmadığını, daha çok oranın liderlerinin vermiş olduğu kararlardan kaynaklandığına inanmaktadır. “Küresel kentler için, kaliteli karar verme önemlidir ve yaşam kalitesi kritiktir” demektedir.

Dünyadaki pek çok kente akıl veren Kopenhag tabanlı mimar, danışman ve yazar Jan Gehl’e göre, “Küresel kentler insanlarına ve kamusal alana nasıl davrandığına bakarak yargılanabilir”. “Kentler aslında insanların bir araya gelerek kültürlerini geliştirdiği bir ‘karşılaşma mekânı’ olarak yaratılmıştır. Zaman geçtikçe insanların, kentlerden dışarı doğru itildiği görüyoruz”.

“Ama son 20 ya da 30 yıldır, bir dizi dünya kentinin dengeyi değiştirmeye karar verdiğini ve araçlar tarafından sarılmalarına izin vermediklerini görüyoruz. Bir buluşma mekanı olabilmek, iş yapılacak pazar alanı olabilmek ve taşınabilecek bir mekan olabilmek için daha iyi bir denge kurmaya çalışıyorlar. Bunlar ‘yeniden fethedilen’ kentlerdir” diye eklemektedir.

Araç trafiğine belirli sınırlamalar getirmesi ve güvenlik ve kentlerden keyif almak ve toplum için kamusal yaşamın önemini fark etmiş olmaları bu kentlerin bazı özellikleridir. Bu kentler kaliteli mekanlar sağlamaya başlamıştır ve insanlar tekrar kentlere dönmeye ve onlardan yeni biçimlerde keyif almaya başlamıştır.

Gehl, özellikle dokuz kentin dikkati çeken bir dönüşüm gerçekleştirdiğini söylemektedir: Barselona İspanya, Kopenhag Danimarka, Cordoba Arjantin, Curitiba Brezilya, Freiburg Almanya, Lyon Fransa, Melbourne Avustralya, Portland Oregon ve Strasbourg Fransa.

Gehl, “İlginç olan, kentlerin esasının insanlar için buluşma/karşılaşma mekânları yaratmak olduğunu anlayan vali, kent mimarı ya da mühendisi, politikacı ya da bir arada çalışan bir grup insan gibi sadece vizyoner insanlara ihtiyaç duymasından dolayı herhangi bir kıtada yer alabilmesidir” demektedir.”Pek çok kentte cafe sandalyeleri yüzlerini kaldırımlara çevirmiştir. İnsanlar size dinlendiklerini ve bir cappuccino içtiğini söyleyebilir ama aslında neler olup bittiğini izlemektedirler. Kentlerde cappuccino kültürü patlamaktadır”.

Gehl, dünya kentlerinin boş zaman topluluklarının artan önemini fark ettiklerini düşünmektedir. “İyi bir kent olduğunu insanlar yürümeyi bıraktığı zaman söyleyebilirsiniz”, “eğer insanları yürürken görmezseniz, o kesinlikle kalitenin bir işaretidir. İnsanlar orası harika bir mekan değilse orada oturup oyalanmazlar. Sizin oturup keyif almanız gerekir” demektedir.
Boş zaman toplumları üzerine odaklanan kentler aynı zamanda ekonomik kazançlarda elde etmektedir diye sözlerine devam etmiştir. “Bütün kentlerde şunu görüyoruz: kamusal alanlarını iyileştiren kentlerin ekonomisi de daha iyiye gitmektedir”.

Gehl Kopenhag’da nelerin başarıldığından bahsetmektedir ve bunların diğer dünya kentlerinde de görülebileceğini söylemektedir. Melbourne’da bir taraftan kent merkezindeki konutları arttırarak, hemde merkeze gençleri çekmek için üniversite fakültelerini taşıyarak, hem de yeni kamusal mekanların yanında eski kamusal mekanları iyileştirerek kente yeni bir kalp yaratılmıştır. Melbourne aynı zamanda kent mobilyalarını ve işaretleri de iyileştirmiş ve yılda 500 yeni ağaç dikme yönünde bir politika oluşturmuştur. Kent hafta içi günlerde yaya trafiğini 40% oranında arttırmıştır ve akşamları kenti ziyaret eden insanların sayısı iki katına çıkmıştır.

Gehl; bu 9 kentin kamusal yaşamın değiştiğini fark etmede öncü olduklarını söylemektedir. “Kentlerimizle ilgili çok dikkatli olmamız gerekiyor ya da insanlar kentleri kullanmadan eve dönerler ve yatırım kaybedilir. Bu model kentler ve bunu başarmada kullanılacak araçlar var. Diğerlerine nelerin başarıldığını gösterebiliriz” diye sözlerine devam etmiştir. “bunların daha fazla kentte gerçekleştirilebildiğini görebiliriz. Kamusal alan 21 yy’da iyi bir yatırım için kilit unsurdur”.

Manchester Kent Konseyinin Başkanı ve Eurocities’in üyesi olan Richard Leece “Bilgi ekonomisine doğru başarılı bir yöneliş dünya kentleri için ayırt edici bir faktördür. “Bilgi ekonomisindeki devrime doğru yöneldikçe, dünya genelinden fikir ve insanları hoş karşılayan kentler en başarılı kentler olacaktır” demektedir. “İşçi hareketliliği dünyayı daha iyi hale getirecek şeylerin bir parçasıdır. İşçi hareketliliğinin bir tehdit olmadığı, büyük bir fırsat olduğu mesajını verebilmek için kamu sektörünün özel sektör ile birlikte çalışması gerekmekte”.

Kent liderlerini bir araya getiren ve Mayısta düzenlenen Küresel Kent 2006’nın ev sahibi ve Lyon kentinin belediye başkanı Gerard Collomb “Önde gelen kentlerle özel sektör arasında daha fazla ortaklık söz konusudur” demektedir.
Collomb, “Lyon’da bio-teknoloji ana sektördür, o yüzden nano-teknolojide uzman olan komşu kent Grenoble ile ortaklık kurmaya karar verdik” diye belirtmiştir. “Ortak bir proje yaptık ve üniversite ve küresel şirketlerle güçlü ortaklarlıklarla proje başarılı oldu. Bu bizim amacımıza ulaşmamıza ve ilerleme kaydetmemize imkan verdi. Bu iki kentin ve bütün ortakların nasıl birlikte çalışabileceği için iyi bir örnek oldu”

Londra Başkan Yardımcısı Nicki Gavon’a göre Dünyanın önde gelen kentleri için gelecekteki en büyük sorun iklim değişikliğidir. “Kent yöneticileri olarak bizi, İklim değişikliği ağır basan politik zorunluluklarla karşı karşıya bırakmaktadır” “2050’de dünya nüfusunun 80%’i kentlerde yaşayacaktır. Kentler dünya enerjisinin 75%’ini tüketmektedir bu sebeple de büyük oranda CO2 emülsiyonundan sorumludur. Artık bir eyleme ihtiyaç duyulmaktadır”.

Londra, kent merkezine giren araç sahiplerine uyguladığı tıkanıklık vergisi ile kısmen karbondioksit emisyonunu düşürmüştür. Gavon “Araçlar CO2 emisyonunun sadece 20%’ini oluşturmaktadır”, “Londra’daki emisyonun 70%’i binalardan kaynaklanmaktadır” demektedir.

Londra’da nüfusun önümüzdeki 10 yıl içinde 8 milyonu geçmesi bekleniyor ve pek çok küresel kent gibi gelişen toplu taşımaya yakın daha yoğun, daha karma kullanımlı ve karma imtiyazlı (özel konut, sosyal konut ve kilit çalışanların barındıracak) gelişmelerin arayışındadır.

Özellikle küresel öneme sahip olan kentlerin artan önemi geniş bir şekilde kabul edilirken, onların üzerindeki baskı kesinlikle homojen değildir ve tek standart bir çözüm söz konusu değildir. Gelecek ile yüzleşme gönüllülüğü ortak sahip olduklarıdır.

Kopenhag: Ulaşım Ve Kamusal Alanı Dönüştürmek

Kopenhag’da bisiklet kullanımı otomobil kullanımının yerini almıştır ve öteki dünya kentlerinin hevesle izlemeye çalıştığı bir örneği sağlayarak kamusal alanda büyük iyileştirmeler gerçekleştirmiştir.

1970’lerdeki petrol krizinden sonra Kopenhag kentte bisiklet kullanımını cesaretlendirmeye yönelik kesin bir hamlede bulunmuştur. Bisiklet yol ağı oluşturulmuş ve kent genelindeki trafik ışıkları kavşaklarda bisikletlerin araçlardan 10sn daha erken hareket etmesini sağlayacak şekilde ayarlanmıştır.

1990’dan itibaren kentteki bisiklet kullanan sayısı ikiye katlanmıştır. Evden işe seyahatlerde 36% bisikleti, 23% arabayı ve geriye kalan çoğunluksa toplu taşımayı ya da yürümeyi tercih etmektedir. Artık kente araçlardan çok bisikletler girmektedir ve kent bunu büyük bir başarı olarak görmektedir. Yerel mimar Jan Gehl, “diğer kentlerden gelenler bize trafik nereye gitti diye sormakta” demiştir. “Şimdi en büyük sorunumuz bisiklet yollarındaki tıkanıklık”.

Tüm kent meydanları artık araçtan arındırılmıştır. “Kente araba ile girmek yavaş yavaş zorlaşıyor. İnsanlar park edemeyince araba kullanmıyorlar”. “İnsanlar yavaş yavaş seyahat etmek için başka yollar buluyor. Bu da çok daha kaliteli bir çevre yaratacak ve daha fazla insanı çekecek” demektedir.

Bugün kent merkezi 20 yıl öncesine göre yazın herhangi bir günü 4 kat daha fazla insan çekmektedir. İnsanlar gerek hafta içi gerekse hafta sonu çok daha fazla zaman harcamakta ve akşamları daha uzun süre kalmaktadır. Gahl, “Eğer iyi kalitede kamusal mekanlar sağlanırsa, istekli bir şekilde kullanılır. Planımız banliyölerde ve banliyö merkezlerinde de bunu gerçekleştirmektir” demiştir.

Kopenhag’daki bisiklet yollarını genişletmek için planlar geçtiğimiz günlerde açıklandı ve kamusal yaşamı ve kamusal mekanlarla ilgilenmesi için ayrı bir ofis oluşturuldu.

Barselona: Bilgi Tabanlı Ekonomiye Dönüşmek

Barselona’nın kendini bir dünya kentine dönüştürmedeki başarısı oldukça iyi bilinmektedir ama kent kendini gelecek için büyük planlarla geliştirmeye devam etmektedir. Bir kent olarak geniş kamu yatırımlarını çekmede, kentin yeni imajını ifade etmede ve algılanışı değiştirmede, Barselona’nın neler sunabileceğini gösterme açısından 1992 Yaz Olimpiyatları önemli bir rol oynamıştır.

Barselona Ekonomi Kurulundan Francesc Miron “Olimpiyatlardan sonra şehir çok daha fazla zorlukla karşılaşmıştır. Daha azı ile daha fazla şey gerçekleştirmek ve yatırımlardan kar elde etmek önemliydi” diye açıklamaktadır.

“Teşvik edici stilimiz ve finansal stratejimiz değişti” demektedir. “Barselona haritaya yerleşmiş ve kendi markasını oluşturmuştu. Artık kümemizi değiştirmiştik ve şimdi biz en iyisiyle yarışıyoruz. Artık gidip kendimizi tanıtmamız yeterli değildi. Bizim ürünü satmamız ve yerleştirmemiz gerekiyor”

Yapmamız gereken ilk iş aynı büyüklükte ve gelişmenin aynı etabında olan diğer dünya kentleri ile karşılaştırdığımızda bir farkı olan ve değer katan kentsel sektörü tanımlamaktı. Lojistik, tasarım, üniversiteler, gayrimenkul, finans, medikal sektör, uzay ve havacılık ve dijital ve bio-teknik sanayi gibi eylemler dışarıdan en çok iş çekecek olan eylemler olarak düşünülmüştür. Bunlar bir kez tanımlandıktan sonra, kenti teşvik edici strateji değişmiştir.

Miron “Oldukça başarılı Olimpiyat işbirliği deneyiminden sonra, özel sektörden aktif bir katılım bekledik” demektedir. Şimdi Barselona markasını bir değer olarak kullanan ve özel sektör tarafından idare edilen 10 yeni kamu/özel işbirliği platformu mevcuttur. Her birinin kendi kilit pazarına yaklaşmada kendi bütçesi ve stratejisi bulunmaktadır.

Miron “Kentler arasındaki yarışma bisiklete binmek gibidir: Eğer pedalı çevirmezseniz düşersiniz. Ancak külreselleşem bizi artan bir şekilde birörnek yapmaktadır, bu yüzden var olmaya devam edebilmemiz için bizim farklılığımızı oluşturarak ortaya koymamız gerekmekte” diye devam etmiştir.

Kent, parasal yatırım (Olimpiyatların 5 katı bir bütçe ile) ve alansal büyüklük(2.000ha) açısından tarihindeki en büyük dönüşüme girişmiştir. Plan Delta, üçüncü bir havaalanı pisti ve yeni bir terminalivde içererek liman ve lojistik aktivite alanını 200ha’dan fazla genişletecektir. Hızlı trenlerle Madrid’den 2.5 saat, Paris’tende 4 saat gibi bir sürede Barselona’ya erişilmesine imkan verecektir.

22@BCN olarak adlandırılan proje 200ha’luk kent merkezini 3 milyon metrekaresi High-tech işletmeler için ayrılacak olan yeni finansal aktiviteleri barındırabilmesi için dönüştürecek.

Miron, Sorun mülkiyetin kamu değil de özel mülkiyet olmasıdır diye belirtmiştir. “bu mülkleri bizi ilgilendiren kullanımlara çevirebilmek için kent konseyi, son kullanıcının high tech bir eylem olduğunu temin etmeleri şartıyla geliştiricilere bir takım teşvikler sunmaktadır. Kentin atmosferi yaratma ve yeniliği cesaretlendirmekte ve bunu yeni bir iş faaliyetine vücut verirken kentin en büyük potansiyellerinden biri yapmaktadır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir