MİMDAP
İstanbul için yapılması düşünülen büyük kentsel düzenlemeler için davet edilen ünlü altı mimar projelerini İMP tarafından kurulan jüri önüne çıkardı. Basın ve sınırlı sayıda izleyicinin de bulunduğu toplantıda proje sahipleri kurgularını jüriye anlattılar. Jüri tasarımcılara projeler üzerinde çeşitli sorular yöneltti.

Değişim-dönüşüm alanları olarak belirlen merkezler Kartal ve Küçükçekmece. Davaetli olan yarışmacılar ise Zaha Hadid, Massimiliano Fuksas, Kisho Kurokawa, Kengo Kuma, Ken Yeang ve Winy Maas’ın önderliğindeki MRDV idi.

Büyükşehir Belediye Başkanı ve mimar Kadir Topbaş, 2050 yılı için öngörülen 20 milyon nüfusun iyi yönlendirilememesi halinde, İstanbul’un çok daha ciddi sorunlarla karşı karşıya kalacağını söyleyip, İstanbul’un dünya metropolleri arasında yerini almasının kentsel mekanlarda yaşam kalitesini arttırmasıyla mümkündür dedi. Kentsel dönüşüm projeleriyle hedeflediklerinin “İstanbul’un kimlikli ve çevreye duyarlı yeni merkezlere dönüştürülmesi “ olduğunu söyleyen Topbaş, Kartal ve Küçükçekmece’yi seçtiklerini konuşmasında belirtti. Üstelik, bu alanların ortak özelliğinin terk edilmekte olan yerleimler olduğunu ve eğer planlı yeni bir gelişme önerilmezse birer çöküntü alanı haline geleceğini vurguladı.

Büyükşehir başkanına göre uzmanlarından aldığı bilgi neticesinde tablo bu şeklideymiş. Bu tabloya, yaklaşan deprem yüzünden zorunlu olarak eldeki yapı stoku ve sorunlu yerleşmelerin rehabilite edilmesi gerçeği de ekleniyor tabi.

Ortaya konulan fikir projelerin 5 Nisan’da sergileneceği, daha tartışma açık olduğu ve gündeme getirilen çalışmaların uygulama projesi olmadığı belirtilmiş olsa bile bu büyüklükteki projelerinin kamuoyuyla, meslek ortamıyla paylaşılmasının önemli eksiklikler içerdiği açık sözlülükle ifade etmeliyiz.

Yabancı tasarımcıların daveti

Bu alanların dönüşümüyle ilgili olarak sadece ünlü altı grubun davetli olması yadırgatıcı yanlardan biri şüphesiz. Belirli tepkilerin haftalardır belirtilmesi karşısında İMP başkanı Hüseyin Kaptan konuşmasında “düzenlenen yarışmaya Türk mimarlarının katılmamasının büyük bir kayıp olduğunu ve bundan sonra gerçekleştirilecek olan süreçlerde önde gelen Türk mimarların da sürece dahil olması için elinden gelen her şeyi yapacağını” söyledi. Ancak bu sözler tepkileri izale etmeye yönelik gibi duruyor.

Çünkü, bu süreci kurgulayanlar bu yarışmayı bir günde açmadı. Üzerinde konuşmalar yapıldı, komisyonlar kuruldu. Bizzat o kurumun başkanı sıfatıyla işin başında bulunan Sayın Kaptan, bu söylediklerini o halde niye gerçekleştirmedi? Anlaşılması zor gerçekten.

Diğer taraftan sürecin sadece yabancı mimarların görüş ve yarışmasına açılmış olmasına ciddi tepki veren tek kurum Serbest Mimarlar Derneği oldu. Kamu çıkarını ön planda tutan meslek odası bu konuda “sesini” çıkarmadı. Programına ülke mimarlarının yaşanan büyük değişim sürecinde yeni şartlara uyumunu, niteliğinin değiştirilmesi için acil çabaları koymayan, ama bunlardan da önemlisi akreditasyon sürecinde ülke mimarlarının yok edilmesini önleyecek “geçiş süreci” önermeyen meslek örgütlenmesinin bu girişimlere ses vermemesi doğal herhalde.

Kentsel dönüşüm için düğmeye basılmıştır

Bu proje uğraşıları, ‘kentsel dönüşümü’ hedef olarak koymuş bu yerel-merkezi iktidar ve yönetimin, kaynak bulma ve kamuoyu çalışmasının bir parçasıdır. Ortada üstünde konuşulacak bir fikrin, projenin olması ilk adım için şarttır ve şu anda bu aşama yaşanıyor. Tabi bu projelerin hemen hayata geçirileceğini de beklememek gerekir. Bir süreç işliyor sonuçta. Siyasal erk şu anda İstanbul’u dünya kenti, küresel kent,… yapmak istiyor ve mega projeleri planlıyor.

Bu büyük değişim projelerinde kentli katılımı, demokratik yapının çalışmalara müdahalesi, meşru ve kurumsal yapıyla güven veren bir çalışma düzlemi görülüyor ki henüz kurulamamış. Bu ortama meslekleri olduğu için bir kentli olmaktan daha fazla katılan mimarlar plancılara ne demeli. Daha net, daha geliştirici ve ortamı kolaylaştırıcı ortak bir tavırları yok.

Yapılması düşünülen işler büyük olmasına büyük ama bunu taşıyacak, sonuna kadar tartışacak bir yapı kurulamamış. Eskiden bürokrasi her şeyi planlardı. Her şeyi devletin memuru bilirdi ve sorgulamak çok zordu. İMP ile ortaya konulan modelde ise bu büyüklükte projelerin henüz kotarılabileceği, devasa yapısı ve danışmanlıklarına rağmen katılımın organize edilebileceği bir doku oluşturulamamış olduğu görülüyor. Belki de tasarrufları “tavsiye niteliğinde” sayılacak bir kuruma bu kadar iş yüklemek doğru değil.

Planlamayı yönetmek ve kentli katılımı sağlamak asıl görevi olması gerekirken bu kurumun yer yer kendisinin plan yapması anlamlı mı? Bu tavrın geçmiş bürokratik “ben bilirim” zihniyetinden farkı nedir o zaman. Yasal ve hukuksal gelişmelerin fiili gelişmelerin ardından gidebildiği ülkemizde ortaya çıkan yeni kurumların, üstelik meşru zeminleri olmadan “eksiklikleri giderme, boşlukları doldurma,…” alışkanlığındaki çalışmaları toplumsal katılım temellerini de kuramaz ise ciddi bir karmaşayı ortaya çıkarır. Toplumsal dinamikleri perdelemiş, yapmaya soyunduğu iş üzerindeki temsiliyetleri boşa çıkarmış, sadece rantı planlayan çevrelerin arkadan dolaşan gizli emellerine meydan bırakmış olur.

Bu yönde oluşabilecek gelişmeleri fark etmeli, elimizdeki olanaklarla kekremsi tadı değiştirmeye çalışmalıyız.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir