ASLI ÖZBAY / Yeni Mimar
Mimarlar Odası İstanbul Şubesi’nin bu seneki genel kurulu, uzun zamandır yaşanmamış bir rekabete sahne oldu: Seçimlere 2 liste katıldı ve son 10 güne sıkışan mücadele öyle heyecan yarattı ki, İstanbul Şube’de yıllardır en çok 600-800 mimarın katılımıyla gerçekleşen seçimlere bu sene 2500 kişi birden katıldı. Şubeye ilk kez aday olan MİM (Mimarlık İçin Mimarlar) grubu 800 oy almayı başarırken, şubeyi yaklaşık 20 yıldan buyana yönetmekte olan ÇDTM (Çağdaş Demokrat Toplumcu Mimarlar) grubu oylarında patlama yaparak 1700’e yakın oy toplamayı başardı. 13758 mimarın kayıtlı olduğu İstanbul Şube yönetiminin yıllardır alışık olduğu az katılımlı genel kurullar nedeniyle belirlediği anlaşılan İTÜ Taşkışla’daki 250 kişilik salon, bu heyecanlı rekabetin çelişkili simgelerinden biri olurken, MİM grubunun genel kurul tartışmalarında çok sınırlı bir katılımla temsil edilmesi de eleştiri konularındandı.

Süreci besleyen tartışmaların esas zemini ise, kısmen güncel gazete ve TV kanalları yanısıra, MİMDAP.org ve ARKİTERA.com sitelerindeki “mimarlığa yol açın” başlıklı forumlardı. Bu sitelere günler boyu gönderilen yüzlerce mesaj sayesinde mimarlık ortamı kendisini ilk kez bu denli yaygın ve katılımcı bir seçim tartışmasının içinde buldu. Oda birimleri ve yönetimlerinin eleştirilerini de barındıran tartışmalar Genel Merkez Yönetimi’nde rahatsızlık yarattı ve MYK (forum katılımcılarınca muhtıraya benzetilen) bir uyarı metni yayımladı. Eleştirilerin önemli akslarından biri, yöneticilerinin yıllardır ‘demokrasi, şeffaflık, katılım…’ kavramlarını dilinden düşürmediği Oda’nın web ortamlarında değil de, dışarıda sürdürülüyor oluşuydu. Bu durum pekçoklarınca, Oda birimlerinin henüz örgüt-içi demokrasinin bile gereklerini yeterince özümsemediğinin kanıtı sayıldı. Oda imkanlarının iktidar grubu lehine kullanıldığı suçlamaları da sıkça vurgulanan demokrasi ayıplarından sayıldı. (Sürecin en tartışılır alanlarından olan mesnetsiz ‘neoliberal sömürü taraftarlığı’, ‘küresel sermaye işbirlikçiliği’ vb suçlamalar faslını değerlendirmeyi bu yazının dışında bırakıyorum.)

Istanbul Şubedeki gelişmeler önemliydi çünkü üyelerin %41’i burada ve bu ağırlık merkez yönetimine, dolayısıyla herkesi ilgilendiren meslek politikalarına da yansıyor. YENİ MİMAR 58. sayısında, İstanbul’daki seçim sürecinin başkan adayları olan Atilla Yücel ve Eyüp Muhçu röportajlarını yayımlayarak, tarafların durumu nasıl değerlendirdiğine ışık tutmaya çalıştı. Bu sayısında ise örgütün geri kalan bölümünde demokratik süreçlere ait bir durum saptaması yapmak amacıyla, 23 şubeye aşağıdaki soruları yöneltti:

1. Şubeye kayıtlı üye sayısı nedir?
2. Seçimde oy kullananların sayısı kaç oldu?
3. Seçime kaç grup katıldı? Oy oranları neydi?
4. Geçtiğimiz yıla göre seçime katılımda artış veya azalma oldu mu?
5. Başkan ve yönetim kurulunda değişiklik oldu mu?
Israrlı bir takip sonucu 19 şubeden – eksik de olsa – gönderilen bilgiler sayesinde bazı tespitler yapabilmek mümkün. Bu arada, bilginin temininde karşılaşılan sorun ve eksiklerin, demokratik olgunluğumuz açısından düşündürdüklerine de bir göz atmakta yarar var:

• 2008 seçimlerine ait hiç bilgi alamadığımız Adana, Hatay, Trabzon, Van şubeleri belki gelecek sayıya bu eksiği tamamlayacaklardır.
• Sorulara eksiksiz cevap gönderen şube ise neredeyse hiç yok.
• Özellikle 3 no’lu sorunun rahatsızlık yaratması, olağan ve ulaşılabilir kılınması gereken bu bilgileri vermeme ısrarındaki örgütümüzün, demokratik gelişmişlik konusunda alacağı yol olduğunu gösteriyor.
• 3. ve 4. sorular çoğunlukla cevapsız kalmakla birlikte (katılımcı sayısı ve oy dağılımlarından yararlanarak) 2’şer listenin yarıştığı Ankara, İstanbul, İzmir, Antalya; ve 3 listenin yarıştığı Bursa şubeleri dışındaki 15 şubede genellikle tek liste ile seçim yapıldığını söyleyebilmek mümkün.
• 5. Sorunun cevapları, geçen dönem ekiplerinin büyük ölçüde aynı kadrolarla yönetime devam ettiklerini gösteriyor.
• Seçimlerde yaşananlar, şubelerin web sitelerinde detaylarıyla anlatılmıyor, istatistik bilgilere yer verilmiyor. Sonuçlar sadece seçilen kurulların isimleriyle yer alıyor.
• Şube delegasyonları (oransal temsiliyet uygulanmadığı için) tümüyle iktidar grubunun görüşlerini temsil eden üyelerden oluşuyor.

22.jpg

Şimdi sıra 18-19 Nisan’da Ankara’da yapılacak Genel Merkez Kurulu’na ve 20 Nisandaki genel seçimlere geldi. Burada karara bağlanacak yönetmelik değişiklikleri, geçmiş dönemin değerlendirilmesi… vb konularda artık, şubelerde seçilen delegeler söz ve oy sahibi. 1039 delegenin dağılımındaki ağırlıklar ise, en düşük katılımların gerçekleştiği üç büyük kentteki oy oranlarının belirleyiciliğini açıkça ortaya koyuyor.

19 Comments

  1. bu tablolardan görülen başta Aslı hanımın sorguladığı demokrasi ve şeffalığın “nasıl” gerçekleştiğine açık bir yanıt niteliğinde. varılan sonuç,
    1. mimarlık oda söylemi üç büyük il tarafından belirleniyor
    2. aslında bunların içinde de bir şube tarafından
    3.bu büyük iller şubelerinde bir katılım felaketi yaşanıyor ve delagasyon sistemi açıkça dengesiz oluşuyor
    4. genel olarak oda üyeleriyle bir katılım problemi yaşıyor
    5.odanın yönetim kurulları buna karşın çok sert söylemlerle geçiyor, özellikle yönetimi elinde tutanlar suçlamalarda bulunuyor.
    6.çoğunlukla kimse değiştirmeye kalkmıyor, mevcudu korumayı daha hayırlı buluyor.

    bu işleyişe demokratik yönetim deniyor. ülke mimarlarını temsilen bu heyetler medyada yer buluyor.

    Aslı Özbay’ın yazısını delege oranlarıyla bize daha iyi anlatan Necibe hanıma teşekkürler.
    Gerçekten durum anlaşıldı.
    Saygılarımla.

  2. Aslı hanımın yazısında ve örneklediği tablolarda görüldüğü gibi mimarlar odasının belirleyiciliğini üç büyük ilin şubeleri yapmaktadır. Bunlardan da İstanbul ikisinden fazladır. Diğer il odaları bu tabloda cılız bir yer kaplamaktadır.

    Ama bu üç ildeki seçimlere üye katılımı oransal olarak üç ilden çok düşüktür. Üç ilin ortalaması %16 gibi. (Bu ortalamanın İstanbul’un bu yılki rekor katılımı ile gerçekleştiğini, daha önceki yıllarda katılım oranının % 6 civarında olduğunu söylemeliyim)

    Yani demokrasi ve katılım söz konusu ise küçük il şubeleri daha başarılıdır. Büyük illerde demokratik katılım çok düşüktür. Ve bu katılım düşüklüğüne rağmen kontenjandaki delegelerin tümü seçilmekte ve genel merkez kongresini oluşturmaktadır.

    Yaklaşık 32 mimarın 1 delege seçeceği öngörülmüş ve buna göre delagasyon illere dağıtılmışken bu seçimlerde Bursa’da seçimlere katılan 18 kişi 1 delege seçmiştir. Yine Kayseri de 8.4 kişi 1 delege seçmiştir. Büyük şubelerden İstanbul’da 6.1 kişi 1 delege seçerken Ankara’da 4.6 kişi 1 delege seçmiştir.

    Bursa’da 18 kişi fiilen 1 delege yollarken Ankara’da 4,6 kişi 1 delege yollamayı ‘başarmış’ tır. Ama seçilen bütün delegelerin hepsinin genel kurulda 1 oyları vardır.

    İsterseniz buradan da bir bakın ve şeffalığı, demokrasiyi ve daha da önemlisi katılımı gözleyin. Bizim odalarda ve yayın organlarında en çok konuşulan konulardan olan katılımın kendi demokratik ortamında neden bir türlü gelişmediğini %50 yi geçen şubelerin ne kadar az olduğunu düşünün.

    Düşünelim. Çok sahip çıkılan mı yer yer terk edilen bir oda mı? Çok sevilen mi, çok lüzmlu görünmeyen bir oda mı? Bunları da düşünmeli, çok övdüğümüz ve nerdeyse kutsadığımız “genel kurul”ların naıl katılım yoksunu olduğunu gözden kaçırmayalım.

    Saygılarımla.

  3. Genel merkez seçimi için bir süreç başlarken benim mütavazi düşünceme göre, bir çekişmeden, farklı fikirlerin tartışılmasından çok il örgütleri arasında oda yapılanması temsiliyetinde var olmak üzerine “oda içi” bir mücadele sürecek. Yine kanaatime göre bu ‘mücadele’ kongrenin yapıldığı salon sınırları içinde kalacak.

    Çünkü, genel merkez düzeyinde yeni bir program, farklı bir mimarlık ortamı talebi ile ortaya çıkabilecek bir dinamik şu ana kadar görülmemektedir. Her ne kadar “başka bir mimarlık mümkün” diyen dostlarımız bulunsa da…

    Sevgili Salih ile bundan bir dönem önce İstanbul Şube seçimlerine DEMOKRAT MİMARLAR grubu olarak katılmış, hatırı saylır bir çalışma programı yayınlamıştık. Bu tartışmalar o gün yine başta mimdap olmak üzere çeşitli yayın organlarında yer almıştı. Hatta o genel kurulda tezlerimizi savunmuş, akabinde mimarlık dünyasının tanıdığı iki büyük ağabeyimizinden “turuncu devrim” yapmak istiyorlar türünden suçlamalarla karşılaşmış, mimarlara mektup bülteninde suçlanmıştık.

    AB den mesleğin yapılışına, mimarlık eğitiminden kentsel alan açılımlarına kadar herşeyi kendi birikimlerimiz doğrultusunda ortaya koymuş, “başka bir mimarlık mümkün” demiş ve bunu hayata geçireceğimizi ifade etmiştik.

    Şimdi duyarlılık gösterip seçim seçim dolaşan Ankara’lı dostlarımız sevgili Salih’in de, benim de içinde bulunduğum bu program üzerine eğilmemişlerdi. Yorum yapmamış, görmemiş gibi davranmışlardı. Mevcut yönetim ise bizim için, onlar “rantçı ve AKP” li demişti. Yani bu AKP li yalanı iki yıl önce de söylenmişti. Şimdi kendi duyarlılıklarıyla şube seçimlerini izlediğini söyleyen Ankara’lı dostlarımızın bu geçmişi hesaba katıyor olmalarını beklerdim. Ve buna rağmen burada (Salih arkadaşımızı ayırıyorum, o MİM grubuna destek imzası vermedi, kendisinden de talep edilmedi çünkü…) benim gazete duyurusunda destek verdiğim MİM grubunun yayınladığı programı da okuyan (kusura bakmayın ama…) olmamış. Yazılanlar okunmuyorsa, örgüt içi sözlü enformasyonlar tek geçerli “bilgi” kaynağı olarak kabul edilip, eski dostlara “nedir bu durumun aslı faslı” diye bir telefon bile edilmeden yollara düşülüyorsa eski değimle “çekin kuyruğunu gitsin” arkadaşlar.

    Meslek odasını, kamusal görevlerini, topluma karşı ödevlerini, mesleğin gelişmesini, mimarlığın toplumla buluşmasını, mimarlığın etkinleşmesi ve daha yapılabilir olmasını tek bir perspektiften okumak, mevcut yönetme biçimi dışında bütün diğer yolları kapamak, tekçi düşünce şeklini diğerlerine dayatmak, farklılıkları zenginlik değil örgüt içi ayıklanması gereken maraz unsurlar olarak görmek, farklılıkların yaratıcı enerjisini hiç hesaba katmamak ve mümkünse onları yok saymak,… Bu perspektifle mi “başka bir mimarlık” mümkün olacak?

    Bir kaç noktayla değindiğim bu olumsuzları dostça, yer yer arkadaşça, meslek odasının demokratik her platformunda gerçekten daha etkin daha toplumsal görevlerini yapabilir bir oda olması için yıllardır yapageliyoruz. Bir günde ortaya çıkmadık ve kafamızı ilk uzattığımız yerden “cırt” demiyoruz hrhalde.

    Ama yönetim erkini elinde tutanların paylaşıma, demokratik ifadelenmeye olanak verecek perspektife sahip olmadıkları zaman nasıl yıkıcı olabildikleri, bence kendi pratiğini bizzat yaşadığım altı senedir çok nettir. Tanık olduğum bölümde ise yaklaşık yirmi senedir böyledir. Şimdi bu bu tarihsel süreç böyle okunmuyorsa, oda seçim süreçlerini belli birikimlerin, belirli tutumların kendisini daha geliştirmesi ve hayata daha fazla müdahale edeceği, yaşamla mimarlığı buluştururken “başka bir dünya mümkün” noktasına gelmek için var olacağı alan olarak değil de, herkesi tahakkümü altında tutacağı makro bir sistem kurma staratejisi olarak algılanıyorsa, bu mantığın tümüne karşı çıkmak en birinci ödevimizdir elbet. Üstelik bu gün olduğu gibi isimlerimizin üzerine ne derlerse desinler. Üstelik bu gerçekliği bir kısım dostlarımız atlamış, günün gereği başka noktalara geçmiş bile olsalar.

    Meslek odasının genel kurulu ne yazık ki toplumsal bir hamlenin, mimarlık için yeni bir oluşumun habercisi bugün için değildir. Bu yapının kendini sürdürmekle ilgili bir sorunu vardır ve “kendini her şart altında sürdürmek” için yapı bütün olanaklarını kullanarak savunma yolunu seçmiş, kendi dışına olduğu gibi kendi içindeki bütün dinamiklere de ortak aklını kapatmış görünmektedir.

    Bundan dört yıl kadar önce mimdap.org ilk yayınlandığı dönemde sitenin başında önemsediğimiz şu tümce yer alıyordu: “Düşünce özgürlüğü zorunluğu olarak bireysel özgürlüğün içselleştirilmiş olmasına bağlıdır. Mimar olarak kabul edemeyeceğimiz şey düşüncelerimizin bir başkasının güdümünde olmasıdır. Düşünce özgürlüğünün savunulması çizgisini mimdap.org’ un temel ilkesi olarak kabul ediyoruz.” Bu sözleri o zaman niye ettiğimiz şimdiki gelişmelerle çok daha fazla örtüşüyor.

    Şeffalık ve demokrasi burada anahtar sözcüklerden biridir şüphesiz ama asıl olarak ortada asılı duran sözlerden daha çok sözlerin de arkasında yatan manalar, manaları oluşturan “odanın etkili noktalarında var olma isteği” konuşmaların arkasından taşmaktadır. Şüphesiz bu durum bir erk tartışması, erke sahip olma mücadelesidir. Başka da bir şey değildir. Mimarlığın sözü ve kendisi bu erk mücadelesi içinde çok gerilerde bir yerde unutulmuştur.

    Saygılarımla

    Hasan Kıvırcık

  4. Laik kesimlerin Türkiye’de çok sık yaptıkları bir yanlış var. Kendi kısa vadeli politik çıkarları için toplumu tehlikeye atmak.
    Bir süredir bulunduğum çevrede “Türkiye’nin en aydın bildiğimiz, en iyi referansları verebilen, mimarları, en önde gelen mimarları akpartiliymiş” dedikodusu dolaşıyor. Ve bir kısım meslektaşımda da “zaten laik kesimin demokrasiden anladığı yok” işte kanıtı düşüncesi oluşmaya başladı. Seçim döneminde daha önceki seçimlere katıldıkları zaman gördüğümüz yüzde beşlik dinci parti sempatizanı oranları da yükselmeye başladı. En azından destek bulmaya başladılar. Bundan sonra oda yönetiminin yaptığı her hata -ki armada otelde yapmaya başladılar bile- Akpartinin ekmeğine yağ sürecektir.
    Halbuki söylememe bile gerek yok MİM grubunun Akparti ilişkisi mevcut İstanbul Şube Yönetiminin çok gerisindedir, hatta yoktur. Ayrıca önerdiği açık platform (doğal olarak demokratik, doğal olarak katılımcı, doğal olarak laik…) düşüncesi ise Türkiye’de teokratik ve totaliter düşüncelerin karşısındaki en büyük güçtür.
    Laik kesim çoğunda kendi yarattığı bu tür durumların sonucunda sözgelimi İstanbul Belediyesini Akpartiye kaptırdı. -Hemde çok uzun bir süre için- Yine aynı şekilde birçok sendika, sivil toplum örgütü yavaş yavaş onların eline geçti. Benzer dirayetsizlikler nedeniyle -örneğin Sözen zamanında Turing Kurumu bir çok alandan tasviye edilmişti, şimdi Turing tesisleri şerbet için sakallı çarşaflılarla dolu- Kimse buna neden olanlardan bunun hesabını sormadığı için de günümüzde Türk Solu içler acısı durumlara düştü.
    Bu gün de Mimarlar Odasında aynı oyun oynanıyor. Eyüp Efendi kalkıp Armada otelinde “Akpartinin oyununu bozduk” diyebiliyor, daha da acıklısı toplantıya katılanlar “siz bir yalanı bize bu kadar rahat nasıl söyleyebiliyorsunuz? ” diye soramıyorlar. Muhtemelen küçük hesaplar yüzünden.
    Atatürk’ün çok sevdiğim bir sözü var: Cumhuriyet diyor “fikri hür vicdanı hür insanlar ister” ve bu nedenle demokrasi çok zor bir yönetim biçimidir. Çünkü yalancılara değil nitelikli insanlara gereksinim duyar.
    Umarım “mevcut yönetimin” yarattığı bu ortam daha fazla devam etmez. En azından bu tür toplantıların muhatapları da “akıl tutulmasına” uğramazlar.

  5. Toplumsal mücadelede aktörlerin rolünü abartmamak gerekir,tabii hiç yokmuşçasına da değerlendirmek doğru olmaz..Şimdi ben çeyrek asırdır Oda mücadelesinin şu ya da bu şekilde içindeyim,1990’lı yıllarda Talancı-Dalancı denilmesi bende alınganlık yaratmadı,2 sene önce rantçı-AKP’li denmesi de doğrusu pek etkilemedi..Oda mücadelesininin bende oluşturduğu değerlendirme-ilişkilendirme ve önerme sezgimden kaynaklanan teorik çıkışı ve pratik duruşu sergiledim..Ne kadar yeterli oldu bilmiyorum ama seçilmemişlerin demokrasi konusunda vardığım bugünkü aşamada Oda’da henüz seçilmişlerin demokrasisinden bile bahsedilemiyor olması 54 yıllık tarihinde Oda’nın durumunu sanırım yeterince açıklıyordur.Özetle AKP’liler geliyor üzerinden siyaset yapılarak yönetimin alınmasını çok da umursamamak gerekir diye düşünüyorum,en azından 800 oyu alan bu karşı duruş/muhalefet 2 yıllığına AKP’li olarak dillendirilmeyecektir..Söylenmiş ve geçmiştir,sonuçlarının yarattığı olumsuzluğu Şube Yönetimi yaşayacaktır..Çünkü;yazılanlar-çizilenler-söylenenler yok sayılamaz…Unutmamalıyız ki ”Mimarlar Odası’nın gücü mimarların örgütlü gücüdür.”

  6. Salih bey, DİMP tarafından özetlenen iki gün önceki İstanbul’da yapılan mimarlar odası şubeler arası toplantıda İstabul şube başkanı Muhçu “AKP odayı almak istedi buna engel olduk” demiş.

    Yine Ankara’dan Karakuş, “biz şube seçimlerine müdahale etmedik” demiş.

    Bu yazının başlığı şeffalık ve demokrasi idi.

    Tablo ortada ve bence şeffalık da yok demokrasi de.

    Siz umudu kesmemek lazım derken şühsesiz haksız değilsiniz. Ama ortamdaki sis perdesi aralanmış değil ve gebel merkez seçimlerine giderken yine kurt kuzuyu yavaş yavaş punduruna getirirken, kuzu da “ülke için, oda için doğru” yaptığını, müdahale değil kendi görevlerini yerine getirdiklerini söylüyor.

    Salih bey yine deneyimli olduğunuz için bilirsiniz, şu anda mimarlar odası temsiliyeti tek kutuplu dünya düzenine oğru gitmiyor mu? Bu günün siyasal ortamına uyar mı bilmiyorum ama AKP nin %47 siyle bu defa çoğunluk diktası kurma isteğine benzemiyor mu?

    Saygılarımla

  7. umudu kesmemek mücadeleci olmak muhalif aydın konumunu muhafaza etmek sakin ve kararlı olmak yılmamak …başka çare var mı…Hegel felsefesine göre var olan haklı ve meşrudur…haklı ve meşru olark var olarak bu felsefeyi ayaklarının üstüne bastırırsak başarabiliriz ancak..Zannedilmesin ki şahsıma yönelik(kişisel ve ideolojik)karalama kampanyaları yürütülmedi ve yürütülmüyor,ama bugün için durum yok sayılmaktır..Mimarlar Mektup periyodiğinin genel kurul sonrası değerlendirme sayısı bu durumun vesikasıdır..Değişime kulakları tıkamak,kulağı açık olanları da dezenforme etmek…süreç bu..örgütlü olmak ve süreklilikten başka çıkar yol yok…

  8. Ama Salih bey herkes sizin kadar dirayetli, metanetli olabilir mi? Herkes sürekli yıkıcılıkla mücadele edebilir mi? Sıradan ve yalnızca kendi işini yapan insanlar bir gün bir yerde daha iyi bir oda olsun diye ortaya çıkıp demokratik haklarını kullandıklarında o ana kadar hayatlarında yaşamadıkları bir iftira kampanyası içine düşseler ve isimleri bundan zedelense sizin söylediğiniz gibi “alınganlık göstermeyin” demek yeterli olur mu?
    Korkum, bu tür yıkıcı mücadelelere dayanıklı hale gelmek adına bu defa eleştirilen odacılar gibi olmak durumudur.
    Mesleğin çıkarlarını, ülkenin geleceğini savunalım ama bir anda karşı cephede hain gibi sıfatlanmak da öyle kolay kaldırılabilir bir vaziyet değildir. Üstelik bu haksız duruma sizin genel kurul konuşmanız gibi olanlar dışında; eski arkadaşlar dahil doğru dürüst karşı çıkanlar olmadığı sürece.
    Saygılarımla.

  9. Mimarlar Odası İstanbul Şubesinde sol ve sosyalist kökenleri olan bir danışma kurulu vardır,ve bu kurul sadece seçilmişler için değil seçilmemişler için de demokrasi talebiyle öncelikle MYK’nun oluşmasına ilişkin güncel ve giderek tüm örgüte önümüzdeki yıllarda mücadeleye katılımının sağlanabilmesi için stratejik hedefleri öngörmektedir.Takdir edersiniz ki Mimarlar Odasında yürütülen mesleki mücadele ister istemez siyasallaşmaktadır,esasen de siyasallaşmaması istenmeyen haldir.Hal böyle olunca işin içine ittifaklar-taktik ve stratejik farklı duruşlar katılmaktadır.Başta seçilmemişlerin demokrasisine ilişkin temsiliyet/katılım/çoğulculuk olmak üzere üyenin ve ürününün denetimi(proje-mus denetimi ve SMGProjesi) olmak üzere pek çok konu tartışılmaktadır.Odaya ilişkin;hattı zatında mesleğe ve ülkenin imar ve kentleşme faaliyetine ilişkin ve mimarın mesleği yapma koşullarına dair tüm meseleler yönetimde olsun olmasın tüm mimarlarla tartışılarak ortak aklın kollektif kararları birlikte üretilecektir..O yüzden daha sakin,daha yapıcı,daha olgun olmakta yarar görüyorum..Bu konudaki görüşlerimi de gerek Şube gerek merkez genel kurullarında 16 yıldır yineliyorum…Mücadeleden vazgeçmek yok,demokrasi hiçbir topluma ve hiçbir meslek grubuna tepsi ile sunulmamıştır,ayrıca alınganlık göstermenin de anlamı yoktur..Unutmayalım ki hiçbirimiz kişisel sebeplerle değil değişik aidiyetlerle bu mücadelenin şu ya da burasındayız…

  10. Antalya’daki genel kurul ile ilgili haberi DİMP’in sitesinde okuduktan ve Mimdap’ta yorumladıktan sonra DİMP’in sitesinden haberin kaldırıldığını görmüştüm yada zannetmiştim. Bir oto sansür uygulaması olduğu düşüncesiyle yukarıdaki yazıyı yazmıştım. Şimdi baktığımda haberin yan sütünda yer aldığını gördüm. Eğer benim yanlış görmem nedeniyle bu durum ortaya çıktıysa herkesten özellikle de DİMP’tekilerden özür dilerim.
    Daha önce de benzer durumları bu sitede gördüğüm için gereksiz yere hassas davranmış olabilirim.
    İnsanın adı bir kere “sansürle” birlikte anılmaya başlamaya görsün tepkiler de hassaslaşıyor.

  11. Rahmetli dedemin bir sözü vardı: “hızır hep yetişir, insanlar onu hep kovarlar” derdi.
    Nedense bu sayfada gördüğüm durum bana bunu hatırlattı. Bu arada sormak istediğim bir şey var. Acaba bu arkadaşların kocaman kocaman ve artık sadece gaz aldığı bilinen söylemler dışında somut bir önerileri var mı? söz gelimi Türkiye’yi mesken tutan yabancı mimarlar konusunda. Yada küresel sermayenin ülkemizde gayrimenkul yatırımları yapması konusunda. Yada daha çok bizleri küresel sermaye ve inşaat malzemesi üreten şirketlere pazarlamaya yarayan şu meşhur SMG konusunda….
    Duyarsam sevinirim.

  12. Şeffaflık kavram olarak çağımızın bir simgesi gibi çok ele alımıyor. Herkes kendisine sorarsanız şeffaf. Açık yönetim sürdürdüğünü iddia ediyor. Küresel çağda kitle örgütleri de mutasyona uğradı, dış dünyada etkileri kısıldıkça içe döndüler. İç alan bir yeni iktidar elde etme mahalli oldu. Burada rakipler açıktan düşman olmadıkları halde bu durum seçim kazanma kurgusuna aykırı olduğu için yalandan bir “düşman” uydurma dönemi başladı.
    Bu vaziyet açık bir hastalık. Yaşadıklarımız zaten sağlıklı bünyenin göstereceği sonuçlar değildi. Ben kendi payıma bu hastalığın geçmesini bekliyorum. Gerçi yirmi sene olmuş ama bir grup arkadaş bir gün devamlı olarak yönetimde olmaktan usanırlarsa sorun çözülür diye düşünüyorum.
    Saygılarımla.

  13. Kendi söyledikleri gibi “anti demokratiklerdir” ve buna kimsenin bu koşullarda “bir diyeceği” olamaz. Çünkü artık tanıyoruz ve böyle bir meziyeti onlardan beklemiyoruz. Sayın Özbay’ın “şeffaflık ve demokrasi ama nasıl” diye sorduğu sorunun bu şartlarda bir cevabı bulunmamaktadır. Bu sistem ve bu yönetici ekip “anti demokratiktir” kendi söyledikleri gibi, ve bu açıdan sonuna kadar doğrudur.
    Peki fakat bu oda ne olacak o halde, burayı bir geçim yeri haline getirmiş ve hiç bir şekilde oradan gitmeyi düşünmeyenler için ne yapmak lazım? Bunu da mimarlıkla uğraşanlar düşünmelidir. Zor çetrefil bir iş. Ucundan tutmakla olmuyor.
    Saygılarımla

  14. Son gelişme!
    Muhtemelen konuyu MİMDAP’da ele almamız üzerine, DİMP sitesinde yayınladığı Antalya Genişletilmiş MYK toplantısı ile ilgili kendi verdiği habere yine kendisi sansür uygulamaya başladı.
    Buna karşılık daha kapsamlı bir bildiri ile MİM grubunun savunduğu tezlere sahip çıkarak, mevcut yönetimin “antidemokratik, bürokratik, merkeziyetçi, muhalefeti sindirici, yokedici” politikasını teşhir etmeye başladı.
    Bu durumda muhtemelen Dimp’de artık “Ak Parti tarafından desteklenmektedir” Ve geceyarısı mesajlarında hedef olmalarını bekleyebiliriz.
    Bir gece İstanbul’lu mimarların telefonlarına düşen hala silmediğim “Ak Parti Mimarlık İçin Mimarlar Grubunu desteklediğini ilan etmiştir” şeklindeki bir mesajı artık “Ak Parti DİMP grubunu desteklediğini ilan etmiştir” versiyonu ile telefonlarımızda görebiliriz.
    Diğer taraftan MİM grubunun “mimarlığın önünü açın” sloganını küresel liberalizmin bir saldırısı olarak tanımlayan DİMP grubu, MİM grubunun sloganının nedenleri arasında yer alan demokrasi eksikliği, yükselen bürokrasi gibi konulara karşı çıkmaya başlaması gerçekten gözyaşartıcı.
    Bazen algılama gecikebilir ama hiç olmamasından daha iyidir.
    Şahsim adına kendilerini kutlar başarılarının devamını dilerim.

    Not:
    Buraya sansüre uğrama ihtimaline karşı DİMP’in tarihi bildirisini de koymak istiyorum sayın site yöneticisi eğer mahzuru varsa silebilirsiniz. Saygılarımla.

    Alıntı: DİMP sitesinde http://www.dimp.org/index.php?option=com_content&task=view&id=141&Itemid=1 adresinde yayınlanmıştır:

    TMMOB Mimarlar Odası 41. Olağan Genel Kuruluna Doğru…
    TMMOB Mimarlar Odası 41. Olağan Genel Kurulu yaklaşırken, Genel Kurul hazırlıkları hem Genel Merkez, hem de şubelerde çeşitli düzlemlerde yoğun bir şekilde sürüyor. Oda birimlerinin genel kurullarının tamamlanmasıyla birlikte Mimarlar Odası Genel Kurul delegeleri belirlendi. Binden fazla delege, 18–20 Nisan tarihlerinde yapılacak olan TMMOB Mimarlar Odası 41. Olağan Genel Kurulunda yeni dönem perspektiflerine dair “ortak akıl” oluşturarak 41. Dönem çalışmalarına yön verecekler.

    ——————————————————————————–

    Mimarlar Odası Merkez Yönetim Kurulu, Genel Kurul hazırlıkları çerçevesinde geçtiğimiz günlerde Antalya’da “genişletilmiş” bir MYK toplantısı düzenledi. Bu toplantının ana gündem maddeleri Genel Kurul hazırlıkları çerçevesinde değişik konularda Oda Yönetmeliklerinde yapılacak değişiklikler, SMGM ve Oda’nın bilgi işlem altyapısını yeniden oluşturmak üzere çalışmaları sürdürülen Mimarlar Odası Programı idi.

    Genişletilmiş MYK toplantısını değerlendirmeden önce; hem yaklaşan Oda Genel Kurulunda bizleri neyin beklediğini görebilmek, hem de yapılan bu hazırlıkları iyi değerlendirebilmek için geçen döneme bir göz atmakta yarar var.

    Süreçte yaşanan tüm olumsuzluklara rağmen yeni oluşan Merkez Yönetim Kurulu, çalışma programının oluşturulması sürecinde bizi umutlandırmıştı.

    2006 Nisan’ında Merkez Genel Kurulu sonrası seçilen MYK üyelerinin “dışlayıcı” olmayacaklarını gösteren tavırları, “demokratik katılımı” önemsediklerini anlatan söylem ve tutumları, programda yer alan ve yeni açılımlar getiren “ Odamız bir meslek kuruluşunun gerektirdiği araştıran, bilgi toplayan ve topladığı bilgiyi ilgililerin kullanımına sunan niteliğini geliştirmek ve zenginleştirmek durumundadır. Komitelerin araştırma bilgileri ve sonuçları üzerine politika önerileri ve uygulama seçenekleri oluşturan ve bunu yetkili organlara sunan birimler olduğu düşünüldüğünde, bilimsel ortamla etkileşime girmenin ve araştırma yapmanın önemi bir kez daha ortaya çıkmaktadır. “ sözleri ile somutlaştırılan MYK yaklaşımı bu umudumuzu artırmıştı.

    Ne varki, zaman içinde bu umutlarımızın giderek yok olduğunu gördük.. MYK çalışmaları Genel Kurul tarafından görev olarak verilen “Mimarlık Hakkında Kanun”, “Mimarlık Politikası” ve “SMGM” olarak belirlenen başlıca üç konu dışında -ki, bu konularda yapılan çalışmalar dahi yeterlilik, yetkinlik, içerik ve uygulama bakımından tartışmalıdır-

    mimarlık gündemini bir ortak eylem etrafında harekete geçirebilecek,
    kamuoyunda Mimarlar Odasının varlığının güçlü bir şekilde yankı bulmasını sağlayacak,
    meslek ve ülke gündeminde yaşanan zorlu süreçlerde, gündem belirleyecek bir ortam yaratamamış, ve bir varlık gösterememiştir.
    Umutlar Tükenmiştir.

    MYK, güncele, yeni koşullara, olup bitene ya mesafeli kalmış, ya da “tepki” vermekte gecikmiştir. Toplumda yankı bulan bir gündem yakalayamadığı gibi Meslek Ortamını hareketlendirecek, toplum ile mesleğimizi bütünleştirecek bir süreç de oluşturamamıştır.

    Bunun başlıca nedeni ise, hep dile getirilen “elli yıllık Oda politikalarının” varlığı ve geleneği ile “yetinme” halidir. Mimarlar Odası, tarihi boyunca ülke sorunlarına, kent sorunlarına, tarihi ve doğal çevre sorunlarına duyarlı olmuş, “Mimarlar Odası toplum hizmetinde” şiarını dağa taşa işlemiş, kamu yararı önceliğiyle, halktan ve emekten yana politikalar geliştirmiş ve toplumsal eylemsellikleriyle kamuoyunda bir saygınlık oluşturmuştur.

    Kütüphanesi, arşivi, yayınları, çalışmalara katkı koyan üyelerinin bilgi birikimleri ile devasa bir oylum dolduran “Oda belleği”nde bunlar yazılıdır. Mimarlar Odası’na aşina herhangi biri, mimarları ve mimarlığı ucundan bucağından ilgilendiren herhangi bir konuda Mimarlar Odası’nın ne diyeceğini bilir. Bu, mimarlar topluluğu olarak yıllardır taş üstüne taş koyarak oluşturduğumuz vazgeçilmez bir hazinedir.

    Ancak, Merkez Yönetim Kurulu’nun son basın açıklamasında da dile getirildiği gibi, dünya sürekli değişiyor, “Yeni bir dünya kuruluyor; dünya ekonomik ve siyasal alanda yeniden yapılandırılıyor. Bu süreçte devletin Anayasa’da tanımlanmış yapısı, temel görevleri, devlet-birey ilişkileri yeniden tanımlanmaya çalışılıyor”. Bu değişim, küresel sermaye diktatörlüğünün dünyanın gidişatına el koyması süreci, 30 senedir, her gün ivmesi artan bir hızla sürüyor. Yalnız toplumsal ilişkiler değil, toplumsal mekânlarımız, kentlerimiz, sokaklarımız, tarihi ve doğal çevremiz bu değişimden etkileniyor. Mesleğimiz, meslek ortamımız, meslektaşlarımız bu değişimden etkileniyor. Demokratik Kitle Örgütleri, STK’lar, Yerel Yönetimler de, bu değişimden kaçamıyorlar. Birçoğu, devletin sosyal, hukuk devleti olma rolünün yok edildiği bir ortamda sermaye ile kol-kola giriyor, postmodern devletin “yönetişim” aygıtlarından biri haline dönüşüyor. Geniş halk kitlelerinin çığ gibi büyüyen yoksulluk, işsizlik, sağlık, eğitim, barınma sorunlarından kopuyor, emek-sermaye çelişkisini unutup fonların, “yönetişim” aygıtı olmanın getirdiği maddi olanakların büyüsüne kapılıyor, emek-sermaye çelişkisini unutuyorlar. Politik misyonlarını kaybediyorlar.

    İşte bu ortamda, artık bize, elli yıllık birikimin sağladığı o müthiş hazine yetmiyor. Bu dünyanın yeniden yorumlanması, yaşanan hızlı değişim sürecinde meslek odalarının rolünün ne olacağının bulunması, tanımlanması gerekiyor. Oysa biz, yaşanan olaylara, gelişmelere, hiçbir araştırma yapmadan cebimizdeki hazinenin sunduğu olanaklarla yanıt vermeye devam ediyoruz. Bu nedenle de çevremize, kentimize, mesleğimizle ilgili gelişmelere karşı yeni politikalar üretemiyoruz. Varolan bilgi birikimimizle verdiğimiz tepkiler, yetersiz, hatta çağdışı kalıyor ve çoğu kez kamuoyunda yeterli desteği bulamıyoruz. Halk ile meslek odaları arasındaki mesafe giderek büyüyor. Demokratik kitle örgütleri, kitleselleşemiyor, üyeleri ile bile iletişim kuramıyorlar, dayanışma gerçekleşemiyor. Giderek marjinalleşiyoruz.

    İşte, geçtiğimiz iki yıla baktığımızda, bu sorunu, yakıcı bir şekilde görüyoruz.

    Odamızın, mesleğimizin önünde onca sorun varken,
    dünya değişirken, halk yoksulluk içindeyken, işsizlik çığ gibi büyürken,
    sağlığımız ve eğitimimiz özel sektörün insafına bırakılırken,
    konut ve çevre bir insan hakkı olmaktan çıkarılıp menkul sermaye pazarına sürülürken,
    AB süreci ve GATS dayatmaları ile mesleğimiz baştan aşağı küresel sermayenin talepleri doğrultusunda dönüştürülürken,
    ülkemizde yabancı mimarlar meslek hukukumuzu, kültürel yapımızı ve kentlerimizin kimliğini hiçe sayarlarken,
    Odamız yönetimlerinin bu sürece karşı politika geliştiremediğini, yani taş üstüne taş koyamadığını görüyoruz. O kadar ki, çalışma programı içerisinde yer alan “ Odamız bir meslek kuruluşunun gerektirdiği araştıran, bilgi toplayan ve topladığı bilgiyi ilgililerin kullanımına sunan niteliğini geliştirmek ve zenginleştirmek durumundadır…” sözleri ya unutulmuş yada MYK’nın öncelikli gündemi olamamıştır.

    Antalya’da toplanan Genişletilmiş MYK toplantısında da görüldü ki, iki yıldır ne yapıldı ise o, ne bir eksik ne bir fazla, önümüzdeki Oda Genel Kurulu’na taşınacak. “denetleme kurulu üye sayısının denetleme işi için yeterli olmadığından, bu sayının yediden on bire artırılması”, “şube sayısının artırılması” gibi bürokratik işleyişten gelen sorunlar, pragmatik çözüm yolları bulunarak halledilmeye çalışılacaktır. Anlaşılıyor ki, Oda Genel Kurulunda, bir demokratik kitle örgütünün misyonunu, Mimarlar Odasının ne yapması gerektiğini, önümüzdeki dönem nasıl bir Mimarlar Odası görmek istediğimizi değil, Oda’nın bürokratik işleyişini nasıl etkinleştirebileceğimizi tartışacağız. Yurdun her köşesinden gelecek binden fazla delegeye, MYK’nın hiçbir danışma kurulunda tartışmadan getirdiği “oldubitti” uygulamalar dayatılacak. Değişik nitelikte eleştirilerin olduğu SMGM gibi son derece önemli bir kurumsal varlığımız dahi, politikasızlıkla yaralı kalacak ve SMGM çalışmaları demokratik katılım ortamları dışlanarak, yine zorunlu kredilendirme, ücretlendirme, v.b sorunlarıyla birlikte yönergelerle sürdürülmeye çalışılacak.

    Mimarlar Odası Bürokrasinin Odağı Olmuştur.

    Aslında son iki yılın Oda yöneticileri bürokrasi konusunda oldukça hassaslar. O kadar ki, işi AB sürecine paralel olarak Odanın yeniden yapılanmasını sağlamak üzere attıkları adımlarla, Odayı serbest mimarın sicil muhafızı yapma noktasına kadar götürüyorlar. Bu çok doğal, çünkü eğer politika üretme niyet ve yeteneğiniz yoksa sizi bürokrasi ayakta tutacaktır. Bu amaçla daha düne kadar ademi merkeziyetçi bir yaklaşımla “güçlü oda birimleri” yaratmaya yönelik çaba içinde olan Genel Merkez, birimlerle ilişkilerini, bu ilişkide başlıca bürokratik aygıt olan bilgi işlem altyapısını ve muhasebesini, “merkezin güçlendirilmesi” doğrultusunda değiştirmeye karar verebiliyor. Şubelerini “temsilcilikleştiriyor”, hatta ve hatta “oda temsilciliğine” dönüştürüyor. Daha düne kadar “Oda-üye”, “Oda-birimler” ilişkilerinde, katılım, diyalog, dayanışma, anlayış, kavrayış, kucaklama, birlikte davranma hâkimken, bunların yerini genelgeler ve yönergeler almaya başlıyor. Birimlerinin etkinliği için çaba gösteren Şubelere baskı uygulamaktan, onlara “amir” olduklarını anımsatmaktan kaçınmıyorlar.

    Farklı görüşlere kaş çatan, “başka bir dünya, başka bir mimarlık mümkün” diyebilenlere baskı yapan, aykırı düşüncenin gelişebileceği ortamları oluşturmayan, eleştiri yöneltenleri “elinden geldiğince” cezalandıran bir anlayışa sahip olan MYK, MBÇK’ları ve kendisiyle ters düşeceğine –nedense– inandığı komiteleri ve Danışma Kurullarını çalıştırmayarak, Mimarlar Odasının katılımcı, demokratik geleneğini gözardı etmektedir.

    İşte, Oda Genel Kurulu yaklaşırken, nasıl bir Mimarlar Odasının bize reva görüldüğünü ve Mimarlar Odasının ne yapması gerektiğini, biraz da “ne yapmaması gerektiği” örneğinden yola çıkarak açıklamaya çalıştık.

    Önümüzdeki süreç her zaman olduğu gibi zorludur. Dayanışma, bilginin üretilmesi ve paylaşılması demokratik katılımcı ortamların yaratılması, bu sürecin aşılmasında kaçınılmazdır. Ve hepimize düşen görev; üyeleri ile barışık, üyelerine saygılı, katılımcı, güncel politikalar üretmeye niyetli ve istekli, birimleri ve üyeleri ile işbirliği ve dayanışma içinde bir demokratik kitle örgütü olarak Mimarlar Odasının taleplerimizi karşılayacak bir yol haritasını ve ortak eylem programını oluşturmaktır.

    Özlemimiz odur ki, 41. Dönem TMMOB Mimarlar Odası Olağan Genel Kurulunda, yurdun dört bir yanından gelen delegeler özgür iradeleri ile yeni dönem MYK ve Oda Organlarını oluşturacaktır…

    “Başka Bir Dünya, Başka Bir Mimarlık Mümkün”

    D e m o k r a s i İ ç i n M i m a r l a r P l a t f o r m u”

  15. demokrasi ve şeffaflığın en olmadığı yer mimarlar odasıdır. herşey göstermelik bir sergi demokrasisi içindir. mevcut yöneticileri rahatsız etmediğiniz sürece herkes tarafından saygı görür, odanın en iyi destekçisi gibi sunulursunuz. bir karşı eleştiriniz olursa anında aforoz edilir ve dışlanırsın. demokrasi ile tere üç şey söyle desele oda,oda oda derim.

    saygılarımla.

  16. Sayın Aslı Özbay yapmış olduğu değerlendirmeyle geçrilen şube seçimlerine serin bir şekilde dokunurken merkez seçimleri için bir panoroma ortaya koymuş.

    Oda merkezinden bu seçimler döneminde esas tartışmanın iki site üzerinden yapılmış olmasına tepki sayılabilecek bir açıklamanın yapılması manidardır. Demokratlığı 250 kişilik salonlarda, hazırlanmış programlı platformlarda sıkışık düzen ve piskolojik baskı ortamında gerçekleştirmeye alışmış yöneticiler bu kez yüzlerce insanın iletişim ortamında tartışmasına biraz bozulmuşlar anlaşılan.
    Tartışmanın boyutlarına itiraz eden ve “oda örgütlülüğünün” böyle sıradan tartışmalarla sarsıldığını söyleyenler alışık olmadıklaları ve önleyemedikleri bu düzenden fena biçimde rahatsız olmuşlardır. Aynı “merkez” seçimler sırasında yapılan dezenformasyona, ahlak dışı suçlamalara, odanın iletişim olanakları kullanılarak, personel ve kaynakları sarfedilerek yapılan çalışmalara (üstelik bunlar bir bir belgeli olarak yayınlanmış olmasına rağmen) bir şey söylemiyordu. Merkez, kendisini yaratn güce karşı çıkamıyordu.
    Bu ortamı şeffalaştıran muhalefettir. MİM grubu muhalefet olarak bu işi yaptı. Ankara’da bu olamadı. Merkez seçimlerinde muhalefet yok aslında. DİMP eski konumundan, açılımından, geniş perspektifinden çok şey kaybetmiştir. DİMP muhalefet değil merkezin yedeğine düşmüştür. Aralarındaki çelişkiler sudan, kişisel şeylerdir. İstanbul seçimlerinde kolayca yedeklenen DİMP merkez açısından bir sorun olmktan çıkmış, ‘demokratik oda seçimlerinin’ kolay aşılır figürü haline gelmiştir.
    Muhalefetin olmadığı yerde şefaflık bekleyemeyiz. “Olağan” bir genel kurul olacağı belli.
    Saygılarımla

  17. ANTİ DEMOKRATİĞİZ VAR MI DİYECEĞİNİZ?….

    İşte sonuç budur. Ağızdan mı kaçmıştır takke düşmüş kel mi görünmüştür, kalbel vuku bir durum mu ortaya çıkmıştır, akıllardan geçen söze mi dökülmüştür. Ne derseniz değin, sonuç OLUMLUDUR.

    Demokrat, çağdaş olanların gerçek durumu bu. Şimdi bu kadro İstanbul’u ve merkezi yönetmeye yine aday. DİMP için malesef birşey diyemeyeceğim, umudunu mevzi başarılara bağlamış bir teşkilat. Ama kendilerine yazar olarak seçtikleri karikatürist belki İstanbul’daki abileri ve ablalarıyla arabuluculuk yapabilir. Belki İstanbulcular taze DİMP yazarına son dönemdeki hizmetlerini göz önünde tutarak küçük bir jest yapabilirler.

    Bu tartışmaların boyutunu aşmayan, odacıların başka odacılarla aynı havuzda birbirlerine su serpmeleri tarzından başka mimarlık ailesini ilgilendirmeyecek bir genel kurul olacaktır.

    Üstelik kendilerini ANTİDEMOKRATİK bulmakta bile sakınca görmeyenlerle ne yapılabilir.

    Göreceğiz.
    Saygılarımla

  18. Dimp’ de Antalya’da yapılan Mimarlar Odası Genişletilmiş Merkez Yönetim Kurulu toplantısı ile ilgili imzasız bir yazı yayınlandı. Bu yazının son bölümünde, Merkez Genel Kurul’una az zaman kala MYK’nın umumi manzarası şöyle özetleniyor:
    Alıntı:
    “….Bunun üzerine Merkez Yönetim Kurulu’nun konuyu tartıştırmayacaklarını, söz alanları konuşturmayacaklarını ifade etmesiyle birlikte toplantı ortamı gerginleşti. Bu tutuma itiraz eden toplantı katılımcılarına MYK üyeleri “…yayın organlarınızda bizim hakkımızda ‘oligarşik yönetim’ deyip burada konuşamazsınız, bu siyasi olarak alınmış bir karardır” dediler ve yöneltilen “anti demokratiklik” eleştirisine de “anti-demokratiğiz! Var mı?” sözleriyle yanıt verdiler.
    Toplantı bu gergin ortamda sona erdirildi.
    Gelinen bu noktada Merkez Yönetim Kurulunun örgüt ve üyelerle ilişkilerinde “demokratikliği” konusu yeni bir boyut kazanırken Mimarlar Odası örgütlülüğünün ve Oda içi demokrasinin nasıl bir noktaya getirildiği de daha yoğun bir şekilde tartışılacağa benzer…”

    Hatırlarsanız MİM grubuna “Ak Parti politikalarının hizmetinde”, “Küreselci Liberal saldırının Türkiye’deki uzantıları” gibi sıfatlarla saldıran, bu yolla İstanbul Şube ve onun genel merkezi belirleyen yönetimi ile “hoş” ilişkiler kuracağını zannedenler arasında DİMP de vardı.

    Geceyarısı yalanlarını, oda personelinin, bütçelerinin kullanılmasını… bile sineye çekmişlerdi kendilerine ideolojik açıdan daha yakın olduğunu zannettikleri İstanbul Şube yönetimine destek vermek için…

    Özgür tartışma ortamlarında bozguna uğrayan Odacılara da yine DİMP grubu arka çıkmıştı.
    Temsiliyetten, açık olmaktan, demokrasiden, özgür düşünceden ödü kopan bu gurubun gönüllü avukatlığını yapmışlardı.

    Hep bilinen bir şey vardır. Kandıranın kandırılana hiçbir saygısı olamaz.
    Onlar için DİMP hep, “kendisini entelektüel zanneden ancak destek verdiklerini bile tanımayan kimselerdir”.

    Onlar için DİMP akıl tutulmasına uğramış, kendilerine destek olduğu sürece de iyi geçinilmesi gereken kişilerdir.

    Onlar mı? Yani odacılar, odadaki konumlarını kaybetmemek için şeytanla bile işbirliği yapmaya hazır insanlardır, tabi gereksinim duydukları sürece…

    Odacılar genel merkez seçim sonuçlarını İstanbul seçimlerinde garantilediler. Artık DİMP’e ihtiyaçları yok. İstediklerini yönetime getirip yine iki sene daha tüm Türkiye’yi İstanbul’dan yönetebilecek çoğunluğa sahipler. İki sene sonra için zaten ümitleri yok, ayrıca kim kala kim göçe…

    Onun için artık “anti demokratiğiz! Var mı?” deme hakkına sahipler.

    Ya ne bekliyordunuz? Onca söylediğimiz, Mimarlar Odasının en büyük sorunu demokrasidir derken kastettiğimiz sizin sandığınız (ya da yaranmak için sanmış gibi göründüğünüz) gibi “küresel liberalizmin saldırısı değil” tam olarak bu durumdu.

    Yaşayan görürmüş daha neler göreceksiniz…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir