Büyük şehirlerimizin İpini Çeken ABD’nin ‘Marshall Yardımı’

3 Dakika Okuma Süresi

Prof. Dr. AHMET VEFİK ALP / Mimar Kentbilimci
Istanbul, Ankara, İzmir, Adana ve diğerleri….
Göç alan büyük şehirlerimizin durumu içler acısı. Bu güzide mekânlarımızın şişmesinin ve yaşanamaz hale gelmesinin baş nedeni plan, proje ve altyapı olmaksızın kırsal kesimlerden alınan kontrolsüz göç oldu. 1950 lerden başlayan bu süreç son 30 yılda hızlandı. Nüfus katlandı, şehirler şehirlikten çıktı.

illegal, çirkin ve ilkel bina ormanları şehirlerimizi hızla büyüyen kanser tümörleri gibi sardı. Ulaşım kitlendi. Hava, gürültü, ses, kirliliği egemen oldu. Uyuşturucu, fuhuş, yağma, terör, mafya, çete, kapkaç yaygın hale geldi. Geceleri sokağa çıkmak cesaret işi oldu. Yağmurda şehrin ortasında boğulanlar görüldü. Sinir küpü ve ruh hastalarına dönüştük. Cinnet getirip karısını çocuğunu boğazlayanlar, bu ve benzerleri her gün artarak yaşadığımız sıkıntılar.

Büyük kentlerimizin bu hale gelmesinin, diğer bir deyişle büyük şehirlere kırdan göçün baş nedeni ise ABD nin Marshall Yardımı oldu. ABD ‘2. Dünya Savaşı nedeniyle şişen üretimini içerde yavaşlatamayınca bizim gibi gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelere ihraç etti. Bu programla Ülkemize giren binlerce Traktör kırsal kesimde 4 kişiden 3 ünü işsiz bıraktı. Yine Marshall yardımıyla gelen Iş Makineleri mekanize yol yapımına imkân verdi. Yeni yollar şehirlerle kırları birleştirdi. Göç için artık uygun ortam hazır ve büyük şehirlerin parıltılı çekiciliği de dayanılmazdı. Kırsalın gözdesi Istanbul 3 milyon dan 13 milyona fırladı. Bugün İstanbul’a her gün 1.000 nüfus ve 600 otomobil pompalanıyor.

Peki kırdan kente göçle gelenlerin hazine, vakıf, özel mülkiyet üzerine milyonlarca gecekondu kondurmasına yerel ve merkezi otorite niçin izin verdi, neden göz yumdu. Evet, göz yumdu çünkü;

a. Işadamı memnundu. Fabrikasının yanı başına oturuveren gecekondular hem ucuz barınmayı sağlıyor, hem de işçilerin yol giderlerini sıfırlıyordu. Böylece fabrikatör ucuz işgücü temin edebiliyordu.

b. Belediye memnundu. Yıkmayarak müsamaha gösterdiği, hatta hizmet götürdüğü bu çarpık kentleşme alanlarından milyonlarca oy topluyordu.

c. Hükümet memnundu. 2 milyonu aşkın gecekondumuz konut açığının ciddi bir bölümünü Hazine’nin başına bela olmadan bir biçimde kendiliğinden çözüyordu.

ABD memnun, işadamı memnun, belediyeci memnun, politikacı memnun….
O zaman bize de çekip gimek mi düşer, bilemiyorum…

4 Yorum

  1. Cem Ersevi

    Şehirlerimiz imar rantına yeni kurban oluyor zannedenler ve konuyu son yirmi senenin işi zannedenlerle sık sık karşılaşıyorum. Ahmet Bey pek güzel söylemiş ve tarihsel sürece referans vermiş. Bu kentler son elli yıldır en az bir defa yıkılıp yeniden “imar” edilidiler. Bazılarını da Erzurum, Erzincan Adapazarı, Gediz, Afyon gibi, deprem bir kaç kez yıktı ve insanlar “hür teşebbüs” olarak yendien yaptılar, yaptırdılar. “Kat karşılığı müteahhitlik”, tamamen bizim icadımız olan “kat mülkiyeti” bu dönemlerin buluşlarıdır. Sosyal bilimciler, kentçiler bu dönemde hep “çarpık gelişmeden, çarpık kentleşmeden” söz ettiler. Şimdi sonuçlarıyla başbaşayız.

  2. AYSEL CAN EKŞİ

    50 yıl öncesi gecekondu, birbirini seven iki gencin ev(!)lenmesi gibiydi gerçekten de.
    ya şimdi; Bir taraftan toplu nikahları belediyeler kıyarak ev(!)lendirirken, öbür taraftan gerek özel gerekse kamu eliyle ne nişan kaldı ne nikah, ne ahlak kaldı ne namus, pazarlayabilene…..
    (gecekonducular şimdilerde oldu işgalci, yeni ve pazarlanmaya uygun şık bina yapımcıları(kaçak olması bile önemli olmazken) oldu çevreci(!) aman dikkat ….
    aman

  3. vahide güneş

    kentleşme az gelişmiş bizim ülkemizin hiç tamamlayamadığı bir süreç olmuştur. kendi dinamiklerini dış güçlerin özellikle sermaye çevrelerinin ve emperyalist ülkelerin kontrol ettiği çok doğrudur. halen de bu kontrol sürmektedir. şimdiki göreli gelişmeler hep batının ardından ve asla onlara rakip olamayacak boyutta kaldığı sürece devam edebilir. bir de biz pazar onlar satıcı olursa, başka türlüsü çok zor.

  4. Bekir Emel

    Sanayileşme 20.yy da mutlaka yaşanacaktı ve geri kalmışlığın bir faturası olacaktı elbette. Ama ABD yardımlarıyla girilen kalkınma yolu esasında dışa bağımlılığın, borçlanarak büyümenin ilk adımlarıdır ve devlet teşvikiyle yaratılan sanayi özellikle hocanın da belirttiği gibi büyükkentlere yerleşti. Akabinde ise işçiler, yoksullar bu iş alanlarının etrafını gecekondulaştırdılar. Devlet sosyal politikalar geliştiremedi ve barınma hakkına çözüm üretemedi. Ucuz emek cennetinde yeni palazlanan dışa bağımlı sanayi burjuvazisini yaratıldı. Bu süreçte mvcut kentin altyapısı vahşice kullanıldı ve bir süre bütün sistemler iflas etti Elli yıldan fazladır bu büyük değişimin çalkantısı durulup sakin bir yola bence girilebilmiş değil. Kentlerimizin durumu ortada.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir