Aradan 24 yıl geçti ama hâlâ bir adım öteye gidemedik. Bilim insanlarına göre bugüne kadar yaşanan depremleri kat kat aşan bir felaketle karşı karşıyayız. Acil önlem alınması gerekiyor. Hem de bir dakika bile kaybetmeksizin.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

17 Ağustos 1999. Saat 03.01. Hepimizin hayatı değişti. 7,4 şiddetindeki deprem sadece 45 saniye sürdü. Resmi rakamlara göre, 18 bin 373 kişi hayatını kaybetti, 365 bini aşkın bina depremden hasar gördü.

 

 

 

 

 

 

Hatırımızda, tüm Türkiye adeta acı içerisinde şok olmuştu. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde 17 Ağustos tarihinde meydana gelen deprem felaketi konusunda yapılan çalışmaların tüm yönleriyle incelenerek alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla bir komisyon kuruldu. Komisyon raporunda deprem felaketine yol açan birçok hatayı tespit ederek, tam 38 öneride bulundu. Öneriler arasında imar affı politikasından vazgeçilmesi, yerel yönetimlerin doğal afet riskinin belirlenmesi ve zararlarının azaltılması konusunda kanunların yeniden düzenlenmesi, afet riski yüksek olan bölgelerden başlamak üzere mevcut yapı ve altyapıların güçlendirilmesi, iletişim ve haberleşme sisteminin yenilenmesi gibi kritik öneriler de vardı.

 

 

 

 

 

 

Aradan 24 yıl geçti. 6 Şubat tarihinde acı gerçekle karşılaştık. Aradan geçen 24 yılda ne yazık ki bu öneriler uygulanmamış, imar afları çıkartılmış, riskli yapı stoğu aynen kalmış durumdaydı.  50 binden fazla vatandaşımızı kaybettik.

 

 

 

 

 

 

DEPREME HAZIR KENTLER İÇİN

 

 

 

 

 

 

Rita Mae Brown’un sözü hepimizin aklında: “Aynı şeyi tekrar tekrar yapıp, farklı sonuçlar beklemek, delilik belirtisidir.”

 

 

 

 

 

 

Büyük Marmara Depremi yaklaşıyor. 6 Şubat’ta yaşanan tabloyu yaşamamak için İstanbul Büyükşehir Belediyesi olarak karar vericileri, toplumsal aktörleri ve toplumun tamamını uyaracak, ülkemizi depreme daha dayanıklı, daha hazır hale getirmek için stratejik bir çalışmaya başladık.

 

 

 

 

 

 

Temmuz ayı ortasında Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile Büyükşehir Belediye Başkanımız Sn. Ekrem İmamoğlu’nun liderliğindeki heyetle bir toplantı gerçekleştirdik. Bakanlığa, afetlere hazırlık sürecinde tespit ettiğimiz eksiklikleri ve bunların giderilmesi için ne tür yasal ve yönetsel düzenlemeler yapılması gerektiğine yönelik yol haritamızı ilettik. Ayrıca İstanbul’da nüfus ve yoğunluk artışı yaratacak yeni hiçbir adımın atılmaması gerektiğini, İstanbul’un ekolojik ve nüfus bakımdan taşıma kapasitesinin üstüne çıktığını, öncelikli olarak mevcut yapı stoğunun iyileştirilmesi gerektiğini, bu nedenle de “Deprem Dirençli İstanbul” fonunun kurularak (kademeli emlak vergisi, boş konut, emlak vergilerinin gerçek değerlerinden toplanması vb kaynaklarla) olası bir depremde risklerin hızla azaltılması ve İstanbul’un deprem direncinin artırılması gerektiğini de paylaştık. Askeri ve rezerv alanların ise taşınması zaruri bölgelerde, taşınacak olan hane halkının tespiti yapılarak ve onlara özgülenmesi istisnası haricinde yapılaşmaya açılmaması gerektiğini ifade ettik. Bakanlıkla paylaşmış olduğumuz çalışmada, kentsel dönüşüm uygulamalarının daha sağlıklı yürütülebilmesi için yapılması gereken düzenlemeleri de önererek, yenilikçi ve çözüm odaklı teklifimizi de ilettik.

 

 

 

 

 

 

Bir konunun altını çizmek istiyorum. Kentsel dönüşüm çalışmalarında en önemli konulardan biri Anayasa’da yer alan konut hakkını koruyan yeni bir konut politikasıdır. Afetlere karşı dirençli sosyal konut üretiminin artırılması hem kentlerimizin deprem direncini artıracak, hem de konut hakkını koruyarak vatandaşlarımızın yaşadığı barınma krizini de dengeleyecektir.  Bir veriyi paylaşalım. İstanbul’da 2002-2020 arasında toplam 2,5 milyon  konut inşa edildi.  Bu dönemde TOKİ sadece 85 bin konut üretti, bunların da 60 bini sosyal konut statüsünde. Sosyal konut üretimini artırmak zorundayız.

 

 

 

 

 

 

207 BİN RİSKLİ BİNA VAR

 

 

 

 

 

 

1 Mart 2023’te İstanbul Deprem Seferberlik Planı Başkanımız Ekrem İmamoğlu tarafından kamuoyu ile paylaşıldı. Planın hayata geçirilmesi için gereken imar yönetmeliği, yapı güçlendirme yönetmeliği, bina muayene ve kontrol esasları gibi önemli mevzuat değişikliği önerilerimizi İBB meclisinin gündemine getirdik. Önerilerimizin hayata geçmesi ile İstanbul’daki yapıların olası afetlere karşı dirençli hale getirilmesi için yapım aşaması öncesi, yapım aşaması sırası ve sonrasına yönelik gerekli yasal standartlar kazanılmış olacak.  2019 yılında Başkanımız Sn. Ekrem İmamoğlu’nun göreve gelmesinden sonra başlayan İstanbul’daki riskli alanların belirlenmesine yönelik çalışmalarımızı tamamladık. 207 bin yapının depreme karşı risk taşıdığını belirledik. Bu yapıların yoğunlaştığı ilçeler başta olmak üzere tüm ilçe belediyelerimiz ile ortak yürüttüğümüz çalışmalar ilerliyor.

 

 

 

 

 

 

Hızlı bina tarama yöntemi çalışmalarımız da ekip sayımızı artırarak devam ediyor. 160 bini aşan başvuruya cevap veriyoruz. Riskli yapıları incelemeye devam ederken bir yandan da ilk etapta belirlediğimiz, 318 riskli yapıyı ve bunlara ek olarak ağır hasar görme riski bulunan 1556 yapıya ilişkin yıkım işlemlerini yürütmekteyiz. Bu riskli yapıların yıkımlarında yaşadığımız temel sorun tahliye süreçlerine ilişkin tanımlanmış yasal süreçler nedeniyle sürecin istediğimiz hızda ilerlememesidir. Bu durumu Bakanlık ile yapmış olduğumuz görüşmelerde de paylaştık. Zamanla yarıştığımız bir konuda vatandaşlarımızı tabutlarında yaşamaktan kurtarmak istiyoruz.

 

 

 

 

 

 

Bir yandan riskli yapı stoğunu azaltırken diğer yandan depreme dirençli sosyal konut projelerimizin ön hazırlık süreçlerini tamamladık. 17 alanda yaklaşık 11 bin kapasiteli konut üretmeye yönelik çalışmalarımızdan 3’ünün temeli yıl sonuna kadar atılacak. Kiptaş ise İstanbul Yenileniyor platformu üzerinden tek yapı ölçeğinde riskli yapı yenileme ve güçlendirme çalışmalarını hızla sürdürüyor. En riskli yapılardan başlayarak İstanbul’un deprem direncini arttırmak ve insanlarımızın can güvenliğini sağlamak için sürdürülen çalışmalar Büyükşehir Belediyemizin konsantrasyonunun somut göstergesi. Yaşadığımız afetlerde ulaşım ve lojistiğin önemini bir kez daha gördük. Kent içi ulaşımı kesintiye uğratma olasılığı olan karayolu sanat yapılarının tespit edilmesi ve güçlendirilmesine yönelik çalışmalarımız hızla devam ediyor. İlk etapta 32 adet 1. Ve 2. derece riskli durumda karayolu sanat yapısı belirlendi. Bu yapıların iyileştirme çalışmaları başladı.  Yine kent içerisinde önemli bir bağlantı yolu olan Galata Köprüsü’nde güçlendirme çalışmaları hızla ilerliyor. Yaptığımız çalışmalar sonucunda M1 Metro Hattı’nın yer üstünde giden viyadüklerinde de bir güçlendirme ihtiyacını tespit ettik, güçlendirme çalışmaları için İller Bankası’ndan finansman talep edilmiş olsa da bugüne kadar bir yanıt alamadığımız için çok yakında özkaynaklarımızla bu çalışmalara başlayacağız. Güçlü bir altyapının deprem sonrasında ne kadar hayati olduğunu yaşayarak gördük. Bu yüzden İSKİ ve İGDAŞ, kentin altyapı sistemine ilişkin hazırlıklarını yapıyor. İGDAŞ, 99 depremi sonrası kurulan fiber optik tabanlı deprem erken uyarı sistemini geliştirerek 832 noktada ivme ölçeriyle hizmet veriyor. Bu sistemle, depremin merkezine göre 3 saniye ila 30 saniye öncesinde kente verilen doğalgazın kesilmesi mümkün olacak. Bu sistemi metro ve diğer altyapılarla da eşleştirip ikincil afetlerin önüne geçmeyi hedefliyoruz.  İSKİ ise başta barajlar olmak üzere, içme suyu ve atık su şebekesinin depreme dirençli hale getirilmesine yönelik iyileştirme çalışmalarına devam ediyor.  Deprem sonrası toplanma alanları konusunda İBB Park ve Bahçeler Daire Başkanlığımız kent geneli 30 noktada mevcut parkları depreme duyarlı park haline getirmek üzere proje yürütüyor. Bu parklarda deprem sonrası toplanacak vatandaşlarımızın temel gereksinimlerini (içme suyu- tuvalet- haberleşme vb) giderecek donanımlar yer alacak. AKOM’un da hazırlık çalışmaları hız kesmeden devam ediyor. Eğitim çalışmaları konusunda İBB Kentsel Dönüşüm Şube Müdürlüğümüzün, okullarda gerçekleştirdiği çalışmalarla son iki yılda 150 bin öğrenciye afet farkındalık eğitimi verildi.

 

 

 

 

 

 

EGEMENLİĞİMİZİ KORUMAK

 

 

 

 

 

 

Sonuç olarak afet durumunda 4 ana faz bulunuyor. Risk azaltma, hazırlık, müdahale ve toparlanma.  İBB olarak tüm bu aşamalarda hem AFAD’ın bize tanımlamış olduğu görevlere yönelik hazırlıkları, hem İPA bünyesinde kurulmuş olan Deprem Bilim Kurulu’nun değerli akademisyenlerinin önerileri doğrultusundaki çalışmalarımızı ara vermeksizin gerçekleştirmekteyiz. Hedefimiz olası bir afet anında en az can kaybının yaşanması, vatandaşlarımızın huzur içinde hayatlarına devam etmesidir. Ancak daha yapılması gereken çok şey var. Bir kum saati ile yarışıyoruz. Bu noktada aklın ve bilimin ışığında tüm aktörlerin seferberlik ruhuyla çalışması gerektiğini hatırlatmak istiyorum. Beklenen Büyük Marmara Depremi milli egemenliğimizi tehdit edecek ölçekte tehdittir. Eğer bu depremden etkilenecek tüm şehirlerde yapı güçlendirmelerini yapmaz, riskli binaları dönüştürmez, sosyal konut sunarak vatandaşlarımızı tabutlarında yaşamaktan kurtarmaz, altyapıyı bütünüyle güçlendirmezsek bu deprem boyut, kapsam ve etki olarak 6 Şubat depremini kat kat aşan bir felaket olarak hatırlanacak.  Bu acı tabloyla karşılaşmamak için, tüm kamu yöneticilerini göreve davet ediyor, vatandaşlarımızı da deprem konusunda çok daha duyarlı olmaya, kamu yöneticilerini bu konuda zorlamaya çağırıyorum.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kaynak: Birgün

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir