Bir özür bekliyorum…

10 Dakika Okuma Süresi

HAYDAR KARABEY

Sayın Doğan Kuban,
Sayın Behruz Çinici,
Sayın Cengiz Bektaş,
Sayın Eyüp Muhçu,
Sayın Oktay Ekinci,
Sayın Behiç Ak
ve sayın diğerlerleri…

Mimarlar Odası İstanbul Şubesi seçimlerinde demokratik bir alternatif sunmaya ve mimarlık topluluğumuza farklı bir ses ulaştırmaya çalışan bizlere bu sıfatları uygun gördünüz:

Oda yönetimine ve etkinliklerine engel koyan,

Oda’ya arkasını dönen,

Örgütümüzü parçalamaya çalışan,

Dalan’cı,

Topbaş yaltakçısı,

Talancı,

İMP’ci,

AKP’li,

İşbirlikçi,

Rant düşkünü,

Viski ve laptopla dolaşan, dolarla puro yakan, evsahibi,

Çalık Holding tarafından desteklenen,

Doğan Holding tarafından desteklenen,

Medyayı tekeline alan,

Küresel sermayeyle işbirliği içinde olan,

İstanbul halkını yerinden eden,

AKM’yi yıkıp yerine cami yapmak isteyen,

Galataport projesi için çabalayan,

Menfaat dünyasının kucağında,

Çıkar çevreleri yandaşı,

Emperyalizm ve sermaye yanlısı,

Sevr yanlısı,

Vatan haini,

İstanbulu yabancı mimarlara peşkeş çeken imzacı,

Kentsel dönüşüm aldatmacası ile kulelerine yer arayan, kopyacı

………..

Aşağıda toplum, çevre, kent ve mimarlık adına yaptığım etinliklerden yalnızca bir bölümünü, sizlerin dikkatine sunuyorum (okuma sabrınızı rica ederim) ve tarafıma da yönlendirmiş olduğunuz bu mesnetsiz yakıştırmalar ve hakaretler için benden şahsen özür dilemenizi bekliyorum,

Saygılarımla,

Haydar Karabey

HAYDAR KARABEY

İstanbul’da doğdu (1948). Galatasaray Lisesi (1967). DGSA Mimarlık Bölümü (1973). DGSAYMB Şehircilik Bölümü öğretim üyesi (1975). Fransız Hükümeti bursu ile Paris’de Kentbilim eğitimi (1976).

Yayınlanmış kitapları

  • “Ülkesel Mekanın Tanımlanması, Kıyı Mekanının Düzenlenmesi İçin Bir Yöntem Önerisi”. Doktora Tezi (1978).
  • “Kent Olgusu”. Doçentlik Tezi (1981)
  • “Eğitim Yapıları-Geleceğin Okullarını Planlamak ve Tasarlamak” (2004)

YÖK sonrasında, MSÜ öğretim üyeliği görevinden ayrıldı (1983), ancak konuk öğretim üyesi, jüri üyesi, proje yöneticisi, seminer yürütücüsü, konferansçı olarak eğitim süreçlerine katkıda bulunmayı sürdürdü.

Eğitim Filmleri yaptı, Kent Sergileri düzenledi, Radyo-TV Programları hazırladı.

Mimarlık, Mimarist, Mimalara Mektup, Yapı, Yeni Mimar, XXI, Arredamanto Dekorasyon, Arredamento Mimarlık, Türsab, İstanbul… Dergilerinde; Hürriyet, Milliyet, Radikal, Cumhuriyet, Gerçek Gazetelerinde, Mesleki web sitelerinde 350 kadar yazısı yayınlandı.

MİMARLIK, KENTSEL TASARIM, ÇEVRE SORUNLARI, SİTLER, TURİZM, EĞİTİM, KENT VE KENT KÜLTÜRÜ KONULARINDA YAYINLANMIŞ TOPLAM 360 ÇALIŞMASINDAN BAZILARI … (1975-2008)

  • “Sit Koruma Planlaması İçin bir Araştırma, Planlama ve Uygulama Yöntemi Geliştirilmesi”, Bildiri, Sit Koruma Planlaması Semineri, İmar İskan Bakanlığı, Ankara, 1975.
  • “Kıyı Mekânının Tanımı, Ülkesel Kıyı Mekânının Düzenlenmesi için bir Yöntem Önerisi”, DOKTORA TEZİ, 1976 (DGSA Yayınları, 1982).
  • “Yaşanılır Bir İstanbul Şehri İçin 1. Kongre” MO-İstanbul Şubesi için Rapor.
  • “Kent ve İnsan” Konulu 26 Haftalık Genel Düzenlemenin Yapılması, TRT-II Kültür Programları için, 1977..
  • “Gecekondu” Konulu 4 dk. Eğitim Filmi Yapımı, 1978 (İFSAK-mansiyon)
  • “Kentlerin Yazgısı ve Şehircilik”, Makale, Cumhuriyet, 12 Haziran 1978.
  • “Kentlinin Sağlığı ve İhtiyaçları Açısından Büyük İstanbul’un Yeşil Alan Sorunları” Fotoğraf Yarışması, Ödül, 1978.
  • “Tarihi, Doğal Çevre ve Kıyılar Korunmalı, Toplum Yararına Düzenlenmelidir”, Fotoğraf Yarışması Ödül ve Mansiyon, 1978.
  • “İstanbul’da Sıcak Bir Pazar”, Bildiri-Film, 26 dk. Kentlinin Sağlığı ve İhtiyaçları Açısından Büyük İstanbul’un Yeşil Alan Sorunları Sempozyumu, İÜOF, İstanbul, 1978.
  • “Bir İstanbul Sokağı – Küçük Ayasofya” Filminin “Gelenekselle Yaşama ve Yeniden İnşa Etme” Seminerine, Sunuluşu, 1978.
  • “Bunalan Kentlerimiz ve Kentliler – Halkın Planlamaya Katılımı Yolunda” Seri Yazı, Cumhuriyet, 22-23-24 Kasım 1978.
  • “Yaşanır Bir İstanbul Şehri İçin 1. Kongre”, MO. İstanbul Şubesi, Bildiri, 1978.
  • “Kentsel Olgu Üzerine Fotoğraf Dizisi”, MO. Mimarlık Haberler Gazetesi-Sayı 1978/74, 75, 76, 77, 78.
  • “Yapılanmamış Kentsel – Kamusal Dış Mekânlar” Yapı Özel Sayı, 30 Kasım – Aralık 1978.
  • “Konut Sorunları” Konulu 35 Haftalık Dizi “TRT-1 Akşama Doğru” İçin. Genel Düzenleme ve İlk Beş Programın Sunumu, 1979.
  • “Sultanahmet’te Adliye”, Makale, Cumhuriyet, 10 Mart 1979.
  • “Tarihsel ve Doğal Çevrenin Korunması”, Panel için bildiri, MO. İstanbul Şubesi, Haziran 1979.
  • “Mimar Sinan’ı Anma Günü ve Dünya Çevre Günü” Düzenlemesi ve MO. Bildirisi Hazırlanması (A. Batur ve E. Gürsel ile), 1979.
  • “Enerjisiz Ulaşım Çözümleri”, Makale, Cumhuriyet, 5 Temmuz 1979.
  • “İkinci Boğaz Geçişi Tartışılırken”, Makale, Gerçek, 3 Ekim 1979.
  • “Kapitalist Kent Olgusu”, Seri Yazı, Gerçek, 6, 7, 8 Ekim 1979.
  • “İstanbul Adliye Binası İçin TMMOB – Mimarlar Odası Görüşü”, MO. Panel düzenlemesi ve Rapor (E. Gürsel, B. Çeçener, İ. Bilgin ile), 1979.
  • “Kır-Kent Dayanışması, Kırsal Düzenleme İlkeleri ve Politikası Üzerine” Bildiri, Kentleşme Süreci ve Kırsal Alan Kollokyumu, (M. Çubuk, G. Yüksel, S. Teoman, M. Vekfioğlu, E. Küntay ile), Kasım 1979.
  • “Turizm ve Çevre”, Araştırma, Makale, Çevre, 1979/6.
  • “Kent Planlamasında Merkezcil ve Yerel Yönetimler Dengesi Açısından İngiltere ve Fransa Deneyimi” Bildiri, 31. Dünya Şehircilik Günü, Ankara, (S. Erkün, E. Küntay ile), Aralık 1980.
  • “Eylemsel Planlamanın Yeniden Tanımı ve Uygulama Süreci Üzerine” Bildiri, İTÜ Şehircilik Enstitüsü 8. Danışma Kurulu, (M. Çubuk, S. Erkün, E. Küntay, G. Yüksel, C. Fındıkoğlu ile), Aralık 1980.
  • “Kent Olgusu” DOÇENTLİK TEZİ, Basımı: Kent Matbaası, İstanbul, 1981.
  • “Türk Yazınında Kent” Panel, DGSA (S. Birsel, H. Yavuz, N. Sağır, T. Belge, H. Karabey), Mart 1981.
  • “Zaman ve Kentsel Çevre Oluşumu” Bildiri, Mimarlık ve Zaman Semineri, DGSA Nisan 1981.
  • “Kentleşme ve Konut Temel Yasası Üzerine Görüş” MO. Mimarlık 1981/9.
  • “Kıyılarımız” Konuşma, TRT-1, Mayıs 1981.
  • “Ülkesel Kıyı Mekânının Ussal Kullanımı”, Bildiri, Türkiye 1. Şehircilik Kongresi, 32. Dünya Şehircilik Günü, ODTÜ – Ankara, Kasım 1981.
  • “Gecekondular ve Apartmanlar”, Makale, Milliyet, Yapı 1982 Eki.
  • “Çevre Sorunları, Sorunlar Çevresi”, Panel Düzeni ve Yayını, (A. Batur, V. Belgil, F. Birtek, G. Danışman, R. Keleş), Yazko Yıllık, 1982.
  • “Bilim, Sanat ve Yasalar-YÖK Sonrası bir İstifa Mektubu”, Makale, Cumhuriyet, 29 Mart 1982.
  • “Dilbilim, Edebiyat ve Mimarlıktan Yapısalcılığa Bir Bakış”, İnceleme, (U. Tanyeli ile), Yazko Edebiyat Dergisi, 1982/18.
  • “Kültür Çelişkileri”, Haftalık Kültür Yazıları, Cumhuriyet, 1982 yılı boyunca:
  • “Mercedeste ve Minibüste” Cumhuriyet, 1982
  • “Chanel Parföm-Koli Basili” Cumhuriyet, 1982
  • “Süleymaniye’de Bayram Sabahı, Maçka’da Meditasyon” Cumhuriyet, 1982
  • “Karabakır – Plastik İbrik” Cumhuriyet, 1982
  • “İstanbul’da Sıcak Bir Pazar Günü” Cumhuriyet, 1982
  • “İstanbul’un Karşısı Kadıköy” Cumhuriyet, 1982
  • “İstanbul Maddesi”, Yurt Ansiklopedisi, İl Danışmanlığı ve Kent Yazımı, (Ansiklopedi’de Yayınlanmış 120 sayfa), 1983.
  • “İstanbul” Fotoğraf sanatçıları için dizi Konferans, İFSAK, 1984.
  • “Kıyılarımızın Geleceği ve Turizm” Türsab Turizm, 1988/73.
  • “Bırakın Gümüşlük Kalsın” Türsab Turizm, 1988/73.
  • “Modern Sanatlar Müzesinin Akla Getirdikleri” Cumhuriyet, 10 Aralık 1991.
  • “Beyazıt’ın Düşüşü ve Bir Beyazıt Düşü” Arredamento Dekorasyon, Mart 1991
  • “Kimliksizleştirilen İstanbul” Arredamento Dekorasyon, Temmuz 1991
  • “İstanbul ve Biz Bunlara ‘Müstehak’ mıyız?” Cumhuriyet, Kasım 1992.
  • “Olimpiyat Heba Edilen Bir Mimari Fırsat” Cumhuriyet, Eylül 1993.
  • “Yarışmalar, Mimarlık Mesleğinin Sahte İstihdam Aracı” MO. Mimarlık, 1993/252.
  • “Turuncuyu Kim Seçti?”, Cumhuriyet, Nisan 1993.
  • “Turizmin Denetlenebilir Yükselişi”, İstanbul Dergi, 1993/6.
  • “Kemer Country’de Bir Pazar Günü”, Arredamento Dekorasyon, Ekim 1993
  • “Metropoliten Boyutta Bir Taşralaşma-İstanbul”, İstanbul Dergi, 1993/4.
  • “İstanbul’u Kulelendirirken”, Arredamento Dekorasyon, Eylül 1994
  • “Mekânı Değil Mekânı Kullananı Yönetmeli”, İstanbul Dergi, 1994/8.
  • “The Architecture of Two Ecologies in Turkey”, MO. adına Bildiri, Akdeniz Mimarlığı Konferansı, Alicante, İspanya, Kasım 1995.
  • “Mimarlık, Meslek ve Etik”, Söyleşi, Eskişehir AÜ, Mayıs 1996.
  • “4 Kuşak Mimarlığı Tartışıyor” MO. İzmir Şb. Açık oturum, 8 Kasım 1996, İzmir.
  • “Depremden Sonra Yapılanma Sürecinde Öneriler” Radikal İki, 19.09.1999.
  • “17 Ağustos 1999” Arredamento Mimarlık, 100+18.
  • “İki Yakada Çağdaşlık: Yunanistan’da Modern” Arredamento Mimarlık, 100+18
  • “Yeniden Yapılanma Sürecinde” MO. Mimarlık 289
  • “Söyleşi: Deprem” Pazarın Penceresinden, S.Erez, Cumhuriyet Pazar, 05.12.1999.
  • “Mimarlığa Son Darbe” Arredamento Mimarlık, 2000-8
  • “Türkiyede Yabancı Mimarlar” Panel, 28 ekim 2000, MO. İzmir şubesi.
  • “Yabancı Mimarlar Paneli” MO. Ege Mimarlık, 36
  • “Yabancı Mimarların Türkiye’de, Türkiye’li Mimarların Yurtdışında Proje- Uygulama Süreçleri” Dosya- MO. Mimarlık.
  • “Ah Konkurlar” MO. Mimarlık, 298
  • “Yeni Bir Mimarlık Eğitimi İçin Önrapor” MO. için, Ağustos 2001.
  • “Mimarlık Dünyası ile İşveren Dünyası Arasında Bir Barış Önerisi: Proje Ihalesi ve Proje Yarışması Kavramlarını Aklayalım” MO. Mimarlık Bülten, Eylül 2001.
  • “Uygarlıklar, Barbarlıklar ve Türkiye” Radikal İki 14.11.2001.
  • “Uluslarüstü Bir Miras İçin, Uluslararası, Geniş Kapsamlı, İki Kademeli Mimari Proje Yarışması” Troia Müzesi için rapor, Ekim 2001.
  • “Bir Kentsel Aktör Olarak Sivil Toplum Kuruluşları” ÇL. Derneği Bülten-5.
  • “İBB. 550 Proje Kampanyası Hakkında” Arredamento Mimarlık 2003/5
  • “Medya ve Mimarlık” Cumhuriyet, 31 mayıs 2003.
  • “Sürdürülebilirlik ve Mimarın Sorumluluğu” MO. Mimarist 2002/6
  • “Okullarımız Yıkılmasın” Hürriyet, Haziran 2003.
  • “Academia-Praksis” Bildiri, Mimarlık ve Eğitim Kurultayı, 15 Ekim 2003.
  • “Levent, Toplumsal Dönüşüm Sürecinde Bir Kentsel Alanın Evrimi ve Bir Sivil Toplum Örgütünün Direnişi” Yapı 265. Ayrı Basım ile 300 adet çoğaltılmıştır.
  • “Eğitim Yapıları – Geleceğin Okullarını Planlamak ve Tasarlamak, Çağdaş Yaklaşımlar ve İlkeler” KİTAP, Literatür Yayıncılık, İstanbul, Ocak 2004.
  • “Turistik Olma Hali ve Sürdürülebilir Mimarlık” Arredamento Mimarlık 2004/7
  • “Mimarlığın Çağdaş Gündemi” Cumhuriyet, 04 Ekim 2004.
  • “İyi Mimarlık Gerek” Hürriyet, Aralık 2004.
  • “Yerel Seçimler Sonrası: Mimarlar İktidarda” Radikal, 03 Nisan 2005.
  • “17. Yapı Yaşam Kongresi: Ve Mimarlık” Bursa MO. Bilim Kurulu ve Oturum Yönetimi, Mayıs 2005.
  • “İhale, İktidar, İstanbul” MO. Mimarist, Mayıs 2005.
  • “Tüm Dünyada İyi Mimarlığı İnşaat Sektörü (de) sürükler” Makale, İnşaat Dünyası, Haziran 2005.
  • “SOS-İstanbul-Galataport İstanbul’un Liman Bölgelerinin Dönüştürülmesi Sürecinde Alternatif Öneriler, Mimarlık Öğrencileri Fikir Proje Yarışması” Yarışmanın düzenlenmesi ve jüri görevi, Ekim 2005.
  • “Bursa Mimarlar Odası, 18. Yapı Yaşam Kongresi: Mimarlığa Bakış” Danışma Kurulu
  • “Levent-Çeliktepe’den Dubai Towers” Radikal-İki, 13 Kasım 2005.
  • “Karaköy-Galata ve Sivil Toplum” Zürich TH öğrencilerine Konuşma, İMPM, Kasım 2005.
  • “SOS-İstanbul-Galataport” TRT2- Kent ve Yaşam, Konuşma, Kasım 2005.
  • “SOS-İstanbul-Galataport” NTV- Tasarım, Konuşma, Kasım 2005.
  • “SOS-İstanbul-Galataport” Radikal, Konuşma, Kasım 2005.
  • “İMP hakkında” Yapı Dergisi, 295.
  • “İstanbul Dönüşürken” MO. Mimarlık Bülten.
  • “Biz Ne Yapabiliriz” Denizyıldızları Darıca Okulu hakkında, Cumhuriyet,17 Aralık 2006.
  • “SOS-İstanbul-AKM, AKM’nin yeniden kent kültürüne, Taksim meydanına ve İstanbul’a kazanılması için alternatif öneriler, Mimarlık öğrencilerine açık Fikir projesi yarışması” Yarışmanın düzenlenmesi ve jüri görevi.
  • “SOS-İstanbul-AKM hakkında” Açık Radyo, Ağustos 2007.
  • “BjK-FB-GS: Kente Etkileri” Dosya-Arkitera konuk editör, Kasım 2007.

Eyüp Muhcu’nun cevabı için: “Ortak çalışma zeminini güçlendirme niyetindeyiz”

22 Yorum

  1. orçun kuzey

    odada seçimi “farklı” alanlar şimdi iki yıl söylediklerini unutmuş gibi yaypı devam etmeye çalışırlar. onlara gönül bağı olan fakat yakından tanımayanlar gönüllü desteklerini sürdürüp bir dahaki seçimlerin “parolasını” öğrenmeye çalışırlar. bu durumun böyle sürmesini isteyen bir yönetim grubu kendi kşisel anlayışlarıyla mimarlık adına davranmaya devam edecekler. şu seçim süreci bu ortamın çok sesli, çok renkli olduğunu gösterdi. bu SYAH-BEYAZ yönetim ise ‘demokratik’ olarak mimarların temsilcisi. burada bir oturmamışlık var. ayaklar yerine denk gelmiyor ve tatışma bu yüzden sonuçlanmıyor.

  2. Eski odacı

    Mevcut Oda yönetimi tarafından İstanbul için hayati önemi olan konularda sadece hukuk davaları ile sürdürülen mücadele sadece hukuk platformunda kaldığı sürece son derece tehlikelidir. Çünkü, aksi kararlar da çıkabilmektedir. (Oda bu plan çalışmalarına davet edilmiş kendisine yer ayrılmış, bir önceki genel kurulda seçimleri kazanmak için “İMP’yi konu mankeni yapmayı” tercih etmesi nedeniyle katılımı organize etme gibi bir fırsatı kaçırmıştı) İşte size bu kararlardan bir örnek: (İstanbul Belediyesi sitesinden)

    “İSTANBUL BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ’NİN,
    “1/100.000 ÖLÇEKLİ İSTANBUL İL ÇEVRE DÜZENİ PLANI HAKKINDA İSTANBUL 2. İDARE MAHKEMESİ’NİN VERDİĞİ YÜRÜTMEYİ DURDURMA KARARI” İÇİN
    İSTANBUL BÖLGE İDARE MAHKEMESİ’NE
    YAPTIĞI İTİRAZ KABUL EDİLDİ
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi Hukuk Müşavirliği, 10.12.2007 tarihinde İstanbul Bölge İdare Mahkemesi Başkanlığı’na gönderilmek üzere İstanbul 2. İdare Mahkemesi’ne bir dilekçe vererek, İstanbul 2. İdare Mahkemesi’nin “yürütmeyi durdurma kararına” itiraz etmiş ve “yürütmenin durdurulması kararı”nın KALDIRILARAK yürütmenin durdurulması talebinin REDDİNE karar verilmesini talep etmişti.
    Dosyayı inceleyen İstanbul Bölge İdare Mahkemesi, “2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 4001 sayılı Yasa ile değişik 27. maddesinin 2. fıkrasında öngörülen idari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkansız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmediği anlaşıldığından, itirazın kubulüne, İstanbul 2. İdare Mahkemesi’nin 08.11.2007 gün ve E:2007/1846 sayılı kararının kaldırılmasına, yürütmenin durdurulması isteminin reddine ve dosyanın ilgili mahkemeye gönderilmesine” şeklinde karar vermiştir.
    İstanbul Bölge İdare Mahkemesi’nin 24.12.2007 tarihinde oybirliği ile verdiği bu kararla, İstanbul İl Çevre Düzeni Planı’nı onaylama yetkisinin, sadece İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde olduğu hususu teyid edilmiştir. ”
    Bu da örneklerden sadece bir tanesi…başkaları da var. (Mimarlara Mektup’ta bunları pek göremezsiniz)

  3. Eski odacı

    Tuhaf bir durum; bir saplantınız var. Rant. Bir ikincisi daha çıktı o da kentsel dönüşüm. Size verilen İngiltere örnekleri kentsel dönüşümde ortaya çıkan rantın toplum yararına nasıl kontrol edildiğini anlatıyor.
    Ama siz rant kelimesini bir tabu olarak fetişleştirdiğiniz ve kötülük tanrısı yaptığınız zaman sadece rantı serbest bırakıyor toplumu da savunmasız hale düşürüyorsunuz. İstanbul’daki gelişmelere bakarsanız bunu kolayca görürsünüz. Ayrıca İngiltere’deki ve tüm dünyadaki pek çok durumla Türkiye’deki arasında sandığınızdan çok daha fazla benzer nokta ve çıkartılacak dersler vardır. Kaldı ki bir zamanların yobazlarının “gavur icadı istemezük” çizgisine çok yakın noktalara geliyorsunuz…
    Zaten tıkanıklık da burada. Sadece ekonomik açıdan bakılırsa rantın kurgulanması, kontrolu ve yönlendirmesi üzerine kurulu bir mesleğin ortamında siz rant kelimesinin tabulaştırılması çok tehlikelidir. Sorun kamu yararının, sosyal projelerin bu ortamla nasıl buluşacağı?
    Oda yönetiminin yaptığı benim görevim korumadır, gelişme için öneriler beni ilgilendirmez politikasıdır. Halbuki oda yönetimlerinin bundan daha demokratik olduğu dönemlerde, ilgili komisyonların sözgelimi Galata köprüsü için geliştirdiği öneri -yeni köprü daha alçak ve küçük Ticaret Odası tarafına yapılsın, eski Galata Köprüsü yerinde kalsın ve yayalaştırılsın, Eminönü ve Karaköy meydanları yayalaştırılsın büyük ve çok nitelikli bir kentsel mekan kazanılsın (sizin gözünüzle bakılırsa bu da bir kentsel dönüşüm ve rant projesidir) – bugün bile önemini korumaktadır. Bu basit bir örnek bunları çoğaltmak mümkün. Mümkün olmayan bu tür atölyelerin, çalışmaların geniş katılım gerektirmesi nedeniyle mevcut yönetim tarafından düzenlenebilmesi. Yıllardır bu yönde çıt çıkmadı. Giderek kararan, küçülen bir oda yapısını görüyor, üzülüyoruz.
    Siz ben “mesleki denetim harcımı alır, ÇED’imi yazar kalanına karışmam; yada eğer imar planı tadilatı yada açık bir kanunsuzluk varsa bunu dava konusu yaparım” kalanı beni ilgilendirmez derseniz işlevinizin çok önemli bir kısmını yerine getirmemiş, vazifenizi eksik yapmış olursunuz.
    Günümüzde bir meslek odasında bu ve bundan çok daha fazlasına gereksinim vardır.
    Bu olması gereken artı ilaveler başta katılım olmak üzere MİM programında açık bir şekilde ifade edilmiştir.
    Ama oda yönetimi yalanlarla bu programa bile değil arkasındaki insanlara saldırınca “iki sene daha kazanmış oldu”.
    İstanbul’un ve mimarlığın kaybetmesi pahasına.

  4. kürşat akın

    Oda politikalarının tartışmanın merkezinde olduğu bu gündemi devam ettirirken, yapılanları eksik bulanların, yöntem olarak yanlış bulanların yanısıra oadya ait bazı “aile içi eleştirileri” olmakla beraber oda politikalarını doğru bulanlar taraf olmuş vaziyette.

    Burada gördüğüm bir nokta, bu forumda tartışmayı sürdürenlerin oda politikalarını konumlandıranlardan çok, odanın geleneği içinde zaten doğru olduğu kabul edilen davranışlarının onun adına günlük hayatta açıklanmaya çalışılması çabaları gibidir. Yani, oda ranta karşıdır, (diğerleri ise karşı değildir, yada bunu öne alıp ifade etmezler) o halde odaya ilişkin bir söz söylenirse bu önemli ranta karşı mücadele zarar görür.

    Kenti oda savunur (diğerleri savunmazlar, yada bunu konuşmalarında öne almazlar) o halde odanın kente karşı yaptıklarına bir eleştiri getirilirse kent zayıflar, kent kurtulmaz.

    Bu açılımları tek tek düşünelim isterseniz ve benzer sonucu bulursak belki de gülümseyeceğiz.

    Şimdi hakikat kısmına geçersek, kenti savunmak için tek yol aodanın yaptığı gibi mi olandır? Oda bugünkü modelini oluştururken hangi demokratik mekanizmalarını çalıştırmış, hangi ortak fikirler üzerinden gitmiş, hangi meslek gücünü donatmıştır? Şüphesiz harekete geçirdiği bir meslektaş gücü vardır ama bu sayı sınırlıdır, bu yapı dardır, bu açılım içe kapalıdır, bu kenti-aklı-doğruyu bu şekilde zaten kapsayamaz.

    Bir de işaret edelim ki, odanın her söylediği ak-kara gibi, hepsi yanlış diyenler konuşmuyor bu ortamlarda. Şimdi bunu atlayıp, herkesi şuncu buncu ilan eden bu organın yönetimini niye konuşmuyorsunuz arkadaşlar? Niçin bu önemli başlığı konuşmadan karşılıklı suçlama moduna geçiyorsunuz?

    Kentsel gelişmelerin hepsi bir rant ortaya çıkarır. (sözlük ve bilimsel anlamından söz ediyorum) Bakın olduğu gibi kalsın dediğinizde de artı ya da eksi bir ranta hükmedersiniz. Falanca bölgeye dokunulması bir rant kuşkusu sizde yaratıyorsa hiç dokunulmaması da başka bir rant alanı için referanstır. Konu dokunup dokunmamakta değildir ayrıca ve biz bunları konuşuyoruz ve bir arkadaşımızın söylediği gibi oda şöyle dedi diye de bu ihtimal eksilmez yada ortadan kalkmaz aslında. Hadi şöyle diyelim, biraz bazen gecikir, ertelenir. Kentsel değişime karşı olmak nasıl bir şakadır örnek verirsek. Bir çocuğa “büyüme” demek gibi birşey. Nasıl değişeceğine hükmetmek, onun ilkelerini ortaya koymak, bir rant ortaya çıkacaksa bazı projelerde bunun toplum kesimlerine dönmesini sağlamak daha doğru bir mücadele ekseni olmaz mı?
    Sonuç olarak sevgili dostlar, tartışmalar da “bizim odamız” iyidir kapsama alanından çıkmak, daha iyi bir meslek odası için ne yapmamız gerekir diye düşünmemiz doğru olur derim. Hatta bu konuda odasını seven dostlar başkalarından siz de şunları yapsanız iyi olur gibi önermelerde bile bulunabilir. Ama meslek odasını sadece kendilerini ifade ettikleri, diğerlerini de “yönettikleri” bir yer olarak tasavvur ederlerse bu gerçekten çağdışı olur. Sıkıntılarımız biraz burada diye düşünüyorum.
    Saygılar
    Kürşat

  5. artık birlikte değil

    sayın eski odacı,
    örnekler hep kıyaslamayla gündeme geliyor.bizde böyle,mimarlar odasında şöyle.
    İngiltere ye bak nasıl çözmüşler.
    sayın esi odacı,Arkiteraform da formlarınızın okunabilecek pozisyona gelebilmsi için yöneticinin denetiminden geçmesi sonucu sizin istediğiniz hale geliyorBunu biliyorsunuz.Demokratik yayın ilkelerine uymuyorsa isterse yayınlamıyor değil zaten yayınlamıyor.siyaset ve dinsel içerikli yayın yok.Özgürlüğe bakarmısınız.sıkıyönetim özgürlüğü.
    Hep böyle birşeylerin olurluğunu ifade etme zorluğu çekildiğinde verilen örneklerin hepsi avrupa ve amerika oluyor.Neremiz birbirine benziyor da örnek olarak oraları veriyorsunuz.
    Kültürümüz,davranışımız.yaşam biçimlerimiz,kaşımız ,gözümüz neremiz benziyor.Anadoluda hala inekleri ve öküzleriyle birlikta aynı mekanda kalan vatandaşlarımız,Bir dilim ekmeğe muhtaç insanımız,arazi mafyasından gecekondu arsası çeviren gurbetçimiz bunların hangisi uyuyor ingiltereye.Uyan birtek şey var sadece rant.evet burası uyuyor.

  6. artık birlikte değil

    Arkitera’da insanın kendisini bu şekilde ifade etmesi ve yorumlaması mümkün değil.

  7. Eski odacı

    Mustafa beyin söylemek istediği, Hasan Beyin de yazısında ifade ettiği, MİMDAP ve Arkitera sizlere Oda’da bulamadığınız bir kendinizi ifade etme şansı verdi. DİMP sitesinde “hala ne dediklerin ianlamaya çalıştığım ve bir türlü işin içinde çıkamadığım” bir şekilde eleştirilmeleri pahasına bunu size sundular. Özgürleşin, serbest hissedin kendinizi, rahatlayın, kendinizi ifade edin ve mutlu olun.
    Odanın engel olduğu da doğru değil. Bakın bakalım Büyükdere caddesinde kaç gökdelen odanın mesleki denetiminden geçmemiş. (Park otel bile geçmişti) Karşı çıkılan projelere de zaten hepimiz karşı çıkıyoruz.
    Kentsel dönüşüm konusuna tek bir taraftan bakmayınız işte size bir adres İngiltere’deki örnekler üzerine http://www.urcs-online.co.uk/index.asp bunlar nedir ne değildir bir inceleyin, sonra diğer ülkelerden de örnekler var. Bunlara baktıktan sonra eleştirinizi hazırlayın. Bence iyi olur.
    Özürünüzü tüm bunlardan sonraya saklayın.
    Selam ve Sevgiyle

  8. artık birlikte değil

    Ben kimden özür dileyeceğim?

  9. artık birlikte değil

    Herkesin kendini ifade etme şekilleri vardır.
    Yazılan şeylerin kendince doğru olması ,onları istediği şekilde açıklaması en doğal hakkı değilmi sayın mutlu.Korkmayla bir ilgisi yok.aynı sözleri salih şencan söylediği zaman size çok yakın olan ve şu anda da kullanığımız mimdap yönetimi bu durumun gayet demokratik bir ifade şekli olduğunu yazmıştı.
    Kimseyi tehdit etmeden ,kimseye herhangi bir ahlaksızlık yapmadan yazılıyorsa bunun korkuyla bir ilgisi olmadığını sanıyorum.
    sizin mimarlar odasını,TMMOB’u veya herhangi bir meslek örgütünü,genelde gerçek demokratik kitle örgütlerinin işleyişini neden buralara demokratik kitle örgütü dendiğini bildiğinizi zaten tahmin etmiyorum.
    sizlerin asıl amacı ,
    büyük projeler kavgasında ,mimarlar odasının kanunlarların verdiği yetki çerçevesinde sizlere müdahale edebileceği ve sizlere zarar verebileceği kuşkusu ile onu devre dışı bırakmaktır.
    Mimarlar odası olmasaydı ben CENTsel dönüşüm projelerinin nasıl rant paylaşım alanlarına dönüştürüldüğünü,planlarda negibi ayrıntıların yaşandığını sizin yorumunuzla değil toplumun çıkarları uğruna nasıl defomasyona uğratıldığını öğrenemiyecektim.Çünkü size yakın hiç bir kurumda .hiç bir sitede bununla ilgili ,’tabiki benim görebileceğim açıda’bir açıklama göremiyorum.İşte bu nedenle mimarlar odasını istemiyorsunuz.
    Ben size AKP li demiyorum,
    Ben size talancı Demiyorum ,
    Ben size sermaye yanlısı demiyorum,
    Ben size CENTçi demiyorum,
    Ben size rantçı demiyorum.
    Ben size çıkarcı demiyorum.
    Sadece sizler bizim gözümüzle bakmıyorsunuz.
    Halkın gözüyle bakmıyorsunuz.
    Sadece başınız önünüzde,yada ekranda sadece çiziyorsunuz.
    D ü ş ü n m ü y o r s u n u z…..

  10. Mustafa Mutlu

    Yaptığım iki hata için özür dilerim. Doğru birincisi Rumeli değil Trakya BKBT bu örgütü tanımamaktan değil çok sayıda sivil toplum örgütünde bulunmaktan kaynaklandı. İkincisi daha vahim devir teslim töreninde eski başkanın yeni başkanı öperek tebrik edeceğini söylemiştim. İkisi de aynı kişilermiş -bu kadar feodal kültür mümkün değil diyordum- Dolaysıyla onun için de özür dilerim.
    Feodallerden söz açılmışken Ankara’lı arkadaşların bildirisinde kullandıkları anahtar kelimeleri iki farklı gruptan arkadaşıma gösterdim. Ve sonuç son derece şaşırtıcı oldu. Sizde deneyin. Tavsiye ederim.
    Haydar Karabey konusuna gelmeden söylemek istediğim şey “oda yönetimine” yakın kesimdeki arkadaşların hala daha kendilerini isimleriyle açık şekilde ifade edebilecekleri cesareti kazanamamış olmaları. (Nasıl bir korku ortamındalarsa)
    Haydar bey’e gelince bence yaptığı son derece uygarcaydı.
    Hem demokratik ortamda imzasını koyması hem de gelen saldırıların ölçüsüzlüğü karşısında, akla davet ederek sakince kendi referanslarını ortaya koyarak “ben buyum ya siz?” demesi.
    Gençler için bu son derece önemli ve olumlu bir örnektir.

  11. bir yorumcu

    Haydar bey mertçe konuşanları ikna edeceğinize inanıyorum.Ya diğerleri..Ankaradaki size gülümseyen riyakar ortaklar..

  12. lütfü sakin

    bu masıl oluyor “ihtiyar” abi? ortada iktidar edenler var ve yeniden, yenide, yeniden….(bunu ihtiyar olduğunuz için siz dah iyi gözlemlemişsinizdir) yönetimi almak isteyenler var ve günün birinde birileri şunları yapacağım diye aday oluyorlar. sonra başlarına gelmedik kalmıyor, isimlerine hakaret ediliyor. bunlar oda mı yönetti de “asıl Karabey özür dilelemeli” diyorsunuz. yani bu hakaretlerin tersi mi oldu, Karbey mevcut yönetime “şuncusunuz, buncusunuz mu” dedi. hayat tabiki sadece yazmak çizmek değil ama siz de esas eleştirilmesi gerekeni bırakıp bağcı dövmeyi seviyorsunuz galiba.
    ben de tarkya BKBT de aslında yeni bir uyanışın olduğunu, seçimlere katılım ile bunun gösterildiğini sevinçle görüyor, sizin gibi düşünüyorum.

    saygılar

  13. ihtiyar

    siz bizden, binlerce mimardan ve toplumdan özür dilemelisiniz sayın karabey! siz sadece yazıp çizmişsiniz ama hayat bu değil…
    siz sayın mutlu, önce örgütü tanıyın ve “rumeli” değil TRAKYA BKBT yani bakırköy olduğunu unutmayın ve oradaki seçime katılma oranının %45 olduğunu bilin… insanlar yaptıklarıyla bilinirler, konuştuklarıyla değil…

  14. merve erkoc

    Mustafa Bey, tek kelimeyle ayip ediyorsunuz! Halbuki su adreste bana yazdiginiz cevabiniz ne kadar farkliydi. http://www.mimdap.org/w/index.php?p=3739
    Sanirim kimsede sagduyu kalmamis, uzgunum… Ve benim bahsettigim umutsuzlugu arttirmis oluyorsunuz. Evet bu ulkedeki mimarlik ortami icin umutsuzum. Koylu kurnazi degilim ve bu yerlesik bir kullanim bile olsa bence son derece asagilayici ve ayrimci. Sizi kinayabilirim oyle degil mi? Bence herkes elestirilebilir ve kinanabilir, saygi cercevesinde… Hep demokratliktan bahsediliyor bu ortamda ama sonra “kurnazlari kizdirdiysak affola” gibi elestirinin disina cikan sozler soyleniyor. Bu proje hocalarimizin bizi surekli elestirip arkasindan biz bir soz soyledigimizde bize karsi takindiklari asagilayici tavra benziyor biraz. (Bu arada ilgisi yok ama proje derslerine girip hicbir sekilde demokratlik belirtisi gostermeyen bazi hocalarimizin simdi demokratikliktan soz etmesi de bana hic inandirici gelmiyor.) Bence demokrasi tek tek bireylerin zihinlerinde yer etmeli herseyden once. Yoksa anlamsizlasiyor butun tartismalar.

  15. mehmet melek

    Behiç bey ve odadan bazı kişilerin başlattığı tek taraflı kişilere yönelik karalama kampanyası o sözü edilen yüce “kent koruma” ve “sermayeye karşı tavır alma” gibi erdemli davranışlara hiç yakışmıyor. Bunlara da tanık olmak varmış kaderimizde. Kalite düştü. Elektronik ortama asılsız, temelsiz bilgileri ismi bilinen insanlara söyletmek gibi duran bu davranışları gerçekten kınıyorum.
    Saygılar

  16. Mustafa Mutlu

    Köylü kurnazı türkçede çok uzun zamandır kullanılan bir terimdir. Bu terim “kısa vadeli küçük kazançlar için çok büyük tahribatlara neden olma pahasına insanları aldatma” durumunu anlatmak için kullanılır. Bunu Cumartesi akşamı telefonlarımıza gelen kaynağı belirsiz “ülkemiz mimarlık tarihine geçen o çok ünlü mesajı” gören ve mimar olmayan eşim söylemişti. Kurnazları kırdıysak affola.

  17. sibel uz

    Unuttum, biraz önce, cevap yazınızda “Neoliberal parti( AKP) bu operasyonunda basarisiz oldu. Ama sadece mimarlar odasinda…
    Sizin sahsinizi asagilamak gibi bir niyetim hic olmadi.” diyorsunuz. Grubu itham ediyor, AKP li yakıştırmasını, AKP desteğinde diyorsunuz ama Haydar beyi şahsında aşağılamak istemiyorsunuz. Bu naıl olabiliyor gerçekten? Yoksa H. Karabey adını biliyosunuz, onu tanıyorsunuz ama tanımadıklarınızı ne yapıyorsunuz peki?
    Lütfen, Behiç bey, eleştiri ve saptama başka birşey, saplantı başka birşey. Herks sizin yazdığınızı okuduğunda bir anlam buluyor ve zaten isim kullanarak da bunu açık açık “falanca organize etmişe” varan bir üslup kullanıp da, Haydar bey “özür borcunuz car” değince mi “sizi kastedmiyorum” Yapmayın lütfen.
    Saygılarımla

  18. sibel uz

    Burası saygın bir yayın organı ve kimsenin görüşleri kesilmeden verildi. Burada dil biraz daha özenle kullanılır ve gerçekten eleştiri yapma öne çıkar. Bu ortam seçim sürecinde bile devam etti. Tansiyon yükselse bile hep bir fikir tartışması yürütüldü.
    Ama Behiç Bey, siz bence sizden umulanın çok dışına çıktınız. Bu hareketi gazetenizde çizgiyle leştirmenizi, hazetmiyorsanız desteklememenizi, eleştiri çerçevesinde düşünce oluşturmnıza kim ne diyebilir?
    Bizim sizin de söylediğiniz bazı İstanbul eylemlerinden tanıdığımız, Vapurlarımız eylemi mesela, oradaki Behi bey gitmiş, bir grubun sözcüsü, militanı, kavagacısı Behiç bet gelmiş.
    Hele DİMP ortamına attığınız ve siz nasılsa tanımıyormuşsunuz ama mimarlık ortamının bildiği iki kişi ahkkında söyledikleriniz doğrusu ben de çok büyük bir güven kırılması yarattı. Bu kadar kolay mı, dedim. Sonra bir partinin iletişimine konu olanı görünce, “iki şapkalı adam falan” gibi, bu sözler Behiç beyin mi diye düşünmeden edemedim. Hele o partiyi ve görüşlerini de bilmediğinizi farkedince, yıllarca hayatımızda yer alan insan ne hale geldi diye üzüntü duydum.
    Bir de durmadan Tarlabaşı’ndan bahsediyorsunuz. Hadi Suluule projesini gördünüz eleştiriyorsunuz. Ama bu proje için, “fakirleri kolundan tutup atan, bir sınıf için planlama yapıulmasından, odanın buna karşı koymasından…” İnanın söyledikleriniz içinden “kenti savunalım, haksızlığa karşı duralım, mimarlığı toplum için kullanalım” ana fikrinde olduğunuzbilmesem, bu kaygıyla söylemiş olacağınız önceden varsaymasam, çok çocuksu, çok meselek alanın dışından biri konuşuyor diye bakardım.
    Mimarlar odasının kentin öyle ya da böyle değişimi ile ilgili bir fikri olduğunu mu düşünüyorsunuz? Muhalif olmadan ayrıntılar farkedilemez ve bir karşı duruş sergilenemez. Ama muhalif tavrın, sert söylemin bu kadar araçsallaştırıldığı ve ama karşı çıkmak da dahil, karşı çıkarak daha iyi bir toplum düzeni ve onun mimarlıkla ilişkisi gibi bir çalışma aksı var mı sanıyorsunuz?
    Bu yapı değiştiremiyor, değişmiyor. Sorun saptıyor. Bu yeterli diyorsanız buraya kadar sizinle hem fikirim. Zaten bakın sorunun özü bundan sonra başlıyor. Bu konular daha çok tartışmalar tüketir v yapılmalıdır. Ancak burada iktidardaki parti ismi verilerek yapılan “karartma” vicadanlarımıza yapılmıştır. Siz kendi”haklınız” için burada en basit etik kuralları hiçe sayıp onlarca saygın insanı kasaba meydanındaki mahalle kavgasında “ağzına ne gelirse söyleyen” biriymiş gibi suçladınız, itham ettiniz, kırdınız,… Sizin hiç bir yerde aynı duruma düşmenizi istemem. İnsan karalama zaten sol bir tavır da olamaz.
    Kendinizi yeniden gözlemleyeceğinizi umuyor ve aklımızdaki yere yeniden geleceğinizi zannediyorum. Saygı çok mühim Behiç bey, bunu kaybederseniz geriye ne kalır.
    Saygılarımla

  19. merve erkoc

    “Tüm bu köylü kurnazlıkları Türkiye’de sol hareketi bugün içinde bulunduğu duruma düşürdü.” Çok aşağılayıcı bir tanımlama! Neden köylülüğe negatif bir anlam yüklüyorsunuz. İddia ettiğiniz demokratlığa ve etik kurallarla da bağdaşmıyor. Sizi kınıyorum.

  20. Mustafa Mutlu

    Behiç bey
    Siz hiç bilmediğiniz konularda görüşler ileri sürüyorsunuz ama yine de sizi aydınlatmak istiyorum.
    Mimarlar Odasında bir operasyon yapıldı. Bu operasyonu da sandığınız gibi iş çevrelerine yakın mimarlar değil sizin sevgili dostlarınız yaptılar. Bu durum seçilen yönetimin etik meşruiyetini bile sorgulatacak boyutlara ulaştı. (sizi sanıyorum yasal meşruiyet ilgilendiriyor.) Bu konuda Arkitera’da ülkemiz mimarlık tarihine geçecek bir metin çıktı size burada aktarıyorum. Bu sanırım sizin tüm savlarınızı açık ve tartışmasız şekilde (Makyavelci değilseniz –sonucun yöntemi haklı kıldığını düşünmüyorsanız-) çürüten bir metindir. Dikkatli okumanızı ve sorgulamanızı öneririz.
    “Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Yönetimi MEŞRU’mu? Bu soruya iki türlü cevap vermek mümkün etik ve yasal. Etik açıdan ele alırsak son genel kurul ve seçim süreçlerinin etik olmadığını kolayca kanıtlayabiliriz. Çünkü:
    1.Odanın tüm imkanları oda profesyonelleri tarafından ÇAĞDAŞ Ve DEMOKRATİK olduğunu iddia eden grup tarafından kullanılmıştır ve bu durum kanıtlanmıştır.
    2.Seçimlerde de büyük ölçüde aday olan eski yönetim kurulu Genel Kurul’dan bir gün önce kendi adamlarını kullanarak hileli bir “teknik kongre” düzenlemiş, karşı tarafın görüşlerine hiçbir şekilde yer vermeyen bu kongreyi, büyük genel kurul provası gibi yapmış, tüm konuşmacıların yanlı olarak Mimarlık İçin Mimarlar Grubu aleyhine konuşmalarını sağlamıştır ve bu durum kanıtlanmıştır.
    3.Bu teknik kongre’ye mimarları puan karşılığı getirmiştir. Ve bütün gün tek taraflı propaganda ile beyinlerini yıkamıştır. Bu durum kanıtlanmıştır.
    4.Seçimlerden öncesi ANADOLU; KARTAL; RUMELİ BKBT’lere bir ilan yayınlatmıştır. Bu ilan seçimlerde taraf olan bir grubun adıyla yayınlanmış ve imza yerinde Odanın Temsilcilikleri yer almıştır. Yani parası Oda tarafından ödenmiştir. Bu durum kanıtlanmıştır.
    5.Seçimlerin yapılacağı günün geceyarısı tüm üyelere bir telefon notu gönderilmiş ve AKPARTİ’NİN MİMARLIK İÇİN MİMARLAR GRUBUNU DESTEKLEDİĞİ yazılmış, imza olarak Çağdaş Mimar gibi bir tanım kullanılmıştır. Ertesi gün seçimler için gelenler “mimarlar odası seçimlerinde oy kullanmak için değil, odanın tamamen gerçek dışı bir şekilde Akpartinin eline geçmesine engel olmak için gelmiş ve oy vermişlerdir. (“Hocam sizin kim olduğunuzu biliyoruz. Sizin de sizin desteklediğiniz listenizdekilerin de sağcı olmadıklarını adımız gibi biliyoruz. Ama heryeri Akparti ele geçiriyor, burayı da ele geçirecekmiş, kusura bakmayın size değil onlara oy vereceğiz.” –seçimlerde oy kullanmaları için çağırdığım iki eski öğrencim-) YUKARIDAKİ 5 MADDE NEDENİYLE SEÇİMLERİ KAZANAN MİMARLAR ODASI İSTANBUL BÜYÜKKENT ŞUBESİ YÖNETİMİ BUGÜN ETİK AÇIDAN MEŞRU DEĞİLDİR . YA YASAL AÇIDAN?”
    Bize hepimize Akpartili dediniz. Bu da kayıtlara geçti. Kanıtlayamayacağınız ortada. Sermaye hizmetinde olduğumuzu iddia ettiniz. Görmediğiniz Tarlabaşı projelerini “onlar varsıllara hizmet ediyor, zavallı halk zor durumda” diye karaladınız. Batılı mimarlar olsaydı sosyal projeler yaparlardı gibi savlar ileri sürdünüz aramızda batıda da benzer projeler yapan mimarlar olduğunu bilmeden. Bu projelerin yakında sergisi açılacak sergiye gelir,proje bazında eleştirinizi yaparsınız. (Haklı olduğunuz yön varsa merak etmeyin hepimiz size arka çıkarız.) Aslında dediğiniz türden uygulamaları da daha önce yapmış yada yapılan uygulamalara önayak olmuş mimarlarımız olduğunu bilmeden, bu konularda yıllarca dersler vermiş kişileri tanımadan sadece size gelen “intibalar”a güvenerek ve politik amaçlarla bu iftiraları yapıyorsunuz.
    Topbaş da Mimarlar Odası üyesi bir meslektaşımızdır. Onun verdiği oyu bizimle ilişkilendirerek sorgulama hakkını buluyorsunuz. Hem nereden biliyorsunuz mavi listeye oy vermediğini? Verdiği oy sorgulanacak kadar sorunlu bir meslektaşımız ise Eyüp Beyden de geldiği zaman arkasında dolaşmasını değil mesela kolundan tutup dışarı atmasını beklemek gerekir. Yada yıllanmış yönetim kurulunun onu söz gelimi onur kuruluna vermesini. Bu ne tutarsızlıktır? Tüm bu köylü kurnazlıkları Türkiye’de sol hareketi bugün içinde bulunduğu duruma düşürdü.
    Tıpkı teknik kongre rezaleti gibi. Bütün konuşmacıları siz seçeceksiniz. Oturum başkanı sizden olacak. Üstelik de bunu genel kuruldan birgün önce yapacaksınız. Bütün gün konuşmacılar muhalefeti salvo ateşine tutacak ondan sonra demokrasiden bahsedeceksiniz. İnsana gülerler.
    Eğer Türkiye’de mimarların bütünlüğü bu derece derin bir yara almışsa bu sizlere bile sütünlarını sansürsüz açan Mimdap yada Arkitera gibi yayınlar, yada demokratik haklarını kullanarak daha açık ve şeffaf oda isteyen meslektaşlarımız yüzünden değil, köylü kurnazlığını politika zanneden, insanları kandırıp söylediklerinin arkasında bile duramayanlar yüzündendir.

    (Bu arada laptop’lar çok ucuzladı. Ayrıca cevap yazmak için laptop’a da gerek yok. Heryer artık bilgisayar kaynıyor. İsteseydiniz size internet kafelerin adreslerini de verirdik. İstediğiniz yerden yazabilirdiniz. -Laptop’umuz yoktu onun için yazamadık- güldürmeyin insanı )

  21. Behiç Ak

    Sayin Haydar Karabey,

    Bu sifatlardan bircogunu sizin icin kullanmadim. AKPli mimarlar da demedim bu listede yer alanlara. Oyle olsaydi isimiz çok kolay olurdu. (Lutfen Size AKP li dememi, hele “AKM yi yikip cami yapmak istiyorlar” deyip kendimi aptal konuma dusurmemi istemeyin benden) AKP den is alan cevrelerin etkili oldugu bir listeydi. AKP cevrelerinde buyuk destek gordu. Belediyelerden, Toki den, kiptastan minubuslerlerle mimarlar secime katildi. Oysa bu insanlar secimlerdeki konusmalari bile dinlemeye gelmediler. AKP yanlisi mimarlar Birligi ayri bir liste cikarmayarak, bu listeyi destekledigini acikladi.

    Kadir Topbas ilk defa bir gurup AKP li mimarla oda secimlerine gelip, (kuskusuz) “mimarlara yol acin!” listesine oy verdi. Kadir Topbas in akil hocasi Suha Bey, Zorlu gurubuna verilen imtiyazi kabul etmeyen mimarlar odasina bir sure once savas acmisti. Listenin olusturulmasinda etkili oldu. Atilla Yucel, karsi tarafin ne dedigini bile dinlemeden, kongreyi terk etti. Cunku bir fikirden cok, bir ele gecirme mucadelesi yurutuluyordu.

    Mimarlar odasi kamunun(toplumun) çikarlarini savunan bir kurulustur. Tarlabasindaki adalardaki butun evleri yikarak insanlari sokaga atilmasina aldirmadan is yapan bir mimar, “Ama ben cok guzel bir bina yaptim” diyerek isin icinden cikabilir. Ama mimarlar odasi planlama hizmetinden sadece bir sinifin. Ayricalikli bir zumrenin faydalandirimasi karsisinda, icinde oturan fakir ve caresiz insanlarin da bu hizmetten faydalanmasi icin kamusal bir mucadele yurutmek zorundadir. Yani bu sosyal bir sinifi ayricalikli bir duruma getiren bu tur planlamalari elestirmek, kamusal bir adalet olusturmak icin caba gostermek zorundadir.

    yoksa gorevini yapmis olamaz. Tipki barolar birliginin hukukla kurdugu iliski gibi. Ya da tabibler birliginin doktorlukla kurmasi gerektigi iliski gibi. Yillardir bunlari iyi kotu yapmaya calisan insanlar arkitera adli mimarlik kulturune cok ta katki yaptigini dusundugum bir sitede karalanarak, genc nesiller karsisinda degisimin karsisindaki polit buro uyeleri gibi gosterildi. Otuz bes yildir ekonomik zorluklar icinde hic odun vermeden toplum icin mucadele eden sevgili Mucella Yapici “ayligini kendisi tayin eden kadin” olarak asagilanmaya calisildi.

    Zengin biri olmadigi anlasilinca ”Lap top alacak parasi olmadigi icin zenginleri kiskanan birisi” olarak gosterilmeye calisildi.
    AKM nin yikilip, yerine cami yapilacagini dusunmuyorum. is merkezi ya da kongre merkezi yapilmak isteniyor (Kemalizm seriat kutuplasmasi da herseyin ustunu orter oldu bu aralar. Cami yapmak istemediklerine gore rahatlayip, yiksinlar mi diyelim. AKM nin yikilmasina Tabanlioglunun bir donemin ozgun mimarisini yansittigi icin karsiyim ben. ) Yabanci mimarlara karsi degilim. Ornegin, tarlabasi projesinin sosyal boyutunu hic dusunmeyen yerli mimarlar yerine onu sosyal bir proje gibi olarak da ele alan tarihi evleri yok ederek degil onlari koruyarak ve orada yasayan nufusun orada kalmasini saglayarak projelendiren yabanci mimarlar tarlabasini tasarlasaydi keske diyebiliyorum. Mimarlar arasinda bir kirilma oldu. Bu cok uzun zamandir “kamu kavramini terk edenlerle, bu kavrami savunmaya mahkum edilmisler arasindaydi.

    Neoliberal parti( AKP) bu operasyonunda basarisiz oldu. Ama sadece mimarlar odasinda…
    Sizin sahsinizi asagilamak gibi bir niyetim hic olmadi.
    Bu yuzden ozur dilemiyorum.
    Yukaridaki ukalaliklarim icin ozur dileyebilirim sadece.
    Bir sure gecsin. Mimarlar odasinda bir gun bulusup, bu olan biteni konusalim. Belk o zaman neler dusunudugumuz daha rahat anlasilir.
    Sevgiler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir