Bir olan

3 Dakika Okuma Süresi

MURAT CEMAL YALÇINTAN / Birgün
” Esir olma” hallerine dair yazmak istedim “çok” sayıdaki gecekondu mahallesinin “bir” olup hazırladığı metni tekrar tekrar okuduktan sonra…

Sanırım “çok” içinde ilk kez “bir” hissetme halim Beşiktaş Çarşı grubuyla yaşanandı. Binlerce insanın tek ses olup çıkardıkları sesin kulaklara ziyan olmasının yanısıra, on iki yaşımda yatılı okurken hafta sonu kaytarmalarımda tanıştığım Çarşı’nın insanları arasında kendimi ilk kez halkın arasına düşmüş temiz çocuk gibi hissetmiş; bir yandan fanatizmle kirlenirken, diğer yandan kendimi emekçi çocuklar(ıy)la devrimci türküler söylerken bulmuştum. Yine de tek gerçek var(di); o da Beşiktaş(tı). Çarşı bugün taşıdığı isyan bayrağı ile araştırılması gereken sosyolojik bir olgu haline geldiyse Çarşı’da “bir” olmanın halleri üzerine düşünülmeli.

Üniversiteye girdiğim ilk yıldı. Yüzlerce biz, şarkılar söyleyerek, resimler çizerek YÖK tabutu taşıdığımız gün, 1980 sonrası dönemde ilk ve bildiğim kadarıyla son kez Akademi’yi gece yarısına kadar açık tutan gücümüzü hissetmiştim. O gücün “bir olma hali” üzerinden kurulabileceğine dair akıl, ancak onbeş yıl sonra, Akademinin girişine üniversitenin ka-musallığını yok eden turnikeleri ve içine de içeridekilerin mahremiyetine saygısızlığın sembolü kameraları koymaları üzerine, temiz sınıfları, bilgisayar atölyeleri olmayan kalabalığın isyan halinde yeniden ortaya çıktı. Sözler alınmasına rağmen, verilen sözler tutulmadı; çünkü “bir olma hali” süreksizdi.

Üniversiteye girer girmez toplantılarına katıldığım Öğrenci Derneğinde görüşlerimin uygun bulunmaması(!), derslerin protesto edildiği gün öğrencilerin ve öğretim üyelerinin bir kısmının protestoyu kırması, İnsan Hakları Derneği’nin bir yürüyüşünde polisin bizden daha “bir durma hali” nedeniyle ben dahil grubun çoğunun yarı yolda sıvışması hatırlayabildiğim “bir olamama halleri” içinde ön sıralarda.

Bir olamama halinin en affedilmezi ortada kazılmış bir siper ve bu siperde mücadele etmek isteyen çok sayıda nefer varken sipere gireceklerin önüne çeşitli koşullar getirilmesi ve/veya bu koşulları belirleyen lider olma mücadelesi! Sıkça yaşadığımız bu halin sürekliliği bu coğrafyanın insanının liderlik düşkünlüğünden çok “tek” olanı “çok” olana tercih etmesinden doğuyor, diyorum. “Bir” olmakla “tek” olmak biribirine karışıyor. “Çok” olandan “bir” çıkmayacağına olan inanç, “çok” olanın “bir” olma şansını yok ediyor.

Gecekondu mahalleleri hiç de sanıldığı gibi homojen topluluklardan oluşmuyor. Onlar önce “çok” olan mahalleliden “bir” yaratıp, sonra “çok” sayıdaki mahalleden daha güçlü bir “bir” yaratma uğraşını yaşama haklarını korumak adına çoğulluğa saygı göstererek sürdürüyorlar. Bu coğrafyanın “tek” olana bağlılığı artık düşse, bu vesileyle…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir