HASAN KIVIRCIK / Mimdap
Yer, Antalya’nın turizm bölgelerinden Serik ilçesine bağlı Belek beldesi. Bir süre önce açılan Türkiye’nin “7 yıldızlı” ilk oteli Belek Rixos Premium’a giderken yol boyunca inanılmaz bir görüntü sizi izlemeye başlıyor.

Yer, Antalya’nın turizm bölgelerinden Serik ilçesine bağlı Belek beldesi. Bir süre önce açılan Türkiye’nin “7 yıldızlı” ilk oteli Belek Rixos Premium’a giderken yol boyunca inanılmaz bir görüntü sizi izlemeye başlıyor. Gündüz gözü değil de alacakaranlık olsa kendinizi antik bir kentin içinden geçiyormuş sanırsınız. Büyük kemerler, yıkılmış antik kent duvarları, parçalanmış sütunlar, iki katlı su kemeri kalıntıları, kale burçları,… yol kenarına akıllıca dizilmiş. Sanki sadece devlet karayolu boyunca bir kazı yapılmış ve tarihi değerdeki antik kent ögeleri açığa çıkarılmış, sonra yol kotuna kadar (bir şekilde !) yükseltilmiş ve ülkemizi gezmeye gelen turistlerin bilgisine sunulmuş zannedersiniz. Yüzlerce metre devam eden bu seremoni önünüze çıkan kavşakta yoğunlaşıyor, kavşağı biçimlendiriyor, ‘şehrin’ girişinde yine benzetilen tarihi ögeli kemerin üzerinde “ City Center Belek” gösteriliyor, hemen yanındaki küçük parkta sınırları bu ‘tarihi kalıntılar’ belli ediyor, derenin üstünde köprü ve yol başı kuleleri oluyor… Velhasıl ‘tarih’ kapatıldığı yerden fırlamış sizi izliyor.

İnanılmaz belki ama bütün bunlar tarihi görüntü verilmeye çalışılarak, çelik konstrüksiyon üzerine sıva-beton karışımı yapay kayalarla yapılıyor. Tamamlanmış ve kamuoyunun görsel beğenisine sunulmuş olanların yanı sıra beldenin oldukça uzun yollarının kenarlarında bu kemerlerin ve sütunların inşaatı bir yandan azimle sürüyor. Her hangi bir bütçe sorunu yoksa kilometrelerce yol boyu devam edecek gibi görünen bu inşaat, basit Cumhuriyet Bayramı taklarını andıran çelik profil üzerine sıva teliyle kemer şekilleri oluşturulup, sonrada işin ustası tarafından eskimiş taş desenleri bu ‘eserlerin’ üzerine işlenmesiyle sürüyor. Böylece zaten eski zaman yerleşimleri olan bölge turistlere günümüz gerçekliğiyle canlandırılmış oluyor (!)

TOPRAKTAN ‘TARİH’ YÜKSELİYOR

Binbeşyüz yıllık yerleşmelerin, Belkıs, Aspendos, Perge, Side gibi kentlerin yanı başında onlarla eskilikte yarışan, modern karayolları yanında uzanan bilgisayarda yapılmış ve kes-yapıştır biçiminde birbirinin benzeri, simetrisi, kopyası, adeta ekilmiş kemerler acaba hangi aklın ürünü? Son yıllarda yapay kaya-taş yapımının sektörleştiğini, baskı beton iş kolunun ürünlerine kentlerin yer döşemelerinde rastladığımızı biliyoruz. Kendi lokal kullanımlarında ve varsa kendi bağlamında işlevsel de olabilecek uygulamalarına “…beğenen alır, evine; bahçesine taktırır…” dense bile kamuoyunun gözleri önünde ve onların kaynaklarıyla bu kadarına cüret edilmesi ‘yerel demokrasinin’ sınırlarının nereye kadar genişlediğini bize öğretiyor

Sadece yol kenarlarıyla sınırlı olmayan, Belek içinde de çeşitli yapay şelaleler, eski kale kalıntıları şeklindeki düzenlemeler aslında basma kalıplaşıp yaygınlaşan ya da hepimizin fark edemediği yeni bir zevkin ortaya çıktığını gösteriyor. Üstelik uygulama alanına taşınmış, kamu alanında ve ihaleli işlerde neredeyse “yapay-kaya-taş” sektörünün nasıl serpilip geliştiğini vurguluyor.

Bu abartılı “eski eser yaratma inşaatı” düpedüz hem ülke kamuoyunu hem de turistleri fiilen cahil yerine koymaktadır. Yine sadece bir parkta, bir gösteri alanında kendi kabul ettiği espri dahilinde göze batmayabilecek uygulama abartının da ötesinde dağa taşa bu bollukta ekilince, önce akla görgü-bilgi yoksunluğunu getiriyor. Yabancı turistlerin akın akın geçtiği yol üzerinde kendi tarihi zaten zengin bir ülkede sahte tarih ögesi imal etme fikrini anlamak mümkün mü?

Besbelli ucuz olmayan bütçesi, yaygın inşası ile kamu kaynakları harcanarak ihale edilmiş bu iş nasıl bir kararın ürünü acaba? Turizm beldesi bir kentte kendi değerlerini koruyamayan yönetim erki yine kıt olan kamu kaynaklarını yapay tarih yaratmaya mı ayırmaktadır? Hangi bilgi birikimine dayalı olarak, hangi uzmanlık görüşü alınarak, hangi estetik kaygı ile bu kapsamda bir ihaleye cüret edilmiştir? Ya da tersten sorarsak beldesine hizmet etmek yarışında olan bu yerel yöneticilere kimse ne yapıyorsunuz diye sormamış, bir uzman çıkıp bu nedir böyle dememiş midir? Bu yönetici grubun içinden biri ya da birkaçı tarihi ögeleri imal etmenin yersiz olduğunu belirtmemiş midir?

Eleştiri ne için var ki… Bu ucubelerin yapım kararı ve sonra ihale edilip fiilen yapımı sırasında hiç eleştiri olmamış mıdır? Herkes “aman ne güzel düşünülmüş” mü demiştir acaba?

Bu kısmını hiç bilemiyoruz…

DEĞERLER SİSTEMİNDEKİ EROZYON

Kendi değerlerini zaman içinde yitirmiş, akıl olarak da bu değerlerden uzaklaşmış toplumların yeşeren özentileri kaba saba ele alınınca kaçınılmaz olarak ortaya felaket görüntüleri çıkıyor. Kültürler arasındaki bağları çok önceleri kopmuş ve çok sesliliğe, kültürlülüğe alışık olmayan zihni yapıyı enpoze eden verili sistem, geçmişi canladırmayı, görsele taşımayı gerekli bulduğunda geçmişi bugünkü pragmatik aklıyla yeniden keşfetmeye kalkmaktadır. Geçmişi öğrenmek ve korumak yerine onu gerektiğinde ‘yeniden yapmayı’ daha geçerli yol zanneden bu zihinsel yapının bu denli basit hatalara düşmesi de doğal sayılmalıdır.

Fikir fakirliklerine iş bilmezlik, görgü eksiklikleri de eklenince “ürün” çekilmez oluyor. İstenileni en kötü ve geri düzeyde ifade etmek, tepkisizleştirilmiş toplumdan sonunda sukut değerinde bir “olur” almaktadır. Hoş gemi azıya almış ‘demokratik yöneticiler’ çatlak seslere kulaklarını kapatmayı bir erdem zannettiklerinden yer gök inlese bile kendi kendilerine “olur” vermeyi yeğlemektedirler.

Konunun yerel yöneticilerin naif atılganlıkları ve hizmet anlayışları çerçevesinde yargılanması aslında eksik olur. Belki de iyi niyetle, daha çok hizmet vermek için turizm amaçlı fakat gerçekte yerini bulmayan bir girişimdir bu. Zamanında yöneticilere ulaşabilmek imkanı bulunsa belki de turizm amaçlı eskitme kayaların inşaatı olmazdı. Safça ama belki de…

Fakat daha önemlisi ve fark edilmesi gereken şey, tarihe ve tarihi varlıklara bakıştaki sığlığın yol açtığı ufuksuzluktur. Tarihi referansları ayırarak, kimisine yanaşıp kimisini dışlayan toplumsal kültür, yeterince bilgisini bile edinmediği önemli bir grup geçmişi büyük ihtimal kendisi ve kendi toplumu için değil; yabancılar için salt gösteri unsuru olarak canlandırmayı tercih etmiş görünmektedir.

Eskiye öykünen ve sadece biçim olarak benzeşmeye çalışarak bugünün çeşmesini, camisini, evini yapan bu toplumun fertlerinin beğenileri de tırpanlanmıştır. Kendi devinimini yapamayan, kendi biçimlerini bulamayan, kendi müziğini, kendi sesini söyleyemeyen toplum, sunulan kadarına razı, sunulanların arasından ‘çoktan seçen’ bir konuma itilmiş, açıkça dar alanda sıkıştırılmıştır.

YEREL YÖNETİMLERİN KAYNAK KULLANIMI

Demokratik ortamın gelişmesinde merkezi dönemlerdeki buyurganlığa, her şeyin tek merkezden yönetilmesine tepki olarak geliştirilen yerelleşme son yirmi yılın gündemindedir. Ancak görünen odur ki, irili ufaklı yerel yönetimlerin hepsinin bir bütçesi, kullanabileceği olanağı, uygulayabileceği yeteri kadar ‘iktidarı’ vardır.

Yerelleşmenin demokratik kanalları açması ve toplumun üretkenliğini arttırması bir fikir olarak elbette durmaktadır. Ancak yerel yöneticiliğin belli büyüklükte bir kaynağı yönetmeye dönüşmesi, yerel iktidarı elde etmenin bu kaynağın etrafında kümelenmeye çevrilmesi gerçekliği diğer tarafta beklemektedir.

Bugün, ülkemizin toplumsal eksendeki temel eksikliği kamu kaynaklarının denetimidir. Bütün toplumun vergilerinden oluşmuş kaynağın toplanması bütün aksaklığına rağmen kamusaldır ve nihayetinde sokaktaki vatandaşın cebinden elde edilmektedir. Ancak bu kaynakların kendi üretken alanlarına dağıtılması bireysel yahut grupsal nitelik göstermektedir. Ve ne yazık ki bugünkü toplumsal örgütlenmeler içinde kamu yöneticilerinin harcamalarını uzmanca değerlendirebilecek, bunun uzun süreli takibini yapabilecek, toplumu doğru ve doyurucu bir şekilde bilgilendirecek bir yapı kurulamamıştır.Yerel-merkezi yöneticiler tarafından kamu kaynaklarını Sayıştay denetimine takılıncaya kadar serbestçe kullanma yetkisi asıl olarak bu boşluktan kaynaklanmaktadır.

Demokrasinin kurallarının yerleşmediği ve tepeden tırnağa içselleştirilmediği yerde proje demokrasisi de sağlanamaz olmuştur. Kamuyu ilgilendiren projelerin büyüklükleri, nitelikleri, faydaları göstermelik olmanın dışında toplumla gerçekte tartışılmadan, topluma mal edilmeden onun için ve ama ona rağmen yöneticiler eliyle yapılmakta, üzerinde titrediğimiz “demokratik yönetimler” ise bu işleyişin bir aracına dönüşmektedir.

Bu defa konu Belek yolunda “turizm amaçlı tarihi canlandırma” olmuştur…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir