ERBATUR ÇAVUŞOĞLU / Birgün
Bir iki yıl önce Birgün Gazetesi’ndeki kent sayfasını çıkarmak üzere bir araya gelen ve başka bir dünyanın mümkün olduğuna inanan arkadaşlar, sayfanın adını başlıktaki gibi düşünmüş, bu sayfalarda bunun söylemsel mücadelesini verebilmeyi, en azından farkındalık yaratabilmeyi, kaygılarımızı paylaşabilmeyi ümit etmiştik… Ümidimize ümit katan bir teorik tuğla Meral Özbek hocamızdan gelmişti o sene; sözünü ettiğim kalın “Kamusal Alan” kitabı en çok Kapital ciltlerinin yanına yakışmıştı evlerimizdeki kitaplıklarımızda.

Hayalini kurduğumuz, “kentin havası özgür kılar” söyleminin ardındaki kent; kamusal alanlarla örülü, kentlilerin farklılıkları paylaşarak özgürleştiği, demokratikleştiği, kullanım değerini çoğaltarak zenginleştiği bir kent idi bizim için.

Bugün, kentlerimize, yaşam alanlarımıza yönelik saldırılar kabûsgücümüzün çok ötesine geçmiş durumda. En kanlı saldırılarda bile savaş etiği açısından dokunulmazlığı olan yerler, inanç merkezleri, hastaneler ve okulların işgal edileceği, kentin bir özel alanlar toplamı haline geleceği aklımıza gelmemişti doğrusu…

Ancak bugün kentlerimizdeki gıcırlaş-ma[l] süreçlerinde yeni bir aşamaya gelmiş bulunuyoruz: İnanması güç belki ama okullar satılıyor… Tekrar ve büyük harflerle yazmalıyım: OKULLAR SATILIYOR… Kim bilir belki sırada hastaneler, sağlık ocakları, mezarlıklar, ibadethaneler ve daha neler var.

Toplumsal olayları komplo teorileriyle açıklamayı bir tür kolaycılık, kendini suçtan sıyırma olarak gördüğümden pek tercih et-mesem de, bazı dış mihrakların ülkeyi çökertmek için milli eğitimi hedef aldığını söyleyenlere, bu son gelişmelerden sonra çok sözüm yok.

10 yıldır, üniversitedeki görevim sayesinde yetişen nesilleri gözleme olanağı buluyorum. 80 sonrası kuşağı ve değer yargılarını anlamaya çalışırken, milli eğitimin evrensel insanı yaratmak için ne tür çabaları olduğunu düşünüyorum. Milli Eğitim-Evrensel İnsan: Adı üstünde çelişki!

Aklıma idealist öğretmenler geliyor, ne zorluklarla, ne fedakârlıklarla çalıştıklarını bildiğim… Sonra o yarışmacı sistemde sınavları kazanan ve ilk yüzde ı’lik dilime girip üniversiteli olan gençleri düşünüyorum; ders ve test kitabından başka bir şey görmemiş, üniversite sıralarında söyleneni ezberlemek üzere yerini almış insanları. Sonra kaybedenleri düşünüyorum, belki düşünen ama ezber-leyemeyen olduğu için hayata kaybeden olarak başlayanları…

Üniversite hocası olarak yaptığım işi, tükettiğim nefesi düşünüyorum; bir uzmanlık, meslek eğitimi vermek yerine seçilmiş gençleri okumaya, sorgulamaya çağıran bir deli, Ufuk Açıcı… Okulların binaları satılırsa satılsın diyorum, nasılsa ruhları çoktan satılmış! Aynada gördüğüm şeye bakıyorum acıyarak, mırıldanıyorum: Lavabo Açıcı… Ruh Çağına…

Ama hemen toparlıyorum durumu: Ne de olsa şu huzursuz coğrafyada şahsıma bahşedilen ömrün kalan kısmını huzurlu geçirmek adına en kötü olaylara iyi tarafından bakmayı öğrenmiş biriyim. Milli Eğitim’in okulları satıp, alışveriş merkezi, otel, otopark, restoran yapılmasına ön ayak olması da hayırlara vesiledir diye düşünüveriyorum.

Artık bu okullar olmadığına göre milliyetçi muhafazakâr bir “biz kimliğp’ni içselleştirip, geri kalan her şeyi ötekileştirip düşman ilan eden bir eğitim verilemeyecek, gencecik insanlar fiziksel ve psikolojik işkenceye maruz kalmayacak, okul çıkışında kimse kimseyi bıçaklamayacak, diye seviniyorum. Satın bütün okulları, sokak en büyük okul diyorum!

Yine de, gidenin ardından boynum bükük; elde var hüzün…

[1] Kavramı, soylulaşma, mutenalaşma olarak çevrilen “gentrifîcation”a bir gönderme olarak kullanıyorum.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir