POLAT SÖKMEN
Türkiye’nin yaşadığı dönüşüm sürecinde İstanbul, prestijli tarihsel kimliği ve içerdiği çok yönlü potansiyel ile önemli bir yer tutuyor. Yaşanan gelişmeler, bu büyük metropolümüzün böyle bir tarihsel dönemde söz konusu kimliği ve potansiyeli büyüme ve refaha dönüştürebilecek yönetim ve planlama yaklaşımlarını yeterince ortaya koyamadığını gösteriyor. Bugünün bilgi ve iletişim dünyasında başarılı örnekler üzerinden öğrenmek verimliliği kanıtlanmış yaygın bir yaklaşım olduğuna göre, günümüzde bu tür örnekleri oluşturan bazı metropoller üzerinden İstanbul’a bakmak, başarısızlıkların nasıl aşılabileceğini görme olanağı sağlayacak yararlı bilgiler sunabilir.

İstanbul’u böyle karşılaştırmalı bir bakış altında değerlendirmek birden fazla metropol üzerinden yapılabildiğinde, bugünün dünyasında başarıyı getiren ortak yaklaşımlar, kurumlaşma biçimleri, politikalar vb. giderek daha iyi görüleceğinden, bu karşılaştırmanın olanaklar ölçüsünde bir dizi metropol üzerinden sürdürülmesi düşünülüyor. İlk karşılaştırmalı bakış örneği olarak, özellikle son yirmi yılda gösterdiği başarılarıyla dikkat çeken ve İstanbul gibi bir Akdeniz liman kenti olan Barselona seçilmiş bulunuyor.

İspanyada sanayileşme, kentleşme ve metropoller

İspanya’nın 17 özerk bölgesinden biri olan Katalanya’nın merkezi Barselona , 100 km2’lik bir alanda yerleşik 1.6 milyon nüfusuyla yoğunluğu en yüksek Avrupa kentlerinden biri. Avrupa’nın 6. büyüğü olan Barselona Metropoliten Bölgesinin nüfusu 4.3 milyon, Katalanya özerk bölgesinin toplam nüfusu ise 6.1 milyon.

İspanya, kentleri eski fakat kentleşmesi yeni bir ülke. Sanayileşme ve modernleşme sürecinde karşılaştığı güçlükler nedeniyle ülkenin geciken kentleşmesi 1960-75 arasında bir patlama yaşadıktan sonra, 90’lı yılların ortalarına kadar yavaşlayarak devam etmiş. Hızlı kentleşmenin çarpıcı bir sonucu, sayıları giderek yediyi bulan metropoliten alanların ortaya çıkması olmuş. İspanyol ekonomisinin belkemiğini oluşturan bu metropoller içinde ulusal katma değerin üçte birini üreten Madrid ve Barselona başı çekiyor.

Hızlı kentleşme süreci boyunca nüfusları artan metropollerin etki alanlarını sürekli genişlettikleri, nüfus ve faaliyetlerinin giderek desantralize olmasıyla daha homojen alanlara dönüştükleri görülüyor. Metropoliten ekonomilerin yapısal bir dönüşüm geçirdiği bu gelişmeler içinde üretim süreçleri parçalanıyor, hizmet sektörü ön plana çıkıyor ve artan bir esnekleşme ve uluslar arasılaşma yaşanıyor. İspanya’da ulusal kişi başına gelirin 1985’den sonra gösterdiği artışta, metropol ekonomilerinde yaşanan bu değişimlerin sürükleyici bir rol oynadığı kabul ediliyor.

İspanyol Yönetim ve Planlama Sistemleri

Barselona’nın böyle bir yapısal dönüşümü hangi yerel cevaplar geliştirerek yaşadığını görmeden önce, ülkenin yönetim ve planlama sistemlerine ilişkin bazı bilgileri kabaca tanımak gerekiyor. İspanya’da iç savaşın ardından köktenci bir devlet reformu getirmiş olan 1978 Anayasası özerk bölge kademeleri ile geniş yetkilere sahip il ve belediye yönetimleri öngörüyor.

Belediyelere tanınan bu yetkiler nedeniyle, zaten sınırlı bir güce sahip eski metropoliten kademe örgütlenmeleri kaldırılmış bulunuyor. Bu durum hızlı nüfus artışıyla çok belediyeli alanlara dönüşmüş olan metropollerde büyük bir yönetim parçalanmışlığına yol açıyor. Barselona Metropoliten Alanında (BMA) bu parçalanmışlığı aşmak için 26 belediyeden oluşan bir Metropoliten Alan Belediyeler Birliği kurulmuş. G-7 gurubu denen Büyük Metropoller Birliği güçlü bir metropoliten yönetim reformu için sürekli bir çaba gösteriyor.

İspanyol planlama sistemi üç kademeli yönetim sistemine koşut hiyerarşik bir yapıya sahip. Ancak ulusal kademe planının, planlama yetkilerinin yaygın desantralizasyonu nedeniyle hazırlanabilmesi olanaklı gözükmüyor. Her özerk bölgenin kendine göre tanımladığı bölge planlarının büyük çoğunluğunun da henüz hazırlanmadığı, hazırlanananların ise Katalonya örneğinde olduğu gibi fazla bir uygulama etkinliği sağlayamayacağı görülüyor.

Yerel kademede en etkili planlama otoritesi belediyeler. Hiyerarşik bir planlama sistemi yerel kademe planlarının üst kademe planlara uymasını öngörüyorsa da, bu planların çoğu hazırlanamamış olduğundan bu ilke havada kalıyor. Metropoliten bir yönetim kademesinin olmaması, her belediyenin kendi planını yaptığı büyük bir planlama parçalanmışlığına yol açıyor. Bu parçalı planlama yapısını aşmak için bir süredir özerk bölge otoriteleri tarafından Metropoliten Alan Planları düzenleniyor. Bu planların yapımının uzun süredir devam etmesi ve gerçek bir uygulama yetkisinden yoksun olmaları nedeniyle, ne ölçüde etkili olacakları konusunda yaygın bir kuşku var.

1976 Barselona Metropoliten Planı

Böyle bir yapı içinde metropoliten alan merkez belediyeleri de yalnız kendi belediye alanlarını kapsayan planlar yapabiliyor. Barselona bu konuda yine bir istisna oluşturuyor ve Metropoliten Alan Belediyeler Birliği sayesinde 26 belediyeyi kapsayan bir plana sahip. BMA’nın bir kısmını kapsadığı halde “Metropoliten Plan” olarak adlandırılan 1976 tarihli bu plan, en eski metropoliten merkez belediyesi planı olma özelliğini taşıyor. Bu planın İspanyol planlama sisteminin esneklik taşımayan yapısına karşın bugüne kadar temel planlama belgesi olarak varlığını sürdürebilmesi, geçirdiği sürekli revizyonlar sayesinde mümkün olmuş. Ancak önemli gelişmelerin yaşandığı yıllar boyunca sorunlar ve öncelikler büyük ölçüde değiştiği için, bu planın artık sorun yarattığı düşünülüyor.. Formel planlama sisteminin esnekliğe yer vermeyen yapısı, hızla değişen pazar koşullarına uyum sağlayabilme açısından bugün yaşanan sorunları daha da ağırlaştırıyor.

Küreselleşme Sürecinde İspanya Metropolleri

Buraya kadar tanıtılan tablonun ülkemizdekilerle belli benzerlikler taşıyan yapılarına karşın, İspanya’da büyük metropollerin ekonomilerini küreselleşmenin gerektirdiği yönde modernleştirebilmek için gerekli karmaşık yapısal uyum süreçlerinden başarıyla geçtikleri ve bunu toplumsal bütünlüklerini tahrip etmeden yapabildikleri görülüyor. Küresel pazarlara açıldıkça dış ilişkilerinde hızlı bir artış yaşayan İspanyol metropolleri, bugün 15 yıl öncesine kıyasla hem çok daha gelişmiş donanımlara ve hem de daha demokratik yerel yönetimlere sahip olup, kazandıkları bu nitelikler onları küresel sahnede daha rekabetçi ve çekici yapıyor.

Bu olumlu gelişmelere karşılık izlenen büyüme modeli, metropollerin altyapı, çevre, istihdam ve sosyal eşitlik alanlarında sorunlara yol açmış bulunuyor. Bu durum metropoller için, fırsatların ve tehditlerin bir arada yer aldığı bir tablo oluşturuyor. Tehditleri göğüsleyip fırsatları kullanabilmek açısından, çeşitli yönetim kademelerinde üretilen politikalar ve projeler büyük ölçüde belirleyici oluyor.

Bu amaçla ulusal kademede ortaya konan politikalara bakıldığında, desantralize yönetim yapısı nedeniyle bunların ciddi bir entegrasyon sorunu içerdiği görülüyor. Bu sorunun önemini gören İspanyol Hükümeti Habitat II için hazırlanan Ulusal Raporda, kentsel politikaların sektörel bazda değil entegre yaklaşımlar bazında uygulanması gerektiğini vurgulayarak yönetimler arası işbirliğinin artırılmasının ve yerel özerklik ile sivil toplum katılımının güçlendirilmesinin önemine dikkat çekiyor.

Küreselleşme Sürecinde Barselona

Metropollerle ilgili fırsatlar ve tehditler tablosunu değerlendirmede yerel politikalar ve projeler önem taşıdığından, Barselona’nın sergilediği performansı hangi yerel dinamiklerle başardığını tanımak özellikle öğretici oluyor. Dünya sisteminde 70’ler boyunca ve 80’lerin başında yaşanan dönüşümlerden bütün sanayi kentleri gibi Barselona da derinden etkilenmiş ve o dönemde giderek ciddi bir ekonomik kriz içine girmiş.

78 Anayasasını takiben yapılan yerel seçimlerden bir yıl sonra yönetime gelen ve bugüne kadar kenti sürekli yöneten sosyalist – komünist koalisyonu, başlangıçta yeniden dağıtıcı politikalara öncelik veren katılımcı yaklaşımlar izlemiş. Kent planlamasının önem kazandığı ve kamusal mekanları yenilemeye öncelik verilen bu dönemde harekete geçirilen dönüşüm projeleri içinde en önemlisi, Tarihi Kent Merkezinin (Ciutat Vella) entegre bir rehabilitasyonunu amaçlayan proje oluyor. 1988 yılında Belediyenin bu amaçla bir kamu – özel sektör şirketi kurmasıyla hız kazanan bu proje, tarihsel çevre korumasıyla turizmin başarıyla bağdaştırıldığı önde gelen Avrupa örneklerinden birini oluşturuyor.

Yerel Politikalarda Dönüşüm ve Stratejik Planlama

Barselona kent yönetimi istihdam yaratmaya öncelik veren ufak ölçekli projelerle arzuladığı ölçüde ekonomik büyüme sağlayamadığını görerek, 80’lerin ortalarından itibaren bu politikalarda önemli değişikliklere gidiyor ve daha dışa dönük bir ekonomi politikası izlemeye başlıyor. 1992 Olimpiyatlarını Barselona’nın gelişmesi açısından büyük bir fırsat olarak gören kent yönetimi, başlangıçta bu fırsatı daha çok yerel siyasal hedefler çerçevesinde algılıyor. Ancak bu algılama giderek yabancı sermayeyi çekmek, kenti bu amaçla uluslar arası arenada tanıtmak gibi daha geniş boyutlar kazanıyor. Stratejik bir planlamaya geçiş bu ufuk genişlemesinde önemli bir etken oluyor.

1988 yılında Barselona için bir Stratejik Plan hazırlama girişimi başlangıçta Barselona kent yönetimi tarafından gündeme getirilmiş. Ancak giderek bu planın arkasında diğer karar taraflarının da katılımıyla kamu yönetimini aşan çok taraflı bir karar çevresi oluşmuş ve plan, “Barselona Stratejik Metropoliten Planlama Birliği” adlı kar amacı gütmeyen özel bir kuruluş tarafından yönetilen bir statü kazanmış. Stratejik Plan hedeflerine ulaşmak için birbiriyle ilişkili bir dizi büyük projeyi kullanıyor. Olimpiyatları düzenlemeye dönük yarışa girişildiği dönemde kentin sanayileşme modelini aşarak, Barselona’yı Avrupa çapında bir finans ve hizmet merkezi yapmayı amaçlayan yeni bir sosyoekonomik modele yöneldiği görülüyor. Plan bu modelin gerektirdiği stratejiyi uygulayabilmek için, sıkışık kent merkezinin dışında, iyi ulaşım ilişkilerine sahip yeni merkez alanlarının düzenlenmesini öngörüyor.

Poblenou Bölgesi 22@bcn Projesi

Bu merkezlerden dördü Olimpiyat Sitesi planlaması içine alınarak, öncelikli bir uygulanma olanağına kavuşturuluyor. Yine Olimpiyat fırsatı değerlendirilerek, 60’lardan beri tasarlanan bir iç çevre yolunun yapımıyla yeni merkezlerin birbiriyle ilişkilendirilmeleri sağlanıyor. Önceki dönemde sanayi bölgesi olan 200 ha’lık Poblenou Bölgesi, Olimpiyat tesislerinin ve yeni merkez alanlarının bir kısmının burada yer almasıyla stratejik bir dönüşüm bölgesi niteliğini kazanıyor. 22@bcn Projesi olarak adlandırılan bu bölge için, dönüşüm hedeflerine dönük hükümler içeren özel bir Nazım Plan hazırlanıyor.

1990 yılında onaylanan “Barselona 2000” adlı ilk Stratejik Planın arkasından, 1994 ve 1999 yıllarında onaylanan 2. ve 3. aşama planlar geliyor. 3. Plan Barselona için yeni bir sosyoekonomik model getirerek onu yaratıcı bir bilgi kenti yapmayı öngörüyor. Poblenou bölgesinde yer alacak öncelikli işlevleri yeniden tanımlayan Plan, bu projeyi Barselona’nın ekonomik coğrafyasını değiştirecek bir dönüşüm aracı olarak kullanıyor.

Stratejik Planın Araçları Olarak Yeni Örgütlenmeler

Stratejik Planlama yine kent yönetiminin girişimiyle kurulan bir dizi örgütlenme tarafından destekleniyor. Olimpiyatlara dönük projeleri uygulamak amacıyla özel statüde kurulan şirketler ile bazı uygulama ve eşgüdüm ajanslarının oluşturduğu bu örgütlenmeler “Olympic Holding (Holsa)” isimli bir çatı altında toplanıyor. Ayrıca yeni merkez alanlarına sermaye çekmek amacıyla “Villa Olympica (Vosa)” isimli bir belediye şirketi ile, kenti yurt dışında tanıtarak yabancı sermaye çekmeyi hedefleyen “Barselona Gelişme Ajansı (BDA)” kuruluyor.

Barselona Stratejik Planının enformel statüsüne karşın, düzenleyici formel planın yanında onun göremediği işlevleri gören girişimci paralel bir plan olarak giderek kendini kabul ettirdiği görülüyor. Bu başarıda, Stratejik Planın idari sınırlamaları ve formel fiziksel planlamanın parçalı yapısını aşarak, bütün yerel tarafların enerjisini ortak hedefler doğrultusunda harekete geçirecek bir işbirliğini sağlamaya dönük anlayışı özellikle etkili oluyor. Planının dolaylı bir etkisi, sağladığı başarıyla ülkenin diğer metropoliten kentlerini de bu yönde harekete geçirerek 90’lı yıllar boyunca kendi Stratejik Planlarını hazırlamaya yöneltmesi oluyor.

Planın Başarısını Sağlayan Özellikler ve Kritik Bir Soru

Barselona Stratejik Planının uygulanma sürecinde gözlenen bazı özelliklerin, sağlanan başarıdaki etkisine önemle dikkat çekmek gerekiyor. Bunların başında, kent yönetiminin süreklilik taşıyan bir liderlik sayesinde bu süreçte daima merkezi bir rol oynamış olması geliyor. Bu sayede, yönetişimde rol alan özel aktörlerin her zaman kamu yönetiminin hazırladığı planlara uymak zorunda kaldıkları ve kurulan özel amaçlı şirketlerin ve ajansların kamu yönetimince kontrol edilebildiği görülüyor. Ayrıca merkezi yönetim tarafından sağlanan finansman da başarıda önemli rol oynamış bulunuyor.

Son olarak, stratejik planlamanın kritik bir boyutunu oluşturan sosyal ve çevresel sürdürülebilirlik sorununa Barselona örneğinde de dikkat çekmek gerekiyor. Kent yönetimindeki sol partiler koalisyonunun, yarışmacı bir dünyada Barselona’nın geleceği açısından gerekli görerek yatırımları çekme amacıyla geliştirdikleri yeni örgütlenmeler sonucunda iki ayrı planlama sistemi ortaya çıkmış bulunuyor. Siyasal ve teknik seçkinlerin yönettiği ve meşruiyetini Olimpiyat Oyunları etrafında oluşan consensüsten alan büyük projelere dönük anlayışta bir planın, çok defa sosyal ve çevresel faktörleri fazla dikkate almayarak tepkilere yol açtığı biliniyor. Bu bağlamda kent yönetiminin bir yandan sosyal programlarını uygularken, diğer yandan kenti uluslar arası yatırımlara açan yaklaşımları sonucu ortaya çıkacak çıkar çatışmalarını ne ölçüde dengede tutmayı başarabileceği kritik bir soru oluşturuyor.

İstanbul’a Dönük Yorumlar

Barselona’nın 20 yıl önce içinde bulunduğu kriz durumundan İspanyol ekonomisini sürükleyen bir gelişmişliğe ve AB içindeki bugünkü prestijli konuma ulaşmasında çoğu birbiriyle ilişkili bir dizi etkenin rol oynadığı görülüyor. Bu etkenler arasında demokratik özgürlükler içinde işleyen bir yerel karar çevresi ile, dünyadaki gelişmeleri iyi okuyabilen ve kentin orta ve uzun erimli çıkarları açısından bu gelişmelerin gerektirdiği siyasal seçmeleri yaparak kararlılıkla uygulayan bir kent yönetimi özellikle dikkat çekiyor.

Sunulan bilgilerin gösterdiği gibi, yönetim parçalanmışlığı, eşgüdüm sorunu, hiyerarşik ve katı bir planlama sistemi gibi ciddi olumsuzluklara karşın sağlanan bu başarı, yerel karar çevresinin ortaya koyduğu politikaların ve örgütlenmelerin bugün kentlerin kaderinde ne kadar belirleyici bir önem taşıdığını gösteriyor.

Bu tabloda kuşkusuz sanayileşmişlik ve gelişmişlik düzeyi bir üst belirleyici oluyor. Barselona ile İstanbul arasında gözlenen göç çekme yoğunluğu farkı, iç savaşa karşın Barcelona’nın geçmişten gelen düzenli gelişmesi, yapımı erken tarihlerde başlamış yaygın bir metro sistemine sahip olması, kentsel çevre kalitesi vb. hep bu gelişmişlik düzeyini yansıtıyor.

Böyle bir kentsel gelişme tablosunda diğer bir üst belirleyici kültür ve değerler oluyor. Gelişmenin hangi boyutuna bakılırsa bakılsın, kültürün o alandaki belirleyici varlığı ile karşılaşılıyor. Bu, kent yöneticilerinin dünyadaki gelişmeler karşısında gereken yaklaşımları ortaya koymaları boyutunda “siyasal kültür”, taraflar arası işbirliği boyutunda “uzlaşma kültürü”, kentteki yapılı çevrenin korunması ve üretilmesi boyutunda, Barselona kent kimliğinin önemli bir özelliğini oluşturan “mimari kültür” oluyor. Kentin gelişmesiyle ilgili kararlarda kültür boyutuna verilen önemin ve bu kavrama çağdaş arayışlar içinde yaklaşıyor olmanın en açık iki örneği, kültür sektörüne dönük özel bir stratejik planın varolması ve geçtiğimiz yıl düzenlenen uluslar arası “Forum Barselona 2004” etkinlikleri.

Barselona Stratejik Planının belirlediği hedeflere dönük araçlar olarak kullandığı mekansal dönüşüm projeleri ve örgütlenmeler, onun en güçlü yanlarından biri. Kent yönetiminin uygulamada bu araçları kullanırken sürekli merkezi bir rol oynayarak sosyal adaleti ve eşgüdümü sağlamada gösterdiği bilinçli yaklaşım, özellikle öğretici ögeler içeriyor.

Barselona, tarihten gelen güçlü bir yerel kimliğin (Katalan kimliğinin) bağlayıcı ve itici gücü temelinde sosyal bütünleşmeye büyük önem veren, bir yandan sürekli bir yaratıcılıkla kendine koyduğu büyük hedefler doğrultusunda başarılı açılımlar yaparken, diğer yandan Akdeniz köklerini sürekli vurgulayan dikkat çekici bir çağdaş metropol. Daha yakından incelenip izlenirse, İstanbul’un içerdiği potansiyeli değerlendirme arayışları açısından çok şey öğrenilebilecek ilginç bir örnek.

Kaynaklar
Ajuntament de Barcelona (2002) Barcelona. La Segona Renovacio, Ajuntament de Barcelona Publicacions, Barcelona.
Ajuntament de Barcelona, www.bcn.es.Berry, J. ve McGreal,S. (1995) European Cities,Planning Systems and Property Markets, E&FN Spon, London.

Busquets, J. ve diğerleri (2004) La Ciutat Vella de Barcelona: Un Pasado con Futuro, Ajuntament de Barcelona, Barcelona.

Castellar-Gassol,J. (2004) Barcelona. A History, Edicions de 1984, Barcelona.

Newman,P. Ve Thornley,A. (1996) Urban Planning in Europe, Routledge, London.

Van den Berg,L., Braun,E., Van der Meer,J. (1998) National Urban Policies in the European Union, Ashgate, Aldershot.

3 Comments

  1. Barselona geçirdiği değişimle kentsel mekanın yaşayacağı yenileme değişim ve dönüşüm konusunda dünyaya ders vermeye devam ediyor. Örnek alınacak çok şey var.

  2. bana barceolona metropolitan yönetim biçimi lazım acaba mail olarak atabılırmsıınız yada yardımcı olabılırmısnz??

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir