OKTAY EKİNCİ / Cumhuriyet
Geleneksel yıl sonu değerlendirmemiz bu kez kolay olmadı. Kentin, kültürün ve çevrenin savunulmasında öylesine nefes nefese bir yıl yaşadık ki 2007’nin hangileriyle anımsanacağına karar vermek bile kolay değil.
İşte, sonuna geldiğimiz yılın en sarsıcı darbelerinden bazıları…
Çöken “Af” Apartmanları
Yılın ilk günlerinde Zeytinburnu’ndaki Huzur Apartmanı’nın çökmesi, kentlerimizdeki plansız yapılaşma yı ve bunu körükleyen kaçak betonarme” egemenliğini yeniden anımsattı.
İstanbul’un yüzde 70’inin denetimsiz ve onaysız yapılaştığını açıklayan kimi belediyeler ise aynı binaları affeden imar planı değişikliklerinden vazgeçmiyorlar.
Rant Yasaları
Depremi felakete dönüştüren bu imar aymazlığını artık durduracak yeni yasaları bekleyenler ise yine hüsrana uğradılar. Çünkü iktidarın 2007’deki imarla ilgili yeni düzenlemeleri de hep talana yönelikti.
Örneğin, kıyı kanunundaki toplum ve çevre yararına yapı kısıtlamalarından özellikle rant-port tesislerine engel oluşturanlar kaldırıldı. ABD’li Cargill firmasının İznik Gölü kıyısındaki kaçak fabrikasını kurtarmaya yönelik toprak kanunu değişikliğiyle de tüm tarım arazilerinde benzer uygulamalara olanak sağlandı.
Bu gibi yasalara Cumhurbaşkanı Sezer’ in vetosuna demokrasiyi engelleme diyen hükümet, aynı tutumunu bütçe yasasında bile sürdürerek yasadışı yapılaşmaya altyapı hizmeti” öngörüyordu.
Acaristanbul Gösterisi
Eski Orman Bakanı Pepe’ nin çıkışıyla gündeme gelen Acaristanbul’un sözde yıkım tartışmaları gövde gösterisine dönüştü.
Bakanlık yıkılacak derken aynı sitenin orman kanununa eklenmiş yüzde 6 imar hakkına dayandığını; bu nedenle asıl çözümün bu maddeyi değiştirmek olduğunu asla söyleyemedi.
Sitenin sahipleri ise inşaat alanı hesaplamasındaki yine aynı maddenin taşıdığı yoğun yapılaşmayı gözeten belirsizlikten yararlanıyorlar. Böylece ormanlarımız, 2008’e de Pepe’nin dokunmadığı yüzde 6 tehdidi altında giriyor.
Hilton’un “Bahçesi”
Özelleştirme İdaresi, satışa çıkardığı kamu mülklerini imar haklarını da yükselterek pazarlıyor. Şehirciliğin reddi anlamına gelen bu yetkinin Hilton’da kullanılmayıp mevcut imar durumuyla Doğan Grubu’na satılması ise şöyle açıklandı: İhaleyi kazananlar, ilave inşaat isterlerse belediyelerle görüşsünler…
Bu tavsiyeye uyularak, otelin tarihi bahçesini yeni rant blokları için arsaya dönüştürmek isteyen yatırımcılara belediye yeşil ışık yaksa bile Koruma Kurulu’nun bölgeyi “sit” ilan etmesiyle, tehlike şimdilik atlatılmış görünüyor. Ne var ki böyle bir imar “talebi” bile ülkenin en modern iş çevrelerindeki kent kültürü yoksunluğunu kanıtlıyor.
Kentsel Dönüşüm
Meslek odalarının kentsel bölüşüm dedikleri kentsel dönüşüm kavramı yasalaşınca, asıl amacın değeri artan yoksul semtlerin sakinlerini başka yerlere taşıyarak yüksek rant yapılaşmasına açılması ” olduğu da ilk projelerde açığa çıktı.
Örneğin Ankara’da Ulus dönüşüm planlarında, Cumhuriyetin kuruluş dönemlerinde yaratılan özgün doku yok edilirken aynı dönemin mirası mimarlık örnekleri bile gözden çıkarılıyor.
Benzer ” kimliksizleşme” özellikle TOKİ’nin dönüşüm projeleriyle hemen tüm kentlerimizde yaygınlaşırken en çok tartışılan ise İstanbul’daki Sulukule semtinden Romanların dışlanması. Tarlabaşı’nda sadece ” eski cephe “lerin korunduğu dönüşüm projesiyle de bölgenin tarihsel mimarisi adeta ” dekor “laştırılıyor.
Mimarlıkta “Kurnazlık”lar
2007 mimarlık alanında da kurnazlıklar yılıydı. Yine İstanbul’daki kimi tartışmalı kentsel yenilemelerin ünlü dünya mimarlarına verilmesi; Zorlu Grubu’na satılan Karayolları arsasında da mahkemelik imar iznine göre uluslararası proje yarışması düzenlenmesi gibi…
Birincisindeki uygunsuz proje hedefleri yüzünden, örneğin Küçükçekmece kumsalına ekolojik kullanım adına denizin içinde gökdelen öneren projeyi seçtiler. Kartal’daki sanayiden çağdaş kente dönüşüm projesinde ise her yere yüksek rant apartmanları ve ofis yapıları öngören projenin mimari dokusu bile kolay kavranamıyor.
Karayolları’ndan alınan arsaya gelince… Burada tanınan imar koşulları İstanbul’a yakışmayan bir yapılaşma yaratacağı için Mimarlar Odası’nca dava açılmış olmasına rağmen aralarında yabancıların da bulunduğu mimarlardan dava konusu koşullara göre tasarımlar istemek, mimari bir amaçtan çok, mahkemeyi etkilemeye yönelik kurnazlık olarak yorumlanıyor.
AKM Kurtuldu mu?
Yılın en büyük aymazlığı ise AKM’nin yenilenme adına yıkılmak istenmesiydi. Ulusal ölçekte yükselen tepkiler üzerine, ” İstanbul-2010 Avrupa Kültür Başkenti ” yasasındaki ” yıkım ” sözü çıkarıldı. Koruma Kur ulu da vaktiyle kültür varlığı ilan edilen binaya ” 1. derece ” dedi.
Ne var ki yine AKM’nin aynı yasada açıkça tanımlanan yeni proje alanında kalması nedeniyle imar ve koruma hukukunu bilenlerdeki kaygılar da sürüyor. Çünkü Koruma Kurulları yasalara uymak zorunda olduklarından, AKM’yi de içerecek olası yeni bir yapılaşma projesi için yasal dayanak şimdiden hazır durumda.
Ve Çevre Darbeleri
Dünyanın en büyük doğa, kültür ve yaşam katliamına dönüşen Karadeniz Kıyı Yolu’nu hizmete açmak, 2007 Nisan’ında Erdoğan’ a nasip oldu.
Dahası Başbakan, İstanbul Belediye Başkanı’yken şiddetle reddettiği, ancak şimdi ise şiddetle savunduğu 3. Boğaziçi Köprüsü’nün de aynı yola bağlanacağını söyleyerek doğa cinayetinin Batı Karadeniz’den Trakya’ya doğru uzanacağını da duyuruyordu…
Yılın en acımasız çevre darbeleri ise Kaz Dağları’ndaki altın madenlerine verilen izinler ile yine Sezer’in karşı çıkmasına rağmen TBMM’den geçen Nükleer Santral Yasası’ydı.
Direnenleri saygıyla selamlıyor; 2007 için geçmiş olsun diyerek darbesiz bir 2008 diliyorum.



2 Yorum
Bahar Akıncı
Bir özet çokarılması açısından yılın bilançosu gibi duruyor. Ama anlaşılıyor ki çok ‘kaba’ bilgiler üzerine inşa edilmiş. Biraz daha ayrıntıya inilse bazı şeylerin öyle bir sonucu olmadığı görülüyor. Bence politik bir söylem niteliğinde ve Sayın Ekinci’nin bildiğimiz üslubu, başka türlüsünü beklemek olmaz. Yine de eline sağlık demek lazım.
Herkese iyi yıllardilerim.
Suha Ozkan
Değerli Ekinci, Sevgili Dostum,
“Kent Darbeleri” yakınmalarınızın içinde doğrudan ilgili olduğum için Kartal, Küçükçekmece ve Zorlu Center projeleri ile ilgili belki de bilmediğiniz gerçekleri size ve okurlarınıza anımsatmayı görev biliyorum.
Bilnidiği gibi Kartal ve Küçükçekmece yarışmalarının uluslararası katılımını ve uluslararası değerlendirmesi ile Zorlu Center Projesi Yarışması’nın tamamını tüm yetki ve sorumlulukla yönettim.
Siz hepimizin saygı duyduğu “anıtsal” Cumhuriyet Gazetesi’nde yazarsınız. Mimar kimliğinizle istediğinizi yazabilirsiniz. Ama “Gazeteci” kimliğiniz sizden sorumluluk bekler: Görüşlerinizi temellerdirğiniz olgular yalnız ve sadece “gerçekler” olmalıdır.
Küçükçekmece Projesi
Küçükçekmece Kentsel Dönüşüm Projesi’nde Ken Yeang Projesini seçen uluslararası jüri özellikle çok katlı ve çok yıldızlı Marina Oteli Projesi’nin gerçekçi ve çevresel ortamın değerlerine uygun olmadığını belirtmiş ve projeden çıkarılmasını önermiştir. Jüri Raporu’nu okudunuz mu?
Kartal Projesi
Zaha Hadid’in IMP ile birlikte yürütmekte olduğu proje 1/5000 Nazım Plan aşamasına gelmiştir. Yakında IBB Meclisine sunulacak Nazım Plan kentsel alanda halihazırda var olan oldukça cömert yeşil alanlar, yollar ve açık alanlar ötesinde %40 daha Kamusal Donatı alanının kentsel gelişime verilmesini öngörmektedir. Bu plan gerçekleştiğinde eminim İstanbul’un en yeterli kamusal donanım alanlarına sahip sağlıklı kentsel ortamı olacaktır. Lütfen bu önemini çok iyi bildiğinizi billdiğim projeyi kirletmeyelim.
Sizdeki proje bilgilerinin kaynağını bilmiyorum. Ama istediğiniz zaman size özel bir sunuş yapabilirim. Bilmemek ayıp değil….
Karayolları Bölge Müdürlüğü arsasında gerçekleşecek yapılaşma bu arsanın staış koşullarının getirdiği (bana sorarasanız 2.8 emsal ile) geniş açık alanlklar olanak veren ve varolan tüm yeşil alanı koruyan ve olabildiğince uygar kentsel koşulları içeren bir projedir. Bu alan için benim yönettiğim 97 Türk ve 20 yabancı mimari gurubun katıldığı bir proje teklif süreci gerçekleşmiştir. Sonuç Türk mimarları ve mimarları için gurur vericidir. Bu olumlu sonuca rağmen Zorlu Grubu konunun yargıda olması nedeni ile çok duyarlı davranmış ve herhangi bir basın yada medya bilgilendirmesi yapmamıştır. Takdir edeceğinizi umduğum bu tutumu “kurnazlık” olarak nitelemeniz üzücüdür. Eğer bu tavrınız bir önyargıdan kaynaklanmıyorsa size herzaman bu konuda ayrıntılı bilgi verebilirim. Dedim ya bilmemek ayıp değil…
Her zamanki dostluk ve sevgilerimle