Zonguldak Lavuar Koruma Alanı ve Çevresi Proje Yarışması üzerine

27 Dakika Okuma Süresi

Söyleşiyi yapan: Seval KALKAN

Zonguldak Lavuar Koruma Alanı ve Çevresi Koruma, Planlama, Kentsel Tasarım ve Peyzaj Düzenleme Proje Yarışması Sergisi açılışında Zonguldak Belediye Başkanı Sayın İsmail Eşref ile yarışma ve proje sürecini konuştuk. Söyleşimize birinci proje sahibi Yüksek Peyzaj Mimarı Oktan Nalbantoğlu, jüri Başkanı Prof. Dr. Gülşen Özaydın ve Prof. Dr. Cengiz Giritlioğlu katkıda bulundular.

zonguldak-9.jpg

• 2006 yılında alanın tamamen yıkılması çalışmaları başlamış ancak çok fazla tepki ortaya çıkmıştı ve – şans eseri diyelim – Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi (ICOMOS) alanı Dünya Endüstri Mirası içine alıyor. Siz o dönem Belediye Başkanlığı yapmıyordunuz Zonguldak’ta ama bu süreci biraz daha yakından takip ettiğinizi, en azından bildiğinizi tahmin ediyorum. O noktadan bu noktaya nasıl gelindi? Nasıl tamamen yıkılmasından, korunması ve ardından bir yarışma ile korunarak yaşatılması ve kente kazandırılması sürecinden bahsedebilir misiniz?

zonguldak-2.jpgİsmail Eşref: Yıkım amacı şehre alan kazandırmak, ilk amaç bu ama bunu fırsat bilip, yok mu İstanbul’da da var, bazı alanların değerlendirilmesi konusunda, böyle bir yıkımı fırsat bilip orada ticari bir nokta oluşturup rant elde etme çabaları olamaz mı, var ki bu beklenti içindeydi. Koruma Kurulu imdadımıza yetişti ve kalan hiç olmazsa yakaladıklarını; 3 tane kule ve kriblaj binası ve yer altı filolarını koruma altına aldı. O alanı da koruma altına aldı. Bu bir fırsattı. Bunu kayıp olarak görenler oldu: Niye koruma altına alındı? Hepsi yıkılsaydı keşke, şuraya bir ticaret binası yapsaydık, diyenler oldu. Korkuldu Koruma Kurulu kararlarından. “Koruma altına alındı, buradan hiçbir şey olmaz” diye bakıldı. Halbuki, ben biliyorum ki benim köküm Bayındırlık İskan Müdürlüğü, 1970’ten beri imardan vs herşeyi bilerek geliyorum. Ben biliyorum ki, Koruma Kurulu kararları olsa dahi orada bazı şeyler yapılır, Koruma Kurulu’nun onayı ile yapılır. Mevcut binayı korursun, koru dediklerini korursun, o koruma alanının içinde, çizdiği sınırlar içinde korunacak binalar yaparsın. Benim gönlüm rahattı ama bu kaygıyla “bina yıkıldığında ne yaparım, koruma altına alındığında ne yaparım” telaşıyla o günkü yönetim 2006’dan 2009’un 29 Mart’ına kadar çivi çakamadı buraya, el atamadı. Çünkü zihinde Koruma Kurulu ile iş yapmak yoktu. Korunmuş olması rahatsız etti o günkü yönetimi. Ben o günlerde görevli değildim. 1996 – 99 ve 1999-04 yılında görev yaptım ama o tarihlerde yoktu. Ama göreve geldiğim tarihte bulduğum manzara hiç çaba sarf edilmemiş, koruma kararı alınmış bir tablo. Hiç çaba yok; ne yapılacağı düşünülmüyor. Bırakın Koruma Kurulu’nu etrafını düşün hiç olmazsa başka yerleri düşün, hiç düşünmüyor.

Ben 29 Mart 2009’dan bugüne kadar her ay bir adım attım. Bir ay Koruma Kurulu, bir ay meclise, bir ay Kent Konseyi’nde bir ay başka yerde gibi her ay bir şey yaptık. Hep dolu geçti. Dolayısıyla o süreci özetlersek o günkülerin korktuğu bir süreçti. “Koruma Kurulu kararlarıyla ne yaparız? Burada çivi çakamayız. Ne oldu başımıza ne işler geldi?” havasıydı. Ben göreve geldiğimdeki durum eğer ben de aynı kafada gitseydim, bakış açısıyla gitmiş olsaydım oraya bir ticaret merkezi dikemedim diye üzülecektim. Ama ben o niyetle bakmadım. Ben burada ağırlıklı olarak yeşil alan, rekreasyon alanları, günü birlik tesisler, konferans, turizm, kültür sanat – sosyal tesisler gibi baktım. Ticaret hiç düşünmedim orada ki ticaret olmasın mı? Bir kenarında olsun. Niye? Oralarda bir alışveriş yapılabilecek, hediyelik eşya alınabilecek bir yer de olsun, bir restaurant olsun, yemek yiyebileyim, yeme-içme de bir ticaret. O tür hizmetler olsun, sosyal tesisler olsun diye baktım. Hiç de çekinmedim Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu kararlarından. Hatta onun üyelerinin bir tanesini, profesörü gittim jüriye yazdım. Benden önceki yönetimlere bir bakın, neden korkabilirdi? “Bunu yazarsam bu Koruma Kurulu kararları ile hiçbir projeyi beğenmez, sıkıntıya girerim” diye bakabilirdi ama ben inatla koydum. Çünkü onun önüne gidecekti proje sonuçta ve öyle oldu ve şimdi kendi projeyi kendi sunuyor çünkü o seçti, oy verdi bu projeye.

Yedi jürinin de yedisi de -saygıyla karşılıyorum çünkü biz de bu projeyi beğendik- oy verdi ve seçildi. Ne oldu? Korkunun ecele faydası yok. Biz Koruma Kurulu’nun alabileceği kararlardan hiç çekinmedik ki, en son bundan bir hafta evvel kurula ön fikir olarak gitti. Çok takdir gördü proje, beğenildi. jüri üyesi olan Koruma Kurulu üyesi de savundu projesini. Şimdi süreç doğru işledi 2006 – 2009 süreci bekleme, korku, kaygı, ne yaparız süreci, hiçbir şey yapamama süreci 2009 yılının 29 Mart’ından itibaren bizim sürecimiz her ayı dolu, her ay bir kararla giden bir ısrarlı, inatçı, bu işin olmasını isteyen, tek bir kişiye yaptırıp da ihaleler kurup da değil yarışmayla, tüm plancıların, tüm mimarların fikrini alan kentin de fikrini alan bir proje ortaya çıkarttık.

• Bu alanın çevresinden de bahsedebilir misiniz biraz? Daha çok konut ağırlıklı mı, işyeri ağırlıklı mı?

İsmail Eşref: Dört cephe var ama 3 cepheye bakalım: İki ana cephesi, biri deniz liman, liman da stok sahası, depolar, antrepolar, yükleme vinçleri, gemiler vs. Diğer tarafı Terakki mahallesi, ticaret alanımız, Soğuksu, Gazipaşa ticaret merkezine alternatif olan ikinci ticaret merkezi alanıdır. Yani 4 – 5 katlı blok nizam yapıların olduğu bir ada, cephe arkası konut. Bir cephesi de Ereğli İstanbul istikametine bakan, bizim geçmiş yıllardan beri yaptığımız rekreasyon alanlarının bulunduğu sahil bandı, yürüyüş bantları gibi açılım gösteren bir alan, sırtı köprü ve şehir. Şöyle bakabiliriz; etrafı açık, ferah bir alan değil, bir tarafta ticaret merkezinin bulunduğu, bahsettiğim blokların bulunduğu, bir tarafta kent ve yüksek bir köprü sırtında, diğer tarafı liman ucu açık ama ucu İstanbul istikametine açık bir alan. Ama o sağır tarafı diyelim, kütle tarafı, şehrin ticari tarafı ve köprü tarafı, diğer iki taraf açık bir alan.

zonguldak-31.jpg

• Aslında o yoğun yapı ticari ve konut yapısına oldukça destek sağlayacak ve rekreasyon alanına da entegre olabilecek bir proje arıyordunuz?

İsmail Eşref: Evet, öyle ve geçiş sağlayacak bir proje. Nasıl sağlayacak? Çok yoğun bir konut çok yoğun bir ticaretten sonra yumuşayan ve denize varan bir proje. Bu yumuşatıyor denize varışı diye de bakabiliriz. İstanbul istikameti de aynı, yani bir köprüden, şehrin sırtına dönük köprüden gezi alanlarına doğru yumuşayan bir doku, yapı alanı diye de bakabiliriz.

• Yarışma öncesine gelirsek, Kent Konseyi’nden ve herkesin fikrini alarak bu projenin gerçekleşmesini istediğinizden bahsettiniz. Bu sürece katılım nasıl oldu? Kimlerin fikirleri alındı?

İsmail Eşref: Şöyle özetleyelim: Ben 29 Mart 2010 tarihinde göreve geldiğimde bu işi kendi başıma, kendi ekibimle, benim büromda yapmayı arzu etmedim. Önce halka danışarak yapmayı düşündüm, neden olmasın halk söylemeliydi ki bu süreci ben başlattım. 2010’un Nisan ayında Kent Konseyi’ne sundum. Kent Konseyi biliyorsunuz belediye kanunuyla yeni yürürlüğe giren bir oluşum. Kent Konseyi halkın isteklerini belediyeye ilettiği bir platform. Geçmişte bu belediye kanununda yoktu. Kent konseyleri uluslararası antlaşmalarla yapılan bir oluşumdu geçmişte, kanunu yoktu. Ama kanunlaştıktan sonra daha ciddileşti ki ben 1996 görevimde Kent Konseyi konusunda kanunu yokken dahi Kent Konseyi’ni kuran bir belediye başkanı olarak 8 sene onlarla birlikte halka danışarak iş yaptım. Bu işi de kendi başımıza, kendi fikirlerimizle, bizim söylediğimizle veya plancının yapmasıyla bırakmak istemedim. Halk ne istiyor burada onu önce araştırdım. Kent Konseyi 3 ay çalıştı bu konuya.

Kent Konseyi kim? Kent Konseyi sivil toplum örgütleri, meslek odaları, sendikalar, siyasi partiler, kamu kuruluşlarının tümü ve halk, yani muhtarlar, belediye meclis üyeleri olmak üzere tüm halk orada. 120 kişilik üye, her üye kendi kuruluşu temsil ediyor. Yani düşünün 120 kuruluşun temsil ettiği bir Kurul onu tartıştı. Söyledikleri şeyler bizim söylediklerimiz tabi ki; meydan olsun, otopark olsun, kültür merkezi olsun, bina yoğunluğu olmasın, yapı yoğunluğu az olsun, yeşil alan bol olsun, rekreasyonu, günübirlik tesisleri bol olsun, gibi tavsiyeler, genel çerçeve bu. Kent Konseyi bunu söyledi 3 ay sonra. Biz de bunları düşünüyorduk zaten. Kent Konseyi kararları belediye meclisi onaylamak zorundadır. Kent Konseyi karar aldığında ne olur? Belediye Meclisi’ne gelir, Belediye Meclisi bunu onaylar veya onaylamaz. Belediye Meclisi bunu kendi bünyesinde tartışırken Kent Konseyi kararlarının ne olması gerektiğini tartıştı, Kent Konseyi kararlarını benimsedi, ilaveler yaptı ve mesela Nikah Salonu Belediye Meclisi’nin ilavesi, mesela bir maket bulunması veya heykel konması, madencilik heykeli, benim ilavem gibi oluştu ve 2009 yılının sonunda artık halkın, belediyenin ve kamunun istekleri ortaya çıkmış oldu. Bu süreç biraz uzadı çünkü Kent Konseyi’nde bunun tartışılması ve kararlar alınması bayağı uzun bir süreç. Orada zaman kaybettik. 2010’un Ocak ayında başlayan süreçte yarışma şartnamesi hazırladık, jürimizi kurduk, yedek jüriyi, danışma jürisini, raportörümüzü oluşturduk. 6 aylık bir yarışma süreci yaşadık; şartnamesinin hazırlanması, jüride toplantıların yapılması, şartnamedeki görüşmelerin jüri tarafından onaylanması gibi… Yarışmaya çıktık, proje üzerine, projeyi yapacak olanlarının toplanılıp onlara yerlerin gösterilmesi, belgesinin verilmesi, yarışmanın sonuçlanması, son olarak da projelerin gelinip teslim alınması, sergilenip yarışmanın sonuçlanması 24 Haziran’da son buldu ve proje yarışmasının 1.,2.,3. bundan sonra belli oldu.

• Peki, halk projeyi benimsedi mi? Yoksa itirazlar geldi mi?

İsmail Eşref: Eğer biz başlangıçta, Belediye Başkanı olarak ben, Belediye Meclisi olarak Belediye Meclisi, bir şeyler diyip de orada olsaydık, halk çok daha fazla eleştirilirdi. Çünkü biz dayatmış olacaktık. Ben yarışmayı bilhassa istedim. Çünkü;

1. Kent Konseyi ile halkın görüşleri alındı.
2. Yarışma ile Türkiye’deki tüm projecilerin fikri alındı. Yani hepsi katılımcı; ne olması gerektiği konusunda fikirler de katılımcı, yarışma da katılımcıdır.

Bir ihale sonucunda biz bunu gerçekleştirmiş olsaydık, bir firmaya verseydik ve tarif etseydik ne istediğimizi, çok ciddi tepkiler alırdık. Niye? “Bunlar niye burada? Niye buraya ticaret koydun, niye meydanı az yaptın, yeşil alanı çok yaptın?” olurdu. Ama inanın bu anlattığım nedenlerle pek ses çıkmadı. Bir iki tane; bu bina Soğuksu cephesinde –yani bizim ticarethanemiz var orada- o cepheye konmasaydı da başka yere konsaydı gibi fikirler var. Bu bina niye böyle diye bir fikir yok. Böyle bir süreçte, 16 ay geçti üzerinden, 16 aylık bir süreçte çok ses yok.

zonguldak-1.jpg

• Peki, projenin uygulaması konusunda çalışmalarınız ne aşamada? Mülkiyet sorunu nasıl çözülecek? Uygulama ne şekilde yapılacak? Daha önemlisi yapılabilecek mi?

İsmail Eşref: Bu planlamayı biz iyi düşündük. İyi düşündük derken olumlu adımlar attık anlamında söylüyorum. Başlangıçta hem plancının hem Koruma Kurulu’nun hem tüm kamuoyunun beklentisi 80 bin metrekare etrafını çizelim, “Özel Proje Alanı” diyelim, bu proje yapılsın içinde. Böyle proje uygulanabilir mi? Kamuoyuna soruyorum. Uygulanamaz. Niye? Şimdi burada meydan olacaksa meydan belediyeye kalmalı. Mülkiyet sorunu var burada. 80 bin metrekare alanı nasıl çözeceğiz? Mülkiyetin tamamı TTK’nın. Hazineye geçecek takas yapacaklar. TTK başka bir yerde bir hazine arazisinde yerleşmiş ve diyor ki “bana burayı ver sen orayı al”. TTK çözüm üretiyor, böyle bir avantajımız da var. Kurumlar çözüm üretme çabasında. TTK arsayı verme çabasında. Verirken tabi karşılıksız veremez. Kendisinin kullandığı hazine araziyi alıp, burayı hazineye teslim etmeye çalışıyor, takas yapmak istiyor. Böyle olumlu çaba var. Türkiye Taş Kurumu gibi bir idarenin biraz tutucudur, malını bırakmak istemez. Çünkü kurumlar statükocudur. Bu bizim için avantaj. Mülkiyet çözüldükten sonra imar durumuna gelirsek biraz evvel anlatmıştım, fonksiyonlara göre imar planını böldük: 8 bin metrekareyi 5-6 parçaya böldük. Niye böldük? Meydanı belediyeye bırakmak lazım düzenleme ortaklık payı belediye hakkı. %40 oranında almak lazım. Oraya meydan demezsek planda nasıl böleceğim ben 80 bin metrekareyi? Sonra gençlik merkezleri, kültürel merkezler ve spor alanları. Burada Gençlik ve Spor alanı yapmak için bölmezsem nasıl yaptıracağım ben orayı Gençlik ve Spor Müdürlüğü’ne? Kültür merkezini, sanat galerilerini ve sergi salonlarını Kültür Bakanlığı’na yaptırmak için nasıl böleceğim? Oraya kültür merkezi demek lazım imar planında. Tümüne özel proje alanı deyip de geçemezsiniz.

Koruma Kurulu hala ısrar ediyor. “Bu bütün olsun, özel proje alanı deyin, bitirin” ama öyle deyip de bitmiyor ki, o zaman ben mülkiyeti çözemiyorum. Bölemiyorum parseli. Dolayısıyla ben imar hükmüyle imar planındaki hükümlerle orayı bölmenin yolunu arıyorum. Nasıl bölerim? Her hükmü ayrı ayrı; meydanı meydan diye, kültür ve sanat merkezine kültür ve sanat merkezi diyerek, otoparka otopark diyerek, nikah salonuna nikah salonu diyerek bölerim ki onu yaptık şimdi. İki gün evvel meclisten geçti. O kadar hızlıyız ki 24 Haziran’da proje seçildi, 1 Temmuz’da Meclis’in gündemine aldık, iki ay çalıştık 1 Eylül’de çıktı. Mülkiyeti bölünebilir halde çıktı.

Şimdi Koruma Kurulu’nun da gayri resmi görüşü alındı. 12 Eylül bayram sonrası Koruma Kurulu toplanıyor gündemini Belediye Meclisi kararıyla birlikte alıyor artık Belediye Meclisi kararı da var. Onu da çıkartıyor bitmek üzere. Ne kalıyor? Tatbikat projeleri. Tatbikat projeleri iki ay – üç ay sürer. Mülkiyet sorunu -takas hemen bitmiyor, Maliye Bakanlığı onayı gerekiyor- TTK’ya oraya kullandığı yeri verecek burayı da alacak. Onaylar gerekiyor, o da bir – iki ay. Biz bu projeyi uygulanabilir hale önümüzdeki yılın başlarında getirmeyi düşünüyoruz. Takvim belli.

zonguldak-4.jpg

• 2008’de bu alanda Mimarlar Odası öğrencilere yönelik Kent Düşleri Projesi’ni gerçekleştirmişti. Orada ortaya çıkan projelerden faydalandınız mı ya da faydalanmayı düşünüyor musunuz?

İsmail Eşref: Bizim elimizde kitapçık olarak yayınlanmış vaziyette var onlar. İyi bir çalışmaydı. Ön çalışma olarak kabul ediyorum ben onu, atölye çalışması. Bu projede 30’un üzerinde yarışmacı vardı. Hep de güzel şeyler vardı içerisinde. Projelerin hepsinden bir şeyler alsak da tek proje yapsak diyordum ama bu yarışmanın birincisi var. Ama şunu da biliyoruz, Oktan Bey’le görüşüyoruz, biz de bir şeyler katalım, diğer yarışmacılardan da bir şeyler alalım fikrine katılıyor. Biliyorsunuz yarışmaların düzeltme süreci vardır, düzeltme süreci 25 gün gibi bir süre ama yarışma süresinin 3’te 1 süre gibi süre, idare, jüri ve kurumların söyledikleriyle projeyi değerlendiriyor, yeniden değerlendiriyor. ‘Ben bunu verdim, bu kuraldır’ diye olmuyor. O düzeltme sürecini bitirdik, bitirmek üzereyiz de ama hala da düzeltme şansımız var. Bize söylenen, bize sunulan yarışmalarda önemli bulduğumuz hatta sizin de dediğiniz öğrenci projelerinden önemsediğimiz herhangi bir şey çıkarsa onu paylaşıp jürimizin de bakış açısıyla, onayıyla çünkü jürimiz proje bittikten sonra da hala söz sahibi. Düzeltmelerde de jürimiz karar verecek. Öğrenci projelerinde de çok güzel şeyler vardı. Her projede ayrı bir özellik var, değişik bakış açıları var.

• Yarışmanın birincisi Oktan Nalbantoğlu’na da projeye yaklaşım biçimini, proje üretim biçimini sormak istiyorum.

zonguldak-7.jpg

Oktan Nalbantoğlu: Ben de kısaca anlatmaya çalışayım aslında başkanımız projeyi büyük oranda anlattı ama Zonguldak’taki bu lavuar alanı, bizce Zonguldak’ın bundan sonraki sürecinde daha kentin sürdürülebilirliği açısından çok önemli. Çünkü neredeyse kentte boşluk diyebileceğimiz bir alan yok. Bugün Valilik’nin elinde bir meydan olarak tanımlanan bir alan var ancak gerçekten meydan olma vasfından uzak. İlk defa kenti hem kuzeyden hem de doğudan birleştirecek çok önemli bir odak alanı aslında burası. Bu bakımdan da hem yaya hareketlerinin daha rahat yapılabilmesi hem de ulaşımın daha rahat çözülebilmesi adına da kentin tam olarak odağı olarak tanımlayabileceğimiz, çünkü TTK neredeyse kentin en önemli merkezine gelmiş yerleşmiş, bu da tabi çok da doğal. Geçmiş süreçteki taş kömürünün kent için önemini göz önüne aldığımız zaman bu da doğal bir şey. Ancak bugün mekan da önemini yitirmeye başlayınca kentin önemli bir odak noktasını kamusallaştırmak adına da önemli bir fırsat doğmuş oluyor. Bu bakımdan o olayı da çok önemsiyoruz. Bir taraftan da tabi en önemli şey Zonguldak’ı belki diğer kentlerden ayıran en önemli özelliklerden birisi inanılmaz bir kentsel belleğe sahip. Bir kent kimliği çok güçlü. Öyle olunca burada yapılacak olan müdahale kararlarının da çok dikkatli olması gerekiyor. Biz de bu bakımdan geçmişine zarar vermeden, geçmişini koruyarak, geçmişe saygı duyarak burayı nasıl dönüştürebiliriz, buranın kamusal alan vasfını nasıl oluşturabiliriz, gerçekten bir kentsel meydan ihtiyacını nasıl gerçekleştirebiliriz adına dikkatli müdahalelerde bulunmaya çalıştık aslında. Bu çok radikal alanın kimliğini bozmaya yönelik değil, gerçekten alana saygı duyan bir yaklaşım.

• Zonguldak’ta bir geçmişiniz var mıydı?

zonguldak-8.jpgOktan Nalbantoğlu: Bu da çok enteresan; aslında yok. Ben Zonguldak’a ilk defa yarışma sebebiyle gittim. Ama kenti iyi okumaya çalıştık; çok okuduk, geçmişini okuduk, bundan önce yaşanmışları biliyoruz. Ama Zonguldak’a gitmemek derken Zonguldak’ın çok önemli demokrasi merkezi olduğunu biliyoruz, siyasete yön vermiş bir kent olduğunu biliyoruz bundan önceki süreçte. O bakımdan bunu, projenin genel konsepti içine nasıl doğurabiliriz, nasıl bir araya getirebiliriz diye düşündüğümüzde kentin en önemli sorunlarından birisi gerçekten yaya ulaşımının inanılmaz sıkıntılı olması. Çok yoğun, en yoğun kentlerden birisi de belki. Ben bu şekilde kentlerden bir de Kocaeli’ni bilirim bu yoğunlukta. Tabi denizin kıyısında bir kent ama denizle iç içe değil, özellikle yarışma alanının bulunduğu bölgeden denizi algılamanız oldukça güç; liman bir taraftan sıkıştırıyor bir taraftan da kömür işletmeleri sıkıştırıyor. Öyle olunca da yaya öncelik tanımlayacak, yaya mekanlarını ön plana çıkaracak yaklaşımlarda bulunmaya çalıştık. Bunu yapmak da gerçekten çok kolay değildi. Bir taraftan da müthiş bir araç trafiğiyle içesiniz bu durumda da yayaları mümkün olduğu kadar üst kotlardan yürütelim ve mekanı tamamıyla yaya öncelikli hale getirelim diye düşündük. Aslında projenin çıkış yolu buydu. Yayaya öncelik tanıyan bir yaklaşım vardı. Meydan ve meydanı tutan bir kültür yapısı var orada, kültür ve kongre merkezi ile beraber, altında da küçük meydana servis verecek olan ticari birimler var. O yapı ile entegre olan yaya köprüleri ve yaya yürüyüş yollarıyla kentin birçok noktasını merkezi rahatlatacak şekliyle bir yaya jeneratörü gibi kullanarak projeyi gerçekleştirmeye çalıştık.

Tabi bunu yaparken de meydan önemliydi. Meydanın formatını çok bozmadan, yeteri kadar kentin ihtiyacı olacak şekliyle bir meydan oluşturmaya başlandı. O kültür yapısı meydanın da aslında önemli bir paspartu gibi de işlev görüyor. Çünkü bugün meydanın arkasında yer alan mevcut kentsel doku, kimliksiz bir kentsel doku. Onun önünde de bir fon oluştursun istedik. Yani o bakımdan da yapının özelliği vardı. Kriblaj binası ve hemen yanındaki kulelerle beraber yaya hareketini bütünleştirecek, fonksiyonları bütünleştirecek, aynı zamanda silo altlarında sergi alanlarını, sergi salonlarının da yer alabileceği, tarihi dokuyla beraber bugünkü çağdaş mimari elemanları bir arada tutan, bir arada olmayı da özendirecek de bir yaklaşımı var. Aynı zamanda kentin her noktasından ulaşım açısından da ciddi rahatlatmalar sağlayacaktır diye düşünüyoruz. Kabaca söyleyebileceğim şeyler bunlardır.

• Sayın jüri başkanı Prof. Dr. Gülşen Özaydın’a da sormak istiyorum: Projeyi nasıl bulduğunuz? jüri olarak nelerin daha önemli olduğu, nerelerin kente fayda sağlayacağı konusunda görüşlerinizi alabilir miyim?

zonguldak-6.jpgProf. Dr. Gülşen Özaydın: Ben önce bu proje süreci ile ilgili bir şey söylemek istiyorum. jüri üyelerini çok heyecanlandıran bir süreç yaşadık. Çok farklı aktörlerin bir arada bulunarak; gerek şartnamenin hazırlanmasından itibaren, gerek jüri değerlendirmesi sırasında hep beraberdik. Kimdi bunlar? Belediye üyeleri, Mimarlar Odası Temsilcisi, Plancılar Odası Temsilcisi, TTK, Kara Elmas Üniversitesi rektörü, Valilik, Madenciler Odası Başkanı. Bunlarla tam katılımlı bir süreç yaşadık ve kenti o kadar benimsemişti ki herkes Zonguldak için en iyisinin olmasını istiyordu. O çok önemli bir şey. Hakikaten yarışmadan daha baştan, tüm Türkiye’de gördüğümüz kentsel tasarım yarışmalarının, benim bildiğim bir tek Konak Meydanı uygulandı, bunun dışında uygulanan bu ölçekli bir proje bilmiyorum, rafa kaldırılan proje sürecinden farklı bir süreç yaşayacağımız daha başından belliydi. Çok heyecanlıydı herkes.

Türkiye’deki yarışmalara göre bu anlamda, yani katılımcı süreci çok iyi yaşandı. Bu arada tabi hazırlayan arkadaşlarımızın da çok büyük desteği oldu. Onlar da inanarak yaptılar. Bir inanç meselesi baştan itibaren kendini gösterdi. Bu bence önemli. İkincisi bir endüstri mirasının yeniden işlevlendirilmesi adına yine Türkiye’de yapılan ilk çalışmalardan, bu ölçekte çalışmalardan biri olması. Üçüncüsü de Sayın Başkanın bu konuya önem vermesinden dolayı hiç zaman kaybetmeden baştan itibaren süreci bu noktaya kadar getirmesi ve size de açıkladığı gibi inşallah uygulanma şansının da bu tempoyla olacağına inanıyorum.

Bu öncelikle bizi jüri üyeleri olarak hepimizi çok heyecanlandırdı. Bizim değerlendirmede de göremediğimiz, kendi uzmanlık alanları dışında, Zonguldak adına göremediğimiz şeyleri de görmemize yardımcı oldu aslında bu katılım. Onun için de sanıyorum projeye hiç itiraz edilmemesinin temel nedeni de herkesin bunu sahiplenmiş olmasından kaynaklanıyor.

Gelelim birinci projeyi diğer projelerden ayıran özelliğe. Biraz zorlandık aslında çünkü iyi projeler vardı. Onlar arasında birinciyi seçmek öyle çok da kolay olmadı. Fakat şöyle bir ilkeden yola çıktık; şartname çok iyi hazırlanmıştı bu katılımcı süreçten dolayı. Dolayısıyla bizim buradaki temel çıkış noktamız şartnamede belirlenen amaçlar, hedefler, beklentilere en iyi uyan projelerinin ne olması gerektiği. Bunun için de kriterlerimizi belirledik ve eleye eleye geldik. Bu projede, diğerlerinden farklı kılan kent kimliğini çok iyi kavramış olmasıydı. Müdahale ederken illaki kenti dönüştürüp yepyeni bir çevre yapmak yerine o geçmiş bellekten gelen şeyleri sürekli kılabilecek bir tasarım anlayışına sahip olması, kent merkezinin bütün Zonguldaklılar tarafından yaşanabilir hale gelmesi için önerilerde bulunması, yapılaşma, yapı alanı-açık alan dengesini çok iyi düşünmüş olması, açık alanların kamu adına daha fazla kullanılabilir olması, o yaya platformlarının özellikle bir takım denizle arka fondaki bağlantının o yaya platformları ile çok iyi hazırlanmış olması bir de ulaşım açısından da müdahalenin çok fazla radikal bir müdahale olmadan çözümlenmiş olması diğer projelerden ön plana çıkardı. Birkaç noktada kritiğimiz oldu onu da zaten Başkan Bey söyledi. Bu yasal süreç içinde onu proje müellifinden bekliyoruz ki sonunda herhalde jüri üyeleri de çağrılarak görüşleri alınacak diye bekliyoruz.

• Sayın Prof. Dr. Cengiz Giritlioğlu’nun da fikirleriniz alabilir miyiz?

zonguldak-5.jpgProf. Dr. Cengiz Giritlioğlu: Gördüğüm kadarıyla ve söylenen şeyleri düşündüğüm takdirde hem yarışmayı organize eden, şartname çalışmalarını yapan, Sayın Başkan’ın açmış olduğu yol çerçevesinde diğer kurumlardan katılımlar sağlayan ve bütün katılımcılara hakikaten teşekkür edilmesi gereğini söyleyebilirim.

Projenin söylendiği gibi katılımcı bir yaklaşım çerçevesinde kurgulanmış olması, yarışmanın bu şekilde ilan edilmiş olması ve yarışmacıların da bu mantalite çerçevesinde sorunu çözmeye yönelik yaklaşım içerisinde irdelemiş olmaları ve sonuca gitmiş olmaları da yine projenin ve Zonguldak’ın bir şansıdır diye düşünüyorum.

Tüm yarışmalarda aslında yolun bu yol olması gerekir yoksa artistik bir takım arayışlar ve ya kişisel bir takım yorumlarla bir yerleşmenin özellikle şehirsel yerleşmenin ve şehirsel tasarım çalışmasının biçimlenmesinin modası geçti artık. O dönemler eskilerde kaldı. Şimdi ortak, birlikte yönetim ve paylaşma ve yaşama koşullarının gerçekten ele alınması ve böyle bir katılımcı yaklaşımla hem kurumsal hem de kişisel ürünlerin katılımıyla benimsenmesi ve uygulaması yolu artık benimsenmek mecburiyetinde. Yerleşmeler çünkü o boyutta büyük problemlerle dolu yerleşmeler haline gelmekte. O yönüyle ben büyük bir şans görüyorum. Sayın Başkan’ın heyecanı, inandırıcı olduğu görüşünü bana verdi ve ona sevindim. Çünkü yarışmalar biliyoruz, bir şey yapalım düşüncesiyle organize edilir yapılır, ondan sonra birinci seçilir ve ondan sonra kalır. Bizdeki en büyük eksiklik sürdürülebilirliğin ve sürekliliğin sağlanamamasıdır. Ben şimdiye kadar birçok jüride jüri üyeliği ve jüri başkanlığı yaptım. Ama yapılan çalışmalar, seçilen ürünler ve o süreç için ödenen tutarlar hep boşa gitmiştir. Çünkü rafa kaldırılmıştır. Yeni yönetim gelmiş, yarışmaya açmış ve hakikaten kamu yararına bir takım çözümler ortaya konmuş, bunu uygulanabilirliği koşulları da sağlanmaya çalışılmıştır. Fakat o dönem gitmiş, bir başka yönetici gelmiştir. Zihniyet olarak masadaki bütün çalışmaları atmıştır yere ve ondan sonra ne yapalım diye düşünmeye başlamıştır. Bu kopukluk, bu kesiklik, yapılması mümkün olabilecek birçok işin yarım kalmasına veya vazgeçilmesine neden olmuştur. Bunun değişmesi lazım. Gerçekten çok büyük bir kayıp.

İsmail Eşref: Zorunluluk olması lazım, mutlaka uygulanması için.

Prof. Dr. Cengiz Giritlioğlu: Kamu olarak kamu kuruluşu olarak belirli bir yasal süreç içerisinde organize edilen yarışmanın sonucuna yönetim değişse dahi gelenlerin sahip çıkması, sürdürmesi, takip etmesi ve tamamlanmasını sağlaması gerekir. Bunun yasal olarak gerçekten takip edilmesi ve korunması gerekir. Ben kaç tane proje yaptım İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne. Fakat yönetim değişiklikleri dolayısıyla hiçbiri uygulanmadı, başlandı, %25’i inşaat haline geldi, yönetim değişti, durdu, vazgeçildi, köhnedi, yıkıldı, bir başka şekilde organizasyonla değerlendirilmeye çalışıldı. Bu sürekliliğin, projelendirme ve uygulama sürekliliğinin gerçekten yönetim değişikliklerine, otorite değişikliklerine bağlı olarak kalmaması gerekir ve bunun yasal olarak takip edilmesi ve tamamlanması yolunda hepimizin gayret etmesi gerekir. Ben bunu Başkan’ın ifadesinde ve şimdiye kadar geçen süreçte ve bundan sonra takip edildiği süreçte sahiplenileceğini, bu projenin sahipli olacağını ve takip edileceğini ve sonuna kadar da bu işin sürdürüleceğini ve uygulanabileceğini, uygulanması için gerekli şartların sağlanması için mücadele edileceği ışığını gördüm. Bu sinerjinin devamını diliyorum ve başarılı uygulama yapılmasını da görmek ve takip etmek düşüncesinde olduğumu söylemek istiyorum.

• Zonguldak’ta yeni yarışmalar da olacak mı bunun gibi?

zonguldak-10.jpg

İsmail Eşref: Yeni yarışma gerektiren şu an bir şey yok ama alan yarattığımızda böyle bir proje yapmayı düşünüyorum. İlk olarak akla gelebilecek projem kentsel tasarım içerisindeki şehrin metropoliten alanı içerisinde insanların günübirlik gezebilecekleri bir alan düzenlemek istiyorum. Hobi evi gibi vb. gibi, küçük, günlük ihtiyaçları giderebilecek, eğlencesiyle, bahçe zevkini giderebilecek hobi evi tarzında geniş bir alanı araştırıyorum. Bir alanım var. Bu alan küçük geldi bana yaklaşık 50.000 metrekarelik bir alan. Daha büyük, geniş bir alanda hobi alanı olarak düşüncelerim var. Bunu da yine ihale şeklinde değil, yarışma ile yapmayı düşünüyorum.

Teşekkür ederiz.

Mimdap

3 Yorum

  1. gülten soygüt

    zonguldak için daha bir çok şeyin kentsel anlamda yapılması gerektiğini sanırım belediye başkanı da biliyor ve bunun bilincindedir. yarışmayı yapan ve kazananları kutlarım.

  2. saliha gümüş

    hem tarihi değeri olan bir mekanın korunması ve yeni bir kurguya sahip olması hem de Zonguldak için kamusal alan gereksinimine cevap verilmesi yönünde çok olumlu bir girişim olmuş. belediye balanı ve projecileri kutlarım.

  3. Ahmet Yalçın

    bir zonguldaklı olarak yapılan çalışmalardan dolayı minnettarım. proje üretenlerin ellerine sağlık. inşallah uygulaması yapılır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir