Selçuk Avcı ile son projeleri üzerine söyleşi

11 Dakika Okuma Süresi

Söyleşi:  Heval Zeliha Yüksel

3E İLKESİ: ETİK, EKOLOjİK VE EKONOMİK SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK

Heval Zeliha Yüksel – Selçuk Bey öncelikle sizi başarılı projeleriniz için kutlayarak başlamak istiyorum. Web siteniz çok güzel bir kısa film ile açılıyor. Şahane bir “ses”in aktarmasıyla, şahane “mekân”lar geziliyor. Nihayetinde yeni tasarıma nasıl ulaştığınızı özetliyorsunuz. Çok güzel bir video olmuş… Osmanlı ve Bizans’tan bazı örnekleri, yeni yapınız olan “TMB – Türkiye Müteahhitler Birliği Genel Merkezi” yapınıza nasıl adapte ettiğinizi burada bize de kısaca özetler misiniz?

Selçuk Avcı- Gelenekler çok uzun bir süre boyunca mimarlar ve inşaatçıların malzemelerin davranışlarını ve yerel iklimin insan rahatlığı üzerindeki etkilerini öğrendiği ve anladığı bir deneme ve yanılma süreci ile binaların evrilmesine olanak sağlamış. Osmanlı ve Bizans mimarisi, bize yakın olan ve zaman zaman mimarimizde kullanmaya çaba gösterdiğimiz evrensel kavramları gösterebilen mimarilerden. Ankara’daki TMB binası, hem gölgeleme, hem de bir mahremiyet hissi yaratmada kullanılan Osmanlı’nın “kafes”ine benzer gölgeleme teknikleri kullanıyor. İşin özeti, güneşin doğrudan ışınlarını binanın yüzeyinden uzakta tutarak. Ayrıca, isteyerek ve bilerek saklandığında hem serinliği, hem de sıcaklığı koruyan kalın taş duvarlarla, kullanılan kitle inşaat da bunun göstergesi. TMB’de dış havadan bağlantısı olmadığından, hep daha düşük bir sıcaklıkta olan yer altı Bizans sarnıçları gibi görev yapacak şekilde bir yer altı beton duvarlar labirenti projelendirdik.


TMB’de labirenti, Ankara gecelerinin serin sıcaklıklarını saklayarak gündüz vakti onları doğal olarak serinletmek için ofislere bırakmak üzere bir “soğutucu” deposu olarak kullanıyoruz.

Bugünkü dünyada modernlik ile yerellik, yenilik ile eskilik bir arada sorgulanan kavramlar. “Yeni eskinin içinden çıkarılabilir” demek mümkün müdür bu durumda?

Başka bir şekilde şöyle diyebiliriz, çoğu şey, zaten icat olunmuştur ve biz sadece eskiyi modern malzemeler ve modern teknolojiyi, “eski” bilgimizi genişletmek için yeni kullanımlarda yeniden yorumlamaktayız.

Isıtma ve soğutma sistemi için yerin altında gün ışığı almayan, Bizans döneminden kalan yere batan sarnıcından örnek alınma aşamasını biraz anlatır mısınız?

Aslında labirenti düşündüğümüzde, başlangıçta kullandığımız örnek Bizans sarnıcı değil, binaları ısıtmak için geliştirilmiş olan Roma Hypocaust sistemleri idi. Bu fikir, ilk olarak “doğal klima”nın aklımıza geldiği İtalya’da bir enerji açısından verimli bir laboratuar tasarlamak için davet olunduğumuz bir araştırma projesinde ortaya kondu. Daha sonra, Londra’daki mühendislerimiz Atelier Ten tarafından bir soğutma sistemine geliştirildi ve başarı ile hem Birleşik Krallık’ta, hem de Avustralya’da uygulandı. Biz fikri CNN’e açık bir şekilde gösterebilmek için benzer bir alanın İstanbul’da bulunabileceği Bizans sarnıcı örneğini kullandık.

Kullanılan metal ızgaraların izini sürecek olursak; sırrı nereye uzanır acaba?

Bu ızgaraların sırrı, hem Türkiye’de, hem de Orta Doğu ve Arap ülkelerinde geleneksel mimaride kullanılan “Kafes” veya “Musarabiye”dir.

TMB binasında kullanılacak malzemeler hakkında biraz bilgi verir misiniz?

“Termal” olarak ağır bir malzeme olduğundan ve hem serinlik, hem de sıcağı tutabildiğinden, betonu ana yapı çerçevesi olarak kullanacağız. Dış cephe, taş ve metal giydirme ve camların bir birleşimi olacak. Binanın içi, taş ve seramik zeminli görünür beton ve ahşap giydirme kombinasyonu olacak.

TMB’nin yeni merkezi Doğukent Bulvarında

Bugün “yeşil bina” iddiası ile pek çok tasarım yapılıyor. Ancak işletme giderleri çok yüksek yapılar olarak sonuçlananlar çoğunlukta. Çok yeni bir konu olduğu için de bu yapıların ömürlerinin rotasını (sürdürülebilirliğini) gelecek günler gösterecek. Türkiye bu iddianın neresinde sizce? Enerjinin verimli kullanılabilmesi için en basit tedbir olarak neyi tavsiye edersiniz?

Enerji verimliliğinin en iyi ve ilk çözümü, master plan aşamasında doğru kararları alabilmektir! Aşağıdan yukarıya doğru ne yapacağımızı anlatan sürdürülebilir önlemler piramidi adı verdiğimiz bir şema var. Şema, Patrick Bellew’in (Atelier Ten) konu ile ilgili konferanslarından doğuyor ve önlemlerimizi ele almamız gereken sırayı en iyi şekilde anlatıyor. Makro ölçekte konumlama ve güneşe açıklık gibi önlemleri tanıyan Master Planlama sonrasında makineler ve akıllı teknikler işe karışmazdan önce alınması gereken önlemler olan pasif tasarım geliyor. Pasif tasarımın en büyük bölüm olduğuna dikkat çekelim. Labirentler veya toprak kanallar gibi yüksek performanslı bina sistem ve teknikleri, bundan sonra gelmeli. Ne yazık ki, Türkiye’de Sürdürülebilirlik, şu anda çoğunlukla bir moda. Ve tüm moda olan şeylerde gibi, eğer göze görünmüyorsa yok sayılıyor. Onun için birçok kimse bir binaya bitkiler ve güneş panoları koyarlarsa, sürdürülebilir bir çözüm oluşturduklarını sanıyorlar. Gerçekte, sürdürülebilirlik çok daha derin bir konu ve profesyonellerin henüz farkında olmadığı birçok karmaşık katmanı var. Kullandığımız 3E şeması bunu en iyi şekilde ifade ediyor ve bir total sürdürülebilirlik çözümünün hem bizim Etik yaklaşımımız, hem de Ekolojiye dayandığını gösteriyor. Ekonomik sürdürülebilirlik, aynı zamanda burada en az düşünülen şey ve eğer göz ardı edilirse, binalarane kadar makine koyarsak koyalım, gelecekteki nesiller için kayıp oluşturacak.


3E ŞEMASI : ETİK, EKONOMİK, EKOLOjİK
3E Prensipleri her kararı yönlendiriyor
MASLOW Üçgeni ve Eko Dengeler

Her yeni konunun hususiyeti hassasiyeti getiriyor sizin için. Başlangıç noktanız genelde neresi oluyor?

Aslında, başlangıç çok katmanlı bir süreç olabilir. Bir projeye başlamam için bana ilham veren o kadar çok düzey var ki, tek bir cevap işi fazla basitleştirme olabilir. Gene de, benim için en önemli başlangıç, tasarımı kimin için yapıyorsam, o kişileri ve tasarımımız sayesinde varmak istedikleri idealleri ve fikirlerini anlamak. Başlangıç noktamız bu.

Şu an elinizde olan ve yeni tamamlanan projelerinizden biraz bahsedecek olursak…

Şu anda hepsi farklı büyüklükte çeşitli projeler ile uğraşıyoruz. Bir uçta Başakşehir’de bir çocuk hastanesi etrafında karma kullanımlı bir toplum olan Bio İstanbul’un master planlaması, diğer uçta ise Emirgan’da güzel bir çift için bir ev var. Veya Güneşli’de 120 m yükseklikte bir kule ve aşağıdaki Cadde alanından oluşan Güneşli’de bir karma kullanımlı proje. Türkiye’de yeni başlıyoruz, onun için tamamlanmış projeler az sayıda, ancak bize en fazla heyecan veren, şu anda Ankara’da şantiyesi kurulan ve Nisan 2013’te tamamlanması planlanan Türk Müteahhitler Birliği Genel Merkezi (TMB). Tamamlanmış projeler arasında geçenlerde Macaristan’da en lüks konut ödülünü kazanan Budapeşte’deki Dorottya House karma kullanımlı projesi.

Bodrum jacaranda Evi’nde TMB Binasındakine benzer bir sistem kullanılıyor

Yakın dönemdeki projelerinizden bahsetmişken camiyi sormadan geçemeyeceğim. İbadeti olumlu etkileyecek heybetli bir iç mekân tasarlanmışsınız. Eskiden peygamberin evinin “salonu” olan cami bugün bambaşka bir mekân. Sizce 21. Yüzyıl camileri nasıl olmalı?

Burada dikkat edilmesi gereken şey, bu camiyi Can Çinici ve Londra’dan Ove Arup ile birlikte projelendirdiğimiz. Proje hepimize başlangıçta Can’ın babası rahmetli Behruz Çinici’den geldi. Bu ölçekte bir ruhani değerde bir şey yaratma fikri elbette ki bizi şaşırttı. Caminin projelendirildiği toplam insan sayısı 1,5 milyondu, daha sonra 3 milyona çıkacaktı. Bu, tek bir mahalde ruhanilik hissedecek muazzam bir insan sayısı. Onun için, bunu insana uygun bir büyüklüğe bir nosyona indirerek işe başladık ve Muhammed’in ilk vaazını nerede vermiş olabileceğini düşündük. Düşünce, bunu çölde ağaçların gölgesinde yapmış olabileceği idi. İlk eskiz böyle oluştu. Bu bize lafzen
soğutmayı düşündürdü ve bir ruhani ve dünya dışı ışıkla içinden aydınlatılan alabaster giydirmeli beton bir helezon ağına götürdü. Bu da, o ruhani yüksekliğe çıktığınızdaki göklerin çatılarını destekleyen tek tek sütun veya ağaçlar fikrine götürdü bizi. 21. Yüzyıl camileri sorusunun cevabı, belki de sadece onların kendi alanlarının maddesel deneyimi sayesinde bizi ruhani düzeylere yükseltecek olmalarıdır ve benim için maddesellik, sonuçta ışığın o alana nasıl girdiği ile ifade olunur. Dolayısıyla, 21. Yüzyıl camilerinin malzemesi ışık olmalıdır.

Mekke Camii konsept eskizi

                                                                        Mekke Camii Girişi

İzlediğiniz veya önemsediğiniz mimarlar var mıdır?

Elbette çok var, ancak bugünlerde gerçekten takdir ettiğim bir firma, İngiltere’de Stanton Williams adlı az tanınan bir büro. Onların buradaki çalışmalarına daha fazla dikkat edilmesini öneririm. Bu listeye, daima David Chipperfield eklenebilir. Pek az yanlış yapabileceğini düşünüyorum.

Mimarlar üzerinden yapılar konuşuyoruz genelde. Kadim zamanlar da dahil olmak üzere; Modernizm’in güçlü örneği olabilecek yapılar neler sizce?

Beni bugünlerde en fazla etkilemiş olan binalardan biri Mardin’deki Kasımiye Medresesi idi ancak bunun sebebi, orada çok zaman geçirmem olabilir. Yeni binalar olarak Teksas’taki Kimbell Art Museum benim için önemli olan bir bina olarak daima aklıma gelir. Bunun biraz aksi ama gene benim için çok önemli olan, Rotterdam’da Kunst Halle. İngiltere’de Stanton Williams Millennium Seed Bank binası da bu mimarın işlerini neden çok ilham verici bulduğumu açıklayabilir.

Beğendiğiniz şehirler hangileri ve neden?
Son zamanlarda tabii ki en beğendiğim şehir Ljubljana, belki yakınlığımdan olabilir, ama kendimi her zaman iyi hissettiğim bir yer. Bunun yanında beni en çok etkileyen şehir desem New York gelir aklıma. Bu, insan ölçeğinin biraz karşısında olsa da, tüm zıtların bir araya geldiği bir şehir ve şu anda onu dünyanın en ilginç yerlerinden biri olarak görüyorum.

Ljubljana sanki Disney’in Dünyasından bir masal şehri gibi

İstanbul, Londra ve. Aynı anda, bir üçgenin ortasında gibisiniz. Tasarımları yönlendirmek nasıl oluyor, 3 şehrin birbirinden farkları neler sizce?

Ljubljana’da rahatlıyorum. Orada hep bir büromuz var idiyse de, burada çalışmıyorum, şimdi ortağım ve aynı zamanda eşim oradaki Büroyu işletiyor ve çoğunlukla sergi tasarımına odaklanıyor. İstanbul, Türk usullerine alışmam sürmüş olsa da, kendimi en etkili bulduğum şehir ve bazı yönlerden onu kendime alıştırmaya çalıştım. Londra zihinsel açlığımın doyurulması için gerekli, orası bir eleştirel diyalog yeri, zihinsel sınırlarımın genişlediği yer ve yaşamımın çoğunu orada geçirmiş olduğumdan, kendimi evimde saydığım bir kent. Tasarım, herhangi bir yerde herhangi bir anda gerçekleşen bir şey ve onun yönü, sadece basit iletişim tekniklerinin kontrolünde olma meselesi. Genellikle proje çalışmalarının yapıldığı ana ofisten olan mesafe, benim kutunun dışında düşünmemi mümkün kılıyor. Bu herhangi bir yerde olabilir ve büyük olasılıkla, kahve yudumlarken ve gelen geçene bakarken gerçekleşir.

Vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz.

9 Yorum

  1. Hülya Yazıcıoğlu

    Sayın Zeliha Yüksel, bu söyleşinizi; eserlerinde, geçmiş ile geleceği modernlikle sentezliyen ve günümüze uygulayan değerli mimarımız Selçuk Avcı’ya ayırdığınız için teşekkürler.. Sayın Avcı’nın ekolojik yaklaşımlı ve çevreye duyarlı tasarımlarına ihtiyacımız var..Başarılarının devamını diliyorum..

  2. Alişan Ortaç

    Geçmiş dönem formu ve bina yapma anlayışlarının modernize edilmesi, Osmanlı’dan bu güne kadar aktarımlar ile “yeşil yapı” açılımlarınıza yürekten katılıyorum. Meslek hayatınızdaki başarılı çizginin devamını dilerim.

  3. mithat kor

    Daha yaygın konuşulacak olan ekoloji-etik paragrafını mimarlık dünyamızda gözle görülür hale getirdiğiniz, yapmış olduğunuz Müteahhitler Birliği yapınızla da elle tutulur kıldığınız için teşekkürler.

  4. necmi yazgan

    modernizmin sürekli değişimi ve devinimi bugün çevre sorunlarını dikkate alan yeni bir yöntemsel yaklaşımla kavuştu. dünyada çevrecilik gündemde. sıfır karbon konuşuluyor ve bu eski bina yapma tekniklerini değiştiriyor. buna bağlı olarak mekan kurgulamanın yolları değişmektedir.
    dünyadaki değişime uygun bir çizgiyi benimseyen sayın avcı ülkemiz mimarlığında bu açıdan öncülerden sayılmalıdır.

  5. berril özenç

    ekolojik yaklaşımlı tasarım düşüncesini etik bir çerçevede kavramsallaştırmanın önemli olduğunu, mimari tasarım evriminin artık bu kavramlarla tanışarak yol alması gereğini görerek olumluyorum.

  6. Ferda Çetinkoz

    ekolojik yaklaşımlara pencere açan bu tarz anlayışların konuşulmasını çok olumlu buluyorum. zira bir çok büyük çaplı bina yapılıyor fakat doğayla kurulan ilişkisi, enerji tasarrufu genellikle düşünülmüyor. röportajınızla bana göre can alıcı ekolojik mimarlık sorunsalına açılım getirerek önemli bir görev yerine getirmişsiniz.

  7. Melek Genli

    Sayın Heval Zeliha Yüksel, bu sayfalarda sizin söyleşilerinize alıştık. Bu defa da bize göre gözümüzden kaçmış gibi olan fakat dünyaca ünlü işler yaptığı için dünyanın gözünden kaçmayan değerli bir mimarı, Selçuk Avcı’yı konuk etmişsiniz. Teşekkürler.
    Selçuk beyin mimarlık yolu ve fikrinden dolayı kutlarım.
    Saygılar.

  8. enes gül

    kuramsal düşünceyi pratiğe saflaştırarak geçiren ve mimarlığı geçmiş-gelecek bağı içinde yorumlayan bir anlayışı seziyorum.

  9. Atilla Güven

    Sayın Avcı’nın mimarlığa yaklaşımı ve mimarlık pratiğini sürdürüşünü bilgi ve deney üzerinde geliştirdiğini söyleşinizden fark ettim. Son binası ve diğer işleri oldukça kaliteli. Başarılar diliyorum.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir