Alsop için başlangıçtaki belirsiz niyetlerini en iyi şekilde tanımlamayan şey resim çizmek, kontrolü kaybetmek gibi belirsiz ve sezgisel durumlar ve kendisini yeni mimarlığı keşfetme gizemine yaklaştıran da tam olarak bu.

Will Alsop
Vladimir Belogolovsky: Canlı renklere ilginiz nereden geliyor? Nasıl başladı?
Will Alsop: Bu ilgim bir yandan hep oradaydı. Mimarlıktan önce sanat okudum ve sanat ile heykel üzerine dersler verdim. Heykelin renkle çok ilgisi olması gerekmez ama olabilir de. Yani ben her zaman sanat ve mimarlık ile ilgiliydim. Uzun bir süre boyunca bu ikisi benim için farklı etkinliklerdi. Ancak zaman içinde hepsinin aynı olduğunu anladım. Aslında hiçbir fark yok. Resimler ile düşünceler arasında gerçek bir ayrım yapmıyorum. Çalışmalarımdaki renklerin önemini sordunuz. Aslında, yaşlandıkça bu bana daha açık gözüküyor – rengi ya kullanırsın ya da kullanmazsın. Kimileri çok az renk kullanırken diğerleri daha çok kullanır.

CHIPS, New Islington, Manchester, İngiltere, 2009
Vladimir Belogolovsky: Ama siz genellikle çok fazla renk kullanıyorsunuz.
Will Alsop: Bu her zaman için geçerli değil. Son birkaç yıl içinde resimlerimde daha çok siyah ve beyaz kullandım. Benim durumumda belirli renkleri kullanmanın belirli bir bilimi ya da mantığı olduğunu düşünmüyorum. Benim ilgimi çeken renkleri bir araya getirmek. Bu doğru da olabilir, yanlış da. Renklerin kendisiyle ilgileniyorum. Mimaride içerik çok önemlidir. Örneğin benim Güney Londra’daki Peckham Kütüphanemi ele alalım. Baktığınızda bu binalarda hiç renk göremezsiniz, yani en azından canlı bir renk. Ama çevredeki doğaya baktığınızda çok fazla renk vardır. Gelincik tarlaları ya da sonbaharda ağaç yapraklarının en güzel renkleri. Bu renkler göz alıcıdır. Neredeyse güneş gözlüğüne ihtiyaç duyarsınız. Ancak insanlar yapılı çevrede renklerden korkarlar. Nedenini hep merak ederim. Moskova’da olduğu gibi Londra’da da yıl içinde havanın kapalı olduğu gün sayısı çok fazla ve buna kentin dokusu da yardımcı olmuyor doğrusu. Bu tür kentlerde insanların neden renk istemediğini pek anlayamıyorum. Londra’da kapalı bir günde, neden gri binalara bakmak isteyeyim ki? Bilirsiniz, Moskova oldukça kötü bir yerde konumlanmış, iklimi soğuk, denizi yok, çok az güneş alıyor. Bu yüzden de devrimden önce burada çok fazla renk vardı… altın sarısı, kırmızı. Ancak devrimden sonra resmen gri bir kente dönüştü. Sosyalizm ile Rusların renklerden kaçınması arasındaki bağlantı nedir?

Peckham Kütüphanesi, Londra, 2000
Vladimir Belogolovsky: İklimden çok ideoloji ile ilgili olsa gerek.
Will Alsop: İlginçtir ki, ülke ne kadar sıcaksa, etraftaki renkler de o kadar parlak oluyor. Meksika ya da Karayipler’de renkler çok canlıdır. Bunun mantıklı bir açıklaması yok. Mantıken tam tersi olmalı. Bunlar sadece gözlemler tabi. Ancak dünyanın çeşitli yerlerinde estetiğin etkisi altında olan kişilerin canlı renkler konusunda daha endişeli olduğunu fark ettim. Ne zaman yeni bir öneride bulunsam, canlı renkleri kullanışımı savunmak zorunda kalıyorum. Ama doğaya bir bakın. Tanrı bize o kadar çok renk vermiş ki!

Headingley Kriket Kulübü Carnegie Pavyonu, Leeds, İngiltere, 2010
Vladimir Belogolovsky: Daha önce heykel eğitimi verdiğinizden bahsettiniz. Bunun sizin renk kullanımı fikirlerinizle ilişkisi var mı?
Will Alsop: Hayır. Central St. Martins Sanat ve Tasarım Koleji’nde heykel eğitimi veriyordum. Öğrencilerime derdim ki, “Heykel yapmak için buradayız, ama bir şekilde sanatın farklı bir formunda ortaya çıkarsa da sorun değil. Çıkmazsa, o da sorun değil.” Yaptığım şey kuralları kaldırmaktı. Çünkü bu 20-22 yaşlarındaki çocuklar heykel bölümünde olduklarını bildikleri zaman “heykel yapmak zorundayım” diye düşünüyorlar. Ama ben öyle düşünmüyorum. Heykel yapmak için iyi bir nedene ihtiyacınız olmalı. Bu tamamen sizin gözlemlerinize dayanır. Kimi zaman bir heykel çok da münasip olmayabilir. Bina da öyle. Asla renk kullanımı konusunda çok bastırmam.

City Road Kulesi, Londra (2007, inşa edilmedi)

City Road Kulesi, Londra (2007, inşa edilmedi)
Vladimir Belogolovsky: Çalışmalarınızda renkler özel bir rol oynuyor mu?
Will Alsop: Bir noktada insanları neşelendiriyor. Mimarlık kitaplarında bunun eğlenceli olamayacağı yazmıyor sonuçta. Bence renklerin davranışlarımız ve duygularımız üzerinde çok direkt bir etkisi vardır. Renkli cam renkli gölgeler oluşturur. Eğer binalarımda hiç renk olmasaydı bambaşka bir deneyim olurdu. Mimarlık eleştirmenleri eğlence ile mimarlığın iyi gitmediğini düşünüyorlar ama ben hep “neden olmasın?” diye sorarım. Hangi kural bunun olamayacağını söyler? Mimarinin eğlence yönü, çok ciddi bir parçasıdır. Mimarlık yapmanın tek bir doğrusu yoktur ve bence bu iyi bir şey. Kentlerimizde çeşitlilik olmalı. Tekdüzelik hayatı daha az ilginç kılar. Bundan Moskova’da ve Kuzey İngiltere’de bolca var. Bu insanları sıkıyor. Mimarlık sadece başınızın üzerinde bir çatı olması değildir, bir aitlik hissi ve rahat hissetmektir. Kimi zaman bunun nasıl yapılacağını anlatmak oldukça güç olsa da, binalarımın oldukça rahat olduğunu söyleyenler var. Bana gelip “bunu nasıl yapıyorsun?” diye soruyorlar. Bilmiyorum ve bilmek de istemiyorum çünkü bilseydim eğer mimarlık yapmanın tüm araştırması ve eğlencesi yok olur.

Blizard Binası, Queen Mary Üniversitesi, Londra, İngiltere, 2006
Vladimir Belogolovsky: Belli bir fikri ya da anlamı yansıtmak için belirli renkler kullandığınız oluyor mu?
Will Alsop: Pek değil. Projelerimi tasarlarken bunun üzerine düşünmem. Kimileri “şunun ya da bunun içerikle alakası nedir?” diye soruyor. Sanırım alakası pek yok.
Vladimir Belogolovsky: Hiç mi?
Will Alsop: Hiç.
Vladimir Belogolovsky: Peki bu sorun değil mi sizce?
Will Alsop: Bence değil çünkü örneğin Peckham Kütüphanesi’nde etrafta çok belirgin bina yok. Bu durumda neyle ilişki kuracağım? Bence “bağlamlandırmak” oldukça garip bir şeydir.

Blizard Binası, Queen Mary Üniversitesi, Londra, İngiltere, 2006
Vladimir Belogolovsky: Ama iki yıl önce sizinle Peckham Kütüphanesi hakkında konuştuğumuzda, bağlamın bu binanın tasarımında önemli rol oynadığını söylemiştiniz. Örneğin St. Paul Katedrali’nin daha yakın görünebilmesi için binayı yükselttiğinizi ve Peckham’da insanların Güney Londra’nın büyük bir bölümünde birdenbire kaybolduklarını değil ama Londra’nın tam ortasında olduklarını düşüneceklerini söylemiştiniz.
Will Alsop: Evet ve binayı yükseltmek aynı zamanda çeşitli etkinlikler ve önemli manzara koridorları için de yer sağlıyor. Mimarlıkta manzara çok önemlidir. Aslında, yeni kitabımın adı “The View” (manzara) olacak. Ama bunun renkle alakası yok.

Palestra Londra, İngiltere, 2006

Palestra Londra, İngiltere, 2006
Vladimir Belogolovsky: Malzemeleri kullanma biçiminizin renklerle oldukça alakası var am değil mi?
Will Alsop: Evet, yeni malzemeler renkleri yeni bir şekilde kullanmamı sağlıyor. Örneğin Peckham Kütüphanesi’ndeki yeşil oksitlenmiş bakırdır. Şu anda Barselona yakınlarında, ahşap kullandığım bir proje üzerinde çalışıyorum, ahşabın bir sürü rengi var. Çeşitli malzemelerle çalışmak renkler üzerine düşünmenizi sağlıyor.

Blizard Binası, Queen Mary Üniversitesi, Londra, İngiltere, 2006
Vladimir Belogolovsky: Bir keresinde “resimler mimarinin ne olup olmadığını yeniden keşfetmemde yardımcı oldu” demiştiniz. Nasıl oldu?
Will Alsop: Çok büyük bir ölçekte çalışıyorum ve resim yaptığım zaman pek çok şey denerim; Kontrollüymüşüm gibi gözükebilirim ama değilim. İlerledikçe keşfederim. Ressamın kendi fikri vardır. Çizer, oturur, bakarım ve genellikle resimlerim bir sonraki adımın ne olacağını bana söyler. Asla kesin olarak bilemem. Çok soyut ve manidar resimlerden daha belirgin resimlere doğru hareket ederim. İşime sanat denebilir mi bilmiyorum. Kimileri beğenir, kimileri beğenmez. Önemli değil. Daha yakın zamanda, sanatı sanat olduğu için yapmaya başladım. Resim yapma süreci beni kendimden uzaklaştırır. Buna ulaşabilmek için çeşitli yollar vardır. Kimileri kağıt parçalarıyla uğraşır, diğerleri küçük çalışma modelleriyle oynar. Benim durumunda bu yöntem resim. Ama bu yöntemi bir çözüm olarak düşünmekten hoşlanmıyorum. İlham bekleme fikri işe yaramıyor. Ne istediğimi fark etmeden önce pek çok şey denemem gerekiyor. Ve tekrar büyük ölçekte çalışıyorum. Benim için devasa bir şeyin nasıl gözükeceğini küçük bir kağıda sığdırmaya çalışmak oldukça anlamsız.

Blizard Binası, Queen Mary Üniversitesi, Londra, İngiltere, 2006
Vladimir Belogolovsky: Başka insanların çizim ve tasarım sürecinize katılmalarına izin veriyor musunuz yoksa bu sizin için çok özel bir süreç mi?
Will Alsop: Bazen çalışmaların derleme olabiliyor ve bir resim farklı kişilerle tartışmalarımızı ve fikirlerimizi yansıtan toplama bir çalışmaya dönüşebiliyor. En başta genellikle bir tek ben oluyorum ve sonra stüdyodaki diğer kişiler katkı sağlayabiliyor.
Vladimir Belogolovsky: Söz ve yorumlarla mı yoksa tuvalinize canlı renkler katarak mı?
Will Alsop: Tabi, çalışmalarımın üzerine çizebilirler, sorun değil.
Vladimir Belogolovsky: Resimleriniz ve binalarınızda bir güzellik duygusuna erişmeye çalışıyor musunuz?
Will Alsop: Hayır, çalışmıyorum. “Güzellik” kelimesini seviyorum ve sıkça kullanıyorum. Ama bana “bana bir bina yapmanı istiyorum ama güzel olmasını istiyorum” derseniz bu benim için oldukça zor. Çünkü güzellik bir gerçekliktir ve zaman içinde değişebilir. Sabah çirkin olan bir şey akşam güzel olabilir. Güzellik sağlıklı bir değerlendirme değildir, daha çok sonrasında yapılan bir sınıflandırmadır. Mimarın işi soruyu sormaktır: “Bu güzel mi?”

Sharp Tasarım Merkezi, Ontario Sanat Koleji
Vladimir Belogolovsky: Umarım bu soru proje bittikten sonra soruluyordur.
Will Alsop: Mimarlık yavaş bir süreçtir, bu yüzden de bir mimarın bu soruyu sorması için pek çok fırsatı olur. Ama önemli olan mimarinin herhangi bir şeyin çevirisi olmadığını hatırlamaktır. Mimarlık teorileri, stilleri, modayı ya da teknolojiyi izlememeli. Kendi içinde varlığını sürdürmeli. Sebepler güzelliğin çoğunu yok eder.
Vladimir Belogolovsky: Çok sayıda kötü mimar ve kötü müşteri olduğunu söylemiştiniz. İyi mimar ya da müşteriyi nasıl tanımlarsınız?
Will Alsop: Ciddi ve açık fikirli. İnsanların beklentilerine meydan okuyan mimarları severim. Yaptıkları şeyleri beğendiğim anlamına gelmiyor bu ama işleri tamamlandığında bir varlığı olacak, kentin güçlü bir parçası haline gelecek. Örneğin jean Nouvel’in işlerini beğenirim çünkü gelecek sefer ne yapacağını kestiremem. Ama bana Zaha Hadid’in inşa edeceği bir alanı gösterirseniz, yapacağı binanın nasıl gözükeceğini tahmin etmeye çalışırım ve tahminlerimde %70 oranında haklı çıkarım ki burada hiçbir sürpriz yok. Yani söylemeye çalıştığım, stilleri sevmiyorum. Müşterilerin de sürece dahil olmaları gerekir. Londra’da çocuklarla çok fazla çalıştığım bir okulu yeni bitirdim. Onlar benim müşterilerimdi. Onlarla görüşmeye gidip “Yeni bir bina yapacağız. Sizin için önemli olan nedir?” diye sordum. Ardından konuştuk, çizdik ve proje böyle başladı. Bu çok önemli. Her projemde bu süreci yaşıyorum.

Sharp Tasarım Merkezi, Ontario Sanat Koleji
Vladimir Belogolovsky: Peckham Kütüphanesi projesini, bir söyleşide müşteri için görüntüden çok fikrin önemli olduğunu söyleyerek almıştınız. Sizin projelerinizi başlatan nedir? Fikir mi yoksa görsel mi?
Will Alsop: O bahsettiğiniz söyleşide hiçbir fikrim yoktu. Ben süreçten bahsettim. Benim için “kütüphane nedir?” sorusunu sormak çok önemlidir. Çok çeşitli insan gruplarıyla konuşmak ve bu yeni şeyin benim keşiflerimden ortaya çıkmasını istedim. Yaptığımız şey de tam olarak bu oldu. Hiçbir fikrinin olmaması fikri işe yaradı. Toronto’daki Ontario Sanat ve Tasarım Koleji için yarıştığım zaman da benzer bir görüşme oldu. Ama orada, istenenler çok detaylıydı. Görüşmeye giderken uçakta okumuştum, oldukça sıkıcıydı. Her bir oda önceden tanımlanmıştı ve her fonksiyon en ince ayrıntısına kadar detaylandırılmıştı. Görüşmeye geldiğimde bu insanlara bunun doğru olup olmadığından emin olmadığımı ve bunu istediklerinden emin olup olmaklarını sordum. 16-17 kişi vardı ve onlara “bunun işe yarayacağına gerçekten inananlar ellerini kaldırsın” dedim. Sadece bir kişi elini kaldırdı, bunu yazan kişiydi o da. “Demek ki buna gerçekten inanmıyorsunuz” dedim. Ardından da gözlerinin önünde listeyi yırttım ve “eğer işi bana verirseniz yapacağım şu: öğrenciler, çevrede yaşayanlar ve burada çalışanlarla birlikte çalışı gerçekten ne istediğinizi bulacağız” dedim.

Sharp Tasarım Merkezi, Ontario Sanat Koleji

Peckham Kütüphanesi, Londra, 2000
Vladimir Belogolovsky: Bahsettiğiniz oldukça demokratik bir sürece benziyor. Ama siz “Demokrasi ve mimarlık birlikte yürümez” de diyorsunuz.
Will Alsop: Muhtemelen bunu söylediğimde Hollanda’yı düşünüyordum. Bir soruyu ortaya açıp insanlarla birlikte çözüm üretme fikrini severim. Benim için tasarımdan çok keşif önemli. Ama Hollanda’da bu süreç asla bitmez. Herkesin bir fikri vardır ve herkes bir karar vermek ister. Ama sonuçta mimar benim ve benim bir karar vermem lazım.
Vladimir Belogolovsky: “Öğretme işi bencilce bir iş olmalıdır. Öğretme sürecini benim kendi mimari araştırmamım bir öğesi olarak görebilirim” demiştiniz. Öğrencilerinize nasıl ödevler veriyorsunuz?
Will Alsop: Yaşlandıkça öğrencilerime giderek daha az ödev vermeye başladım. Onlara “yapmak istediğiniz nedir?” diye sorarım. Belirli bir zamana yetiştirilecek belirli bir proje istemem.

Colorium, Düsseldorf, Almanya, 2001
Vladimir Belogolovsky: Öğrencilerinize o kadar da geniş bir özgürlük tanımıyorsunuzdur ama değil mi?
Will Alsop: Tanıyorum. Bu dönem şöyle şöyle binalar yapacağız, bu durumları bir düşünelim filan diyorum. Ama onlar için neyin önemli olduğunu düşünmelerini istiyorum. Bu şekilde benim için daha da ilginç oluyor. Ben de onlardan öğreniyorum ve bu yüzden de bencil bir iş diyorum. Öğrettiğim zaman öğrencilerle birlikte geniş masaların etrafında oturup herkesin önünde çalışmaları hakkında konuşmayı seviyorum. Bu şekilde hem benden hem de birbirlerinden çok daha fazla şey öğrenebiliyorlar. Tabi bence bu çok daha fazla iş demek – 10-12 farklı projeyi öğrenmem gerekiyor- ama yine de daha ilginç.

Colorium, Düsseldorf, Almanya, 2001
Vladimir Belogolovsky: “Mimarlığın sorunu, mimarların kendilerini kendilerine değil topluma karşı sorumlu hissetmeleridir. Mimarlar bencil olmalıdır. Bu öğrenildikten sonra mimarlık başlar.” demiştiniz. Bunu biraz açıklayabilir misiniz?
Will Alsop: Bence bu doğru. Açıkçası, biz mimarların sorumlulukları var. Dünyanın çeşitli yerlerindeki pek çok mimar toplumlarına en iyi şekilde hizmet etme niyetiyle mimarlık yaparlar. Genellikle de bu mimarların isimleri unutulur. Ama cidden, bence her mimarın sorumluluğunun en az yarısı kim olduğunu anlamaktır çünkü farklı şeyleri birleştirmek için mimar olmadınız. En azından ben olmadığınızı umuyorum. Çünkü bir tavrınız, görüşünüz ve yargınız var. Yapmak için eğitildiğiniz şey bu, ve olduğunuz şey de bu. Bu nedenle mimarlık yapma süreci bir bencilliktir. Çeşitli tartışmalara girmeyi severim ama sonuçta mimari zevk vermeli. Diğer insanlara da verebilir. Nasıl olduğunu bilmiyorum ama pek çok kişinin benim binalarımı sevdiğini ve içinde olmaktan hoşlandıklarını biliyorum. Biliyorum çünkü pek çok kişi bunu benimle paylaştı. Mimarlık uzlaşma sanatıdır ve bu yüzden de uzlaşmanın temelleri güçlü olmalıdır. Yalnızca hayal etme özgürlüğünüz varsa ve sadece toplumun isteklerini yerine getirmek zorunda değilseniz güçlü olabilir.

The Hôtel du Départment des Bouches-du-Rhône, Marseilles, Fransa, 1994
Vladimir Belogolovsky: Geçen ziyaretimde Londra’daki pek çok binanızı gezdim ve onların içinde olmaktan bu kadar memnun olacağımı hiç tahmin etmemiştim. Sadece fotoğraflardan bakınca bunu tahmin edemezdim. Ama kişisel deneyim her türlü önyargıya meydan okuyor, benim kendi yargılarım da buna dahil. Yine de iyi mimari yapmanın bencil bir mimar olmaktan geçtiğini hiç duymamıştım. Buna gerçekten inanıyor musunuz?
Will Alsop: Teşekkür ederim. Aslında genellemek istemem ama inanındığımı söylemeliyim. Tabi ki tamamen bencil insanlar çok korkunçtur ama işi şekillendirme, önemli kararları alma konularında bencil olmanız gerekir. Tartışma açabilirsiniz ve bundan hoşlanabilir ve öğrenebilirsiniz de ama sizin yani mimarın karar vermeniz gereken bir an gelecektir. Bu da mimarlık sanatıdır – herşeyi kendi yönteminizle bir araya getirmek.
Kaynak: Arch News Now
Çeviri: Mimdap



4 Yorum
TUFAN ARKAYIN
Will Alsop ile yapilan bu söyleşi bir, mimar olarak benimde düşündüğüm ve bir çok konu ve sorunlara doğru ve içten yanıtları ile ayni görüş ve duyguları paylaştığım çok güzel bir şöyleşi olmuş. Dilerim bizlerde Ülkemizde onun kadar rahat ve özgür çalışabilelim.
orçun kuzey
Alsop’un çok renkli bir dünyası var anlaşılan. Kübik birşey bile yapsa hemen renklerle farklı bir dil oluşturuyor.
Fatih Genç
Will Alsop kendisine bir stil edinmiş ve bunu uluslarası düzlemde kabul ettirmiş bir mimar. Yaşadığı deneyler çok önemli. Bizdeki mimarlık düzeninden ne farkla çalışıyor diye düşündüğümde biraz içinde bulunduğu işveren düzeninin mantalitesi diyeceğim. Sorunlu alan bizdeki işverenin özel olsun devlet olsun ne istediği ile bilgili bir sorun var. İstemeyen, sadeleştiren, mimara maliyet engeli çıkaran bir mimarlık piyasası yeterince özgür olamıyor tabiyatıyla. Alsop’a bakınca içimden bu düşünceler geçiyor.
Semih
Alsop bu çağın esasında en renkli kişilerinden biri. Tasarımları farkedilebilir bir özelliğe sahip. İç enerjisi bu söyleşiye yansımış.