Winspear Operası

3 Dakika Okuma Süresi

Mimar: Foster & Partners

Foster-Winspear-1

Foster-Winspear-2

Dallas’taki yeni Winspear Operası 21. yüzyılda operayı daha geniş bir kitlenin kullanımına açarak opera esaslarını yeniden tanımlıyor. Dallas’ın iklimine yanıt verecek biçimde, binadan oldukça geniş bir güneş saçağı çıkarak tamamen aydınlık 18 metre yüksekliğinde bir lobi oluşturuyor. Bu, şeffaflığı arttırarak iç mekanla dış mekan arasındaki direkt ilişkiyi belirliyor. Çevresel stratejinin tamamlayıcı bir parçasını oluşturan saçağın altında kalan gölgelenmiş yaya plazası, Dallas’ta masterplanla tanımlı Performans Sanatları Merkezi için büyük bir kamusal alan yaratıyor. Masterplan da Foster+Partners, OMA ve Michel Desvigne tarafından hazırlanmıştı.

Foster-Winspear-14

Foster-Winspear-15

Flora Caddesi’nin oluşturduğu dikey ızgarada yer alan saçağıyla opera, içerisinde Dee and Charles Wyly Tiyatrosu, Booker T Washington Lisesi, Morton H. Meyerson Senfoni Merkezi’ni içine alan, gelecekte de Kent Performans Salonu’nu barındıracak olan bölgede merkezi bir konumda yer alıyor.

Foster-Winspear-10

Operanın kendi çevresinde de, saçağın altında bağımsız olarak, 5 bin kişilik seyircisi, daha küçük bir Açıkhava performans mekanı, kafe terası ve otoparka direkt inilen ana girişiyle Annette Strauss Sanatçılar Meydanı yer alıyor. Sammons Park ve kamusal plaza ile birlikte tüm bu mekanlar, kentsel ölçekte projeyi kente bağlayan bütünleyici mekanları meydana getiriyorlar.

Foster-Winspear-6

Organizasyon açısından Winspear, 2200 kişilik kırmızı bir cam silindirin etrafını saran, şeffaf, kamusal olarak davetkar mekanlar dizisi yaratıyor. Bina yalnızca Dallas’ın kültürel yaşamıyla tamamen entegre olmakla kalmıyor, aynı zamanda da operaya gitmeyen halk için restoranı, kafesi ile herkes tarafından erişilebilir başlı başına bir yer oluyor. Grand Plaza’dan fuayeden geçilerek daha alçak bir saçağın altından girilen oditoryum bir performansa katılma durumunu tiyatroyu seyirciye getirerek daha da ilginçleştiriyor. Silindirin bir yanından diğer yanına süzülen büyük merdivenler tüm lobi mekanını bağlarken bir yandan da seyircilerin durup, tartışıp gözlemlemesine fırsat yaratıyor. Silindirin içindeki derin oluklar da izleyicileri her bir balkon katında yatay olarak ilerlemeye yöneltiyor.

Foster-Winspear-7

Foster-Winspear-12

Foster-Winspear-3

 

Foster-Winspear-5

Foster-Winspear-11

Oditoryumun kendisi, oyuncularla bir yakınlık hissi yaratıyor. Tiyatro üzerinde çalışılırken at nalı planı ile dikey balkonların birleştirilmesi yoluyla, izleyicilerin sahneye mümkün olduğunca yakın olmaları sağlanmış. Bu yakınlık aynı zamanda balkonların önlerinin, genel iç tasarımdaki derin kırmızının tersine parlak beyaz bitirilmesiyle daha da vurgulanmış. Sound Space Design’dan Bob Essert’in tasarladığı akustik de oditoryumun kompaktlığını arttırıyor. Detaylar ve son dokunuşlar insan sesinin rezonansını iyileştirerek orkestranın daha güçlü ve açık şekilde duyulmasını sağlıyor. Drama hissini yükseltmek amacıyla eklenen avize, terk koni biçiminde bir ışık yayıyor. Oditoryumu tamamlamak amacıyla Arjantinli sanatçı Guillermo Quintero, sahne için büyüleyici bir perde tasarlamış.

Foster-Winspear-4

Saçağın altında, yerel ağaçlarla donanmış ve gölgelenmiş kamusal alanlar serin ve gölgeli bir mikro klimadan faydalanıyor. Doğu cephesi boyunca hareket edebilen, dikey, kayar cam paneller binanın kafe ve restoranıyla birlikte tamamen açık olmasını, ayrıca mekanın iç ve dış doğasının geçişini iyileştirmesini sağlıyor.

Foster-Winspear-13

Foster-Winspear-8

Foster-Winspear-9

Yazı: ArchDaily
Görseller: Nigel Young
Çeviri: Mimdap

2 Yorum

  1. Emre Ulaş

    Tozkoparan Mimarlık olarak 2000 yılında İzmir’de Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi’nin projelerini hazırlarken beraber çalıştığımız Bob (Robert) Essert’in adını bu projede görmek benim için ilginç oldu. Kendisi o dönemde İngiltere’deki Arup Acoustics’te, bizim için İzmir’deki AASSM’nin akustik projelerini hazırlayan ekibin başındaydı.
    http://www.aassm.org.tr/

  2. Filiz Günertem

    Mekan anlayışının çok değiştiğini şeffalığı perde olarak kullanmak, gridlerle yatayda ve düşeyde sınırlayıcılar biçiminde konumlamak yeni mimarinin bazı göze çarpan özellikleri. Sonuç çok farklı. Bundan 100 sene öncesinde bir opera binası bu şekilde yapılabilir miydi? Şimdi sınırlar hesabedilemeyecek bir hızla değişiyor. Çok önemli ve çok çarpıcı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir