Mimar: Jesse Reiser + Nanako Umemoto

AEON; ofis kulesi, otel, konut ve alışveriş merkezlerinin geleneksel unsurlarının bir birleşimi niteliğinde olmakla beraber, asla bu elementlerin tek bir tanesine indirgenemeyeek kadar çok yönlü bir kompleks. Dinamik ve melez bir yapıya sahip olan bu alandaki çeşitli fonksiyonların birleşimi ile benzersiz bir sinerji yaratılmış. Bir bütün olarak, tüm bileşenlerinin toplamından daha esaslı bir temel oluşturan bir organizasyon, yatay bir sütun ile dikey kulelerden oluşuyor.

Aeon, dikey düzlemde, tipolojik yapı olarak birbirine oldukça yakın iki biçim olan bina ile kule formasyonlarını yeni ve özgün bir konseptte ele alıyor. Bu bağlamda alanda yükselen 4 ayrı kule, hiç beklenmedik biçimsel bir bütün oluşturuyor ve karşımıza tek bir yapı halinde çıkıyor. Alçak yüzeyde, yerden ayrı olarak yükselen ve mekanın farklı şekillerde nasıl kullanabileceğine işaret eden kişisel kule şeklindeki ofisler yer alıyor.

1000 m2’den 4000 m2’ye kadar uzanan ve birbirinden farklı ofis konfigürasyonları oluşturan bu ofisler, birbirinden farklı ölçekteki şirketlerin diledikleri alanı ve kimliği keşfetmelerini sağlıyor. Kulelerin birbirlerine yakınlığı zeminin metrelerce yükseğine konumlandırılmış alanların dinamizminin ve çeşitliliğinin altını çiziyor. Kulelerin birleştiği noktaya konumlandırılmış 170 m yüksekliğindeki Skylobby, binadaki çeşitli grupların buluştukları ve iletişim kurdukları bir merkez niteliğinde.

Skylobby’nin üst kısmında ise, oteller ve konutlar binanın genel yapısı içerisinde yeni ve katlanmış görüntüde bir formasyon oluşturuyorlar. Bu katlı düzen, bir yandan okyanus, çöl ve gelişen şehir manzarasını oldukça geniş bir bağlamda sunarken, diğer yandan da panaromik görüntüden en etkileyici şekilde faydalanılmasına olanak sağlıyor. Binanın tüm sakinleri, biri diğerine kesinlikle benzemeyen farklı odalar ve konutlarda ağırlanıyor. Aeon’un karakteristik özelliklerinden bir diğeri, kullanıcıyı konforun doruklarına çıkaran 320 metre yükseklikteki “Crown Space”.

Taban yüzeyinde dikey düzlemden yatay düzleme doğru hareket eden Aeon, Dubai Körfezi boyunca doğuya ve batıya doğru uzanan ve iki kültürel yapıyı birleştiren bir merkez. Bu bağlamda, batı cephede kesişen spiraller şeklinde tasarlanmış bir sanat müzesi uzanırken, doğuda ise sarmal düğümlerin topolojisini geliştiren ve su yüzeyinden yükselen ikiz konser salonları yer yer alıyor. Bu iki kültürel yapı, dünya standartlarında bir marinaya ve deniz kenarında uzanan restoranlar ve mağazalarla çevrilmiş bir meydana da ev sahipliği yapıyor. Bu çok fonksiyonlu yapı, Dubai Körfezi’nde yer alacak olan ticari kompleks için bir model oluşturuyor.

Tasarım 2008/6, reiser-umemoto

3 Comments

  1. Mükemmeliyet görünüşten başlar ve kullanışlılıkla özümsetir. Görünüş ve fikir mükemmel olsada iç tarafın kullanımı ölü noktaların en güzel sekılde degerlendırmesi muhakkaki düşünülmüştür .Ama çözmemiz gereken bir soru var ”Estetik kaygı mı ?? ihtiyaç mı?? daha önemli ” herşeye ragmen mükemmel..

  2. Mimarlık yeni bir döneme giriyor. Binaların bir kenti nasıl çekici hale getirdiği anlaşıldıkça “baş sokacak bina yapma” anlayışından nitelikli bina yapmaya doğru hızla batı dünyası kayıyor. Bu bina tek başına dünya çapında bir tanıtım panosu işlevi görmeye aday.
    Hangi şirket yüz yıl boyunca isminden bahsedilmesini istemez ki. Hem de başlangıctaki masraftan sonra tek bir kuruş harcamadan.

  3. Kule mimarlığında daha çok yol denenecek bu belli. NewYork’un ilk gökdelenlerinden sonra köprülerin altından çok sular aktı ve akacak.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir