Mimar: Tabanlıoğlu Mimarlık
Ankara – Eskişehir yolu üzerinde yer alan Doğan Medya Center, Doğan Grubu’na ait televizyon kanallarının yanı sıra, Hürriyet ve Milliyet gazetelerini de içinde barındırıyor.

Projenin mimarı Tabanlıoğlu Mimarlık, alanın genişliğine bağlı olarak kübik bir form tercih etmiş. Tabana yayılan ana küpün üzerine deforme edilmiş ve yeniden yapılandırılmış kübik biçimler yerleştirilmiş.


7 katlı beton yapının içinde, her bir katta 4 metrelik küpler bulunuyor. Bu şekiller çelik malzemelerle desteklenmiş.



Ana yemekhane avluda bulunuyorken, VIP toplantı salonu olarak kullanılan teras katı, üst katta yer alıyor. Asma katlar aracılığıyla ek alanlar yaratılması da ihmal edilmemiş.




Yapının cephe kısmında simgesel bir anlatıma gidilmiş. Cephedeki kabartmalar, körler alfabesini andırırken, binanın pek çok açıdan görünür olmasını sağlıyor.


Bodrum kat teknik elemanlara ve depolama ünitelerine ayrılmış. Binanın hemen yanında iki katlı yer altı otoparkı yer alıyor.

Çevresiyle bütünleşmesi için özel olarak çaba sarf edilmiş olan yapının şehirle tam olarak uyum sağladığı söylenebilir. Binanın şeffaflığı, dışarıdan bakan birinin de kolayca binayı okumasına olanak sağlıyor.



Binanın teknolojiyi iyi kullanması ve sağlıklı bir altyapıya sahip olması, hem kolay kullanışlı, hem de bakımı kolay bir yapı olmasına olanak tanıyor.


İnşaat alanı: 4,299 metrekare
Toplam alan: 11,475 metrekare
Kaynak: Arcspace
Fotoğraflar: Thomas Mayer
Çeviri: Mimdap



11 Yorum
ezgi şahinsev
Galiba bu binayı hedefe koymak isteyen sıkı bir grup var. Ve galiba bir arkadaşın da belirttiği gibi “karalama” günlüğünü yazanlar isim kullanmaktan çekiniyorlar.
Yazık.
Anonim
renk seçimi kesinlikle kötü
Lale
Binanın içinde nefes almaya çalışmak, yazın güneş ışında kendinizi kızarmış tavuk gibi hissetmek inanılmaz bir duygu. Makineye hoşgeldiniz.
hatimelo
kütledeki doluluk boşluk ve şeffaflık oldukça ii.
azmi açıkdil
Sayın Kuyumcu kutlarım.
Binayı Afrika’lıların rengine benzeten kara benizliler. Bu binanın
Dubai’de düzenlenen “Cityscape 2008 Mimarlık Ödülleri Yarışması’nda” büyük ödülü aldığını duydukların da belli olan renklerini hiç merak etmiyorum.
Diyecekleri de önemli değil.
“Bir düşünün” düşünecek çok zamanı var, ancak global dünya da mimarlığımızın hiç zamanı yok.
Yılmaz Kuyumcu
Çok ilginç mimarlar odası “yakın çevresi” ideolojisi kaynaklı yazıların hiçbirinde isim kullanılmıyor.
Onun yerine bir otoriteyi arkasına almış, garip, herkese yukarıdan bakan simgeler kullanılıyor.
Bu yazıların ortak noktası da mimarlığa duyulan kin, nefret. Bu zat sanırım Sinan döneminde yaşasaydı Süleymaniye’yi Ayasofya’nın kopyası, soluk niteliksiz bir yapı olarak anlatırdı.
Bu yazıların bir başka özelliği de büyük harflerin bolca kullanılması. Kimileri demek ki bağırdıkları zaman daha iyi duyulduklarını zannediyorlar.
Bu zatların bir başka özelliği de niteliksiz “çağdaş türk mimarlığını” işgal eden apartmanlara, ölçüsüz ölçeksiz devlet dairelerine, arabeskliğe duydukları saygı. Ve her türlü çağdaş yeniliğe, mimari arayışa duydukları inanılmaz kin. Onlar en tehlikeli şeyi yapıyorlar; “ortalamalığı” teşvik ediyorlar, destekliyorlar.
Küçük anlayışlı insanlara Metin Karadağ’ın deyimi ile “hamaset’e” hitap ediyorlar ve onlardan destek alıyorlar.
Eğer “soluk benizli afrika yapısı” arıyorsa sayın bay/bayan “bir düşün”e mimarlar odasının yeni aldığı Karaköy’deki binaya bakmasını tavsiye ederim. “Hamaset’le cehaletin” nasıl birleştiğinin bir anıtını görürdü.
Bir Düsün
BU BINA IHTIYARLAMIS SOLUK BENIZLI AFRIKALILARA BENZIYOR.GÖRÜLEN INSANIN RUHUNU KARARTAN, GALIBA HERHANGI BIR YERDEN BAKILARAK YUTTURULMUS.YEMENDE VEYA MISIRDAKI BIR KENAR MAHALLE OTELINI ANDIRAN ACAYIP BIR ZEVKSIZLIGIN IFADESIDIR.HÜRRIYET ADINA ÜZLDÜM.BIR AN BINANIN ICERSINDEN DURAN SIYAHA TEZAT AMA UYUMLU RENKLER DEGISIMINI DÜSÜNÜN BANA HAK VERECEKSINIZ.
banu serincan
Simge bir yapı olmuş, başarılı gerçekten. Tasarlayanların ellerine sağlık.
Deniz Paçacı
Tek kelimeyle çok çok iyi. Aydınlığı, gündelik yaşamın gereklerini, basit ve algılanabilir oluşu, yeni bir malzemeye geçmesi çok başarılı.
Kutluyorum.
ihsan suşehirlioglu
Ankaranın heyüla gibi devlet daireleri beni hep korkuturlar. Bu kadar büyük binalarda gerekli gereksiz kimlerin hayatlarını geçirdiğini, bürokrasi koltuklarından ne gençliklerin heba olduğunu düşünür üzülürüm.
Bu bina en üst resimde yer alan arka fonuyla tam da buna tezat oluşturuyor. Ve mimarlığın en fazlayı değil gerekli ve yeteri kadar olanı yapmak olduğunu kanıtlıyor.
Bir atriyuma’a açılan yatay levhalar beni hep heyecanlandırır. Bu binada ülkemiz için oldukça yeni bir özellik daha var: ışığın kullanımı. Kesitte ve planlarda sade gibi duran mekanlar üçüncü boyutta ışığın ve gölgelerin etkisiyle canlanıyor. Mimarlığın insanı yükselttiğini düşünüyorum. Belki de bu nedenle “humanite” kavramıyla da bu denli iç içe bir sanat. Tüm yaptıklarını ilgi ve beğeni ile izlediğim Tabanlıoğlu Mimarlığı kutlarım.
Bu arada Mimarlar Odası Karaköyde bir bina satın almış.
“Ölçüsüz büyüklük ve fiyatta” bir bina satın almak yerine şeffaf hazırlanacak bir ihtiyaç programına göre “gerekli ve yeterli” mekanları kapsayan bir bina için yarışma açılsaydı sonuç Türk Mimarlığı için çok daha fazla onurlandırıcı olurdu.
Anlaşılan “rantın” m2 olduğunu zannedenler mimarlığı pek tanımıyorlar.
ferhan deniz
dekupe edilmiş metal panellerlle yaratılan kompozizyon çok etkili olmuş ve arcspace bu projeyi yayınlamış. Tabanlıoğlu mimarlığa teşekkürler.