Bir Allotrop Olarak Maket: Tasarım Pedagojisinde Amaçlı Belirsizlik

Prof. Dr. Şengül Öymen Gür
Öğr. Gör. Yılmaz Kuyumcu

GİRİŞ

Post-kapitalist dönemlerde imgeler her türlü içerikten ve metinden daha baskın roller üstlenirler. İçi boşaltılmış tarihsel imgeler ve görsel araçların yoruma açık estetikleştirilmesi yoluyla ortaya çıkan diğer imgeler kentsel mekânda çekim aracı olur ve mekânı görsel düzeyde dönüştürürler. 20.yy sonlarında ve 21.yüzyılda bu görevi yaygın olarak yerine getiren binalar arasında alışveriş ve iş merkezleri, müze ve sergi salonları başı çekmektedir.[1]

Ancak, arkeolojik zenginlikleri açısından ender olan ülkemizde müzeler gerçek bir gereksinmedir. Çoğu buluntumuz niteliksiz ortamlarda her türlü bozulma etkilerine açık bir biçimde sergilenebilmeyi beklemektedir. İstanbul Arkeoloji müzesinde sergilenemeyenlerin sayısı sergilenebilenlerden neredeyse fazladır. Dolmabahçe sarayı bodrumlarında 19.yy sonlarına ait yığınla değerli eşyanın çürümeye bırakıldığı konusunu Uğur Dündar yıllar önce gündeme taşımıştır. Bunun gibi bilinen ve bilinmeyen nice tarihi değerimiz kilit alında istiflenmiş durumda gün yüzüne çıkmayı beklemektedir. Tam da bu nedenle ilerde her kentimizde müze binası gereksinmesinin doğabileceği inancıyla Beykent Üniversitesi Mimarlık Bölümünde 5.yarıyıl projesinin konusunu İstanbul’da merkezi bir noktada ikinci bir arkeoloji müzesi ve kültür merkezi olarak belirledik.

İstanbul Modern ve MSÜ Güzel Sanatlar Fakültesi arasındaki kıyı aksının bu amaçla değerlendirilmesini stüdyo yöneticileri olarak uygun gördük. Doğal olarak yerel yönetimlerce de üstünde durulan ve sermayenin iştahını kabartan bir yer belirlediğimizin de farkındaydık. Boğaz kıyılarının tekelleştiği son dönemlerde bu bandı “kamu Yararı”na kullanmak istedik. Kamu yararı deyince de aklıma değerli hocalarımız Cevat Geray, Ruşen Keleş gibi isimler geldi. ‘Kamu yararı görüldüğü üzere’ egemen gücün bir toprak parçasını kullanma biçiminin aslında halk yararına olmayabileceğinin altını defalarca çizmişlerdir. Bu nedenle “Halkın Yararı”na olan “kamusal mekân” yaratma görüşünde Yılmaz Hoca ile anlaştık. Doğal olarak bize kimsenin görüşlerimizi sormayacağının bilincindeydik ama “karınca ve Kâbe” fıkrasında olduğu gibi… Uğrunda bir şeyler yapabilirdik. Bu amaç doğrultusunda bizim öğrencilere bu projede önerdiğimiz en kapsamlı hedef büyüme ve uzamaya açık bir kültür aksının temellerini atmaktı.

Alanın içinde bulunan, yıkılmasında sakınca görmediğimiz üç adet antrepo ve yakın çevrelerinden temin edilecek arsayı bu yarıyılın çalışma alanı olarak belirledik.[2]

Sömestrin ilk dersinde İstanbul’daki müzeleri ve proje alanını gezdik. Beykent Üniversitesi’nde proje sayısı az ve süreleri yeterli değil. Bu nedenle zaman kaybına karşı tahammülsüzüz.

Çalışmanın yakın erimli amacı söz konusu alanda gerek işlevsel ve gerekse estetik bir yapı veya yapılar bütünü oluşturmaktı. En genel amaç hep böyle belirlenir stüdyolarda, yanılıyor muyum? Ancak, Eisenman’ın da özellikle vurguladığı gibi, binanın işlev, biçim, strüktür ve yapısal özelliklerinden önce gelen bir şey vardır ki o da mimarın niyetidir (intent).[3]

NİYET [4]

Derrida ‘Kökenin hiçbir değeri yoktur’ demiştir. O ‘mutlak başlangıç’lara inanmaz, ‘örtüsünü araladığınız başlangıcın ardında başka izler, onların ardında yine başka izler ortaya çıkar, tek bir gerçeklik yoktur’, derdi. Eisenman, Derrida’dan esinlenerek binanın işlevinin o kadar da aşikâr olmasına, anlam ve felsefesini o kadar da okunaklı yansıtmasına gerek olmadığını söyledi. Şöyle ifade etti görüşünü: “Söylemek istediğim şey şu; evet bir bina işlev yapmalı ama işlevine mutlak surette benzemesi gerekmez. Evet, bir bina ayakta durmalı ama ayakta duruyormuş gibi görünmesi gerekmez. Ayakta duruyormuş gibi görünmüyorsa ya da işlevine benzemiyorsa o zaman binanın farklı bir duruşu vardır ve farklı işlev görür.”[5]

Eisenman’ın ‘mutlak’ fikrinden ayrılmasının en güzel örneğini Santiago’daki çalışmasında görürüz. Santiago’da var olan topografyayı tek gerçeklik olarak algılamadığı kesindir. Biçimi belirleyen dört etmene başvurur burada: tarihi kent merkezinin ızgara sistemi, tepenin tipografisi, soyut bir Kartezyen ızgara ve Santiago şehrinin sembolik göstergesi olan istiridye kabuğu. Sonra üst üste koyduğu bu dört izi esas alarak tamamen hayali bir arazi durumu yaratır ve daha sonra da bu durum gerçekmiş gibi yapısını bunun üzerine kurgular (Şekil 1-4). Bu ışığı ona Derrida yakmıştır. Hiçbir şeyin aslı olmadığına göre keyfi bir arazi varsayılabilmiştir. Fazla söze ne hacet! İşte işlevler üstü işlevin burada “niyet” olarak karşımıza nasıl çıktığını görüyoruz.

Gerçekte de kentler, hakkında hiçbir şey bilmediğimiz sayısız katmandan oluştuğuna göre varsayımsal bir katman yaratmanın ne sakıncası olabilir?

Şekil 1-4. Santiago de Compostela, Peter Eisenman 1978-88 (€400m)

Ayrıca, ilginçtir ki Eisenman’ın projesini gören insanlar burada eski izleri duyumsadıklarını söylemişlerdir! [6]

Ancak, bizim burada vurgulamaya çalıştığımız aslında şudur: mimarın niyeti ne denli önden kestirilemez olursa mimar o kadar farklı ve yaratıcı olur. Ayrıca, eklemek gerekir ki arazi ne kadar mutlak bir önceleyenden yoksunsa sorunlar, kavramlar ve biçimler de mutlak bir önceleyenden o denli yoksundur. [7]

GELİŞME

Sözel yöntemlerle öğrencilere işlevi iyice kavrattıktan sonra niyetin modellenmesini istedik. Aslında benim bu yaklaşımım Eisenman’dan eskidir. Adına “ıra” derdik biz bir zamanlar KTÜ’ de. “Iralı Tasarım”ın isim babası tam olarak kimdi anımsamıyorum ama Prof. Dr. Erdem Aksoy ile birlikte çalışırken öğrencinin özgürce bina karakterini belirlemesini isterdik. O zamanlar “el” vardı. Bu eller karakalem-renkli kalemle ıralarını tasarlardı. Yaratmaya başlamanın “niyete” yer açan bir yoluydu bu! 70’li yılların sonuydu. Eisenman tezini yazmıştı ama bundan dünyanın henüz haberi yoktu. Derrida en ünlü kitabını yazmıştı ama İngilizceye çevrilmediği için bundan da dünyanın henüz haberi yoktu.

Sonra ben bunu hep yaptım. Karakalem dönemi kapanınca ve modelleme teknikleri de henüz ortada yokken çeşitli malzemelerle çalışma maketleri yaptırdım (Şekil 5-9).

Şekil 5-9. Prof. Dr. Şengül Öymen Gür Stüdyosu-1999-2000/KTÜ

Çalışma maketi bir yönüyle pedagojik, diğer yönüyle eğitsel olan vazgeçilemez bir tekniktir. Hem niyet okumasıdır model, hem de öğrenciyi konuya değin düşündürmenin mükemmel bir yoludur.

Aristotoles’e göre mimarlık bir Techne (Gr.) dir. Yapma bilimi… Birçok bilgi üst üste getirilerek, yorumlanarak bir “şey” ortaya çıkaran bilimlerdir bunlar. Mimarlıkta çalışma maketi gerçek üretimin küçük ölçekli bir sürümü gibi işlev görse de gerçekliğin mutlaklığından uzak, umut ve niyet yüklüdür. Çalışma maketi bir tür allotroptur.

Allotrop (Gr.) Grekçe “diğer” + “büyüme” sözcüklerinin bir araya gelmesinden oluşur. Aynı kimyasal maddenin iki veya daha fazla biçimde evrende bulunma biçimidir. Allotroplar aynı elemanın bir başka şey ile birleşerek oluşturdukları bir bireşim veya alaşım değildirler. Onlar bir elemanın farklı strüktürel modifikasyonlarıdır. Örneğin karbon allotropu elmas, garfit, grafen ve fulleren gibi elementleri barındırır ve bunların hepsi farklı formasyonlardan oluşur.

Çalışma maketi de böylesi bir allotroptur; çeşitli modifikasyonlara uğrasa da içindeki niyeti hiç kaybetmez. Bu bakımdan olası ürününün basit ve küçük ölçekli bir metonimisi asla değil, bir allatropudur. Çok boyutlu bir düşüncenin, bir fikrin sınanmasına yarar. Tasarım pedagojisi açısından önemli ve değerli bir belirsizlik barındırarak çeşitli zihinsel ve fiziksel tashihlerle olmak istediğine doğru evrilir. Yönetici ve öğrenci arasında cereyan eden açık uçlu bir diyalog tasarım sürecini yönlendirir, hızlandırır, heyecanlandırır ve hatta keyiflendirir.

Hiçbir iki düzlemli modelleme tekniği onun yerini tutamaz. Tutamaz çünkü bilgisayar modeli benim gözümün önünde fır döner ama ben onun etrafında fır dönemem. Böyle olunca da eleştirel bakış açılarımı uygulayamam. Kaldı ki bilgi alıcı grubun da modellemeye egemen olup kritik bakış açılarını tahmin edebileceğini düşünmüyorum.

Çalışma maketinin mimarlık eğitiminin daha da hayalci olması beklenen ilk yıllarında doğrudan malzeme potansiyellerini araştırmak gibi farklı şekillerde denendiğini de biliyorum (Şekil 11-14).

Ira belki de tasarımcısından bağımsız malzemenin “olmak istediği şey”dir. Kim bilir?[8]

Aktardığımız biçimde yürütülen bu çalışmada işlevsel, strüktürel ve yapım bilgileri konusunda tashihlerle ilerledik. Niyetlere dokunmadık. Öğrencilerin bir kısmı niyetini gerçekleştirdi bir kısmı gerçekleştiremedi. Artık gelecek baharlara… Ama çok şey öğrendiklerini düşünüyoruz. Aceleye gerek yok, bu önemli bir disiplin!



[1]Gür, Ş. Ö. ve Düzenli, H. İ. Kent Makyajı, YAPI 252, Kasım 2002, 44–50.

[2] Bu antrepoların çok değerli bir mimarımız tarafından tasarlandığının bilincindeydik. Fakat Taşlık Kahvesini koruyamayan bir ülkede antrepoların haydi haydi gidici olacağını kestirebilecek kadar da gerçekçiydik.

[3]Eisenman, P.  ; Arie Graafland, Peter Eisenman: ‘TheFormal Basis of Modern Architecture’ konulu ve Eisenman’in 1963 tarihli doktora tezini aktaran 2006 tarihli Lars Müller tarafından üretilen kitabında “Eisenman için mimarlık, elemanlar hiyerarşisinde öncelikli olarak niyet, işlev, strüktür ve teknikleri biçime bağlamaktır” diyerek niyetin Eisenman için önceliğine işaret etmiştir.

[4] Bu sözcük öz Türkçe değil; sözlüklerde karşılık olarak ‘amaç, maksut, maksat, ülkü, murat vb.’sözcükler veriliyor. Özellikle Arapça kullanmaktan hiç hoşlanmadığım halde hiçbir sözcük, hatta “erek” veya “eğilim” bile tam da “niyet”in yerini tutmadığı için burada niyet sözcüğünü kullanmak zorunda kaldım. Okur beni bağışlasın, lütfen.

[5] Eisenman, Peter, “Strong Form, Weak Form.” Architecture in Transition: Between Deconstruction and New Modernism. Der. Peter Noever and Regina Haslinger. Munich: Prestel, 1991. 32-43.

[6] http://curatorialproject.com/interviews/petereisenmanii.html (Interview with Peter Eisenman, June 18, 2009, Manhattan, by Vladimir Belogolovsky)
[7] Tipolojilerin gücüne inanırım ama mutlak olmamalılar. Aksi halde gelişme olmaz.

[8] Louis Kahn Dacca’ı tasarlarken tuğla’nın ona “ne olmak istediğini fısıldadığını” söylemiştir (Konferans, UPENN, 1973-ölümünden hemen önce)



 

Beykent Üniversitesi 2012-2013 Güz Dönemi

Prof.Dr.Şengül Öymen Gür, Yılmaz Kuyumcu Atölyesi

Öğrenci Çalışmaları

Gökhan Özdemir

Ufuk Keskin

Serkan Deniz

Seda Şahin

Seda Solmaz

 

Barış Biberoğlu

 

 

Bilal Binici

 

Meryem Kanca

 

 

Behnam Rafieipour

 

 

Dilara Belge

 

 

Tuğçe Mazlum

 

 

Ayşegül Akkaya

 

 

Meltem Yıldız

 

 

Alperen Savaş

 

 

Ayla Yavuzarslan

 

 

Çağrı Aksoy

 

 

Deniz Kan

 

Dilara Şallı

 

 

Emre Yüksel

 

 

Ezgi Erkekoğlu

 

 

Fatma Su

 

Gizem Doğan

 

 

Güneş Yörüten

 

 

Güzide Karadeniz

 

 

Hayriye Güngör

 

 

 

Mahmut İsa Şenel

 

 

Işıl Yörük

 

İsmet Ceylan

 

 

Lawal Yousuf

 

 

Merve Akgök

 

 

Onur Şahin

 

 

Rabia Beyza Çelik

 

 

Rüveyde Çilek

Sümeyra Yetim

 

 

Ayşegül Şimşek

 

 

Ayşe Savaş

 

 

Şeyma Kiraz

 

 

Şükrü Sarısoy

 

 

 

49 Comments

  1. ogrenci adli kullanicinin yorumuna cevap olarak: sabahlamadan dolayi ne varsa serpistirmek gibi bir bahane mimarlikta kabul edilemez.kaldiki ogrenci onu resmen kesit diye yedirmeye calismis.onlar gorunus falan da degil zira gorunusler zaten paftalarda yer aliyor…yok illa gorunusse onlar,o zaman ogrenci kesit teslim etmemis…zira paftalarinda baska bir kesit yok…projeyi elestirmek bile istemiyorum…

  2. evet kesit olarak yazmış oysa ki onlar görünüş..Bazen o proje sabahlamalarında birşeyler eksik kalmasın diye elimizde ki verileri panik halinde paftalara serpiştirdiğimiz doğrudur..Eleştiri yapmak için eleştiri yapmıs olmak..
    Şengül hocam sizi sevgi ve özlemle anıyorum..İyiki beykentten mezun olurken 2 projemi de sizden aldım..Her zaman dediğim gibi siz bize mimarlığı değil mimar olmayı öğretiyorsunuz..

  3. Birinci sıradaki projenin kesit paftası yok ki bu yazıda. Şakaydı herhalde:))))))

  4. valla hocam bu raporu hangi proje için yazdınız bilmem ama,birinci sırada yer alan proje içinde bir rapor gerekli bence…kesitlerin durumu içler acısı…

  5. Hocam, iki çizginin bu kadar mı ağır bir bedeli olabilir. Basit bir hata insanların ölümüne neden olabiliyor. Bir çıkış kapısı… hatırlattığınız için teşekkürler. Ali

  6. Belki de esas eğitim tam olarak da burada. Açık, şeffaf, özgür tartışma; ne kadar da özlemişiz. Eğer genç mimar adaylarımıza sadece bu tartışma kültürünü bile kazandırabilirsek, (yani günümüzün adeti olduğu üzere “kürsüden çiçek atıp arkadan saymak” yerine) hem onlara çok büyük katkılar sağlamış hem de içinde bulunduğumuz kısır mimarlık ortamından kurtulmak için önemli bir hamle yapmış oluruz.
    Yaşasın eleştiri, yaşasın mimarlık. Saygılarımla.

  7. Şakaydı:)))
    43 yılda ilk kez bir veli (!) notuma itiraz etti. Bırakın da olsun bu kadar. Üzülmeyin. Bazı vakıf üniversiteleri velilere karşı çok hassas ama Beykent’te dekan bey ve rektör bey o kadar arkamda durdular ki inanamazsınız. Veli ile beni muhatap bile etmediler. Ama ben çocuklarımı üzemem. Projelerini buraya koymam. Bizim arzu ettiğimiz önce disiplinimizin, sonra temsil ettiğimiz kurumun ve sonra da öğrencilerimizin iyiliğidir.

    Ancak eğitsel nedenlerle başarısız saydığım öğrenci için verdiğim raporu burada herkesle paylaşıyorum:

    “1. Ana giriş gibi görünen noktanın üstünde varmış gibi gösterilen örtü hiçbir kotta görünmemektedir (Bkz. Birinci kat planı). Bu hata, 2.sınıf öğrencisinde bile bağışlanamayacak bir hatadır.

    2. Mutfak ve tuvaletlerin hava bacası yoktur. Isıtma havalandırma sistemi kesitlerde de görülmemektedir. Buradan binanın hiç ısıtılmayacağı/soğutulmayacağı ve havalanamayacağı sonucu çıkmaktadır ki böyle bir proje sahibinin diploma çalışmasına gönderilmesi olanaksızdır.

    3. Konferans salonuna giriş ve çıkışlar doğrudan konuşmacının önünden geçilerek sağlanmaktadır ki bu durum basit bir derslikte bile arzu edilen bir durum değildir.

    4. Müzayede salonunun girişi fuayenin cam olduğu anlaşılan duvarına neredeyse bitişiktir ki bu durum kullanım anında cam sathı zor durumda bırakabilir. Tehlikelidir.

    5. En önemli hatalardan birisi tiyatro salonunda yaşanmaktadır. 500 kişilik olması gereken (ki öyle olmadığı görülmektedir) bu salona bir dar boğazdan girilmekte ve eğer girilebiliyorsa da asla çıkılamamaktadır. Yangın kaçışları yoktur, boşalma için gerekli kapılar yoktur. İlerde olabileceğini düşünsek bile bir yangın anında kaçılan yerler Salonun iki yanında olup “sahne arkaları” olarak gösterilmektedir. Buralardan ise dışarı hiç çıkılmamakta bütün izleyiciler yanarak veya boğularak can vermektedirler. Ama şurası daha da ilginç; sahne arkası kendi içinde bir mekân gibidir ve asla buradan ne sahneye çıkılmakta ne de başka bir yere gidilememektedir.

    Diğer sahne arkası olarak belirtilen yer ise çift kapıyla doğrudan ön sahneye açılmaktadır ki bu sahnede oyun oynanması bir yana basit bir folklor gösterisi bile yapılamamaktadır. Tiyatronun içinde oyuncuların halka görünmeden gelebilecekleri, soyunup-giyinecekleri yer bile yoktur. Tiyatro salonunun içindeki merdivenler neredeyse oturmaya yarayan boşluklar kadardır ve nizami değildir. İçerden kot verilmediği, merdiven çıkış yönü belirtilmediği için projenin yere (bu durumda denize) nasıl gömüldüğü anlaşılmamaktadır. Çünkü salona düzayak girildiğine göre sahne önü en az 3,5m gömülmektedir. Burası ise bir dolgu zemin olup altı denizdir. Sahnesi deniz kotunda 3,5 m altta olan bir tiyatro tasarlamak imkânsız olmasa da akıllıca hiç değildir. Kısacası bu olacak şey değildir.

    Herkes bütün bir yıl bu sorunlarla cebelleşmiş ve başarmışken öğrenci nasıl bir cesaretle kendini başarılı bulmaktadır. Projenin kültür bölümü kabul edilebilir bir düzeyde olmaktan çok uzaktır.

    6. Tabii ki müzelerde ziyaretçilerin kullanabileceği tuvalet ve lavabolar olacaktır. Ancak çok itinayla konuşlandırılması gereken bu bölümlerin doğrudan müzenin içinde ve ortasında yer alması tarihte hiçbir müzede görülmemiştir ve görülmeyecektir. Bu çözüm müze kullanım teamüllerine aykırı, sanat eserlerine karşı işlenmiş bir cürümdür.

    7. Öğrenci tüm proje kapsamı içinde güzel boşluklar tasarlamıştır ama sağdaki büyük boşluktan ne müzeyi gezenler, ne kafeteryayı kullananlar yararlanmamakta, satış büfesinin duvarından dolayı oradaki müşteri ve tezgâhtarlar da bu alanı görememektedirler. Öğrenci battal bir formu bazı boşluklarla hafifletmek için uğraşmış ancak boşlukları işe yarar hale getiremediği için işvereni olası bir ekonomik kayba uğratmıştır.

    8. Öğrencinin önerdiği strüktür sistemi ne yazık ki ilgili öğrencinin bu konuyu henüz sindiremediğinin kanıtıdır.

    9.Projenin kesit ve cepheleri ait olduğu yarıyılın düzeyinde değildir
    (Bkz. Belge 4-Öğrencinin Mimari Tasarım Stüdyosu-V Bütünleme projesi)”

  8. Keşke sadece geçenleri değil kalanları da koysaydınız da kalanlar neden kaldıklarını bir kez daha görselerdi. Sizin kırk yıllık deneyiminize yapılan saygısızlıklar bizleri çok üzdü.

  9. Ellerinize sağlık,her biri birbirinden değerli projeler üretmişsiniz.Umarım,” piyasa ” diye tabir edilen canavara yenik düşmezsiniz arkadaşlar.Şengül Hocam ve Yılmaz Hocam sizin öğrenciniz olmanın ayrıcalıkları bir kez daha gözler önünde..Tebrikler..

  10. Nasıl bir etkinlik olacağı hakkında daha detaylı bilgi sahibi olabilirsem seve seve katılmak isterim. Saygılarımla

  11. Sn. Şen,
    Tam da bu konuda Beykent mimarlık öğrencileriyle düzenleme girişiminde bulunduğumuz bir etkinlik olacak, Nisan ayında. Mimarlar Odası genel başkanı ve Büyükşehir başkanının teşrifleriyle gerçekleştireceğiz. Çocuklarımız nasıl bir ortama adım atacaklarını bilsinler diye…Konuşmacılardan biri olmak ister misiniz?

  12. Ne oluyor da öğrenciliklerinde bile bunları ortaya çıkartabilenler sonradan birbirinden berbat yapılar yapıyorlar. Şengül Hanım’ın bile eleştirdiği gibi bağlama dikkat etmedikleri için mi? Benim nacizane başka bir görüşüm var. Bizim 3194 bağlamı umursamıyor daha doğrusu sadece büyük küçük alçak yüksek diye tanımlıyor. O da ne yerel özelliklere, ne gerçek bağlama hiç dikkat etmeden. Bağlam ise bence bunlardan çok farklı şeyleri içermekte.
    Benim merak ettiğim şey, acaba hiç imar yasası (hoş son yasa değişikliğinden sonra onun da bir önemi kalmadı ya) hiç tartışılmıyor mu? Vara yoğa sempozyum, seminer düzenleyen üniversiteler bununla ilgilenmeyi hiç düşünmüyorlar mı? 3194 sihirli numaralar mı ki, ya da Kuran-ı Kerim mi ki, hiç tartışmaya açılmıyor?
    Siz düşünmez misiniz?

  13. Proje yapım süreci aslında belirsizlikleri belirli hale getirme sanatı. Maket, bilgisayarlar, çizimler, eskizler birer araç. Mimarlar da bu işin simyacıları. Çevreyi, parametreleri, teknikleri, zevkleri bir araya getirip içlerindeki ateşle kaynatıyorlar. Genç olunca da ateş yüksek oluyor. Buradakiler gibi.

  14. Sn. Özkul,
    ODTÜ kitapçığını inceledim. Hocaları hep yakın dostumdur. Bir çoğunun da jürisinde bulunduğum için gelen dosyalardan ODTÜ çalışmalarını bilirim. Gerçekten biz de yapsak hoş olur. Hem kitap, online bilgiden daha kalıcıdır bence. Hala….
    Ancak biz burada tüm öğrencilerimizi özgürce sergiliyoruz. Notları AA’dan CC’ye kadar değişse de hepsinin kendini tanıtma ve eleştiri alma hakkı vardır, diye düşünüyoruz. ODTÜ kitapçıklara sadece en iyileri seçip koyuyor. İş kitaba gelince, bedeli filan da düşünülüyor galiba… Belki hem bu hem o yapılabilir….

  15. Ön yargılı bakınca öğrenci gibi görülseler de objektif bakınca çok üst düzey projeler var. Tebrikler.

  16. Çok çok güzel projeler var hepsini ardı ardına bir araya getirince gözden kaçabiliyorlar. Keşke internet üzerinde de sayfa aralarına kağıtlar yapıştırabileceğimiz, notlar alabileceğimiz olanaklar olsa. Keşke bunları bir albüm yapsanız ne kadar güzel olurdu. Hem öğrenciler hemde diğer üniversiteler için. ODTÜ’nün hazırladığı kitap bence bu nedenle çok kıymetli. Saygılarımla.

  17. Bence bu projeler çılgın. Çünkü bu kadar değerli bir yere müze öneriyorlar. Halbuki eminin güçlülerin gündemlerinde AVM, Otel hatta ikisibir arada vardır.

  18. Sn. Şenocak,
    Bu çok karşılaştığımız ve eminim sizin de kendinize sıkça sorduğunuz bir sorudur. “Uyum” Klasik ve hatta monarşik siyasal düzenlerin bir tür siyasi ve sosyal dayatmalarının sonucunda ortaya çıkan ve fakat diğer yandan görme duyumuzun kendi içsel düzeniyle pekişen bir kavramdır. Gözler iki ayrı algıyı örtüştürdüğü zaman cismi görür. Bu beynimizin “uyum” kavramına hazırlıklı olması durumudur. Bu nedenle tüm güçlü uluslar uyumlu kentler oluşturmuştur. Prag, Amsterdam, Safranbolu, eski Amasya, eski Trabzon, eski Diyarbakır gibi….Bu nedenle gözün alıştığı ve sevdiği bir kavramdır uyum. Güzel ve uyumlu sokakları fotoğraflamaya ben de doyamam. Ancak, farklılılığı olumlayan ve alkışlayan 70’ler sonrası Modernizm ve medyatik farklılığı teşvik eden vahşi kapitalizm ve geçmiş değerlerin hepsini kökünden eden Dekonstrüksiyon akımı her birimizi etkiledi. Şimdilerde farkı ve farklılığı seviyoruz. En azından daha sıcak bakar olduk. Diğer yandan mimarın yaratıcı olma içgüdüsü farkı her zaman olumlamıştır.

    Ancak beni sual eylerseniz; ben “güzeli çirkinden ayırt etmeliyiz” derim. Kentsel bir bütünlük varsa, bir mahallenin veya sokağın çizgileri ayırt edilebiliyorsa orada uyum kavramı ile çalışmayı yeğlerim. Ancak çevrede görsel kirlilik var ve de uyulmasında yarar olabilecek bir şey yoksa o zaman varolana aykırı çalışmanın hiç bir sakıncasını görmem doğrusu.

    Sorunun kaynaklandığı proje konusuna gelince; daha önce de belirttiğim gibi yerin özelliklerini çok defalar vurgulamış olmamıza karşın projelerin pek azı yerin özgünlüğünün farkındadır. Tek başına alındıklarında, dediğiniz gibi bir çoğu burada yapılabilir ama eğer bizim de arzu ettiğimiz-ya da düşlediğimi- diyelim, bir sahil boyu kültür bandı oluşturulabilecekse o zaman pek azının yapılabilir olduğunu söylemeliyim.Ya da bir görsel şölen gibi ayrı havadan çalabilirler mi? Lizbon Fuarında bu çeşitliliği görmüştüm ama yine de egemen olan Modernist çizgiler yapıları birbirine bağlıyordu. Bunu düşünmek lazım!!!! Örneğin zihnimizin gözleriyle Frank Gehry yapılarını sahile dizelim…ne görüyorsunuz:))))

  19. Sayın Şengül hanım, zahmet edip verdiğiniz cevap için çok teşekkür ederim. Mahzuru yoksa sorularım olacak, uyumla ilgili neler düşündüğünüzü bilmek isterim.
    Mimaride uyum zorunlu mu? sadece mimari kalitenin yükselmesi ile sağlanabilir mi? Yani çevredeki yapılara da uyum gerekir mi? Eğer çevre nitelikli değil ise ona bile uyum sağlanmalı mı? Çünkü öğrencilerin çalışmalarında her bir yapı kendi başına çok güzel ama yapılı çevrelerine uyumlu değil. Yani mesela bu projelerin yanına aynı şekilde kendi başına güzel bir bina yapılsa ne olur? Bu duruma göre ne yapılabilir?

  20. Sn. Şenocak,
    Çoook haklısınız, çevre düzeni çok kötü projelerde. Bunu notlarla söylemiş olduk:)))))))

  21. Bizim bazı hocalar bize tarif ile projeler yaptırırlar, sonuçta birbirine benzeyen bir sürü projemiz olurdu. Her projenin farklı olmasını çok sevdim. Salih

  22. Çok etkilendim. Öğrencilerin bile gökyüzünde dolaşan “siyasetçilerimizden” çok daha iyi düşünebilmeleri beni çok etkiledi. Bir kaç eleştirim olacak: şu birkaç araç koymak için koskoca arsa parçalarını kullanmaktan vazgeçelim. İstanbul Moderne her gidişimde hem işime yarıyor arabamı parkediyorium ama bir taraftan da gözüm geniş bir heykellerle dolu, çağdaş sanat eserleriyle dolu bir park arıyor. İstanbul modern ulaşım sorunu olmayan bir konumda, tramvay geçiyor, iskelelere yakın, ulaşım araçları fisebil.
    Bir diğer eleştirim de İstanbul Modern ile birçok projede bağlantı olmamasına. Halbuki iki müze bir müzeden daha iyi olurmuş.
    Ama diyeceksiniz ki “Urfa’da Oxford mu var?” Öyle ama yine de yazayım dedim. Hepinizi kutlarım.

  23. Çok güzel projeler var aralarında doğrusu kıskandım. Özel üniversiteler parayı bastırıyorlar biz de yetim öksüz kalıyoruz. Bırakın hocaları asistanların bile peşlerinden koşuyoruz tashih alabilmek için. Hoca sayısı çok olsa ne olacak? Şanslı öğrencilermiş.

  24. Sahi bir Salıpazarı vardı. Ne oldu? Ne zaman İstanbul’un bu en önemli üstelik de tümüyle kamu malı olan yerini kullanıma açmayı düşüneceğiz? Yoksa orası için de mi bir AVM düşünüyorlar? Yazık oluyor İstanbul’a.

  25. Gençlerin çalışmalarını hayranlıkla izledim.Başta hocaları olmak üzere kendilerini kutlarım.Hocanın önerisine ben de katılıyorum;bir binanın strüktürünü kesinlikle mimar tayin etmelidir.

  26. Değerli Öğrenci,
    Üst üste sorularınız çok yerinde. Ülkemizdeki bir çok üniversitede mimarlıkta lisans eğitimi 8 yarıyıl ve her yarıyılda bir proje dersi olmak üzere toplam 8 proje yaptırılır. Yazımda gördüğünüz KTÜ maketleri, örneğin, ilk yarıyıl çalışmalarıdır. Proje dersi süresi 8 saat ve kişi başına düşen öğrenci sayısı 8 civarındadır ve deneyimli öğretim üyelerinin yanında hem katkı vermek hem de mesleği öğrenmek adına bir asistan verilir. Tüm uyarılarımıza karşın üniversitemizde ilk iki yarıyılda proje dersi konmamakta, süresi 6 saatle kısıtlanmakta ve öğretim üyesi başına 22 civarında öğrenci düşmektedir. Ayrıca, sorunuza cevaben; her proje bir yarıyıllıktır. Bu gördüğünüz çalışmalar çeşitli niteliklerinin yanısıra amacı “insan kazanmak” olan iki öğretim üyesi tarafından yürütülmüş, gerekli görüldüğü üzere hafta sonları ve tatil günlerinde de eğitim sürdürülmüştür. Bu açıklanması güç bir sevgi olup, bu sevgi “öğrenene”dir. Kurumsallıkla bir ilgisi yoktur.

    Kendi ürettiğimiz projeler bizim de eleştirilerimiz vardır. Siz bunlardan birini pek yerinde olarak gündeme getirmişsiniz.

    Yine anlaşılamaz nedenlerle (!) eğitim programımızdan kentsel tasarım dersi kaldırılmıştır. Peyzaj bölümü de zaten yoktur. Tashihlerimiz çevre şle başlamış olmasına karşın öğrencilerimiz çevreyi tasarlamakta başarısız olmamış, düpedüz gecikmişlerdir. Bunu gözlemlemiş olmanızdan dolayı sizi kutluyorum. Ayrıca çok istemiş olmamıza karşın 1/5, 1/20 ölçekli yapı detayları da yeterli nitelikte değildir. Bu ikinci eksiğin önemli nedenini şöyle açıklayabilirim:
    Beykent Üniversitesi kadrosuna katıldığımda tasarım olgusunun tüm tekniklerine sahip ve bunları fevkalade kullanan bir öğrenci nüfusyla karşılaştım. projeleri genel görünüm itibarıyla çarpıcı buldum. Ancak son sınıfta karşıma çıkan öğrencilerin modaları yakından takip ederken İŞLEV; STRÜKTÜR SİSTEMİ, YAPI ve ÇEVRE DENETİMİ gibi kavramlardan uzak olduğunu farkettim.
    Bunlar yerleşmeden ve pekişmeden mimar olunmaz.
    Ayrıca “HEVES” nedense hep gelişmekte olan ülkelerin bir sorunudur. Almanya, Belçika, İtalya, Finlandiya, Avusturya’daki ürünleri yakından görme şansım oluyor. Jüri üyeliği yapıyorum. Burada akıl ve mantık önde gidiyor. Heveslere yer yok. Akılcı olmak zorunda öğrenci kesimi. İşte bu yüzden tashihlerimizi akılcı bir zeminde tuttuk. Ama beceren yapar ilkesini de unutmadık! Eğitimde engel olmaz…Kavrama yakışmaz her şeyden önce…
    Güzel sorunuz için teşekkür eder, sevgiler sunarım..

  27. mehmet akif beye bir öğrenci olarak katılıyorum…meslek pratiğine katıldığım zaman farklı düşünmeye zorlanacağımı tahmin ediyorum…
    sayın hocamın yazısını da okudum…gerçekten zevkli bir metodla çalışmış arkadaşlarım…bir sorum olacak;yazınızda bahsettiğiniz beykentte az proje yapılıyor demişsiniz ve süre az demişsiniz…merak ettim beykentli arkadaşlarım kaç projeyle mezun oluyorlar,yada bu arkadaşlarımın kaçıncı projesi? ayrıca br projeyi bir dönemde yapmıyorlar mı?yoksa zamandan kastettiğiniz dönem değil mi? ikinci sorum ise bazı projelerde form çevreden çok kopuk bir şekilde ön plana çıkmış…bunun nedeni nedir?
    teşekkürler… saygılarımla…

  28. Mimarlık yapmayı gençlere bırakın, onlar en azından halkı daha çok düşünüyorlar. Hatta belki de mezun olanlara mimarlık yapmayı yasaklamak lazım 🙂

  29. Öğrenciler çok saf. Buraya bir otel, bir AVM koysalar nefis olurdu, yanına da bir cami şöyle onbin kişilik, halbuki kültür binası düşünmüşler. Kültür dediğin ne ki? kimin karnını doyurmuş? İşte yanlış eğitimin ve sonuçları. Halbuki sayın başbakanımız en son Selahattin Zaim Üniversitesinden doktorasını almıştı, yani kültürlüdür, bu konularda çok haklı. Bakın mesela Taksime AKM yapılacağı yerde AVM yapılsaydı şimdi kapalı kalmaz para basar, memlekete faydalı olurdu. Bakın, şimdi taksime neler yapıyor? Nasıl bir Topçu Kışlası AVM inşa edecek görün. Mesela park kalsın istiyorlar. Halbuki parkta serseriler, ayyaşlar yatar. Koyunlar bile otlayamaz ki bir faydası olsun. Parkın kime faydası olmuş? Hava alıyorlarmış hava evet hava alıyorlar Halbuki AVM canlılık demektir. Müze ise ölülük.Bunlar yanlış işler.

  30. Eski ve asla eskimeyen KTÜ’lü dostlarımın notlarını sevgililer günü armağanı olarak kabul ediyorum:))) Ancak, Regaip, başlıca zevkimin öğrenmek olduğunu vurgulamış olman çok ilginç…. Bunu sadece ben biliyorum zannederdim.

  31. öğrenciler, yaşını almış çoğu akademisyenler gibi yenilikten korkmayan, kendi bilgi birikimi harikulade düzeyde olmasına rağmen öğrenmeye aç bir hoca tarafından yönlendirildiği için çok şanslı. öğrenim hayatları boyunca şengül hoca’dan ne kadar çok şey öğrenirlerse onlar için kardır.

  32. Çok eski öğrencilerimin çalışmalarımıza ilgilerini sürdürmeleri beni çok mutlu etti…Teşekkürler geleceğin dekanları…

  33. Değerli Şengül Hocam, emeğinize yüreğinize sağlık…
    Her türlü ortama verdiğiniz katkı için size teşekkür etmemiz gerek…
    Aynı şekilde Yılmaz Hocamı ve dönem öğrencilerini de kutlamak gerek…
    Doğrusu proje döneminin başında tüm ekiple yaptığımız müze gezisi sırasında sonuçların böyle çarpıcı olacağı hiç aklıma gelmemişti 🙂

  34. Beykent Üniversitesinde diğer sınıflarda ve yıllarda yapılan çalışmaları aşağıdaki linklerden inceleyebilirsiniz:
    http://www.mimdap.org/?p=55374
    http://www.mimdap.org/?p=62389
    http://www.mimdap.org/?p=62637
    http://www.mimdap.org/?p=61239
    http://www.mimdap.org/?p=49480
    http://www.mimdap.org/?p=33653
    http://www.mimdap.org/?p=29716
    http://www.youtube.com/watch?v=-2g1fu0gxoU
    http://www.youtube.com/watch?v=isx8nTEu23c
    http://www.youtube.com/watch?v=CYDjR9328Ag
    http://www.youtube.com/watch?v=ab1P5jliUbM
    http://www.youtube.com/watch?v=zco9e0LYo7g
    http://www.youtube.com/watch?v=9Bpuxp7ELmM
    ….
    Mimdap’da, Arkitera’da ve diğer yayınlarda öğrencilerin projelerinin yayınlanmasının çok önemli olduğunu düşünüyoruz.
    Bir çok üniversite özellikle yurt dışındakiler bunu sistematik olarak yapıyorlar. Çünkü, hocalar olarak “haberdar oluyoruz”, iyileştirmek için düşünüyoruz; öğrenciler olarak da gelecekteki meslektaşlarımıza göre ne durumdayız onu öğreniyoruz ve kendimize çeki düzen vermeye çalışıyoruz.

  35. Hocaları ve öğrencileri kutlarım. Belli ki tasarım konusunda belirli bir olgunluk kazanmışlar, bu hem renderlardan hem de plan ve kesitlerden anlaşılıyor. Çevre uyumuna belki biraz daha dikkat edebilirlermiş.
    Kendilerini de bence iyi ifade edebiliyorlar. Benim kişisel bir ricam olacak.
    ODTÜ’de tüm projeler var, bu yayında ise sadece tek bir sınıfın tek bir projesi. Eğer mümkünse diğer derslerde yapılan çalışmaları da yayınlarsanız, bu noktaya nasıl gelindiği konusunda daha net bir fikir sahibi oluruz.

  36. Şengül Hocamın bulunduğu her ortamda mimarlık tavan yapar. Elinize, gözünüze, beyninize ve emeğinize sağlık hocam. Hayranlıkla inceledim.. Umuyorum bizler de sizin yaşınıza geldiğimizde aynı şevkle çalışıyor oluruz. Emeği geçen herkesi, öğrenciler de dahil olmak üzere kutluyorum.
    Sevgi ve saygılarımla.

  37. Büyük bir zevkle sayın Bıçakcı…Zaten Aydan Balamir bana söz vermişti…MİMDAP’a gönderecekti projelerini. Bekliyoruz. Öğrenciler karşılaştırma fırsatı bulur ve eleştirel bir ortam oluşur. Zaten bizim asal amacımız da bu.

  38. Amaç. niyet ve anlamı bu kadar güzel yorumlamanız ve çok değerli-güzel sözleriniz bütün yorgunluğumuzu aldı…Anlaşılan, yaşadıkça bize havlu atmak yok:))))

  39. Öğrenci arkadaşlarımızı çok şanslı buluyorum. Başta Şengül hocamız gibi bir ışık ve Yılmaz Kuyumcu gibi uslanmaz mimarlık takipçisi yol gösterince bu ürünler ortaya çıkıyor anlaşılan.
    Hepsi çok heyecan verici ve hepsi cesaretli mimari dokunuşlar içeriyor.
    Meslektaş adaylarımızı kutlarken sayın Şengül Öymen Gür’e saygılar sunuyorum.

  40. Mimarların öncelikle yaptıkları çalışmaların politik olduğunu fark etmeleri gerekiyor. Yani bir kültür merkezi yaptığınız ve bunu tiyatro, sinema, dil dersleri, resim, heykell, müzik kursları ile donattığınız zaman ortaçağı da uzaklaştırırsınız. Kader artık sizin ellerinize geçer ve önünüz açılır. Meydanlar, agoralar olmasaydı, insanlar nerede konuşabilirlerdi?
    Bunların estetikleri, sembolik anlamları ile kültür ortamları arasında kuşkusuz ilişkiler var.
    Osmanlının kenti hierarşik bir yapıya sokması ve bunu vakıf yapılarıyla pekiştirmesi de en az devlet kararları kadar politik.
    Cumhuriyet Ankara’sının muhteşem binaları, Cumhuriyet ideallerinin somutlaşmış örnekleri.Bu örnekler bugün bizi her şeye rağmen su yüzünde tutuyor. Anıtkabir’in bile politik işlevi günümüzde, her zamankinden daha önemli.
    Mimarlığın sadece bir uygarlık mesleği olmayıp bir politik eylem biçimi olduğunu artık iyice anlamalıyız. Çünkü onun karşısındaki çılgın projeler de aslında yaygınlaşan akıl dışılığın habercileri.

  41. Bize başka muhalefet ortamı bırakmadılar…hiç bir konuda!
    Bana her konuda destek olana Yılmaz Hocama şükranlarımı sunuyorum.

  42. Çok güzel çalışmalar. Zevkle yapılmış belli oluyor. Dün gece televizyonda Aslı Özbay “Yaşasın Mimarlık” programında konuşuyordu. Arka planda adeta sizin öğrencilerin projeleri geçiyor. Keşke bizde bu kültür ortamına kavuşabilsek. Saçma sapan, yok, Çılgın Projeler, yok Çamlıca Camisi, yok Taksim Kışlası onlarla uğraşıyoruz. Cehalet tavan yaptı güzel ülkemizde. Yazık oluyor bize yazık oluyor gençliğimize. Kutlarız.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir