Sürdürülebilir Toplumlar için Tasarım

9 Dakika Okuma Süresi

Konut Konferansı 2010 kapsamında, İngiltere’nin ünlü mimarlık ve planlama ofisi Studio Egret West’in kurucuları Mimar Christophe Egret ve Kent Plancısı David West, Londra ve İstanbul karşılaştırmalı olarak, kendi projelerinden örneklerle bir sunum gerçekleştirdiler.

SÜRDÜRÜLEBİLİR TOPLUMLAR İÇİN KONUT TASARIMI VE PLANLAMA
Mimar Christophe Egret ve Kent Plancısı David West (Studio Egret West)

st-1.jpg

Mimari ve Kentsel Tasarım gördüğünüz gibi bizim şirketimizde bir arada çünkü bizce bu ikisi ayrı düşünülmemelidir.Biz bugün size sürdürülebilir toplumu sürdürülebilir yapan unsurlardan bahsetmek istiyoruz. TOKİ’nin projelerine baktığımda sürekli evler gördüm, başka bir şey yok. Bizce toplum, yani sürdürülebilir toplum çok önemlidir. İnsanlar hala sürdürülebilirliğe, özellikle de sürdürülebilir toplum kavramına çok yakın değiller. Bizim çalıştığımız projeler arasında da çok sürdürülebilir gözükmeyen çeşitli eski sanayi alanları vardı, çok yaşanabilir değildi ama yine de sürdürülebilir kılmak için elimizden geleni yaptık.

Bugün öncelikle size Londra’da bizim yaptığımız işlerden bahsetmek istiyoruz. Biz İstanbul’u çok iyi bilmiyoruz açıkçası ama yine de önünüzde bir örnek olarak görülebilir bunlar diye düşünüyoruz.

New Islington, Manchester’ın Milenyum Toplumu

st-2.jpg

Sürdürülebilirlikten söz edecekseniz öncelikle her zaman geleceği düşünmeniz gerekiyor. Biz bu projede toplumla birlikte oturup konuşup çerçeve bir plan oluşturarak 1000-1200 ev tasarladık. Önemli olan bir yeri 4 kata çıkarmak değil, önemli olan yaşayanların yaşam kalitesini arttırmak.

st-3.jpg

Biz burada evleri yapmadan önce parkı yaptık, buranın bir kimliği olsun istedik bu nedenle parkı yapar yapmaz da hemen bir festival düzenledik.Bizce mimari kimlik asla tek bir mimar tarafından oluşturulmamalıdır. Burada da 20 mimar çalışarak zenginliği yaratmaya çalıştı. Tasarımı oluştururken de içinde yaşayanları unutmamak gerekiyordu.

Middleheaven Rıhtımı
(MIPIM 2007 Geleceğin Projeleri “Büyük Projeler” Kategorisi Ödülü)

st-4.jpg

st-5.jpg

Burası, içinde eski bir stad ve marina dışında hiçbir şey bulunmayan 50 hektarlık boş bir alandı. Projede “0” değeri olan bu alana biz değer katmaya çalıştık. Halihazırda bir marinası bulunduğundan yeni aktiviteler yaratma imkanı olduğunu düşündük. 7000 öğrencilik bir üniversiteyi de yerleşim alanının bir parçası olarak tasarladık ve tüm bu enerjiyi birleştirdik. Sonuçta, 10 farklı mimarın tasarladığı son derece çağdaş bir yapı ortaya çıktı, en ucuz konutlarda dahi –projede satın alınabilir, uygun fiyatlı konutlar da bulunuyor- bu yapıyı hissetmek mümkün.

st-6.jpg

Park Hill
(Architects journal 2010 Retrofit Ödülü, Geleceğin Projesi Ödülü)

st-7.jpg

1961’de dönemin sosyal yapılarının önde geleni olarak inşa edilen Park Hill, yıllar içinde daha çok dışlanan kesimlerin yerleştiği bir gettoya dönüşmüş ve yıkılmaya başlamıştır. İngiliz Dünya Mirasını Koruma Kurulu yapıyı koruma altına aldıktan sonra projeyi biz aldık ve estetiğe çok odaklanmadan içinde yaşayanların çevredeki en iyi binada yaşadıkları hissini verecek bir proje geliştirmeye çalıştık. Caddelerini ve çevresini yeniden yaratma hedefimiz vardı. Bunun için ailelerin görüşlerini aldık.

st-8.jpg

Yapılan görüşmelerde, yapının dışarıdan bir kale gibi, içine girilmez bir kapalılık hissi yarattığını gördük. Biz de plan dahilinde yepyeni bir cadde ile davetkar bir mekana dönüştürdük. Açık alanlar, küçük piknik alanları, otopark ve toplanma alanları ile bütün yepyeni bir alan yaratırken kimi bölgeleri de burada yaşayanların kendilerinin geliştirebileceği şekilde bıraktık.

st-9.jpg

İki Dünya Kentinin Hikayesi
Londra, kent merkezi ve büyükşehri olmak üzere iki bölümden oluşmaktadır. Londra büyüdükçe kendini daha çok keşfetmek zorunda kalmıştır. Bu da mimar ve yatırımcıların daha çok çalışmasını sağlamıştır.

st-10.jpg

İstanbul ise çevresindeki büyük yeşil alanlara doğru uzanan büyük bir kent.Londra içerisindeki 52 adet “köy” diyebileceğimiz yerleşimin büyümesi oluşmuştur. Şehir merkezi ve kalitesinin sürdürülebilir olabilmesi için çok büyük çalışmalar gerçekleşmektedir.

İstanbul’da ise bu küçük kentler birbirinden neredeyse bağımsız bir yapıdadır. LSE’de yapığımız bir çalışmada öğrencilere bu anlamda İstanbul ve Londra’yı sorduğumuzda öğrenciler İstanbul’u adalar şehri, Londra’yı ise entegrasyon şehri olarak tanımladılar.

İstanbul’un kentsel dokusu da oldukça ilginç çünkü bir yanda bambaşka dokuların bir arada bulunduğu bir yapı, diğer yanda ise tek tip binaların dizildiği farklı bir yapıyla karşılaşabiliyorsunuz. Bu tür tek tip yapılaşma biçimleri ise kentsel yaşamda hiç hoş karşılanmamaktadır çünkü insanın siteye gelip ya da uydu fotoğrafından bakıp “ben şurada mı yaşıyorum yoksa burada mı” diye düşünmesi, sahiplenme hissini de yok eder, kimliksizleştirir. Pek çok yerde boş, tanımsız ya da kullanılmayan alanlar olduğunu görüyoruz, buralara retrofitting uygulaması yapılabilir belki. Bu tür yerleri açmak ya da kapatmak gerekir.

st-11.jpg

st-12.jpg

Tabi buna karşılık biz “Cevap Londra’dır, Londra mükemmeldir” demiyoruz. Sadece fikirlerimizi paylaşmak istiyoruz. İstanbul çok hızla değişen bir kent. Gelecekte yeni şehrin nerede olacağını belirlemek gerekir.Londra, o bahsettiğimiz köylerin hepsini yeşil ve mavi bir hatla birbirine bağlıyor. Şu anda kentte çok fazla proje var ve bu projelerde en önemli görülen şey kalite, kimlik ve özelliktir.

Büyük Londra’da 10 Prensip
1- Kimlik ve Belirlilik
2- Yoğunluk ve İçerme
3- Kentsel Entegrasyon ve Yoğunlaştırma
4- Mümkün olduğu yerde Retrofitting
5- Bağlantıların İyileştirilmesi
6- Görünmez Sahiplik
7- Toplum Odaklılık
8- Kullanımların Katmanlaşması ve Çeşitliliği
9- Dinamik Kamusal Alanlar
10- Toplumsal Sorumluluk

“Londra +” Arayışında
Earls Court

st-13.jpg

Bu projede küçük bir alanda 7000 tane konut tasarladık. Burada yapmaya çalıştığımız şey, Londra’nın çevresinin nasıl olacağını belirlemekti. İstanbul için de bunun düşünülmesi gerekiyor. Londra’nın ötesi gibi İstanbul’un da ötesi düşünülmelidir. İstanbul etrafına doğru geliştikçe hizmet nasıl verilebilir ve konut nasıl yapılabilir, bunun düşünülmesi gerekir. Bu projede de imar planında çok çeşitli konut tipleri yarattık, çeşit çeşit mahalle ve her alanın bir programı ve faaliyeti var. Bunları sürdürülebilir şekilde kullanmaya çalıştık.

st-14.jpg

st-15.jpg

Greenwich Millennium Village

st-16.jpg

Bu proje daha önceden başlatılmıştı, biz üçüncü aşamada girdik. Bu halihazırda çok iyi bir projeydi o yüzden şimdi daha da iyiye gidiyor. Değerli bir arazi olduğu için dikey hareket etmek gerekiyordu. Manzaradan faydalanabilmek için de yüksek yapmak ancak hep aynı binayı tekrar tekrar yapmamak ve mekanı çeşitlendirmek istedik. Binaların ötesinde ağaç koridoru, su koridoru ve tanımlı bir yeşil alan belirledik. Doğal alanlar ve oyun alanları bir arada yer aldı. Bu projede tüm alanlar tek tek tanımlı hale getirildi, bunu iyi yaparsanız gelecek için çok iyidir. En yüksek binayı da en köşeye yerleştirdiğimizde her birimin yeşile bakan bir manzarası oldu ve kendini tekrarlamayan bir yapı elde edildi.

st-17.jpg

st-18.jpg

Future Clapham

st-19.jpg

Future Clapham belediye ile özel sektörün ortak çalıştığı bir projeydi. Belediye özel girişimciye konut yapması için araziyi verdi ve şart olarak da kütüphane yapılmasını istedi. Sonuçta ortaya bu dairesel kütüphane çıktı, etrafındaki kentin dönüşmesine de büyük bir katkıda bulundu.

Stratford

st-20.jpg

Olimpiyat alanındaki bu proje 1960’lı yıllardan kalma bir alışveriş merkezinin bittiği yerdeki devamsızlığın kentle bütünleştirilmesi üzerine kuruluydu. Alışveriş merkezinin gelecekte yıkılacağını tahmin ediyoruz ama bunu bile bile bu projeyi yaptık.

st-21.jpg

Titanyumdan yapraklar tasarladık, bunların ardında da tanımlı mekanlar ve aktiviteler yer alıyor.

Surrey Canal Triangle

st-22.jpg

Bu proje, İstanbul’un dış çeperini düşünürken size de yardımcı olabilir. Alanın çevresi demir yollarıyla kaplı ve hemen yanında da atık yakma tesisi bulunuyor ve bunlarla kentten tamamen izole edilmiş durumda. Müşteri, yerel yönetimle birlikte 2500 yeni konut ve 2000 yeni istihdam sağlamak istiyordu. Yani bu sadece konut projesi değil, konut bunun itici gücü olarak kullanılıyor.

st-23.jpg

Mevcut raylı sisteme yeni istasyonların eklenmesiyle toplu taşıma güçlendiriliyor. Hemen yakındaki futbol sahası ile yapılan anlaşma sonucu bölgede yaşayanlara sağlık, spa, spor hizmetleri de sağlanıyor. Konutlarda ise yine çeşitlenmeye gidiliyor ve yapıların çatıları dahil her yeri kullanılabilir tasarlanıyor.

Daha da önemlisi, içerisinde yaşayacak olan insanların tasarımların bir parçası olması gerekiyor. Onların beklentilerine yönelik projeler yapılmalı. Bundan 50 yıl sonra etrafında sıra sıra yükselen binalara bakıp insanların neden orada yaşadığını sorgulamaması için çalışılmalıdır.

Mimdap

2 Yorum

  1. cumhur inan

    Tasarımın kendisi zaten kendini ifade eden, kendini çoğlatan ve sürdüren toplumlar için gerekli bir kavram. Afganistan’da nasıl tasarladığınızın önemi var mı? Bir uygarlık meselesi sonuçta ve onun devamlılığı için tasarım zincirin halkaları gibi zorunlu.

  2. naci zaman

    çok önemli ve bir süreci anlatan bilgiler var. konu salt konut yapımı ile ilgili değil. zira ele alınan yenileme bölgeleri var mesela, eski bloklara açılım kazandırmak onları bugünün tasarım anlayışı ile yenilemek gibi işler de var. hepsinde ortak yan “çokluk” ve uygulama çeşitliliği gibi sanki. TOKİ nin yaptığı konut silolarına ve tektip üretiem karşılar anladığım kadarıyla. bir çok fokisiyon sokuyorlar tasarladıkları alana. kamusal kullanıma öncelik veriyorlar. bu da kilitli kapıları açıyor, tasarım sorunlarına bir çözüm getiriyor tabiki.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir