Küçük Ölçek, Büyük Fark

4 Dakika Okuma Süresi

Mimarlık sosyal bilincini yeniden keşfediyor. New York Modern Sanatlar Müzesi’ndeki bir sergi olan “Küçük Ölçek, Büyük Fark: Sosyal Sorumluluğun Yeni Mimarisi”nin ardındaki fikir de tam olarak bu.

ssbc-1.jpg

Dünyanın dört bir yanında, mütevazı bütçeleri ve boyutlarına rağmen büyük sosyal etkiler yapan 11 projeye bakan gösteri, bu uzmanlığın sıradan insanların yaşamlarına yeteri kadar odaklanmayıp daha çok estetik deneyime odaklandığı yönündeki tanıdık şikayetin aksini ortaya koyuyor. Bunun aynı zamanda Philip johnson tarafından kurulduğu 80 yıl öncesinden bu yana mimarinin sosyal değerinden çok sanatsal değerini savunan müzenin mimarlık ve tasarım birimindeki de felsefi kaymanın bir parçası olması da tesadüfi değil.

ssbc-2.jpg

Andres Lepik ve Margot Weller tarafından düzenlenen sergi, hem sosyal açıdan destekleyici hem de mimari açıdan ilgi çekici bir çalışma yaratmanın mümkün olduğuna dair güçlü bir tez ortaya koyuyor. Tabi bu görüş daha çok 20. yy’ın ilk yarısındaki mimari düşünceye hakim olmuş ancak bugün uygulama etiğinin dışında kalmış gibi gözüküyor, özellikle de New York’ta oldukça sarsıcı.

ssbc-3.jpg

İlk galerideki bir duvarda Burkina Faso’da diğer türlü verimsiz bir arazi olacak bir yerde ağaç kümeleriyle gölgelenmiş kerpiç bir ilkokulun devasa bir fotoğrafı bulunuyor. Diébédo Francis Kéré tarafından tasarlanıp 2001’de tasarlanan bu yapı, ahşap gölgeliğin aydınlığında, ahşap kafes çatısı ile çekici bir bina.

Ancak ilk bakışta, sosyalliğe adanmış bir mimari klişeye daha yakın gözüküyor.

ssbc-4.jpg

Bu kapsamda en incelikli ve potansiyel olarak ulaşılması zor olan projelerden biri de Frédéric Druot, Anne Lacaton ve jean Philippe Vassal tarafından neredeyse tamamlanmak üzere olan düşük gelir grupları için Modernist bir gökdelenin renovasyonudur. Gökdelen, Paris’in tarihi merkezinde, herhangi bir yerde de olabilecek ırkçı şiddetin periyodik olarak arttığı, yoksullar ve işçi sınıfı için yapılan savaş sonrası projelerinin yoğun çemberinin bir parçasıdır.

ssbc-5.jpg

Daha bir cesaretlendirici proje ise Urban-Think Tank’in Venezüella Carakas’ta geçen yıl açılan “Metro Cable” projesidir. Kentin en adı çıkmış semtlerinden birinin aşırı izole olmasından çıkmıştır.

Kentten bir otobanla kesilmiş dik bir yamaçta inşa edilmiş olan alan, atık beton bloklar, kiremitler, kontrplak ve katlanmış metalden derme çatma inşa edilmiş evlerin girilmesi zor labirenti şeklindedir.

ssbc-6.jpg

Birkaç yıl önce hükümet gettoların caddelerini kazıyarak binlerce kişiyi yerinden etmeyi önermişti. Urban-Think Tank’in Venezüella devlet başkanı Hugo Chávez’in de sonunda kabul ettiği önerisi semtin mevcut dokusundan kablolu araç sistemiyle geçmekti.

ssbc-7.jpg

Alejandro Aravena’nın, Şili’nin kuzeyindeki gecekondu bölgesi için 2005’te geliştirdiği konut bloğu, kiracıların –devlet yardımlarıyla- içine yerleşebileceği standart beton çerçevelerdi: iç duvarlar, kapılar, tesisatın hatta bina cephelerinin dahi sonradan doldurulabileceği böylelikle projenin dışı da çelişen zevk, stil ve isteklerle canlı hale gelebileceği bir sistem.

ssbc-8.jpg

Estudio Teddy Cruz’un 2001’den bu yana çalışmalarını sürdürdüğü Kaliforniya San Ysidro’daki konut kompleksinin düşük yoğunluklu organizasyon Tijuana sınırında gelişen özel konut bölgesinde modellendi.

ssbc-9.jpg

“Small Scale, Big Change: New Architectures of Social Engagement” MoMA
Yazı ve Görseller: New York Times
Çeviri: Mimdap

2 Yorum

  1. sermin akçıl

    mimarlığın sosyal tarafları binadan kente oradan ülkye ve dünyaya kadar bütün fizik mekan kurgusuyla insani gereçkliği birleştiren hem bilim hem de sanat

  2. Mustafa Aslan

    Ne büyük bir fark gerçekten. Nereden baktığınıza bağlı olarak değişiyor. Nasıl durduğunuza ve neyden yana olduğunuza da…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir