Yerel seçimlere binlerce aday katılacak. Propaganda tekniklerini kendince keşfetmiş kıdemlilerden; bu işin bilimsel tarafına yönelmiş yeni kuşak siyasetçilere kadar herkes kendi meşrebine göre yarışacak.

Bu seçimler değişen dünyanın dinamikleri ve finansal krizin etkileri altında yapılacak. Sadece bir yerlerde nutuk atmak ya da davullu zurnalı karşılama törenleriyle işi geçiştirmek mümkün değil! Seçmen kitlesinin çoğunluğunu teşkil eden genç nüfus, kitle psikolojisinin etkisinde kalmıyor artık. Referans ve kabuller değişmiş durumda. Propaganda stratejisini sağlam zemine oturtamayanlar kaybetmeye mahkûm!

Yerel yöneticilik gibi “birey ağırlıklı” tercihlerin öne geçtiği bu seçimde sadece partiler değil, bireylerin “kişiliği” de yarışacak. Toplum psikolojisini kavramış adaylar bu seçime bir adım önde girecekler.

Aşağıda sunduğum önerileri “siyaset iletişimi”, “bilişsel psikoloji” ve “toplumsal analiz” gibi bilimsel unsurların ışığında hazırladım. Bizde siyaset propagandası el yordamıyla yapılan ve bilimsel çizgiden uzak taklit faaliyeti olarak algına geldi. Nitekim bugün de büyük ölçüde aynı anlayış geçerli. Oysa Amerikan Başkanlık Seçimlerinde Obama’ya tam 6 siyaset iletişimi ajansının yön verdiğini; çapraz stratejilerle onu yönlendirdiklerini biliyorum.

20. yüzyılda “seçim psikolojisi” diye bir kavram ortaya atıldı. Önce Amerikalı Melvin Lawrence DeFleur ve çok daha sonra da John Brehm bu ayrıntıyı bilimsel olarak incelediler. Daha 1890’larda Fransız Gustave Le Bon’un “Yığınların Psikolojisi” kuramını dikkate alan siyasal propagandası teknikleri 1. Dünya Savaşı sırasında İngilizler; 2. Dünya Savaşı sırasında da Almanlar tarafından geliştirildi. “Weber”, “Durkheim”, ve “Freud”un görüşlerini esas alan iletişim kuramcıları çok daha bilimsel içerikte yeni teknikler geliştirdiler. Soğuk Savaş ve onu izleyen dönemde Amerikalılar bu işin uzmanı oldu.

Bu “incelikli” konuda köşemin hacmi itibariyle bilimsel tespitleri değil, toplum yapımıza uygun, oldukça pratik “kulağa küpe olacak” görüşleri dillendirmeye çalıştım. Önerileri olabildiğince halk anlayışına adapte ettim. “Siyaset iletişimi” dilinin ağdalı ifadelerini kullanmamaya çalıştım. Yöntemleri anlaşılabilir kıvamda oldukça basit cümleler haline getirdim. Son dönemde geçerli olan bilimsel prensiplere de yer verdim. Bu hafta ilk kurallar bölümünü adayların dikkatine sunuyorum. Gelecek iki hafta boyunca gazetemizin tatil sayılarında 2. ve 3. bölümler yer alacak.

Aslında her biri başlı başına birer “proje” niteliğindeki bu birkaç satırlık kural dizisi üzerinde adayların mutlaka düşünmelerini öneririm. Siyaset iletişiminin filtresinden geçmiş bu ifadeleri önemseyenler önlerini daha aydınlanmış göreceklerdir.

İşin bilimsel boyutuyla ilgili bilgi almak isteyenler ve konuyu “taktik” düzeyde yorumlama ihtiyacını hissedenler ise gazetemize yazabilirler. İsim ya da “rumuzla” sorulacak sorulara vereceğim yanıtlar kısa fakat “sonuç odaklı” reçeteler olacaktır. Şimdiden tüm adaylara başarılar dilerim.

Herkesin bildiğini sandığı ilk 7 kural!

1. Kural
Seçmen sizi ‘seçmek’ zorunda değildir. Önemli olan sizin onu ‘seçmenizdir!’
Eğer seçmeni “seçmeyi” becerebildiyseniz onun “sorunlarını”, “özlemlerini” ve “kaygılarını” öğrendiniz demektir. Siz seçtiğiniz ya da keşfettiğiniz bireye ne verebileceksiniz? Onunla özdeşleşerek düşünmeye çalışın. Her bir seçmeni karşınızdaki yığının parçası gibi “mikroskobik” bir varlık olarak mı görüyorsunuz; yoksa onları “kanlı canlı bireyler” olarak “makroskobik” bir pencereden mi algılıyorsunuz? Onların birer “figür” olmadığını “anlamaya” ve “anlatmaya” çalışmakla işe başlayın. Tüm propaganda stratejinizde bu altın kural geçerli olsun!

2. Kural
Seçmen daima haklıdır
Tıpkı “müşteri daima haklıdır” gibi üniversal bir prensip! Seçmen sizin velinimetinizdir; onu oy makinesi olarak değil, kendi varlık nedeniniz olarak görün. Seçmeni asla küçümsemeyin! Başkasına oy vermiş olmasını da eleştirmeyin. Onun her davranışında bir haklılık payı olduğuna inanın. Seçmenin dünyasında “sebep sonuç ilişkilerini” anlamaya bakın. Her “haneyi”, her “bireyi” iyi analiz edin. Eğer buna vaktiniz yoksa uzmanlar bu analizi sizin adınıza yapsın.

3. Kural
‘Hizmete talip olmak’ herkeste aynı duyguyu uyandırmaz
Yuvarlak propaganda ifadelerinden kaçının. Herkesin diline pelesenk olmuş sloganlar eskimiştir. Dünkü söylemler “dünkü toplumun” malıdır! Siz geleceği kurgulayın ve herkese istediğini verin! Önemli olan “hizmete” değil, bireylerin “sorunlarına”, “geleceğine”,”refahına” talip olmaktır.

4. Kural
Kendinizi seçmen için ‘gerekli’ kılın
Kendinizi her seçmen için “vazgeçilmez”, lüzumlu” ve de “zorunlu” hale getirin! Bunun için ne yapmanız gerektiğini kuracağınız “beyin takımıyla” birlikte düşünün. Öyle projeler ortaya koyun ki seçmen sizi mutlaka seçmeye “mecbur” hissetsin kendini! Ancak “benmerkezci” (egocentric) büyüklük tuzağına düşmeyin! Üretken ve iddialı olun. Her bir iddianın içini de iyice doldurmayı asla unutmayın!

5. Kural
Övün ama putlaştırmayın
Partinizi ve partinizin liderini her vesileyle övün. Ancak dozunda yapın bu işi! Liderinizi kutsallaştırırsanız, kendi yarattığınız efsanenin gölgesinde kalırsınız. Kamuoyu bilincinin başkasının gölgesine sığınarak politika yapanlara artık geçit vermediğini bilin. “Ortak çizgide düşünmek” ile “kendi çıkarınız için kutsallaştırmak” aynı şeyler değildir. Aidiyet hissinizi vurgulayın ama daima “kendiniz olmaya” bakın! Özellikle de Belediye Başkanlığı gibi bir makama talipseniz!

6. Kural
Seçmeni anlamanın yolu ‘seçmen gibi düşünmekten’ geçer
Propaganda stilinizden memnun musunuz? Araç konvoyları, bağıran hoparlörler ve davullu zurnalı karşılamalar! Siz bir adaydan ne bekliyorsunuz? İstekleriniz sadece akıl çelen gösteriler midir; yoksa somut çözüm önerileri mi? Önce şunu sorgulayın: Siz olsaydınız kimi seçerdiniz?

7. Kural
Sahneden inin ve dokunun
Kendinizi sakın tecrit etmeyin! Seçmen kitlenizin arasına karışın ve onlara dokunun! Türk toplumunda fiziksel temas, “sevgi” ve “yakınlığa” işarettir. Seçmenle olan fiziksel uzaklığınız azaldıkça seçilme şansınız artacaktır. Tokalaşın ve onlarla “beden diliyle” de konuşun! Beden “en iyi mesaj veren” propaganda aletidir! Vücudunuzu eğitin; takındığınız poz (posture) sizin içtenliğinizin ölçüsü olacaktır. Eski siyasetçilerin basit sırlarını anlamaya çalışın. (Demirel, Özal ve daha eskilerden Bölükbaşı!) Yüzünüzün ifadesi ruhunuzu topluma yansıtacak bir propaganda aynasıdır. Seçmeniniz sizi önce yüzünüzdeki ifadeden keşfeder. Sahte tebessümler yerine duygularınızı doğal olarak yansıtmaya bakın! Gerekirse iyi bir uzmandan “beden dili dersleri” alın!

Kaynak: Referans

One Comment

  1. Seçmenin sorunlarını dinleyin.Onerilerini bir dosyada toplayınız.Seçim öncesi danışma kurulu oluşturun.Aday gibi değil uzman gibi çalışın.Projelerini gruplara,seçmenlere mutlaka şunun.Her köy,mahalle,semt,toplu yaşam alanlarında temsilcilerimiz olsun.KOLAY GELSİN BUGUNDEN ÇALİSİN ADAYLAR.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir