Geçtiğimiz günlerde,”Trakya yok oluyor” başlığı ile yazdığım ve Trakya’nın sorunlarını dile getirdiğim yazıma Çevre ve Orman Bakanlığı’ndan cevap geldi.

Bakanlık yazdıklarımızın tümüne katıldığını belirtirken, geçmiş dönem yöneticileri ve belediyelerinin de bu talanı durduramadığını belirtiyor.

Bakanlık, “Ülkemizin en büyük sanayi merkezi olan İstanbul ve Kocaeli illerinde yer kalmaması sonucu Trakya bölgesine yönelen sanayi kuruluşları; 1973 yılında Tekirdağ Çerkezköy Organize Sanayi Bölgesi’nin kurulması ile birlikte Çorlu bölgelerine yakınlığı, ulaşım kolaylığı, engebesiz araziye sahip oluşu ve hepsinden önemlisi yeraltı su kaynaklarının zenginliği gibi özellikleri bölgeyi yeraltısuyu tüketimine dayalı tekstil, deri, kağıt ve kimya sektörlerine ait sanayi tesisleri için cazibe merkezi haline getirmiştir. Belediyelerce altyapısız sanayi bölgesi oluşturulması da sanayi tesisi sayısının artışını körüklemiştir” deniliyor.

Bu açıklamadan da anlaşılacağı üzere, Trakya yok edilmiş ve daha sonra da kurtarma çalışmalarına başlanmış ama geçmiş ola.

Bakanlık, “Bölgede çevre sorunları öncelikli olarak ele alınmış ve çözüme yönelik çalışmalar devam etmektedir. Önemli çevre sorunları ve bunların giderilmesine yönelik yapılan ve devam eden çalışmalar var” diyerek Trakya bölgesindeki valiliklerden ve sivil toplum örgütlerinden yardım talep ettiklerini belirtiyor.

Ergene Havzası’na tehlikeli atıklar atıldığını da kabul eden bakanlık, çevre halkı ve sivil toplum örgütleri ile birlikte, “Tehlikeli Atıkların Yönetimine İlişkin Fizibilite Projesi” ile çevreye zarar veren sanayi kuruluşlarının envanteri yapılmış olup kontrol altına alınmasına çalışıldığı belirtilerek, “Marmara Bölgesi Çevre Durum Raporu” hazırlanarak çalışmaların devam ettiğini söylüyor.

Trakya’da kirlilik sürecek

Çevre ve Orman Bakanlığı’nın gönderdiği açıklamaya göre, Trakya Bölgesi ya da diğer bölgelerde kim çevreyi kirletiyor ya da arıtma tesisi yapmıyorsa aynnen faaliyetlerine devam edecek demektir.

Deniliyor ki, “Trakya bölgesinde sanayi tesisisleri çok olduğundan hem çevreyi hem de yeraltı sularını kirletiyorlar. Bu tesislerden bazılarının arıtma tesisi olmasına karşın, ülkemizde renk paritesi uygulanmadığı için sular yine boyalı ve pis görünümüyle akacak, halkta bu akıntılardan nefret etmeye devam edecek.”

Evet bazı tesislerin görünürde arıtma tesisi olduğunu gezilerimde gördüm. Mesela Kınıklı Deresi ile Marmara’ya atık gönderen başta Değirmenköy, Sultanköy belediyelerinin katı atık tesisi bile yok. Ayrıca aynı dere ve Ergene ile kollarını kapsayan havzada kurulmuş olan Organize Sanayi Bölgeleri’nin, tekstil fabrikalarının, belediyelerin, mezbahalarının hiç tesisi olmadığı ve atıkların direkt denize taşındığını ben, bakanlığın ilgili birimleri ve belediye başkanları da biliyor.

Bakanlık bu vahim duruma el koymalı
Çevremizin, nehir ve derelerimizin, göllerimizin ve denizlerimizin yok olmaması için Çevre ve Orman Bakanlığı’nın 13 Mayıs 2006 gün ve 26167 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Çevre Kanunu’nun geçici 4. maddesi ile Türk Ceza Kanunu’nun 181 ve 182. maddelerine atfedilen husus her ne kadar sürelere bağlanmış ise de, bakanlığın görevi bu tesisleri bir an evvel kurdurup faaliyete geçmelerini sağlamak olmalıdır.

En önemli ve acı olanı nedir biliyor musunuz?
Ülkemizde şu an faaliyet gösteren 3 bin 215 belediyeden sadece 141’inde kanalizasyon var. Bunlardan 43 belediye evsel atıklar için arıtma kurmuş durumda. Bu şu demek oluyor. Kanalizasyonların yüzde 98.67’si hiçbir arıtmaya tabi tutulmadan dere, göl ve denizlerimize akıtılıyor.

Bu durumda Çevre ve Orman Bakanlığı’nın hemen devreye girip bu vahim durumu ortadan kaldırmak için tedbirler alması ve arıtma tesislerinin kurulması için yaptırım uygulaması gerekmiyor mu?

Kaynak: Akşam

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir