“Gerçek tasarımcı kendi stilinin en iyi modelidir.” Geçen yıl yaptığımız röportajda efsane tasarımcı Tom Ford böyle söylemişti. Kıyafetleri kadar kendini de tasarladığını böyle itiraf etmişti. Peki Türkler ona ne kadar katılıyor? Onlar da kendilerini tasarlıyor mu?

5925069.jpg

 Mesela Arzu Kaprol neden sekiz yıldır gözüne rengarenk farlar sürüyor, Hakan Yıldırım’ın kulağına küpe yerine ip takmasının sebebi ne? Ümit Ünal’ın pantolonu neden hep düşük? Bugüne kadar hep başkalarına stil yarattılar, yorumladılar, eleştirdiler. Şimdi sıra onlarda.

ÜMİT ÜNAL

Bazen şehirli İstanbullu bazen kasabalı İrlandalı

Ümit Ünal “Bazen vakit ayırabiliyoruz kendimize” diyor. “Bazen de başkalarını giydirmek tüm yetilerimizi alıyor. Bize kalan sıfır. Yani, basit bir tişört, beyaz gömlek, siyah pantolon.” O bir ayakkabı tutkunu. İtalyan ayakkabı tasarımcısı Joseph Debach’ınkilerden başka ayakkabı giymiyor diyebiliriz. Çünkü adam elde yapıyor. Ayakkabılarına Alaaddin adını veriyor. Üstelik bütün modelleri çakır keyifken tasarlıyor. Ümit Ünal’ın sevdiklerinin burnu sivri, arkası açık. Gömleklerini kendi tasarlıyor. Pantolonlarını rastgele seçiyor. Dolabında en çok siyah ve dar kesim pantolon var. Çantalarını yoldaşım dediği Özlem Süer’le birlikte seçiyorlar. İki tarza odaklandığını söylüyor: “Bazen şehirli İstanbullu, bazen de kasabalı İrlandalı…” Hırkalara bayılıyor. Annesinin çocukken ördüğü atkıları da yanından hiç ayırmıyor.

ARZU KAPROL

Farlar olmadan asla

Fosforlu yeşil farlarını gözüne ilk sürdüğünde yıl 2000’di. Sonra sarı, turuncu, fuşya ve turkuvaz far edindi. Dönüşümlü olarak kullanmaya başladı. Farlarını “ayrılmaz parçam” olarak tanımlıyor. Enerji verdiğini, gününü, yüzünü keyiflendirdiğini söylüyor. Çocukları bile farları olmadan sokağa çıkmasına tepki gösteriyor. Arzu Kaprol, kendi markasının kadını. Aksinin mümkün olmayacağını düşünüyor. İçgüdüsel olarak kendini tasarlıyor. Her sezon kıyafetlerinde ufak değişiklikler yapıyor ama asla aşırıya kaçmıyor. Zaten gizli farkındalık yaratmak onun hem markasında hem kendi stilinde uyduğu ana prensip. 35 yıldır saç rengi aynı. Modelini ise dört yılda bir değiştiriyor. Asla bej renkli bir şey giyemiyor. Deniyor ama yakıştıramıyor. Çünkü oturmuş bir stili var. Mesela altın ve abartılı takılar takması da mümkün değil.

HAKAN YILDIRIM

Sekiz yıldır kırmızı ip küpeler takıyor

Hakan Yıldırım kesinlikle kendini tasarlıyor. Bu konu hakkında çok kafa patlatıyor. Ama süslü bir adam gibi görünmekten çok korkuyor. “Zaten saçım biraz farklı ve dikkat çekiyor. Bu sebeple daha düz şeyler giymeyi tercih ediyorum. Eğer kendi stilime göre bir kot pantolon bulursam aynısından dört tane dikiyorum. Arada sırada pembe giyiyorum. Daha çok gri, siyah ve beyazı tercih ediyorum. Yaklaşık sekiz senedir kulağıma kırmızı ip küpeler takıyorum. Gerçek küpe fazla geliyor. Kulağı yeni delinmiş kız çocuğu tavrı çok hoşuma gidiyor. Bunu dikkat çekmek için de yapmıyorum ama dünyanın neresine gidersem gideyim her yerde çok ilgi çekiyor.”

ÖZLEM SÜER

Ya siyah ya beyaz

“Ben kendimi değil özgürlüğümü tasarlıyorum. Yaşamın tadını çıkarmak için yeni enstrümanlar keşfediyorum. Bir yaz akşamüstünde masamda caz festivali biletleri, denemek istediğim yeni restoranların listesi, hafta sonu yeni keşfettiğim cd’ler var” diyor Özlem Süer. O siyah ya da beyaz giyinenlerden. Sayısız siyah-beyaz gömleği var. Gömleklerini vazo formlu diz altı eteklerle tamamlıyor. 15 yaşından beri rahat günlerde mavi-siyah kot pantolon, altına da siyah ya da beyaz Converse ayakkabılar giyiyor. Saçları uzun zamandır bakır. Çünkü bakır en etkili bulduğu renk. Rengi saçında ve aksesuarlarında kullanıyor. Renkli ayakkabı ve çanta onun enerjisini yükseltiyor.

BAHAR KORÇAN

Ekru, beyaz ve siyahtan başka renk giyemiyor

Bahar Korçan bir tasarımcının kendi stilinin dışına çıkmasının mümkün olmadığını düşünüyor. Ama tasarladığı her şeyi vitrin mankeni gibi taşıma fikrine de uzak bakıyor. Giyinirken matematiksel hesaplar yapmıyor. Korçan’ı saçı yapılı ve aşırı makyajlı görme ihtimaliniz sıfır. Ekru, beyaz ve siyahtan başka bir renk giyinemiyor. Renklerle çok haşır neşir olduğu için kendine en çok renklerin en temel halini yani siyahı yakıştırıyor. Çalışırken mutlaka spor ayakkabı giyiyor. Topuklu ayakkabıları akşamları çıkarken tercih ediyor. Kendinizi tasarlıyor musunuz, sorusunu şöyle cevaplıyor: “Bu çok içten gelen bir şey. Oturup saçımı ne yapsam diye düşünmüyorum ama mutlaka tasarlıyorum. Size bir sır vereyim: Bir tasarımcının damak zevki onunla ilgili çok şey anlatır. Yedikleri çok önemlidir. Tasarım duygusu oradan geçer. İyi bir tasarımcıysanız kahveyi nasıl içtiğiniz sorulduğunda farketmez demezsiniz. Çünkü mutlaka farkeder.”

EZRA, TUBA

Her yeni koleksiyonla onlar da değişiyor

Ezra ve Tuba Çetin dış görünüşlerini sık sık değiştiriyor. “Kendimizi tasarlıyoruz ama çoğunlukla kendi tasarımlarımızı giydiğimiz için bunu kafa yorarak yapmıyoruz” diyorlar. Her yeni sezonda bir yandan koleksiyonlarını yaratırken bir yandan da kendi dış görünüşleriyle korkusuzca oynuyorlar. Denemedikleri saç rengi neredeyse yok. Ezra bir sezon platinken diğer bir sezon koyu kahve olabiliyor. Tuba siyahtan kızıla geçebiliyor. Kıyafetlerde Ezra, Tuba’ya oranla daha cesur. Farklı tasarımlar giyiyor, renkleri özgürce kullanıyor. Tuba daha klasik. “Kalıplarım var. Marjinal olacağım diye kendimi çirkinleştiremeyeceğim” diyor.

Kaynak: Hürriyet / Sibel Arna

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir