Sinan Genim, uzun yıllar akademisyenlik yapmış, özellikle de restorasyon alanında uzmanlaşmış Türkiye’nin en etkin mimarlarından biri.

sinan-genim.JpegPera Müzesi, İstanbul Araştırmaları Enstitüsü, Bursa Karsan-Peugeut Otomotiv Fabrikası, Bayburt Baksı Müzesi, Antalya Arkeoloji Müzesi Avan Projesi, Büyükada Anadolu Kulübü, Caferağa Medresesi restorasyonu imza attığı yüzlerce proje arasından ilk akla gelenler. Mimar Genim, şimdi siyasetin de gündeminde. Bir televizyon programı sonrasında AKP’den gelen teklifi kabul etti ve Kadıköy belediye başkanlığı için aday oldu. Bir mimar olarak zaten kentle ilgili aldığı sorumluluğu daha da çoğaltabileceğini düşünen Genim, Kadıköy ilçesine en az 40 adet sanatsal mekân vaat ediyor. Genim’le neden siyasete girdiğini ve mimarlığı konuştuk.

Turgut Cansever’i kaybettik. Sizin bir mimar ve belediye başkan adayı olarak onun kent algısıyla ilgili neler düşündüğünüzü merak ediyorum doğrusu. Cansever’i gelenekle kurduğu ilişki bakımından nasıl değerlendiriyorsunuz, modernist değil miydi?

Modernizmden geçmişten kopmayı mı anlıyoruz? Her geçmişten kopuş, aynı zamanda kendi içinde yaşadığın kültürün içindeki öğelerden beslenerek gerçekleştirdiğin bir kopuş, bir yenilikler serisidir. Bir başkasının kültürel köklerinden bir modernizm yaratmak çok zor bir şeydir. Modernizm de Batı’nın ortaya koyduğu bir olgu ve küreselleşmeyle birlikte yaygınlaştı. Turgut bey, kendi kültüründen hareketle global bir modernizm ortaya koymuştur. Ankara Türk Tarih Kurumu bir kültürel etkilenmeden ortaya çıkan Türk modernizmine örnek bir yapıdır mesela.

Cansever’in çok tartışılan ve yarım kalan Beyazıt Meydanı projesini, insanı merkez alan, nasıl okumak gerekiyor?
19. yüzyıl Batı modeli etrafında bir havuz ve tramvayın döndüğü meydan anlayışından farklı bir meydan anlayışıdır bu. Fakat Turgut bey bu meydanı, farklı bir anlayışla kurguladığı zamanki İstanbul’un nüfusuna bakmak gerekiyor. O nüfusa göre kurgulanmış bir meydan bunca kişi tarafından çiğnenirken, onun elinden gelmeyen, hakim olmadığı bazı öğelerle değiştirilip tamamlanırken bu projeyle ilgili konuşacak fazla bir şeyimiz olmuyor. Turgut beyin de bu konuyla ilgili üzüntüleri vardı. O yüzden bazı eleştirileri yaparken yok edici olmamak gerektiğine inanıyorum. Sakin olmalıyız. Zaten ben binaları eleştiren mimarlara baktığımda hep şunu görürüm ki bina yapmamışlardır. Eleştirilerde bulunanların yapısı yoktur. Bina yapmayan, hele hele şehirsel bir düzenlemeyi yapmayan bilemez.

Sizin bir yapıyı tasarlamayı ve yapmayı bilmeniz adaylığınıza ne katabilir peki?
Ortak bir hedef doğrultusunda, bir işi organize etmenin ve o işe katkısı olan herkesi o işe katmanın ne demek olduğunu bilmek demektir mimari… Yapı bir organizasyondur. Bir şehir düzenlemesi de öyle. Yapı yapmanın güçlüğü en çok nerededir? Binayı tasarlayanın dışındaki faktörlerin yolunda gitmemesi… Organizasyonda dengeleri bozar. Bina iyi olur ama kaldırımı kötüdür. Oysa bu bir bütündür. Belediye başkanlığı da organizasyon, bütünlüğünü gözetmeniz, tek başınıza olmanın bir öneminin olmadığı bir organizasyon.

Santral’in yeni müze mekanı tartışılırken Türk mimarının sıfırdan sanat müzesi tasarlama tecrübesinin olmadığı, hep restore ettiği tartışıldı. Hatta sizin imzaladığınız Pera Müzesi de restorasyondur denildi.
Pera Müzesi sıfırdan yapılmıştır. Onun ön cephesinin muhafaza edilmesi demek müze restore edilmiştir anlamına gelmez. O binada cephenin dışında oradaki her şey yenidir, benim tasarımımdır ve bu bir ilk de değildir. Daha önce de sergi mekanı tasarladım.

Sanat eserlerinin sergileneceği müze yaparken kriteriniz nedir?
Tek kriterim vardır: Müzelik objeyle rekabet etmeyen bir mimari yapmak. Yaptığın mimari görülmeyecek, içinde sergilenen eser görülecek.

Peki kente karşı sorumluluğunuzu binalarınızla yerine getirdiğinizi varsayarsak bu yetmedi mi de belediye başkanı olmak istediniz? Büyükşehir belediyesi ve Kültür Bakanlığı’na projeler yapan bir mimarın belediye başkanı olması, İngilizce ‘conflict of interest’ (çıkar çatışması) denilen etik olmayan bir durumu beraberinde getirmiyor mu?
Asla. Kadıköy’de hiç bina yapmadım. Yapmam ahlaken bir sorun olur. Öncelikle şunu belirteyim: ben Kadıköy’e başkan olayım hiç demedim. 7 Aralık gecesi Murat Bardakçı ve Fatih Altaylı’nın televizyon programına konuk oldum. O programdan sonra Kadıköylüler demişler ki, ‘Böyle bir belediye başkanı olduğu takdirde AK Parti’ye oy veririz’. Bunun üzerine benimle önce Kadir Topbaş konuştu, sonra Başbakan birebir, ‘Bize yardım edin’ dedi. Böyle bir görevi yoksa ben nereden düşüneceğim?

Belli bir kesim tarafından dışlanmaktan korkmadınız mı?
Benim hiç kimseden hiçbir şeyden korkum yoktur. Öte yandan hangi kesim? Bende öteki kavramı yoktur. Ben ne kimseyi kendi yaşam alanıma müdahale ettiririm ne de kimseninkine müdahale ederim ya da ettiririm. O anlamda benim böyle bir görevde bulunmam bir teminattır.

Kadıköy nasıl bir yer? İlk aklınıza geleni merak ettim...
Giderek insana sıkışmışlık duygusu veren bir ilçe. Çökmekte olan, aktivasyonu olmayan bir ilçe. Operası yok. Konser salonu yok. Süreyya opera mıdır? Altı kişi bir opereti zor oynar o sahnede. Yedinci kişi düşebilir. CKM, gerçek anlamda bir kültür merkezi olmaktan ne kadar uzak. Yeldeğirmeni, Hasanpaşa’yı gördüm, utandım ve üzüldüm. Fecinin ötesinde… Altıyol’dan iskeleye yürüyerek inemiyorsun, tehlikeli. Kaldırım bir şehrin yüz akıdır. Şehircilik derslerinin en önemli laflarından biridir; kaldırım yüksekliği, şehrin kültürüyle ters orantılıdır. Kaldırım, kaba güç gösterisidir. Kaldırımın düzgünlüğüyle şehrin kültürü orantılıdır.

Kadıköy’de Tarlabaşı’ndaki gibi nezihleştirmeyi düşündüğünüz belli semtler var mı?
Her şey… Her yer. Ben Tarlabaşı kentsel dönüşüm kanununu yazanlardan biriyim zaten. O projenin danışma kurulundayım.

O dokunun, o insanların kapının önüne konulmasının nasıl parçası oldunuz?
Sen hiç oraya gittin mi? Midye dolma yapanları gezdin mi? Hala midye yiyor musun? Orada yaşayan kültürün orayla hiç alakası yok.

Hep seçecek miyiz? Biz mi karar veriyoruz onların nasıl yaşamaları gerektiğine?

O insanları çağdaş yaşam seviyesine getirmek görevimiz. Mekan düzgün olursa insanların yaşantıları düzelir. Midye dolması doldurarak salya sümük yaşamayı hak etmiyorlar. O insanları. Tepebaşı’ndaki konser salonunda müzik dinletebiliyorsan, sen dünyanın en başarılı insanısın, senin bohemliğin sana… Onları o koşullarda yaşamaya mahkum edemezsin.

Başkan olursanız Kadıköy’deki bronz heykellerin sayısı azalacak mı artacak mı?
Öncelikle 4 tane tasarım. Mimarlık ve sanat müze mekanı projemiz olacak. Han Tümertekin, Hasan Çalışlar gibi genç arkadaşlarım seve seve yaparlar. Ama bugün yapıldığı gibi eşe dosta heykel, bina yaptırmayacağız. Konkurlar düzenleyeceğiz.
Adaylığınızı koyduğunuz partinin vahim hataları var bu konuda, heykele tüküren bir Melih Gökçek gibi…
Partinin değil partiye mensup kişilerin hataları olmuş olabilir. Onun o yaptığıyla, öbürünün kötü heykel yapması arasında hiç fark yok. Biri sola diğeri sağa ama aynı hatta yürüyorlar. İfratla tefrit arasında gidip gelmek en büyük sorunumuz. Evet, herkesin uzlaşması mümkün değil ama… Mevlana’nın güzel bir sözü var: Herkes aynı şeyi düşünüyorsa kimse bir şey düşünmüyor demektir. Bu söz üzerinde düşünmek gerekiyor.

Eğer seçilemezseniz siyasete devam mı?

Hiçbir ciddi çalışma boşa gitmez, gitmeyecektir. Projelerimizi başkan oluruz, olmayız hayata geçiririz.

Kaynak: AYŞEGÜL SÖNMEZ / Radikal

One Comment

  1. sinan abi uzaktan takip ede biliyorum seni ama maşaallah çok iyisin abi allah sana ve aile saglık ve huzur dolu günler nasip eylesin abi

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir