Kandilli Kız Lisesi’nin öyküsü, bir sivil toplum örgütünün gayreti ve kararlılığıyla, aradan 10 yıl da geçse düşlerin gerçekleştiğini gösteriyor. 26 Şubat’ta tören yapılacak okul, yurt ve anı odasının ülkemize, gençlerimize yararlı olmasını ve bir daha ziyan edilmemek üzere değerinin, verilen emeklerin bilinmesini diliyoruz.

kandilli.Jpeg

Boğazın (bence dünyanın) en güzel tepesine, bir yandan Marmara, bir yandan Karadeniz’e bakan noktasına yerleştirilmiş Adile Sultan Sarayı 1916’dan beri, kız öğrencilerin eğitimine adanmış yatılı bir kız okuluydu.On binlerce Cumhuriyet kızına çok ciddi bir eğitim olanağı sunan bu görkemli saray okulda bizler okuma olanağı bulmuş şanslılardandık.

Giderek eskiyen ve bakım onarımdan yeterince yararlanamayan saraydan, önce derslikler alınarak, uçsuz bucaksız korunun alt kısmına, derme çatma bir okul binası kuruldu. Sarayda sadece yatakhaneler kaldı ve giderek ıssızlaştı, daha da bakımsızlaştı.

O yangın
1986’da bir gece, herkes yataklarında uyurken, her zaman olduğu gibi bir elektrik kontağından yangın çıktı ve uzun yıllar haşmetini koruyan güzel ahşap saray tüm bezemeleri, renkleri, anıları ve her şeyiyle yok olup gitti. Geriye sadece dört taş duvar ile bölmelerden oluşan iskelet kaldı.

Bunun üzerine koruya alelacele bir yurt binası yapıldı.

O tarihten beri mezunlar her yıl o harabelere gider, burası sınıfımızdı, burası yatağımızın durduğu yerdi diye ağlaşır dururduk.

1993’lerde, “böyle gelmiş böyle gitmez, gelin kızlar bir şeyler yapıp sarayımızı eski haline getirelim!” diye bir öneri gelişti. Herkes güldü. Kurbağayı prens yapmaya kalkmak gibi bir düştü bu. Aramızdan çok az kişi bu düşün peşine takılmaya karar verdi. 1995’de, bir avuç Kandilli Kız Liseli çılgın kadınla Kandilli Kız Lisesi Eğitim ve Kültür Vakfı’mız kuruldu. Her birimiz ülkesi için çalışan yürekli birer Atatürk kızı idik. Elimizde sarayı yeniden yapma, işletip geliriyle korudaki derme çatma okulu ve yurdu yenileme içerikli bir vakıf senedinden ve içi yanık cürufu ile dolu dört duvarlık bir harabeden başka bir şey yoktu. Bu halimizle gidip bakanlıkla protokol yaptık ve sıfırdan başladık.

Çalışmalar
İlk olarak aramızdan Y. Mimar bir öğretim üyesi arkadaşımız kendi üniversitesinde gönüllü bir ekip kurarak restutisyon, restorasyon ve röleve projelerini yaptı, yaptırdı. Her bir yok olmuş bezeme için eski evlerden resimler, fotoğraflar, takvim yaprakları toplandı. Bunun mali portresi 1 milyon USD gibiydi, böylece bir sermayemiz olmuştu.

Ardından bir dost grup ücretsiz olarak yanık kalıntılarını temizledi.

Dönemin İstanbul Valisi’ne konuyu açıp yaptıklarımızı gösterdiğimizde, “devletin görevi böyle tarihi binaları kurtarmaktır” deyip Özel İdareden biraz destek sağladı. Harabemizin damarlarına yeniden can suyu gelmeye başladı. Vilayet ihaleyi çok saygın ve özverili çalışan, işinin ehli bir firmaya vermişti, bu da avantajımız oldu.

Para bitince yeni arayışlara girdik. Dönemin Milli Eğitim Bakanlığı iki kez bir miktar destek sağlayınca çatımız da kapandı ve bina korunmaya alındı. Para yine bitmiş ve 2004 yılına gelinmişti.

O arada deprem, sonra ekonomik krizler yaşanmış, para bulma olanağı sıfıra inmiş, herkesin morali yok olmuştu ki 2004’de vefatından birkaç gün önce, değerli işadamı Sakıp Sabancı geri kalan desteği vermeyi üstleniverdi. Bu bir mucize idi ve yıkılmış umutları yeşertti. İşte 30 Kasım 2005’de Kandilli Kız Lisesi, yani Adile Sultan Sarayı, bütün görkemiyle Sakıp Sabancı Kandilli Eğitim ve Kültür Merkezi olarak Türkiyemizin kültür ve sanat dünyasına yeniden doğdu. Herkes çok sevinçliydi. Oysa hiçbir şey bitmemiş ancak yarılanmıştı. KANKEV’in çılgın kadınlarının ikinci amacı bu sarayın işletmeye verilmesi ve elde edilecek gelirle korudaki yurt ve okul binasının restorasyonuydu.

İnşaat
İstanbul Valiliği ve Milli Eğitim’in çabası ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın onayıyla bu da gerçekleşti ve bir yıl içinde biriken para ile inşaatlara başlandı.

Korudaki okul ve yurdun iskânı, ruhsatı yoktu, yani namevcuttular.

Yer öngörünüm alanıydı, yıkamıyordunuz. Ancak deprem güçlendirme izni alınabildi.

Yine de eskilerinden çok daha sağlam, sağlıklı ve güzel iki bina iki yıl sonunda ortaya çıktı.

KANKEV’in bir diğer amacı, hem sarayın hem de Kandilli Kız Lisesi’nin bir müzesini oluşturmaktı. Ne yazık ki yer darlığından ancak saraydaki iki küçük bölmede ufak bir anı odası yapılabildi. İleride okulun yüz yıla yaklaşan anılarını içeren bir müze oluşturulması bekleniyor.

26 Şubat’ta tören yapılacak okul, yurt ve anı odasının ülkemize, gençlerimize yararlı olmasını ve bir daha ziyan edilmemek üzere değerinin, verilen emeklerin bilinmesini diliyoruz.

Bu öyküden anlaşılacağı üzere, bir STÖ’nün gayretiyle, kararlılığıyla düşleri aradan 10 yıl da geçse gerçekleşebiliyor. Bir STÖ’nün cebine bir kuruş para girmeden, çeşitli mekanizmaları harekete geçirerekmortaya çıkardığı bu eserde temel öge istek, sevgi, saygı ve umuttur.

Demek oluyor ki, bazı şeyleri çılgınca istemek, hırsla, sabırla çalışmak her zaman olmasa da bazen göle çalınan mayanın tutmasına yol açabiliyor.

Şimdi sıra, eldeki gelirle Kandilli Anadolu Kız Lisesi, Galatasaray, Kabataş ya da İstanbul Erkek Lisesi düzeyine getirerek ülkenin önde gelen en eski lisesi olmaya yönelmektir.

KANKEV’in yüreğini koyduğu saray, okul ve yurt gençlerimize, gelecek kuşaklara armağan olsun.

Prof. Dr. Türkan Saylan: Kandilli Kız Lisesi Eğitim ve Kültür Vakfı (KANKEV) Başkanı

Kaynak: Radikal

One Comment

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir