Yazmalara doyamadığın konu hangisi diye sorsalar, “Türklerin beton sevgisi” derim.

Elimden gelse her gün bunu yazar, söylenirim.

Peki, yazarım da ne olur?

Hiç.

Sevgiler öyle kolay kolay çıkartılıp atılabilir mi kalplerden!

Nitekim hummalı çalışmalar yurdun dört bir yanında sürüp gidiyor.

Nedir sloganımız?

“Beton dökülmemiş bir karış yer kalmasın!”

E, hedefe ulaşmamıza pek bir şey kalmadı.

Direnen birkaç “çağdışı” adam kaldık ki kendi bahçelerimizi kaçırıp koruyamaz hale gelmemiz yakındır.

Zaten su da yok… Vatan haini muamelesi görebilir vallahi bahçesini savunan. Bakmışsınız devlet istimlak etmiş, o hem yürüyen hem beton karıştıran kamyonumsulardan biri kapınıza dayanmış!

Foşşşş…

İşlem tamam!

Geriye konu komşu çay demleyip karşısına geçmek kalıyor. “Vallahi pırıl pırıl oldu.”

* * *

Gönlümüz geniş…

Yalnız betonu değil, plastiği, alüminyumu, mermeri falan da seviyoruz.

Elin adamı da seviyor bunları ama tarzımız farklı.

Şöyle söyleyeyim, hani Allah’ın kullarına akıl, zeká, güzellik, şu bu dağıtması hadisesi var ya… Bize “zevk” ihsan etmeye gelince sıra -belki de başka şeylerden çok bol verdiği için; kurnazlık olsun, kahramanlık olsun mesela- “Zevk de verirsem fazla kaçacak” diye düşündü kanaatimce.

* * *

Bazen yolum betondan, mermerden nasibini almamış, zaten yeri dolayısıyla almaması da gereken bir yere düşüyor. Ben durumdan gayet memnunken, mekánın sahibi mahcup, ellerini ovuşturuyor…

“Daha çok eksiğimiz var.”

Eyvah!

Bir dahaki gidişimde bakıyorum “eksikler”i tamamlamışlar maalesef.

Sevdiğiniz, doğaya, doğala kucak açmış bir-iki kaçış noktası varsa bellediğiniz, dua edin sahiplerinin eli para görmesin!

* * *

Nedenini hepimiz biliyoruz aslında.

Toprak, ağaç, köyü hatırlatıyor.

Çıkıp geldiğimiz yerleri yani.

E, burada da toprak göreceksek, niye geldik, di mi?

Gelirken bütün alıştıklarımızı da beraber getiriyoruz, ancak toprak hariç!

Hem “Beton medeniyettir!”

Döküyoruz köylülüğümüzün üstüne oluyor!

Kolay yani!

* * *

Fakat bütün bunların yanında şöyle de bir meziyetimiz var galiba:

Ruh katmak!

Ne zaman ama?

Bozarken!

Asla düzeltirken değil!

Beyoğlu Belediyesi, Tarlabaşı’nı “yenileme alanı” ilan edip bölgeyi 9 ünlü mimara emanet etmiş.

Hürriyet’in Cumartesi ekinde Tarlabaşı’nın bir şu andaki hali vardı, binadan binaya sallanan çamaşırlarıyla falan, bir de mimarların elinden çıkmış gelecekteki hali…

Evet, binaların canına okumuşuz, dökülüyorlar falan da… Kimse kusura bakmasın, tasarlanmış Tarlabaşı’na tercih ederim.

Korku filmi dekoru gibi olmuş yeni hali. Şahsen esas o zaman geçmeye korkabilirim oralardan.

Bilmiyorum, belki de “bilgisayarın sevimsizliği”dir o görüntüler.

Bakıyorsunuz, her şey yerli yerinde ama bir şey var rahatsız eden… Ruh yok!

Onun için hep korkarım… Bir yeri düzeltmeye kalkıştığımızda “Amanın!” derim, “Gitti ruh!”

Şimdi bekle 150 yıl geçsin ki Tarlabaşı’na ruh gelsin!

Pakize Suda
Kaynak: Hürriyet

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir