Zengin tarihi, folklorik değerleri, kültürel varlığı, dinler arası diyaloğu, hoşgörüsü ve konukseverliği ile bir başkadır Mardin…

Kurban Bayramı’nın bir bölümünü “manevi hemşehrileri” olduğum İzmir’deki Mardinliler Derneği’nin davetlisi olarak; tarih ve kültür hazinesi Mardin’de geçirdim.

Dostlarım ve Mardin’in tanınmış ailelerinden Kemal Altundağ, Çetin Altundağ ve Sebahattin Kavak; bize unutamayacağımız bir ev sahipliği yaptılar, muhteşem bir tarih ve kültür şöleni yaşattılar.

Ayrıca; karşılaştığımız, birlikte bir mekanı paylaştığımız Mardinli hemşehrilerimiz de bizi kucaklayarak bağırlarına bastılar. Kendimizi sevgi dostluk ve konukseverlik ortamında bulduk… Öyle anlar ve olaylar vardır ki sözcüklerle anlatılması zor, yaşaması ise çok keyifli ve unutulmazdır.

Zengin tarihi, mimari özelliği, folklorik değerleri, kültürel varlığı leziz mutfağı, dinler arası diyalogu, hoşgörüsü ve konukseverliği ile Mardin; anlatılması zor, yaşaması ise çok keyifli ve unutulmaz bir kentimiz…

Kilise ve cami yanyana
Sırtını 1083 metre yüksekliğindeki Mazı Dağı’nın yamacına yaslayan, kollarıyla bereketli Mezopotamya Ovası’nı kucaklayan, tabiatın tüm renklerinin kaynaştığı, uygarlıkların kavşak noktası, inançların özgürce yaşandığı ve antik çağın tüm özelliklerini taşıyan Mardin; kültür ve inanç turizminin parlayan yıldızı haline gelmiştir.

İnsanlık tarihinin bütün izlerini taşıyan ve tarihin akışı içinde çeşitli savaşlara sahne olan Mardin’de; ağırlıklı olarak Selçuklu-Artuklu dönemine ait eserler, günümüzde de tüm özelliğini korumaktadır.

Gördüğümüz Mardin’de çeşitli dinler ve mezhepler barış içinde birlikte yaşatılmakta, kilise ile camii yan yana durmakta, çan sesiyle ezan sesi birlikte işitilmektedir.

Mardinli Müslümanlar Ramazan ve Kurban Bayramları’nı kutlarken; Mardinli Süryaniler de paskalya ve Noel bayramlarını kutlamakta, ayinler yapmaktadırlar.

Öte yandan; dini bayramlarda ev ziyaretleri yapılarak Müslümanlar Hıristiyanların, Hıristiyanlar da Müslümanların bayramlarını kutlamaktadırlar.

Dinler arası diyalog ve hoşgörü; aynı zamanda, Mardin’de sosyal barışın ve dayanışmanın da en önemli etkenidir.

Gönlü tok insanlar
Mardin’in halkı da, esnafı da gözü-gönlü tok insanlardır. Her Mardinli, Mardin taşlarından yapılmış, Mezopotamya Ovası’na bakan ve birbirinin görüş alanını kapatmayan seyirlik terasların bütünlediği biblo gibi Mardin Evleri’nde misafir ağırlamaya hazır bekliyorlar.
Mardinli esnaf da çay ikram etmeden müşterisini göndermiyor. Telkari ustalığı Mardin ve Midyat’da önemli bir yer tutmakta, kuyumcu vitrinlerini altın ve gümüş telkariler süslemektedir.

Dara Harabeleri
İnşaatına milattan sonra 505’de başlanan ve 6.yüzyıl Doğu Roma İmparatorluğu’na bağlı büyük ve önemli bir şehir olan Dara Harabeleri de; Mardin yakınlarındaki en büyük ve çok etkileyici bir antik harabedir. İçi bazen tek odalı bazen de çok odalı kaya mezarları ile çevrili antik şehir Dara’da pazar alanları, (agora) sarnıçlar ve kiliseler yer almaktadır.

Zindan olarak adlandırılan, su sarnıcı ve tahıl ambarı olarak da kullanıldığı söylenen kilit sistemi ile büyük taşlardan inşa edilen yeraltındaki bu yapıya taş merdivenlerle inilmekte, büyük sütunlar ve derinlerdeki geniş mekan çok etkileyici olduğu gibi, insanoğlunun yaratma gücünü de ortaya koymaktadır.

Mardin’in hamamları, taş evleri, kalesi, manastırları, kiliseleri ve özellikle de Süryanilerin en önemli dini mekanlarından olan ve üç ayrı inanışa ev sahipliği yapan Deyruülzzafaran Manastırı bir başka değeri ifade etmektedir.

1932’ye kadar Süryani Ortodoks Kilisesi Deyruülzzafaran; Süryanilerin “patrik merkezi” olmuş ve 1932’den sonra “patrik merkezi”, Suriye’nin başkenti Şam’a taşınmıştır.

Kasımiye Medresesi’nde 1400’lü yıllarda tıp eğitimi veriliyormuş
Artuklu Mimarisi’nin en önemli eserlerinden ve Mardin’in sembolü olan Mezopotamya Ovası’na bakan Ulu Camii minaresi ve Kasimiye Medresesi görülmeye değer.

Kasimiye Medresesi’ni Artuklular yapmış, Akkoyunlular da tamamlamıştır. Medresede küçük odacıklar halindeki dersliklerin kapısında verilen dersi simgeleyen bezemelere rastlanmaktadır.

Örneğin; 1400’lü yıllarda Kasimiye Medresesi’nde tıp eğitimi yapıldığına ilişkin bilgiler bulunmaktadır.

Kaynak: Yeni Asır

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir