Hükümetin belediyeleri kapatması yüksek yargıdan dönünce “demokrasi” adına sevindik; yerel yönetimlerin dünyada “demokrasinin kaleleri” sayıldığını anımsatarak ekledik: “Çünkü halkın kendi yönetimlerini seçimle belirlemeleri, toplumsal yaşamda demokrasinin temeli kabul ediliyor…”

Nitekim bir ülkenin “demok- ratiklik düzeyi” belediye adediyle ölçülüyor. Örneğin “Fransa’da 36 bin belediye” varken, bizdeki 3 bin belediyeden 3’te birini kapatmayı öngören kanun ise hazırlayanların ve onaylayanların demok- ratiklik düzeyini de gösteriyor.

Neyse ki şimdi yerel seçimlere “demokrasimizi kurtararak” gidiyoruz. Bunu, parlamentoya ve Çankaya’ya değil de “yargı”ya borçlu olmamızdan ise ders almış görünmüyoruz. Başbakan’ın, “demokrasiyi anımsatan yargı”ya kızması, hukuk tarihine nasıl geçecek; keşke bilebilsek…

Sevinenler de oldu!
Ne var ki kamuoyu bu sürecin “demokrasi boyutu”nu pek de önemsemedi. Belediyelere “güvensizlik” öylesine yaygın ki özellikle “imar rezaletleri”nden ötürü kapanmalarına sevinenler az değil.

Belediyelere sahip çıkarak, “Demokrasinin kalelerini kapatmak yerine yağmayı körükleyen keyfi imar yetkilerini sınırlamak gerekir…” dememize ise aylardır ses veren yok…

Belli ki bu “çözüm” kimsenin işine gelmiyor; çünkü “kapanmayan belediyeler”deki aynı imar keyfiliğinden sadece iktidardakiler değil, muhalefettekiler de memnun görünüyor. Şehirciliği ve toplum yararını hiçe sayan onca imar değişikliği, farklı partilerden meclis üyelerinin “oybirliği”yle yapıldığına göre, sağcısı da solcusu da “rant belediyeciliği”ne teşne…

Kuşkusuz bu değerlendirmeleri hak etmeyen; belediyeyi emlak komisyoncusu gibi görmeyen kent ve demokrasi sevdalısı yerel yöneticilerimiz de var; ancak sorun o “yüz akımız” belediyecilerin azınlıkta kalmaları. Ülkedeki yerel yönetim düzeninin ve siyasal tercihlerin ise hep “çoğunluğu” yaratması…

Bu nedenle bir yandan “kurtulduklarına” demokrasi adına sevinirken; belediyelere karşı “toplumdaki güvensizliği yaratanlar”ın yaptıklarını da tartışmak gerekiyor… İşte iki örnek:

Allianoi’nin başkanı…
İlkel bir baraj projesinde suya gömülmek istenen antik Allianoi, kapatılacak belediyeler arasındaki “Ayaskent” beldesinde…

Belediye yönetimi, tarihin boğulmaması için sürdürülen çalışmalara katılmak yerine, “barajdan yana” militanca tavır aldı. Tarlalara birkaç on yıllığına su sağlanması uğruna, binyılların kültür mirasını korumak isteyen arkeologlarla çatıştı…

Şimdi ise “Bize dokunmayın, antik kente gelen turistlere hizmet veriyoruz” diyorlarmış. Anayasa Mahkemesi de “haklısınız” deyip, Allianoi’nin hatırına kapanmalarını önleyince, Belediye Başkanı İbrahim Özdemir bu “başarı”sıyla(!) yeniden AKP’den aday olmuş..

Belediyeleri kapatma yasası karşısında kamuoyunda gözlenen umursamazlık, işte bu türden “takıyye”lerin de ürünü değil midir?

Esenyurt ve Nâzım
İstanbul’un Esenyurt Belediyesi, herkes biliyor ki Dr. Gürbüz Çapan’ın başkanlığındaki kuruluş ve gelişme döneminde “yoktan var oldu”… İlçe merkezine dönüşmesini de aynı dönemlerde başlatılan “planlı kentleşme”sine borçlu…

Belediyenin 2004’te seçilen AKP’li başkanı Necmi Kadıoğlu ise yine Çapan’ın armağanı olan Nâzım Hikmet Kültür Merkezi’nin adını değiştirmekle kalmamış; ulusal şairimizin heykelini de kaldırtmış. Biraz daha sabretseydi, belki de hükümetin Nâzım’ı yeniden vatandaşımız yapmasından etkilenir, vazgeçerdi!

Şimdi acaba, AKP’nin adayı olurken “partisiyle bile ters düşme”sine “aldıran” olacak mı? Soruya “gülümseyenler” ne kadar haklıysa, bu gibi tutumlar nedeniyle “belediye” denince “dudak büken”ler de o kadar haklılar…

Sözün kısası, “yönetenleri yüzünden” örselemeyelim. Seçimlerde bu “soylu kurumlar”ın tarihsel ve yaşamsal değerini bilerek oy verirsek, demokrasimizi de korumuş oluruz, kentlerimizi de…

Oktay Ekinci
Kaynak: Cumhuriyet

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir