21. Galata Şenliği (04-06 Haziran 2010)

4 Dakika Okuma Süresi

Yer: Galata

Herzaman İstanbul…
21. Galata Şenliği Bildirisi

Son 6-7 yıldır her bir Galata Şenliğine özel bir mesajımız olmasına özen gösteriyoruz. Geçen yıl ki şenliğimizde İstanbul’daki, Beyoğlu’ndaki kentsel dönüşüm projelerine dikkat çekmeye çalışmıştık. 21. Galata Şenliği’ne özel mesajımızda ise 2010 yılında İstanbul’un Avrupa Kültür Başkenti ilan edilmesi süreçlerine ironiyle yaklaşmayı tercih ettik.

21-galata-afis

Doğası, coğrafyası gereği zaten değerli olan İstanbul’a kültürel anlamda değer katan önemli etkenler var. Tarih boyunca, insanların türlü nedenlerle göç etmesi, büyük deprem ve yangınlar İstanbul’un aldığı kültürel form üzerinde çok belirleyici olmuş. Göç ve afetlerin baskılarına rağmen İstanbul, yüzyıllar boyunca estetiğin, zarafetin doruk noktasındaki eserlere sahip olmuş. Doğu Roma’nın ve Osmanlının en gözde mimarları muhteşem eserleriyle İstanbul’u nakşetmişler. Dünyanın en güzel silueti İstanbul’a ait. Cumhuriyetin kurucu kadroları da, yeni dönemin eserlerinde İstanbul’a neyin yakışacağı konusunda duyarlılık göstermeyi başarmışlar. Ne yazık ki, kenti yönetenlerin gösterdikleri zafiyetler ve bundan yararlanmak isteyen uyanıkların rant beklentileri de İstanbul’un son 60 yılına damgasını vurdu.

Canlı bir organizma gibi bin yıllardır değişegelmekte olan, hatta oldukça geniş bir coğrafyanın değişim yönünü belirleyen İstanbul, değişim ya da gelişim sözcüklerinin olumlu anlamlarından sapmalar gösteren bir dönüşüme, başkalaşıma tanıklık etmekte. Uygarlığın gelişimindeki öncü rolünü yitirme riskleriyle karşı karşıya. Farklı kültürleri bir arada barış içinde yaşatabilen, müzikte, mimaride, şiirde, yemek kültüründe yeni sentezler oluşturabilen istanbul’u ara ki bulasın. İstanbul’un insanları daha bir mutsuz, daha bir umutsuz, daha gergin.

Böyle bir süreçte 2010 yılında İstanbul Avrupa Kültür Başkenti ajandasını işletiyoruz, izliyoruz. Gerçekleştirilen etkinliklerin her biri birbirinden değerli. İzleyicisiyle, sanat tüketicisiyle buluştuğunda, değer katan etkinlikler düzenlendiğine dair hiçbir kuşkumuz yok. Ancak, 2020’den 2053’ten geri dönüp 2010 Avrupa Kültür Başkenti İstanbul’a bakılınca ne görülecek? Akılda kalan, tarihe iz bırakan neler yaptık yapıyoruz?

Bugün üzerine ışık tutulan, parlatılan 2010 yılından geriye, diğer yıllardan daha farklı, daha değerli ne bırakıyoruz diye bakmak gerekir. Parlatılan 2010 bir yanda, kaderiyle yüzleşme durumunda olan alelade 2010 diğer yanda. Yaşama dair 2010 yılına sığmayacak sorumluklarımız olduğunu da gözden kaçırmamak gerekir. Bu sorumluluklarımız parlatılmayan, türlü olumlu, olumsuz özellikleriyle diğer yıllara benzeyen 2010 yılında da sürüyor. İstanbul’da binlerce yıldır süren, 2009’da da yaşanan, 2011’de ve devamında sürecek olan yaşamın 365 günlük öylesine bir kesiti olan 2010 yılında, ne yazık ki yeterince, hak ettiğince mutlu değil İstanbul. Yönetiminde bilim egemen değil. Yeterince güvenli değil. Yetersiz yeşil alanları yeni otoyolların, yeni yapılaşmaların tehdidi altında. Film festivali yapacak sinema salonları kapatılmış. Çocukların kendi mahallelerinde gidecekleri kaliteli eğitim verecek okulları yok.

Kentin bu yoksunlukların içinde gerçekleştirdiğimiz 21. Galata Şenliğini bin yıllardır var olan ve olacak olan İstanbul’a adıyoruz.
Olumsuzlukları daha fazla sıralamak gereksiz, karamsarlığa kapılmak yersiz.

Biliyoruz ki, yolumuz bilimle aydınlanacak. Umutlarımız sanatla beslenecek. Şimdi geleceğe umutla bakmamıza katkı sağlayacak şenliğimizi başlatmanın zamanı.

Şimdi şenlik zamanı… Ve her zaman İstanbul…

Program:

21-galata-afis

1 Yorum

  1. Yılmaz Kuyumcu

    Galata Şenliğinin bu yıl yirmibirincisi vardı.
    16 yıl ve semti değiştiren tam 21 şenlik.
    Bir mimarlar odası projesi olarak 16 yıl önce 14 kişinin katılımı ile önce yağmurlu sonunda karla biten bir kültür maratonu olarak başlamıştı. Şimdi sadece tek bir etkinliğinin enstrüman çalanları sayısı bile daha fazla.
    Galata derneğinin olağanüstü emekleri ve fedakarlıkları karşılıklarını vermeye çoktan başlamış Galata’da.
    Çok farklı kesimlerden insanlar büyük bir hızla Galata’da kentsel dönüşümü gerçekleştirmeye başlamışlar.
    İzbelikler hızla dönüşmekte. Harabelerden güzel yapılar, izbe imalathanelerden ise yüksek nitelikli kültürel etkinliklerin düzenlendiği yeni etkinlik alanları yükselmeye başlamış. Galata şenliği ise başlangıçtaki ruhunu daha da güçlendirmiş bu aradan geçen yıllarda bunun sonucunda da çok üst düzey bir kültür etkinliğini çok sade günlük hayatın bir parçası olarak gördük ve yaşadık bu üç gün içinde. Sanat etkinliklerinden hangisini sayayım.
    Kendimizi defalarca sahnelerin önünde büyülenmiş bulduk. Bir ritm topluluğunun yağmurdan ötürü yarım kalan konserinde aynı anda çalan, yavaşça çalan kırk davulun nasıl bir büyülü ortam oluşturduğunu gördük. Görmeseydik de inanmazdık. Tıpkı bir saksafonla kendi sesiyle düet yapan genç kızımızı seyrederken yaşadıklarımız gibiydi. Dansın, ebru’nun, seramiğin, kağıdın uzak ve zor bir sanat değil sokağımızın köşesindeki komşumuz olduğunu gördük. Benim kişisel olarak en sevdiğim durum da tam olarak bu. Kültürü sanatı bir farklılaşma aracı olarak değil, günlük hayatın bir parçası olarak günlük hayatımıza katmak, tadını çıkartmak.
    Kültürü sanatı yaşantımıza kattığımız oranda çağdaş aklı da katacağımız en güzel bu etkinlikte anlaşılmakta.
    Tüm Galata Derneğine ve destek olanlara bize yaşattıkları bu üç olağan üstü gün için çok teşekkür ederim.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir