BİR HIFZISSIHHA ENSTİTÜSÜ VARDI… |
Ana Sayfa Bağlantılar Biz Kimiz İletişim Mimar İş İlanları
ANA SAYFA
BİR HIFZISSIHHA ENSTİTÜSÜ VARDI…
Share 12 Nisan 2020

Şu anda ülkemizde ve bütün dünyada COVİ-19  salgını hayatı durdurdu, salgına yakalananların bir bölümü sağlık kuruluşlarında  tedavi edilmeye çalışılıyor ve maalesef  bir çok kayıp yaşanıyor. Bu tür salgınlar için halk sağlığını korumak maksatlı ulusal sağlık kurumu olarak düşünülmüş olan Hıfzıssıhha bugün artık yok.

 

Ama Hıfzıssıhha’nın bir tarihi var. Nasıl gerek duyuldu, nasıl kuruldu, yapısı ve mimarisi, neler yaptı, halk sağlığına nasıl katkı verdi ve niye kapatıldı. Bu dosyada Hıfzıssıhha Enstitüsünü ele alacağız.  1928 yılında halk sağlığının korunması amacıyla kurulan, aşı üretiminde örnek kuruluş ve aynı zamanda Cumhuriyetin mimari mirası olan Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü, 2011 yılında 663 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile kapatılmıştır. Belki de bugün çok aradığımız bu kurumu tartışmamız yerinde olacaktır.

 

 

 

 

Cumhuriyet Kuruluyor
1912 yılından başlayan ve üst üste gelen felâketlerden sonra, “TÜRKiYE CUMHURiYETi”nin kurulmasıyla insanlarımız mutlu sona ulaşır. Ancak ülke nüfusunun %80’i gibi büyük bir oranda insanımız, verem, sıtma ve trahomun pençesinde kıvranmaktadır. Trahom mücadelesi yapacak hekim bulmakta sıkıntı çekilmektedir. Refik Saydam mücadeleye katılacak hekimlere 750 lira maaş verecektir. Bu durum ülkemizin birinci derecede halledilmesi gerekli meselesidir.

 

 


Devletimizi idare eden Başbakanlığın, ihtiyacı karşılayacak büyüklükte bir binası yoktur. Devletimizi kuran Ordumuzun da henüz Genel Kurmay Başkanlığı binası yoktur. İşte bu şartlar altında, Ankara’nın en büyük binaları olan hizmet binalarımızın inşaatlarına 1927 yılı Nisan ayında başlanır.

 

Hıfzıssıhha Müessesesinin kurulması ile ilgili kanun teklifi, 17 şubat 1927 tarihinde Başbakanlıktan, Meclis Başkanlığına sevk edilir.
Hıfzıssıhha’nın misyonu
Kuruluş gerekçesinde; “Filhakika bütün asrî tesisatıyle techiz edilecek olan bu müessese, her nevi aşı ve serumları ve bir çok hayati müstehzaratı istihsal edeceği gibi memlekete haricden idhal edilen mümasil müstehzaratı kontrol etmek ve bundan başka bütün mevaddi gıdaiyenin (gıda maddeleri) tahlilâtını icra eylemek ile de mükelleftir” denilerek, Başkanlığımızın görev konularının sınırları belirlenmiştir.

 

 

Dr. Refik Saydam’ın 11 Nisan 1927 tarihinde, Millet Meclisi’nde, Bakanlık bütçesi için yaptığı konuşmada:
”Hey’et-i Celilenizden aldığımız müsâade üzerine, Ankara’da büyük bir hıfzıssıhha müessesesi yapılacaktır. Bütün bu teşkilâtı vücuda getirdikten sonra, tekmil (bütün) memlekette mevcut etibbayı (doktorları) aledderecât (ihtisas alanlarında) hıfzıssıhha müessesesinde ictimâi tedrisâta (toplu eğitim) tâbi tutarak halk, hayat ve sıhhatı hakkında bilhassa insanların hastalanmaması içün lâzım gelen tedrisatı kendilerine vermeğe başlayacağız. Bu sene zarfında inşaatına başlayacağız” demektedir.

 

Dr. Refik Saydam: Hıfzıssıhha’nın Mimarı

 

Bu arada Hıfzıssıhha’nın kurucusunu kısaca tanımaya çalışalım: Dr. Refik SAYDAM, Eylül 1881’de İstanbul Fatih’te doğmuştur. Kuleli Askerî Tıp Lisesi’ni bitirdikten sonra girdiği Asker-i Tıbbiye’yi bitirerek 1905 yılında doktor olmuştur. 1910 yılında Almanya’ya eğitime gönderilen 14 personel arasında Dr. Refik Bey de vardır. 1912 yılında Balkan Savaşı devam ederken bu ekip geri çağrılmıştır. 1913 yılında Sahra Sıhhiye Müfettişi Yardımcısı olarak Süleyman Numan Paşa’nın yanında çalışmaya başlar. 1919’da Atatürk Samsun’a çıkarken O’nun ekibinde sağlık başkan yardımcısı olarak yer alır. İlk meclise Doğubeyazıt mebusu olarak giren Dr. Refik Saydam, 1925 yılına kadar değişik aralıklarla Sıhhiye ve Muavenet-i İctimaiyye Vekili olarak görev yapar. Dr. Refik Saydam 4 Mart 1925’de 5. defa Sıhhıye ve Muavenet-i İctimâiyye Vekili olunca, daha önce hükümet değişiklikleri sebebiyle ele alamadığı sağlık hizmetlerini köklü ve planlı bir şekilde ele alır. Kendi el yazısı ile Bakanlık çalışma Programının ana hatlarını şöyle tesbit etmiştir:

 

1. Devletin sağlık teşkilatını kurmak,
2. Fazla sayıda hekim yetiştirmek,
3. Numune hastaneleri açmak,
4. Ebe ve Sağlık Memuru yetiştirmek,
5. Verem sanatoryumu açmak,
6. Sıtma, frengi, trahom ve diğer sosyal hastalıklarla mücadele etmek,
7. Sağlık ve Sosyal Yardım Teşkilâtını köylere kadar götürmek,
9. Sağlık ve sosyal kanunları çıkarmak,
9.Merkez Hıfzıssıhha Müessesesini ve Hıfzıssıhha Okulunu kurmak,
Bu konuların her biri başlı başına gayret gerektirecek, yılları alacak, sabır, cesaret ve fedakârlık isteyecek çalışmaları gerektirmektedir. Bu özelliklere sahip olduğunu zamanla gösteren Dr. Refik Saydam, kendi eliyle çizdiği bu programı, çeşitli yokluklar içinde uygular.
1923’ün Devlet Sağlık Teşkilatı, Merkezde; 3 daire (Sağlık Dairesi, Sicil Dairesi, Muhasebe ve Evrak kalemi) taşrada; sağlık müdürlükleri, hükümet, belediye ve karantina tabiplikleri ile küçük sıhhiye memurluklarından ibaret idi.

 

 

Eldeki personel kadrosu: 554 hekim, 560 sağlık memuru, 136 ebe,
69 hastabakıcı hemşire 4 eczacı şeklindedir.

 

Bu da personel kadrosu ile teşkilâtı genişletmek, salgın hastalıklarla mücadele etmek, hizmeti köylere kadar götürmek imkansızdır.
Dr. Refik Saydam, teşkilâtlanmada en önemli meselenin personel yetiştirilmesi, dengeli dağılımı ve bütçe imkanlarının arttırılması olduğunu bilmektedir. Bu sebeple, 1923 yılında mecburi hizmet kanunu çıkarırken bir yandan da 1924 yılında tıp öğrenimini özendirmek ve maddi imkanları yetersiz yurt çocuklarına okuma fırsatı yaratmak için Leylî Tıb Talebe Yurdunu (Yatılı Tıp Öğrenci Yurdu) açtırır. 1942 yılında, bu yurdun öğrenci kapasitesi 1000’i bulur. Hekim sayısını çoğaltmak için ikinci bir tıp fakültesinin Ankara’da kurulması girişiminde bulunur. Bu girişimi, ölümünden sonra 1945’de gerçekleşir.
1925-37 tarihleri arasında Türkiye Cumhuriyeti’nin sağlık bakanlığını yapan Dr. Refik Saydam, bu süre zarfında bir yandan da Kızılay Genel Başkanlığını yürütür. 1929 yılında bakanlık müsteşarı Dr. İsmail Asım ARAR ile 3 ay süre ile ABD’de sağlık hizmetleriyle ilgili araştırma yapar. Bu arada Rockefeller fonu yetkilileri yaptığı görüşme sonucu halk sağlığı konusunda her yıl iki kişiye yurt dışı eğitim bursu imkanı sağlamıştır.

 

1937 yılında Sağlık Bakanlığından ayrılır. Dr. Refik Saydam, 1920 yılı Mayıs ayında Hacı Bayram semtinde iki katlı bir konakta faaliyet göstermekte olan bakanlığımızı o zamanlar yeni gelişmekte olan Yenişehir bölgesine taşıyarak bugünkü şekline kavuşmasını sağlayan kişidir. Refik Saydam’ın düşüncesinde Tıp Fakültesi, Hıfzıssıhha ve Numune Hastanesi’nin coğrafî olarak birbirine yakın olması ve bu bölgenin Sıhhiye kampüsü olarak teşekkülü yatmaktadır ve bunun büyük kısmını hayatta iken gerçekleştirmiştir. 1939-42 tarihlerinde ülkemizi başbakanlık makamında idare etmiş mümtaz bir şahsiyet olan Refik Saydam aynı zamanda halen sağlık sektöründe yürürlükte olan mevzuatlarımızın tamamına yakınını hazırlayan kişidir. Hıfzıssıhha’nın kurulduğu tarihte ülkemiz bir dünya savaşı ve kurtuluş savaşından yeni çıkmış, kendini toparlamaya çalışan yeni bir Cumhuriyettir. İnsanları ‘fakr-u zaruret içinde, harap ve bitap düşmüştür’. Bu zor şartlar altında, Dr. Refik Saydam, geceli gündüzlü, bitmek bilmez bir enerjiyle çalışarak insanlarımızın sağlığını iyileştirmek için inanılmaz çalışmalara imza atmıştır. Bugün Hıfzıssıhha bütün birimleriyle varlığını bu değerli şahsiyete borçludur.
78. yıldönümünü kutladığımız Hıfzıssıhha’mızın kurucusu Dr. Refik SAYDAM, ikinci dünya savaşı yıllarında İstanbul’un problemlerini çözmek için yakından incelemeler yapmak üzere 3 Temmuz 1942 günü İstanbul’a gitmiş, bu yoğun tempo içerisinde 7 Temmuz’u 8 Temmuz’a bağlayan gece, geçirdiği bir kalp krizi sonucu hayata gözlerini yummuştur. Yapılan bir devlet töreninin ardından aziz naaşı Ankara’ya getirilmiş, 10 Temmuz günü Cebeci Asrî Mezarlığındaki ebedî istirahatgâhına nakledilmiştir.

 

 

Hıfzıssıhha Kuruluyor

 

 

Yenişehir ile Dikimevi arası boştur ve yüksek okullar için planlanmıştır. Müessese de bu araya kurulacaktır. 30 Nisan 1927’de inşaat başlar.

 


Bugünkü Başkanlık (Aşı ve Serum Enstitüsü), Okul, Lojman, Fenni Ahırlar ve Numune Hastanesi’nin mimari planlarını hazırlamak ve kontrol hizmetlerini yerine getirmek üzere Viyana’dan Mimar Robert Örley bir kararname ile davet edilir… İnşaatı, Viyana-Avusturya firması olan Redlich ve Berger Kardeşler yapmıştır. Aynı firma, Sağlık Bakanlığı ve Numune Hastanesi inşaatlarını da yapmıştır.
27 Mayıs 1928 günü, resmî gazetede yayınlanan 1267 sayılı kanunla merkez Hıfzıssıhha Müessesesi kurulur.

 

Bu yıllarda ülkemizde bir tane Tıp Fakültesi vardı. O da, İstanbul Tıp Fakültesi’dir. Hekim sayısı yeterli değildir. Bunun için ikinci bir Tıp Fakültesine acil ihtiyaç vardır. Bunun için en uygun yer Ankara’dır. Ankara’nın da kendine has sıkıntıları mevcuttur. Her şeyden önce alt yapı hazır değildir. Tıp fakültesine geçiş için Hıfzıssıhha Mektebi bir ara dönem olacaktır. Uzun süren bir çalışmanın sonunda (1924- 1945) Tıp Fakültesi açılır. Temel Tıp Bilimleri, Hıfzıssıhha Mektebinde verilir. Tıp Fakültesi 1953 yılında Cebeci kampüsüne taşınıncaya kadar, Dekanlık Ord. Prof. Dr. Abdülkadir NOYAN Paşa’nın idaresi altında, yine Hıfzıssıhha Mektebinde faaliyet gösterir.
Hatta Tıp Fakültesinin projesi, demiryolu üstünden geçen bir köprü ile Hıfzıssıhha Mektebine bağlanmıştır.

 

Tıp Fakültesi, 1953 yılında Cebeci Kampüsüne geçinceye kadar bu faaliyet devam eder.
Hıfzıssıhha Mektebi, asıl hedef olarak Bakanlığımızın akademisi olmak düşüncesi ile kurulmuştur. Geçen yıllar itibarı ile bir takım gayretler hep sonuçsuz kalmıştır.

 

1929 yılında Dr.Mustafa Hilmi, Ankara Bakteriyolojihanesi müdürlüğüne tayin olur. İstanbul ve Sivas Bakteriyolojihaneleri Hıfzıssıhha Müessesesine nakledilir

 

1934 yılında, İstanbul’da faaliyet gösteren Çiçek Aşısı Müessesesi de Müessese bünyesine katılır.
1935 yılında hazırlanan bir kararname ile personelin özlük hakları yeniden düzenlenir. Enstitü Müdürü, T.C. vatandaşı olmak kaydı ile 600 lira, Hıfzıssıhha Mütehassısları 300 lira almaya başlayacaktır. Yabancıları aldığı ücretler çok daha astronomiktir. Meselâ, Kimyahanenin müdürü olan Scheller yaklaşık 1200 lira almakta idi. Bu tarihlerde Bakanlığımız müsteşarının maaşı 125 liradır. Bakteriyolojihane Dr. Mustafa Hilmi Sağun, Farmakodinami Prof. Dr. Paul Pulewka idaresindedir.

 

Hıfzısıhha Müessesesi’nin faaliyette olduğu 1936 yılında, aşı-serum enstitüsünün birim amirleri şöyledir:

1-Dr. Talat Özüm Başkanlığındaki Kontrol Bölümü
2- Veteriner Dr. Sait Bilâl Golem : İmmunizasyon Bölümünün Şefliğini yapmıştır. Burada çeşitli hayvanlar immunize edilerek difteri; menenjit, kızıl, tularemi, tetanoz, gazlı gangren, kuduz, akrep, serumlarıyla, tifo paratifo A ve B, dizanteri aglutinan serumları ve kan gruplarında özgül faktör serumları elde edilmektedir.
3 – Serum Bölümünün şefi Dr. Feridun Nafiz Uzluk’tur.
4 – Dr. Nihat Kızılay, Aşı Bölümünün şefidir Difteri, tetanoz, tifo, kolera, veba, menengokok, tifüs aşılarını hazırlamaktadır.
5- Dr. Niyazi Erzin’in şefi olduğu çiçek bölümü ise, çiçek aşısını üretmektedir.
6 – Dr. Abdülkadir Çilesiz Kuduz Bölümünde, Semple ve F. Hokyes metodlarıyle kuduz, ayrıca BCG aşısını da yapmaktadır.
7 – Dr. Ali Mustafa Menteşoğlu Antijen ve Besiyerleri Bölümünde, bütün besiyerleri, difteri, tetanoz anatoksinleri ile kızıl toksini, ayrıca tüberkülin hazırlanmakta ve Müessesenin genel sterilizasyon işlemi yapılmaktadır.

Kaynak: http://www.haber7.com

 

HIFZISIHA ENSTİTÜSÜ

 

Rockefeller Vakfının yardımıyla meydana getirilen bu kuruluş modern cihazlarıyla ilk dönemin sağlık hizmetleri alanındaki önemli girişimlerindendir. Başlandığı 1928 yılında kimya, bakteriyoloji, immünobiyoloji ve farmakodinami olmak üzere dört şubeden oluşuyordu ve çalışanların sayısı sınırlıydı.

İlk yapılan ve Theodor Jost’un tasarımı olan bakteriyoloji-kimyahane (aşı üretim) binası, sonra inşa edilen Robert Oerley’in projelendirdiği Hıfzıssıhha Okulu ve T biçimli Merkez bina (serum müessesesi) büyük bir orta avlunun üç yanına yerleşmişlerdir. Merkez binanın arkasındaki on altı daireli lojman binası ile aşı üretim merkezinin arkasındaki ahırlar da Oerley tarafından tasarlanmışlar ve aynı yıllar içinde gerçekleştirilmişlerdir.

Ana girişin solundaki aşı üretim merkezi 1927-29 yılları arasında inşa edilmiştir. Simetrik düzende arkada prizmatik, önde yarım silindir biçimli uzantılarıyla üç katlı bir blok, ikişer katlı yan kollarla gene aynı yükseklikteki iki uç kütle ile eklemlenmişlerdir. Girişin bulunduğu orta kütle yarım daire kesitli uzantısı ve aynı çembersel biçimi izleyen merdivenleriyle o yılların bir özelliğini yansıtmaktadır. İlginç tasarımlı demir kapının üstündeki enstitüyü simgeleyen yüksek kabartma kadın atlet figüründe, 1930’lardaki heykel sanatının kaba yalın çizgileri gözlenmektedir. Beyaz renkli ortak bordürlerle birleştirilerek şerit görünümü verilen pencereler ve yanlardaki kütlelerin üst sıra pencerelerinin gölgeliği ile gri serpme sıvalı yüzeyler, dönemin kalıplaşmış diğer özellikleri arasındadır. Pencerelerdeki süreklilik, silindiri de yanlarda sarmaktadır. Bordürler yan kanatlarda yatay etkiyi güçlendirmektedir.

1929-32 yılları arasındaki ikinci aşamada gerçekleştirilen enstitünün diğer iki yapısı ile yakındaki profesörler lojmanının çatıları üçgen ışıklıklarıyla kiremitli eğimli çatılar oldukları halde, farklı bir üslûp sergileyen ilk binanın öndeki uzantı dışında kütlelerini örten az eğimli çatı, yükseltilen duvarların arkasında gizlenmiştir.

 

Hıfzısıhha Mektebi, parselin batısında, Adnan Saygun Caddesi’ne paralel biçimde konumlanır. E biçimli kütlesi olan yapı, bodrum ile birlikte üç katlı, orta eksenin vurgulandığı simetrik bir düzenlemeye sahiptir. Kiremit kaplı kırma çatı ile örtülü yapının zemin katında derslikler ve bürolar ile konferans salonu, birinci katında laboratuvarlar ve diğer bürolar yer almaktadır. Bodrum katta ise ısıtma ve özgününde hayvan gözleme merkezleri olarak kullanılan mekânlar bulunur. Yapıya, simetri ekseninde yer alan doğusundaki girişten ulaşılmaktadır. Zemin katta, ortasında sekizgen kesitli dört sütunun bulunduğu giriş holü, U biçimli bir koridor ve bunun etrafına yerleştirilmiş olan mekânlar, ayrıca orta eksende zeminden daha alt seviyede sekizgen biçimli konferans salonu yer alır. Yapının avluya bakan ön cephesinde, planındaki simetrik düzenleme sürdürülmüştür. Simetri ekseninde yer alan girişin bulunduğu bölüm iki kat boyunca geri çekilerek bu bölüme üç kapı yerleştirilmiştir. Bu bölümün önünde, sekizgenin bir parçası görünümünde olan geniş basamaklar yer alır. Girişin üzerine ise geniş bir balkon yerleştirilmiştir. Cepheler, kalın bir saçak kornişi ile sonlanır. Kiremit kaplı kırma çatıda üçgen pencereler yer almaktadır. Yapının bodrum katı bosajlı kesme taş, diğer bölümleri ise dönemin yaygın anlayışına uygun olarak edelputz sıva ile kaplanmıştır.

 

 

Kaynak: Goethe-Institut Ankara

 

 

 

Hıfzıssıhha Enstitüsü Kimyahane ve Bakteriyoloji Binası’ndan Sağlık Müzesi ve Kütüphanesi’ne*

Mehmet Emin Yılmaz, Y. Mimar, Restorasyon Uzmanı
Hasan Fevzi Çügen, Mimar

 

Ankara’nın Sıhhiye semtinde bulunan Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi Başkanlığı’na ait eski yapılar, Cumhuriyet döneminin ilk sağlık yapılarıdır. (Resim 1) Günümüzde “D Blok” olarak adlandırılan iki katlı yapı, Hıfzıssıhha müessesesinin ilk binası olan eski “Kimyâhane ve Bakteriyoloji” (1) binasıdır. Avusturyalı mimar Theodor Jost tarafından tasarlanan yapı, 1928-30 yılları arasında Redlich und Berger firması tarafından inşa edilmiştir. (Resim 2)

Hıfzıssıhha Müessesesi, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk sağlık bakanı olan İbrahim Refik Saydam (1881-1942) tarafından (Resim 3), 1924 yılında Sivas ve Ankara’da kurulan kimyahanelerin birleştirilmesi ve 17 Mayıs 1928 gün ve 1267 sayılı yasa taslağıyla “Merkez Hıfzısıhha Enstitüsü” adıyla kurulmuştur.

Enstitünün ilk kadrosu, 14 uzman ile 40 yardımcı personelden oluşmaktaydı. Kimyahane ve Bakteriyoloji Binası’nın yapılması tartışılırken TBMM’deki konuşmalarında Refik Saydam ileriyi görerek şöyle demiştir: “İşte ben bu imânla üzerime aldığım vazifeyi yürütmeye çalıştım ve çalışıyorum. Kurduğum tesisleri göze büyüterek ‘acaba Refik Bey bu binalarda cirit mi oynatacak?’ diyenler oluyor. Hâlbuki ben, yakın bir gelecekte bu tesislerin ihtiyaca kifayet vermeyeceğine inanıyorum.” (2) Kimyahane ve Bakteriyoloji Binası’nın yapımından sadece iki yıl sonra enstitüye iki yapı daha  (Hıfzıssıhha Okulu ve Serum Müessesesi) eklenmiştir. (Resim 4)

 

 

 

 

 

Amerikan Rockefeller Vakfı’nın yardımıyla meydana getirilen Hıfzıssıhha Enstitüsü, modern cihazlarıyla ilk dönemin sağlık hizmetleri alanındaki önemli girişimlerindendir. Başlandığı 1928 yılında “Kimya”, “Bakteriyoloji”,” İmmünabiyoloji” ve “Farmakodinami “olmak üzere dört şubeden oluşuyordu ve çalışanların sayısı sınırlıydı. (Resim 5, 6) İlk yapılan ve Theodor Jost’un tasarımı olan Bakteriyoloji Kimyâhane (Aşı Üretim) Binası, sonra inşa edilen Robert Oerley’in projelendirdiği Hıfzıssıhha Okulu ve T biçimli Merkez Bina (Serum Müessesesi) büyük bir orta avlunun üç yanına yerleşmişlerdir. Merkez Bina’nın arkasındaki 16 daireli lojman ile Aşı Üretim Merkezi’nin arkasındaki ahırlar da Oerley tarafından tasarlanmış ve aynı yıllar içinde gerçekleştirilmiştir. (Resim 7)

 

 

 

 

Kimyahane ve Bakteriyoloji Binası

Kimyahane ve Bakteriyoloji Binası, simetrik düzende arkada prizmatik, önde yarım silindir biçimli uzantılarıyla, 3 katlı bir blok ve 2’şer katlı yan kollar ile yine aynı yükseklikteki iki, üç kütle ile eklemlenmiştir. Girişin bulunduğu orta kütle, yarım daire kesitli uzantısı ve aynı çembersel biçimi izleyen merdivenleri ile o yılların bir özelliğini yansıtmaktadır.

İlginç tasarımlı demir kapının (Resim 8) üstünde, enstitüyü simgeleyen yüksek kabartma kadın atlet figüründe, 1930’lardaki heykel sanatının kaba yalın çizgileri gözlenmektedir. Beyaz renkli ortak bordürlerle birleştirilerek şerit görünümü verilen pencereler, yanlardaki kütlelerin üst sıra pencerelerinin gölgeliği ile gri serpme sıvalı yüzeyler, dönemin kalıplaşmış diğer özellikleri arasındadır. 1929–32 yılları arasındaki ikinci etapta gerçekleştirilen enstitünün diğer iki yapısı ile yakındaki Profesörler Lojmanı’nın çatıları, üçgen ışıklıkları ile kiremit kaplı eğimli çatılar oldukları halde, farklı bir üslup sergileyen ilk binanın öndeki uzantısı dışındaki kütlelerini örten az eğimli çatı, yükseltilen duvarların arkasında gizlenmiştir. (3)

Theodor Jost tarafından tasarlanan Hıfzısıhha Enstitüsü Bakteriyoloji Binası’nı “iki kollu ve art deco tarzı tek katlı bir yapı” olarak tanımlayan Nicolai, orta bölümde, kapı üzerindeki dışbükey duvarda bulunan, sağlığı Yunan Mitolojisi’nde Asklepios’un kızı olarak bilinen tanrıça (4) Hygenia (Sağlık) adlı kabartmanın, Avusturyalı heykeltraş Wilhelm Frass’a ait olduğunu belirtir. (5) Heykelin sol alt köşesinde “1927 W. FRASS” yazılıdır. (Resim 9)

 

Mimarlık okullarında yayılan ve Oerley’in aktardığı bir söylenti espriye göre de, “Yapının nasıl görüneceğine, duruşunun nasıl olacağına, mimari nesnenin moda ile şakanın biraraya gelişi olduğuna inanan Viyanalı genç mimar Theodor Jost karar vermiştir!” (6) Bina 47,80 metre eninde, 53,31 metre boyunda, girişini batıdan alacak biçimde, Hıfzıssıhha Yerleşkesi’nde sonradan Oerley tarafından oluşturulacak avluyu tanımlamaktadır. Plan düzenlemesine göre yarı gömük bodrumda yer alan laboratuarlar, dışarıdan izlenilebilen geçirgen ara bölmelerle ayrılmışlardır. İleri denebilecek bir anlayışın ürünü olan bu düzenlemenin yanı sıra ilk kez bu yapıda üzerinde “C. Leins & Co.-Stuttgart” damgası göze çarpan yerleşik stor güneşlikler bulunmaktadır. (7)

 

Yapının girişindeki dışbükey duvarda bulunan tanrıça Hygenia (Sağlık) kabartması, bu binadaki gibi kabartma şeklinde ya da heykel olarak Avrupa’da da kullanılmıştır. (Resim 10) Kabartma olarak Hollanda Groningen Hijyen Laboratuarı’nda (Laboratorium voor Hygiene 1883), Hıfzıssıhha Binası’nda olduğu gibi giriş kapısının üstünde yer almaktadır. Ayrıca Almanya Hamburg Borse’de ve İskoçya Edinburg’da da heykel olarak kullanılmıştır.

 

Eski Kimyahane ve Bakteriyoloji Binası, simetrik plan şemasına sahiptir. (Resim 11-13) Yapının ana giriş eksenine dik olarak kuzey-güney doğrultusunda yerleştirilmiş büyük koridorlar, yüksek tavanlı laboratuarlarla sonlanır. Koridorların her iki yanında da personel odaları ve küçük laboratuarlar yer alır. (Resim 14a-d)

Bodrum katta, “difteri ve bakteri aşıları” hazırlama ve araştırma laboratuarları ile bunların gerekli teçhizatının yer aldığı mekânlar bulunmaktadır. Giriş katta, “boğmaca aşısı” hazırlama laboratuarı ile diğer laboratuarlar ve ofisler yer almaktadır. Yapının arka cephesinde, giriş eksenine paralel konumlanan 2 katlı kütlede ise bilgisayar odası ve konferans salonu bulunmaktadır. Binanın girişindeki dairesel kütlede ise tavan yüksekliği nispeten daha alçak ofis mekânları yer alır. Bodrumdaki laboratuar katının altında, tâli merdivenle ulaşılan tesisat odası ve doğrudan dışarıya kaçışı bulunan sığınak bulunmaktadır. Çatının en üst kotunda ise rüzgâr yönünü gösteren iki demir kule yer alır. Yapının ana girişindeki demir kapının dışındaki diğer tüm kapılar ahşap doğramadan imal edilmiştir. Büyük laboratuar girişindeki kapılar çift kanatlı, diğerleri ise tek kanatlı olmak üzere iki tip kapı görülür. Mekânın işlevine göre bazı kapılarda ahşap doğramayla beraber cam da kullanılmıştır. Yapıdaki pencere boyutları, mekânların tavan yükseklikleriyle doğru orantılıdır. Zemin kattaki büyük laboratuarların pencereleri 2,15 x 2,95 metre ölçülerindeyken, zemin kattaki diğer mekânların pencereleri 1,30 x 1,90 metre ölçülerindedir. Bodrum kattaki pencerelerin genişlikleri üst kattakilerle aynı olmasına rağmen yükseklikleri 1,40 metredir. Pencerelerde demir konstrüksiyonlu ahşap storlar bulunmaktadır.

Binanın yapımında kullanılan ana malzemeler tuğla ve betondur. Cumhuriyet dönemi yapılarının çoğunda olduğu gibi, bu yapı da betonarme asmolen döşemeler ve klasik ateş tuğlasından yapılan taşıyıcı duvarlarla oluşan karma bir taşıyıcı sisteme sahiptir. Doğu batı aksındaki büyük holde alt katın da ışık alması amacıyla, döşemede cam tuğla kullanılmıştır. Kapı ve pencere doğramaları ile storlar ahşaptır. Laboratuarlardaki tezgâhlarda demir ve seramik kaplama kullanılmıştır. Yapının özgün halinde teras olan çatıya yakın zamanda ahşap konstrüksiyonlu Marsilya tipi kiremit kaplamalı çatı eklenmiştir.

Türkiye’de Sağlık Müzeleri

Türkiye’de örnekleri çok az olan sağlık müzelerinin ilki Ankara Gençlik Parkı’nda (1960’lı yıllarda) faaliyete geçmiştir. (8) Kayseri Gevher Nesibe Darüşşifası ve Medresesi 1982 yılında Tıp Tarihi Müzesi olarak onarılmıştır. Günümüzde ise Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yapının Tıp Tarihi ve Vakıf Müzesiolarak yeniden düzenlenmesi planlanmaktadır. (9) 1997 yılında Edirne’deki Sultan II. Bayezid Külliyesi’nin Darüşşifa bölümü onarılarak müzeye dönüştürülmüştür. 16. yüzyılın tedavi yöntemlerinin anlatıldığı sergi mekânları, geçmişi zengin bir görsel anlatımla günümüze taşımaktadır. Edirne Sağlık Müzesi, Avrupa Konseyi 2004 Yılı Avrupa Müze Ödülü’nü almıştır. (10) Edirne’deki II. Beyazıt Külliyesi Sağlık Müzesi’nden sonra Türkiye’nin ikinci sağlık müzesi, Bursa Sağlık Müzesi’dir. Ali Osman Sönmez Onkoloji Hastanesi bünyesinde 2006 yılında ziyarete açılmıştır. Müzede, şehirdeki hekimler, İl Sağlık Müdürlüğü ve Bursa Kent Müzesi’nden elde edilen tıbbi cihaz ve malzemeler sergilenmektedir. (11)

Hıfzıssıhha Enstitüsü Sağlık Müzesi ve Kütüphanesi

Hıfzıssıhha Enstitüsü’nün Kimyâhane ve Bakteriyoloji Binası, son yıllarda (özellikle) bodrum katının kullanılmamasından dolayı büyük bir depo halindedir. Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi Başkanlığı tarafından yapının, Cumhuriyetin kuruluşundan günümüze kadar geçen süreçteki sağlık çalışmalarını sergileyen bir Sağlık Müzesi ve sağlık alanında akademik bir kurum kütüphanesine dönüştürülmesi kararlaştırılmış ve bu doğrultuda eserin koruma ve onarım projeleri hazırlanmıştır. (Resim 15-23)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yapının giriş katı müze ve sergi mekânları, bodrum katı da kütüphane ve yayın bölümü olarak planlanmıştır. Farklı büyüklüklerdeki teşhir salonlarında seyyar ve sabit vitrinler tasarlanarak, 1928’den günümüze Cumhuriyet dönemindeki sağlık alanında kullanılan her türlü objenin müzede sergilenmesi planlanmıştır. Zemin katın kuzeydoğu köşesindeki küçük laboratuarlardaki özgün demir tezgâhlar ve camekânlarının bakımı yapılarak korunacaktır. Laboratuar aletleri ve cansız mankenlerle 1928 yılındaki çalışma ortamı oluşturularak sergilenecektir. Günümüzde kütüphanenin bir köşesinde sergilenen Refik Bey’in çalışma odası ve kişisel eşyaları da ayrı bir odada sergilenecektir. (Resim 24)

 

Binanın bodrum katındaki kütüphanenin, Sağlık Bakanlığı bünyesindeki merkez kütüphaneyle birlikte lisansüstü eğitime yönelik akademik bir araştırma kütüphanesi olarak faaliyet göstermesi planlanmıştır. Kütüphanede ayrıca bir de “nadir eserler kitaplığı” yer alacaktır. Kurum bünyesinde bulunan yayın bölümü ve depolar da bu katta yer almaktadır.

Hıfzıssıhha Sağlık Müzesi, müze işlevinin yanı sıra sergi salonu, kütüphane ve yayın bölümü, konferans salonu, eğitim salonu ve sinevizyon odası ile bir “kültür merkezi” olarak faaliyet gösterecektir.

 

Kaynak: Mimarlık  Sayı 361

 

 

 

2 Yorum
  1. Önce tarih bilmek, bu toprakların biriken kültür ve çabalarına saygı duymak lazım. Yok şimdi aşı yapacak kurum. Halk sağlığını parayla mı satın alacağız mesela? Para yok ama parayla da olmuyor bu iş. Amerika’ya bakın parayla da halledilemiyor. Kendi toplumunun bağrından çıkan bir kurumu dağıt şimdi insanların kıvransın.

    mücahit altun | 16 Nisan 2020

  2. Böyle bir kurumunuz var, ta Osmanlıdan başlayan bir birikim Cumhuriyet döneminde kurumsallaşmış, üstelik salgınlarda geliştirdiği aşılarla büyük başarılar elde edilmiş. Ama 2010lara gelindiğinde “gereksiz” bulunarak kapatılmış, yılların birikimi yok sayılmış. Peki şimdi, zamanında dünyaya aşı yetiştiren böyle bir kurumumuz olsa ne iyi olurdu.

    Kahraman Nalbantoğlu | 21 Nisan 2020


Yorum yazmak için


Galata Kulesi’ni 164 yıl sonra İBB’nin elinden alan Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan restorasyon skandalı!     Hilti ile yapılan yıkımın sonradan eklenen duvarlar olduğu söyleniyor. Ama giriş alanında yapılan çalışmanın plandan da okuyabildiğimiz üzere özgün duvarlar olduğu açıkça belli oluyor.

Copyright © 2020 All Rights Reserved | Mimdap.org