Daha Ne Kadar Geçmesi Gerekir?… |
Ana Sayfa Bağlantılar Biz Kimiz İletişim Mimar İş İlanları
ANA SAYFA
Daha Ne Kadar Geçmesi Gerekir?…
Share 17 Ağustos 2009

On Yıl Sonra Deprem Tehlikesi: Alt Gelir Grubu Zarar Görecek

Betul-SengezerYıllar geçtikçe çok daha unutuluyor ve umursanmıyor. Deprem konusunda tam bir bilinçlenme yaratılamadığı için geri çekilmeler oldu. Onun için de insanlar depremden bir haber. İktidar bunu önceleri kullanmak istedi. Öyle bir şey ortaya çıktı ki, eskiden oy almak için vatandaş ister yerel yönetimler veya merkezi yönetimler onla ilgili kısmı ne vereceğim diye uğraşıp dururdu. Şimdi vatandaşın istemesi bitti. Devletin kendi istiyor. Kendi bir şeylerden alacağım ve kâr edeceğim diye uğraşıyor. Şimdi de dolayısıyla alan memnun, veren memnun. Siz, biz, bu işle uğraşanlar ortada daha bir kötü durumda kaldınız. Eskiden tek taraflıydı olay, şimdi çift taraflı. Terazi dengede, birbirini götürüyor ve dolayısıyla da ortada ahkâm kesecek hiçbir şey kalmıyor.

Bazı çalışmalar yapılıyor evet ama hem yönetimlerin hem de halkın uyduğu bir program yok. Bazı önlemler getiriyorlar ama sonuna kadar uygulanmıyor, işlerine gelmiyor herhalde. Bir çark var, döndürüyorlar. Herkes kendine göre döndürüyor. Yani öyle bir durum oldu ki devlet devletlikten çıktı. Ne yaptıklarını anlamak mümkün değil. Ben nasıl bir ülkede yaşıyorum diye bakıyorsun bir süre sonra. Bunun da bir sınırı var, o sınırdan sonra ne olacak, tahmin etmek mümkün değil.

Ne olacak deprem olsa, şimdi bir düşünelim, ne olacak? Büyük oranda İstanbul açısından %30 oranında kötü ihtimalle büyük bir çökme yaşanacak diyebilirsiniz. Peki, nereler çökecek? Siz doğal olarak riskli alanların bir kısmı diyeceksiniz.

Nereleri çökecek, alt gelir grubunun oturduğu yerler. Yüksek gelir grubunun yaşadığı villalar çökmeyecek. Bu durumda kimin parası cebinde kalacak? Bu yok parayla bu yıkılanlar üzerinde onlar için yeniden kim bir şeyler yapmaya kalkacak, kim yeni bir rant yaratacaklar. O kadar açık ki. Artık önceden hiç aklımıza gelmeyen şeyleri çok kolay tahmin eder olduk. Korkunç doğrusu, insanın varlığını anlamak çok zor zaten artık.

Depremi düşüneni ben bilmiyorum, hiç görmüyorum. Depremi düşünüyoruz diyenler ise deprem için yapılmaması gereken her şeyi yapıyorlar. Bunu nasıl bir mantıkla izah edersiniz?

İnsanın mayası bozuluyor, toplum bozuluyor. Toplum bozuldukça insanın mayası bozuluyor. Ben bilmiyorum artık sosyologların incelemesi lazım.

Prof. Dr. Betül Şengezer

8 Yorum
  1. Daha ne kadar geçmesi lazım derken bir kinaye yaptığınız anlaşılıyor. Gerçekten on yıl herşeyi kavramak ve gereknleri yapmak için çok uzun bir süre. Bu kadar vurdumduymaz bir idare bu kadar savruk bir stk grubu bu kadar kendi derdine düşmüş meslek odaları olunca “daha ne kadar geçecek” sorunuz anlam kazanıyor.
    Ne yazık ki?

    Ahmet Çetin | 20 Ağustos 2009

  2. Artık hiçbir şey yazmak gelmiyor içimden. Çünkü herhangi bir konuda yapılan tartışmalar, açıklanan görüşler (onaylama veya eleştiri), bir şeylerin değişebileceği umudunu taşır, ya da taşımalıdır. Oysa tüm gelişmeler öylesine umut kırıcı ki. Artık umutsuzluğumu yazmaktansa hiç yazmamayı tercih ediyorum.

    Bir deprem master planı hazırlanıyor, emek, zaman, kaynak harcanıyor. Sonra bir kenara atılıyor. Yaptıran kurum olarak Belediye’nin dikkate almamasının yanı sıra ne yazık ki bazı meslek odaları ve STK’lar da sahip çıkmıyor. (Eleştirilebilir ve geliştirilebilir ama bunu yapmak için öğrenmek ve daha ileri götürmek için çaba gerekir ki bu zordur, bunun yerine dudak bükmek ve yok saymak kolaydır.) Ardından deprem odaklı kentsel dönüşüm pilot projeleri yaptırılıyor, yine emek, zaman, kaynak harcanıyor. Bunlar da hiç yokmuş gibi aynı şekilde kenara itiliyor. Geçen on yılda bu konuda hiçbir şey yapmamış olmayı unutturmak için, bu günlerde ne bu projelerle, ne de DMP ile ilgisi olmayan kat karşılığı bir proje (Zeytinburnu Sümer mahallesi) “Türkiye’nin ilk deprem odaklı projesi” reklamları ile uygulamaya konuyor.

    İstanbul için Çevre Düzeni Planı adı altında üst ölçekli bir plan, daha doğrusu planlar yapılıyor. Çok sayıda akademisyen ve uzmanla yapılan ilk plan için yine emek, zaman, kaynak harcanıyor. Hukuken kesinlikle sorunlu olduğu ve açılan ilk davada iptal edileceği bilinmesine rağmen onaylanan planın (artık aymazlık değil tercih olduğuna inandığım) iptalinden sonra, Belediye bürokratları ve teknokratları tarafından yapılan bazı değişikliklerle plan yeniden onaylanıyor. Gerek iptal edilen gerekse mevcut durumu bir belgeye bağlamaktan öteye gitmeyen bu özelliği ile de “ayakları yere basan plan” olarak ifade edilen her iki plan da İstanbul’un beklenen depremi için ne getiriyordu? Sadece içi boş sloganlar… Getirme şansı var mıydı? Böyle bir planlama yaklaşımı ile hayır Mevcut durumu ve mevcut eğilimleri bir belgeye bağlayan bu plan niye yapıldı? Herhalde tepeden inme büyük ulaşım projelerini (üçüncü köprü, karayolu tüp geçişi vb) üzerine İŞLEMEK için.

    Kentin gelişimini kesinlikle değiştirecek olan büyük yatırımları planlamıyorsunuz, birleri karar veriyor, birilerinin plana “işlemesi”, Belediye Meclisi ve Başkanlığının da bir noter gibi onaylaması bekleniyor. Bu kentte yaşayanlar ne mi düşünüyor? Onlar anlamaz, ne bilgi verirsek onu bilir. Bu karaların bu kente ne getirip ne götüreceğinin onlara açıklanması gerekmez. Gelecek kuşaklara ne bırakacağımız ya da bırakamayacağımızsa hiç düşünmediğimiz bir ayrıntı.

    Daha çok konu var insanı umutsuzluğa düşüren; Ülkenin en güçlü imar kurumu haline gelen TOKİ faaliyetleri, ona yetişmeye çalışan KİPTAŞ faaliyetleri, bütün ilçe belediyelerinin (acele kamulaştırma vs gibi) kolay uygulama şansını verdiğini düşündükleri için hevesle sarıldıkları “Kentsel Yenileme” projeleri vs.

    Umutsuzluğu artıran yalnızca idarelerin tasarrufları da değil. Yapılan eleştiri ve karşı çıkışlarda daha bilgili, daha donanımlı olmaları beklenen kurumların; esası görecek bilgi donamı olmayan, paylaşmayan, tartışmayan (yani farklı görüşleri tartışmayan), aynı eleştirdikleri idareler gibi, iktidarda olanın her şeyi bilmesi anlayışına dayanan yaklaşımları ile geniş kesimleri yanına alamayan muhalefetleri ne yazık ki güçlü idareler karşısında başarısız oluyor.

    Bu umutsuz yorumu yine de umutla noktalamak adına umarım yanlışlardan doğrular çıkarmayı çok geç olmadan öğreniriz ve umarım deprem bize çok acımasız davranmaz ve bu fırsatı verir.

    Asuman Yeşilırmak | 20 Ağustos 2009

  3. Gerçekten çok tüketici, bıktırıcı bir süreç. Oysa herkes biraz daha özenli olabilirdi. Devlet görevlerine daha çok sahip çıkabilirdi. Öyle olmadı. İnsanlar unuttu gitti. Asuman hanım umarım deprem bize çok acımasız davranmaz ve bu fırsatı verir diyor ama bu bir dilek sadece.

    olcay karaca | 20 Ağustos 2009

  4. deprem tehlikesi bence hiç bir zaman ciddiye alınmadı. şimdi Van depremini ciddiye aldık onun için kanun çıkardık diyorlar ama bu da bana inandırıcı gelmiyor.

    resmiye güldoğan | 31 Mart 2012

  5. daha çok geçmesi gerekir maalesef, ne devlet ne halk deprem tehlikesinin sahici anlamda farkında değil, uzatmaya bırakıyor her şeyi.

    Şefika Gül | 7 Aralık 2019

  6. Yıllar geçti, onuncu yılda bile vurdumduymazlık anlaşılmış. Şimdi halk panik içinde. Ama İzmir depreminin heyecanı ile. Peki unutunca, tıpkı yazılanlar gibi.

    derya kuloğlu | 5 Kasım 2020

  7. 20 sene geçtiğinde, bu söylenenleri aşan bir yeni birikime sahip değiliz ne yazık ki. Tarih durmuş sanki.

    demir atakan | 6 Kasım 2020

  8. yani, bu kadar zaman geçtikten sonra doğru düzgün bir hazırlık yoksa, söz bitiyor.

    ferda çetinkoz | 6 Nisan 2021


Yorum yazmak için


EŞİK Eşitlik için Kadın Platformu, İstanbul Sözleşmesinin kabul edilmesinin 10. yılında bir basın açıklaması yaptı. EŞİK tarafından yapılan basın açıklaması şöyle:       #İstanbulSözleşmesi10Yaşında   İstanbul Sözleşmesi uygulansaydı en az 2 bin 336 kadın şimdi aramızda olacaktı   Geçtiğimiz 20 Mart’ta gece yarısı Cumhurbaşkanlığı kararıyla hukuka aykırı olarak ve meclis iradesi yok sayılarak, Türkiye’nin […]

Copyright © 2021 All Rights Reserved | Mimdap.org