“Büyük Kadın Sanatçılar” kitabıyla tartışmaların odağı olan AkSanat’ın bugüne kadar ki serüveni |
Ana Sayfa Bağlantılar Biz Kimiz İletişim Mimar İş İlanları
ANA SAYFA
“Büyük Kadın Sanatçılar” kitabıyla tartışmaların odağı olan AkSanat’ın bugüne kadar ki serüveni
Share 11 Ocak 2021

Unutmak, unutturmak mı, yoksa yok saymak mı? AkSanat kaç yılında kuruldu, kaç kitap basıldı?

 

 

 

 

 

 

Cumhuriyet’te Yazgülü Aldoğan’ın yazdığı ve yorum için de açık kapı bırakıp tartışma başlattığı “Büyük Kadın Sanatçılar” kitabının tanıtım yazısı, yaşamın içinden bana farklı bir olguyu anımsattı: “Diriye değil, ölüye saydılar bizi.” Bir kitap için bu ne fırtına mı? Ama, büyük bir kurumun, hele “sanat ve sanatçının yanında,” sloganını yıllarca simge edinmiş bir kurumun açıklaması bile yeter de artar! Üstelik, yayımladıkları kitaplar için , “…dostlarımıza ve gençlerin faydalanabilmesi için de üniversite kütüphanelerine armağan ediyoruz” demişlerse, saygıyla karşılanmalı! O zaman okumaya başla! Kitabın adı: “Büyük Kadın Sanatçılar…” Hem de 400 büyük kadın! Demek ki, sanat evreninde, “Büyük erkek sanatçılar” kitabı da sırada! İronisi bir yana, sorun; kitapta F. Zeid dışında bu toprakların sanatçılarının yer almaması ile “çeviri de olsa, “Büyük kadın sanatçılar” başlığının 21. yüzyılda bile sanat adına tanımlanmış olması o kurumu bağlar. Sorun Batılı ya da yerli yazar sorunu değil; anlayış, algı “entektüel!” bakış açısı o kadar! Birkaç günden beri usta sanatçı ve yazarların söylemleri ve karşı çıkmaları da bundan.

 

 

 

YOK SAYMANIN DAYANILMAZ HAFİFLİĞİ

 

 

 

Aslında bu olay tekil değil, toplumsal bir olgu. Aksini düşündüklerini sanmak istemiyorum ama… Cumhuriyet’in kültür ve sanat sayfasına, kurum adına yapılan açıklama, imzasız da olsa çok doyurucu ve saydamdı! Hadi, her ortamda dillendirilen ve pek hoşlandıkları Arapça sözcüğü kullanarak, bu “vesileyle” söyleyelim ki “Zikr-i cemil” edilen yazıda (işin içine basın girdiği için her sözcük üzerinde çok çalışılmıştır ve o makamdan bu masaya onay alınmıştır) övünçle şöyle denilmektedir: “… ‘2004 yılından bu yana’ Türkiye’de çağdaş sanattan mimariye, fotoğraftan resme kadar sanatın farklı disiplinlerinde 16 kitap yayımladık.” Lakin, bir sorum olacak, kamuoyunu bilgilendirme ve “yok sayma” adına. Bu sorum bireysel soru değil; unutmak başka, kurum adına “yok saymak” başka… Ama bir farkla, çünkü kültür ve sanat adına yapılan “tasarruflar”da kurum dolaylı olarak kendini de yok sayıyor! Neden mi? “Kurum, 2004 yılından bu yana Türkiye’de çağdaş sanattan mimariye, fotoğraftan resme kadar sanatın farklı disiplinlerinde 16 kitap yayınladık.” derken 2004 öncesini ne yapıyor? Aksanat ya da bugünkü adıyla Akbank Sanat evi de 2004 te mi kurulmuş?

 

 

 

AKSANAT 1987’DE KURULDU

 

 

 

1987 yılında Akbank’a sanat danışmanı olarak davet edildiğimde, saygıyla andığım; tiyatro, caz ve sanatın, bilimin, görgünün simgesi Hamit Belli ile görüştüğümde, İstanbul’da ilk ve kapsamlı donanımı ile bir kültür merkezini önermiştim. Sakıp Sabancı, değerli dostum Güngör Uras, Hamit Belli ve genel müdür yardımcıları ile her hafta oturup saatlerce ayrıntıları konuştuk. Sakıp Bey, bu kurumun gökdelende olmasını önerdi ama sanatın odak noktası Beyoğlu idi. Önce, Beyoğlu bölgesini de kapsayan bölgenin anıtlar kurulu başkanı Prof. Dr. Hande Süher’in onayını aldık. Metin Deniz’in tasarımı ile mimarlık bürosu çalışmalara başlarken, yapının işlevi için iki yıl sonrasının etkinliklerini planladık: Tüm yetkilerle, sonra gelsin sanatın, bilimin, kültürün erbabı dostlar! Vitali Hakko da ilk tanıtım kokteylini Vakko’ da yaptı. 1987 ile 2004 arası niye kayıp! Ne garip! Kuşku bu ya; ben de merak ediyorum: 16 yıl içinde altın madalya verdikleri sanat danışmanı da kayıp! Hadi beni yoklar hanesine yazdınız, ya kitaplar? “Kimse kusura bakmasın! İşimize geldiği gibi, unuturuz da yok da sayarız” mı? Unutmayalım: “Sanatın ve sanatçının yanındayız” demek bir erdem işi! “Eskiden kusur olan şeyler, görenek haline geldiyse… Çok, çok “büyük kadın sanatçılar”ın ne kusuru var? Hele curcunalı günlerde bunu düşünmek gerçekten “maharet” ister! Can-ı gönülden çorbada tuzu olanları kutluyorum!..

 

 

 

KENDİNİ YOK SAYAN KİTAPLAR

 

 

 

Bu kitapları hangi kurum, hangi logo ile yayımladı? Üstelik her biri 3 bin adet basılmış ve tükenmişti. Yok kitaplar: Gürol Sözen. / Bin Çeşit İstanbul ve Boğaziçi Yalıları. 1989 /Cahit Kayra. İstanbul Mekanlar ve Zamanlar.

 

 

 

1990 /Prof. Mustafa Cezar. XIX. Yüzyıl Beyoğlu’su.1991/ Prof.Dr. Metin And. 16. yüzyılda İstanbul. 1993 /Çekmeceler. Ressam, Tasarımcı ve heykeltraşlar-3 kitap.1991 / Prof.Dr. Muhibbe Darga. Hitit Sanatı. 1992/Gürol Sözen. Ege’den Akdeniz’e Mavi Uygarlık From the Aegean to the Mediterranea 1995 /Prof.Dr. Talat S. Halman. Eski Anadolu ve Ortadoğu’dan şiirler. 1996 / Prof.Dr. Kıymet Giray. Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birliği. 1997/ Prof.Dr. Metin And. Minyatürlerde Osmanlı-İslam Mitolojisi. 1998 / Akbank 50. yıl Armağan kitabı: Gürol Sözen. Ege’den Akdeniz’e Mavi Uygarlık (2. Baskı) 1998 / Ahmet Kamil Gören. Akbank Resim Koleksiyonu. 1998 /Behzad Üsdiken. Pera’dan Beyoğlu’na (1840-1955). 1999 /Topkapı Sarayı. (Müze Müdürü Filiz Çağman ve seksiyon şefleri) 2000 / Yıldız Akyay Meriçboyu. Antik Çağ’da Anadolu Takıları. 2001/ Dr. Alpay Pasinli. İstanbul Arkeoloji Müzesi. 2003/ve Sakıp Sabancı Koleksiyonu…

 

 

 

Kaynak : Cumhuriyet


Yorum yazmak için


İstanbul Teknik Üniversitesinin Maçka Silahhanesi binasında faaliyetine devam eden Yabancı Diller Yükseokulunun Ayazağa Kampüsü’ne taşınacağının açıklanması öğrencilerde endişe yarattı.

Copyright © 2021 All Rights Reserved | Mimdap.org




Türkiye'nin Lider Yapı Platformu