YOKSULLUK, KENTLEŞ(EME)ME VE DEPREM / Süleyman Boz |
Ana Sayfa Bağlantılar Biz Kimiz İletişim Mimar İş İlanları
ANA SAYFA
YOKSULLUK, KENTLEŞ(EME)ME VE DEPREM / Süleyman Boz
Share 5 Kasım 2020

Türkiye Cumhuriyeti, kuruluşundan, çok partili döneme geçene dek büyük işler başardı. Devrimler , haklar, özgürlükler, ağır sanayi yatırımları, eğitim hamlesi, üniversitelerin kuruluşu, kurumların ihdası, yerleşmesi vs..

 

 

 

 

 

 

 

 

Ayrıca, 1. Paylaşım savaşından kalan Osmanlı’nın borçları da bu dönemde ödendi.

 

 

 

ÇOK PARTİLİ SİSTEM BİZE YARAMADI

 

 

 

İsmet İnönü, 1946 yılında bizce çok erken Çok Partili Döneme geçişe karar verdi. Ardından Demokrat Parti’nin iktidar olması sonucu Türkiye’de Uluslaşma, kurumlaşma süreci durduruldu ve tersine dönmeye başladı.

 

 

 

Emperyalist ülkelerin Türkiye üzerindeki emelleri, içerden ve dışarıdan etmenlerle gerçekleştirilmesi başlandı. Bu emellerin başlıcaları bizce Türkiyeyi; fakir bırakmak, eğitimsiz, bilimden, adaletten, hakça paylaşımdan, haklar ve özgürlüklerden, ilerlemekten, bayındırlıktan mahrum bırakmaktır. Bu mahrumiyet sayesinde ülkelerin çok kolay sömürüleceğini iyi bilir çünkü emparyalistler.

 

 

 

Şimdi bunların deprem ile ne alakası var diyorsunuzdur?

 

 

 

 

 

 

BU GÜNLER; PİLAVCILAR, ÇORBACILARIN ESERİ!

 

 

 

Açıklayalım; Menderes döneminde köylere Amerikan traktörleri girdi. Kırsalda işgücü açığa çıktı. Yoksul köylü karnını doyurmak için kente göçe mecbur oldu. Bu arada planlı kalkınmayı öneren, kentlerin göçe hazırlanmasını, yeni imar planları iskan ve Sanayi alanları planları İle belirlenmesini öneren bilim insanları ve aydınlara politikacılar karşı geldiler! “Bize pilan değil pilav lazım” diye alaya aldılar uzmanları. Ülke kendiliğindenciliğe teslim edildi. Politikacılar gelişmelerin arkasında kaldı. Yasalara, planlara göre gelişme değil mevcut kötü duruma göre planlar, yasalar yapıldı. Gelecek değil, mevcut, anlık durumlar kağıtlara geçirildi.

 

 

 

Kentler göçe hazırlıksız yakalandı. Varoşlarda derme çatma kaçak konutlar, işyerleri “Gecekondular” oluştu. Oysa ülke ve kentler planlansa, sağlam zeminli bölgelerde, altyapısı hazır imar parselleri göçerlere belli cüzi kredilerle tahsis edilse idi herkes kendilerine verilen projelerle sağlıklı binalar yapabilirdi. Yaptırmadılar!..

 

 

 

TÜRKİYE ÇOK MU ZENGİN, TÜM VARLIĞINI BİNAYA YATIRIYOR?

 

 

 

Önce tek kat gecekondu yapan halk, kentte biraz para bulunca, yıkıp 2 katlı ev yaptı. Sonra kentler büyüdü, plan sonradan geldi. Kaçak yapıların üstünden yol geçti, yeni parselasyon yapıldı. 2 katlı evler yıkıldı, buralara 4 katlı yapıldı. Şimdi 4.evredeyiz.. Bu bölgelere şimdiler “Kentsel Dönüşüm” kandırmacılığı ile yıkılıp gökdelenler yapılıyor!..

 

 

Birinci soru: fıkara gecekonducunun zaruretten seçtiği bu bölgelerin zeminini sağlam olduğunu nereden biliyorsunuz da çok katlı uzaydelen yapıyorsunuz? İkinci soru: Türkiye bu kadar zengin mi ki de kalıcı binalar yapamıyor, yani 60-70 yılda aynı parsellere 4 kez bina yapıp yıkacak kadar zengin mi? Yoksa Türkiye’nin yoksullaşması için bu yık-yap-satçılık emperyalist bir dayatma mı?

 

 

 

Ülke de 20 yıllık yapıya “eski, kullanışsız, depreme dayanıksız” diyorlar ve yıkıyorlar. Peki neden sağlam ve kullanışlı yapmıyorsunuz?

 

 

Batının sömürgesi, kendisi 400 yıllık yapıda oturuyor.. Ama size 20 yıllık yapıyı yıkın diyor!..

 

 

 

Türkiye, bu yık-yap-sat 20-30 yıl otur, yeniden yık-yap-sat metodu ile sömürülüyor. Geri bırakılıyor.. Bakın ülke kentlerine işyeri, fabrika, üretim alanları yapılmıyor. Ülke gelirinin tamamı ölü sektör inşaata, betona yatırılıyor. İhtiyaçtan mı? Yok canım? İnşaat bir meta, yatırım, rant aracı olmuş. Al bir geniş arazi, politikacıyı gör, plan tadilatı yaptır. Gökdeleni dik. Daireyi sat, Porsche aracı al!.. Kör döngü bu.

 

 

İşsizlik, yoksulluk diz boyu. Paramız yerlerde sürünüyor..

 

 

Peki bu düzen, beton sevicilik devam edecek mi?

 

 

Eder, siyasi irade uyanmazsa, değişmezse, sömürüldüğünü, ülkenin batağa gittiğini anlayana dek gider.

 

 

 

Peki deprem?!.. Yahu ülke zaten her gün siyasi, ekonomik, eğitsel, ahlaksal depremlerle sarsılmıyor mu?

 

 

Depremlerde ölümler de devam eder..

 

 

 

Peki bu felaketler nasıl önlenir? Çok kolay, ülke kuruluş değerlerine, ilkelerine, fabrika ayarlarına geri döner.. 1950 öncesi uluslaşma, demokratikleşme sürecini sürdürür, hukuk, adalet, dürüstlük, özgürlükler yeniden rayına oturtulur, gerisi normale döner zaten.. Ama bir günde 5 katlı arsalar 10 kata döndürülürse adaletten, fenden, insan sağlığından söz edilebilir mi?

 

 

 

Efendim, herkes depreme acil, şıppadanak çözüm bekliyor. Çözüm; zihniyet, ahlak, dürüstlük, siyaset anlayışlarının değişiminde yatıyor. Bu da zaman alır. Başımızda Atatürk mü var ki bu yapısal, temel değişiklikler 10 yılda olsun?

 

 

 

Binanın çürük raporu var herkes biliyor, kolon kesilmiş herkes biliyor.. Ama gereğini yapan bir cesur insan, memur, bürokrat, vatandaş yok? Aslında çürüyen hak, adalet, ahlak, vicdan, vatanseverlik duyguları..

 

 

 

 

 

 

 

POLİTİK ACILAR!..

 

 

 

Önce nitelikli, ahlaklı, vicdanlı, cesur, vatan ve milletini seven, çalmayan, insanları yetiştirmeliyiz. Yüzlerce yıl dayanacak yapılar yapmalıyız, ülke artı değerini betona gömmemeliyiz, üretime yatırmalıyız. Bir işi bir kerede mükemmel olarak yapmalıyız.

 

 

“Benim oğlum bina okur, Döner döner bidaha okur!” alışkanlıkları bitmeli.

 

 

 

Çektiğimiz acılar, politik acılardır.

 

 

Felaketlerin afetlerin sebebi de 70 yıllık politikalar, politikacılardır.

 

 

 

Politikacının vasfı, niteliği, ahlakı, cesareti, adalet anlayışı, vatanseverliği tesis edilince ülkemiz de her türlü yıkımdan kurtulacaktır..

 

 

 

 

-Mimar Süleyman Boz-

1 Yorum
  1. Yoksullukla deprem zararları görme ihtimali doğru orantılı. Fakirsen çare bulmak imkansız gibi.

    Gülten Yılmaz | 8 Kasım 2020


Yorum yazmak için


Türkiye inşaat sektöründe faaliyet gösteren firmaların üyesi olduğu 8 sivil toplum kuruluşu, deprem konusunda yapılması gerekenlere dikkati çekmek ve bu konuda farkındalığı artırmak için ortak bildiri imzaladı. Öte yandan TBMM Deprem Araştırma Komisyonu’na görüş vermek istediler ancak henüz davet almadılar .

Copyright © 2020 All Rights Reserved | Mimdap.org




Türkiye'nin Lider Yapı Platformu