İÇİMİZDEKİ DEPREM 17 Ağustos 1999 Depremi Unutulur Mu? / Süleyman BOZ |
Ana Sayfa Bağlantılar Biz Kimiz İletişim Mimar İş İlanları
ANA SAYFA
İÇİMİZDEKİ DEPREM 17 Ağustos 1999 Depremi Unutulur Mu? / Süleyman BOZ
Share 31 Ağustos 2020

Ülke olarak felaketlerde. zor günlerde, savaşlarda çarçabuk birleşme, tek bir yürek olma gibi çok güzel bir karakterimiz vardır.

 

 

 

 

 

 

 

Ama ülke olarak başka bir karakterimiz de vardır. Çok çabuk unuturuz!.. Bu büyük yıkımlara, ölümlere neden olan 17 Ağustos 1990 Marmara Depremi gibi de olsa değişmez.

 

 

17 Ağustos 2020 de tam 21 yıl olacak. Gece yarısı saat 3.01 de nerede ise tüm Türkiye 45 Saniye sallandı. Herkes korku ile yataklarından kalktı. Salavat getirmeye başladı. Kimileri kendini camdan aşağı attı, kimileri merdivenlere hücum etti. Kimileri asansörlerde sıkıştı kaldı. Büyük bir felaket olduğu belli idi.

 

 

Sabah oldu, gün ışıdı. Felaket tüm çıplaklığı ile ortada görünüyordu.

 

 

MERKEZ ÜSSÜ GÖLCÜK

 

 

Merkez üssü Gölcük olan deprem, Türkiye tarihinin en büyük ikinci depremi olarak kayıtlara geçti. Kuzey Anadolu Fay Hattı’nın kırılmasıyla meydana gelen deprem, İstanbul, Bolu, Bursa, Eskişehir, Kocaeli, Sakarya ve Yalova’da can ve mal kaybına neden oldu. Büyüklüğü Richter ölçeğine göre ABD Jeolojik Araştırmalar Merkezi (USGS) tarafından 7.6; Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi tarafından ise 7.8 olarak ölçüldü. Derinliği 17 kilometre olan sarsıntıda yer kabuğunun sağa doğru hareket ettiği ve 120 kilometrelik bir hat boyunca kırıldığı tespit edildi. Jeoloji Mühendisleri Odası, depremden 3 ay sonra yayımladığı raporda, fayın üzerinden geçen alanların ortalama 4 metre civarında sağa ve ileriye doğru kaydığını yazdı.

 

 

 

 

 

 

ARDINDAN DÜZCE DEPREMİ

 

 

17 Ağustos depreminden yaklaşık 3 ay sonra, bu kez 12 Kasım’da yine Kuzey Anadolu Fay Hattı üzerinde merkez üssü Düzce olan bir başka deprem daha meydana geldi. 7.2 büyüklüğünde olan ve 30 saniye süren Düzce Depremi’nde 845 kişi hayatını kaybetti.

 

 

3 ay içerisinde meydana gelen büyüklüğü 7’nin üstündeki bu iki deprem, Türkiye’deki riskin ve özellikle de İstanbul’un güneyinden geçen fay hattında meydana gelmesi beklenen kırılmaya karşı alınacak önlemlerin daha fazla tartışılmasına neden oldu.

 

 

17 Ağustos Depremi, gerek nüfus yoğunluğu gerekse de ekonomik faaliyet açısından Türkiye’nin en önemli bölgesini etkiledi.

 

 

Resmi rakamlara göre, depremde 18 bin 373 kişi hayatını kaybetti, 48 bin 901 kişi de yaralandı. 5 bin 840 kişi de kayboldu. Ancak bölge halkı, can kaybının çok daha yüksek olduğunu öne sürüyor. Resmi olmayan kaynaklar, can kaybının 50 bin civarında olduğunu iddia ediyor.

 

 

 

 

 

 

FELAKETE YOL AÇAN ÜÇ UNSUR!

 

 

 

Deprem Riskinin Araştırılarak Deprem Yönetiminde Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu’nun Temmuz 2010’da yayımladığı raporda, depremde 364 bin 905 konut ve işyerinin yıkıldığı ya da çeşitli düzeylerde hasar gördüğü belirtildi.

 

 

 

Can kayıplarının önemli bir bölümü binaların yıkılması ya da ağır hasar almasının sonucuydu.
Jeoloji Mühendisleri Odası, 1999 yılında yayımladığı raporda, can kaybını artıran en önemli 3 unsuru şöyle sıraladı:

 

 

 

Aktif Fay Zonu: Aktif fay hattı önceden bilinmesine karşılık bu hat boyunca yoğun yapılaşma ve yüksek nüfus potansiyeli hasar ve can kaybını artırmıştır. Fay zonundan uzaklaştıkça özellikle yamaçlarda ve dağ eteklerinde hasarın olmadığı veya çok az olduğu görülmektedir.

 

 

Sulu Alüvyon Zemin: Bolu-Yalova arasında fay zonu ve yakın çevresi, son derece yumuşak ve gevşek tutturulmuş kil, kum ve çakıl depolarından ve alüvyon zeminden oluşmuştur. Bu tür zeminler mevcut deprem şiddetini birkaç misli artıracak olumsuz özelliklere sahiptir.

 

 

Yapım hataları: Bölge 1. derece deprem bölgesi sınırları dahilindedir. Hal böyleyken ve deprem yönetmeliklerine uyulması zorunlu iken, depremdeki ağır hasar ve yüksek oranlı can kayıplarının önemli bir bölümü de, yapım hataları, zemin şartlarına uymayan yanlış temel tasarımları, kötü işçilik ve inşaatlarda kullanılan yapı malzemesi hataları ve çürüklüğünden kaynaklanmaktadır.

 

 

 

 

 

 

DEPREM VE FELAKET TEDBİRLERİ KALDIRILDI!

 

 

 

17 Ağustos’un ardından deprem konusu Türkiye’nin en önemli gündem maddesi haline geldi.
Bülent Ecevit başbakanlığındaki hükümet, gerek deprem sonrası yardım ve kurtarma çalışmalarında kullanılmak gerekse de depremin yarattığı ekonomik zararın etkilerini gidermek için bir dizi yasal düzenleme yürürlüğe koydu. Yapılan düzenlemeler arasında şunlar yer aldı:
Başta Özel İletişim Vergisi olmak üzere bir dizi yeni vergi getirildi ve bu vergilerin çok büyük bir kısmı halen yürürlükte bulunuyor

 

 

20 bilim insanı ve araştırmacıdan oluşan Ulusal Deprem Konseyi kuruldu ancak bu Konsey 2007 yılında lağvedildi.

 

 

İstanbul’un birçok noktasına deprem konteynırları yerleştirildi ve toplanma alanları belirlendi. Belirlenen toplanma alanlarının büyük bir bölümü daha sonra imara, yapılaşmaya açıldı.

 

 

Deprem sigortası zorunlu hale getirildi.

 

 

Türkiye genelinde arama-kurtarma ekiplerinin sayısı artırıldı.

 

 

İmar yasalarında bir dizi değişiklikler yapıldı. Depremin ardından yapıların depreme dayanıklılık esasları ve denetim kuralları değiştirildi. Yapı Denetim Şirketleri Yasası çıkarıldı. 2007, 2012 ve son olarak 2019 yılında yönetmeliklerde ciddi değişikliklere gidildi.

 

 

 

 

 

 

O DERİN ACILAR, ÖLÜMLER UNUTULDU!

 

 

Ey sevgili okur! Neredeyse çeyrek yüzyıl geçti felaketin üzerinden. Ama milletimiz, politikacılar, yöneticiler felaketi, ölen binlerce insanımızı, kayıpları maalesef unuttu. Belediye başkanları, meclis üyeleri, hiç çekinmeden yeşil alanları, parkları, felaket anında halkın toplanma alanlarını yapılaşmaya açtı. Kimini AVM, Kimini kamu binası, kimini konut blokları için yok ettiler. Vicdanlar gene kurudu..

 

 

 

Oysa bilim adamları, aynı depremin, felaketin 25-30 yıl içinde tekrarlayacağını hep söylediler. (Şu günlerde neredeyse..) İstanbul’un hemen güneyinden, karaya çok yakın geçen fayın olası bir deprem ile büyük felakete uğratacağını hep tekrarladılar. TV tartışma programlarına Deprem uzmanları çıkarılmaz oldu. Boş boş konuşan siyaset Uzmanları (!) TV’lerde boy gösterir oldu. Cikletin Orucu bozup bozmayacağı yıllardır tartışılır oldu. Üstelik, hala da bir karara varılamadı!..

 

 

 

PEKİ NE YAPMALI?

 

 

Halk sürekli depremlere, felaketlere hazır olması için eğitilmeli. Uygulamalı eğitimler en küçükten, fabrikalarda, hastanelerde çalışanlara dek herkese verilmeli. Yeşil alanlar, parklar yapılaşmaya açılacağına, alanları artırılmalı. Yeni alanlar yaratılmalı. Yapı sektörü ve müteahhitlik, mimar ve mühendislik meslek yasaları ve yönetmelikleri çıkarılmalı. Sigorta mevzuatı her tür felaketi kapsayacak şekilde düzenlenmeli. Belediyelerin ve meslek odalarının felaket öncesi ve sonrası yaptırımları, önlemleri alma yetkileri genişletilmeli. Okullarda her tür felaket eğitimi; yangın, sel, deprem, kaza vs. karşı göstermelik değil, uygulamalı eğitim yapılmalı. İkide bir kaçak, projesiz, dayanıksız yapılan yapılara izin verilmemeli. “İmar Barışı” safsataları sonlandırılmalı. Sel yatakları, patates tarlaları, heyelan yamaçları, fay üzerleri imara açılmamalı. Tüm imar planlarında mevcuttaki bu tür yerler imardan çıkarılmalı, yapılaşmaya kapatılmalı.

 

 

 

Yukarıdaki önerileri planlayacak, yasalaştıracak, yaşama aktaracak olan siyaset kurumudur. Politikacılardır. Politikacılar, partiler, sivil toplum tarafından izlenmeli, sorgulanmalı, yanlışları deşifre edilmeli. İmar planı tadilatları ile yanlış yapmaları önlenmeli.

 

 

MERKEZEFENDİ BELEDİYESİ’NDEKİ VAHİM GÜNDEM!..

 

 

Bu yanlışlara bir örnek ne yazık ki Merkezefendi Belediye Meclisi Gündemine 7.08.2020 de getirilen, toplam 20 dönümlük Yeşil Alanın, yapılaşmaya açılma talebidir. Böyle bir talebin gündeme alınmış olmasını Denizli halkı hala anlayamamış, hayret ve tepki ile karşılamış, demokratik haklarını kullanarak bir felaketin önüne geçmiştir. Bu örnekten hareketle belediye meclisi gündemleri çok iyi izlenmeli, kamu yararı aleyhine, hukuksuzca ve planlama ilkelerine aykırı karar verilme olasılığı gündemlere, en sert tepkiler gösterilmelidir. Bu mecliste benzer alınan kararlar ile, daha önce 5 katlı alanların 10 kata çıkarılması da iptal edilmelidir.

 

 

TÜRKİYE’DE 10 YIL YENİ İMAR ALANLARI AÇILMAMALI!

 

 

Aslında Türkiye, en az 10 yıl yeni yapılaşma alanlarına, yeni imar planlarına kapatılmalıdır. Avrupada bu uygulanmaktadır. Çünkü ülkemizde mevcut imarlı alanlar, yapı potansiyeli ve yapı yapılabilecek parsel potansiyeli en az 10, hatta 20 yıl daha ülkenin büyümesine, nüfusuna karşın yetecek miktardadır. Belediyeler ve merkezi idare sadece sağlam, kullanışlı, estetik yapıların yapılması için denetleyici, kontrol edici olmalıdır. Hata, yanlış, hukuksuz davaranan kişi ve kurumlara dini, etnik yapısı, siyasi tercihine bakılmaksızın kesinlikle taviz verilmemelidir.
Bir daha 17 Ağustos Depremi gibi felaketler yaşanmaması dileklerimizle sevgi ve saygılarımızı sunuyoruz.

 

 

 

 

* Mimar, Yazar

 

Mimarlar Odası Denizli Şb. 7-8. Dönem Başkanı

 

TMMOB Danışma Kurulu Üyesi

 

Denizli Belediye Meclis, Encümeni Eski Üyesi

 

 

Süleyman BOZ


Yorum yazmak için


Washington Üniversitesi İnşa Edilmiş Ortamlar Koleji’nin ünlü eğitimcisi, araştırmacısı ve şu anki dekanı, salgın, ekonomik çöküş ve sosyal adalet çığlıklarının ortasında tasarım mesleği için yeni soruları ortaya çıkaracak bir çarpışmayı bekliyor.

Copyright © 2020 All Rights Reserved | Mimdap.org