Mimdap
Ana Sayfa Bağlantılar Biz Kimiz İletişim
ANA SAYFA
mimarlıkta dayanışma fikri, çözüm ve mücadele yolları…
Share 9 Şubat 2020

Yaklaşık iki yıl önce kurulmuş ve bugüne değin çok önemli çalışmalar yürüten Mimarlıkta Dayanışmacı Taban Hareketinden Gülzade Merve İnce, Burçin Kuz Kaan ve Burak Kaan Yılmazsoy ile söyleşiyoruz. Dünyayı, ülkeyi ve her alandaki krizi, mimarlık alanının sorunlarını, meslektaş yapılanmasını, bir hafta sonraki seçimleri,…  samimiyetle her şeyi konuşuyoruz. Alışılan ‘oda’ jargonu bir tarafa bırakılmış, mesleğin, mimarın sesi geliyor tabandan.               Mimdap

 

 

 

DAYANIŞMA OLMADAN BU KRİZDEN ÇIKILIR MI?

 

 

Mimdap: Mimarlık politikaları açısından hem dünyadaki hem ülkemizdeki krizi kısaca değerlendirir misiniz?

 

  Burçin Kuz Kaan: Her anlamda krizin derinleştiği bir dönemden geçiyoruz. Bizi bir araya getiren şey bu kriz ve onun mimarlığa yansımaları. Çok kırılgan olduğumuz ve dayanışmaya ihtiyaç duyduğumuz bir dönemde bir araya geldik. Dünyayı ele alırken de temel ele aldığımız konulardan biri kriz. Bu dönemin koşulları; hem ekolojik kriz; hem meslek alanındaki kriz, ücretlere ve özlük haklara yansıyan  ekonomik krizdir diyebiliriz.

 

 

  Burak Kaan Yılmazsoy: Aslına bakarsanız Burçin’in de söylediği gibi, bütün boyutlarıyla kriz önümüzde. Mimarlık açısından zaman geçiyor, süreç ilerliyor, mimarlığın bakış açısı değişiyor, x kuşağı y kuşağı gibi dönemler geçiyor. Bunların hepsine bakmak gerekiyor. Bu bağlamda mimarlık politikalarında bütüncül bakmalıyız, öğrencilerden ilk üyeye kadar dikkatle incelemeniz gerekiyor. Belki mezun olan mimar sayısı daha az iken farklı iken şimdi daha farklı olmakta, ilk üyenizden son üyenize kadar dikkatle incelemeniz, çağı ve zamanı takip etmeniz gerekiyor.

 

 

Burçin Kuz Kaan: Mimarlığın yapılış biçimleri, çalışmanın şekli ve düzeninin değiştiği bir dönemdeyiz. Serbest çalışanların da toplum nezdindeki görünürlüğünün değiştiği, imajının değiştiği bir dönemdeyiz.

 

 

 

 

Gülzade Merve İnce:

Burçin’in söylediği gibi tüm dünyada sermayenin sürekli daha fazla kendisini arttırma ve koruma çabasıyla gelen insanların hem emeğini hem enerjisini tükettiği ve aynı zamanda tüketimin pompalandığı bir dönemden geçiyoruz. Üretim şekli değişiyor, yaşam pratiklerimiz değişiyor ve bununa birlikte çok hızlı yaşamak, çok hızlı üretmek ve çok hızlı tüketmek zorundayız. Bu durum bizim mesleğimizi de etkileyen bir noktada çünkü mimarlık, bu sermaye hareketine çok ciddi anlamda hizmet eden bir sektör. Hem dünyada hem ülkemizde bunun karşılığını görüyoruz. Artan okullar, artan mezun sayısı, buna karşılık artıyormuş gibi gözüken iş alanları ama aslında aynı hızda artmamasından dolayı artan mimar işsizlik oranları, farklı yaş gruplarına baktığımızda hepimizin öğrendiğimiz pratikler nedeniyle ya bir boşluğa düşüşümüz;  ya da hep daha fazlasını yapmak durumunda kaldığımız bir durum var.

 

 

 

Artık mimarlığı üretmekten daha çok hayatta kalmak için nasıl daha fazlasını yapacağımızı tartıştığımız bir ortama sürüklenmiş vaziyetteyiz. Burada serbest çalışanlar alanından baktığımızda bir arada duramayıp bütün değişen düzeni eleştirirken birbirimizin önüne ket vurduğumuz,  birbirimizin ayağına çelme taktığımız bir dönem yaşıyoruz.  O yüzden bu kriz ortamında mimarlığın en çok dayanışmaya ihtiyacı olduğuna inanıyoruz.

 

 

Mimdap: İki yıldır mimarlık alanında bir araya gelmiş bir grupsunuz. Bir araya geldiniz, birçok çalışma üretiyorsunuz, fikir biriktiriyorsunuz ve artık her kesim sizi tanıyor. Önümüzdeki dönem meslek örgütlenmesini yönetmeye talip olacaksınız. Meslek örgütlenmesi sizce ne demektir, meslek örgütlenmesini nasıl anlıyorsunuz?  TMMOB ve Mimarlar Odası yapılanması sizler açısından mimarlık alanı için yeterli bir örgütlenme şekli midir? Sizin önermelerinizi karşılıyor mu, varsa eksiklikleri nelerdir?

 

 

 Burak Kaan Yılmazsoy: Mimarlık örgütlenmesi birçok alanda aslında mesleğe ve meslektaşa dokunabilmeyi onların bütün sorunlarına hiç olmazsa değinebilmeyi  ve bir perspektif çizmeyi başarması gerekiyor. Böyle bakılırsa Mimarlar Odası altmış yılı aşkın bir geçmişiyle önemli bir çatı. Meslek örgütlenmesi bütün pratikleriyle, mesela öğrencinin atölye ortamına nüfuz etmesi, akademisyenin çeşitli eğitim konularıyla kendine yer bulabilmesi, ücretli mimarın işsiz kaldığında kapıyı tıklayıp en azından bir güler yüzle karşılanması, kamuda çalışanın kendini güvende duyması, değişik alanlardaki meslektaşların birçok pratiği birlikte gerçekleştirmesi umulan yerdir.

 

 

Bu örgütlenme modeli bütünsel olarak herkese açılması gerekirken bugün maalesef unutulan bazı şeylerden dolayı saydığım niteliklerin tümünü karşılamadığı bir dönemdeyiz.

 

 

Burçin Kuz Kaan: Birlikteliğimiz içinde pek çok alanda meslek odası içinde de dışında da çalışma yürüten arkadaşlarımız var. Meslek odası niçin önemli? Oda; meslektaşları bir arada tutan bir yer. Tarihsel olarak da kent mücadelesini genel olarak demokrasi mücadelesinin yanında gören bir yapının biz çok önemli olduğunu düşünüyoruz. Meslek odası bir tüzel kişilik, yönetimler değişebilir ama meslektaşların bir araya geldiği ülkeye, mesleğe ve kendilerine dair sorunlar için bir şeyler söyleyebileceği bu yapının gerekli olduğunu düşünüyoruz.

 

 

Sadece bir meslek odası mı? Kendi adıma sadece meslek odası değil birbirini besleyen birçok alan, mesela bunlara dair tartışmalar yapıyoruz; sendikalara dair, kooperatifler için, birçok alandan mimarlığa katkısı olan yapılar çıkabilir. Meslek odası tarihine baktığımızda çok değişik örgütlenmenin başladığı, çok sayıda birlikteliğe kaldıraç görevi görmüş bir tarihi var. Bizim de değişen bu mimarlık pratikleriyle beraber farklı örgütlenmelere alan açabileceğini düşünüyoruz. Sayısız örnek var dünyada, artık mimarlar Amerika’da, İngiltere’de bir araya geliyorlar meslek odalarının yanında sendikaları tartışıyorlar, böyle bir dönemden geçiyoruz. Diğer taraftan bu yapılar tarihsel bir miras ve hepimizin birikimi. Seçim dönemlerinde yaptığımız grafikte, genç meslektaşlarımızın bu birikimi sahiplenmediğini görüyoruz. Bizim açımızdan üzücü bir durum. Zira bu tarihsel birikiminin anlamlı olması  sonraki nesillere aktarılmasıyla mümkün.

 

 

Mimdap: Meslek örgütleri demokratik mücadele verirler ve temelde kendi tabanındaki insanların haklarını savunurlar. Bahsettiğimiz dünyadaki hayırhah olmayan değişimler sonucunda artık o hakların uluslararası düzeyden itibaren ulusal düzeyde de kısıldığı, daraltıldığı, budandığı bir dönemden geçmekteyiz. Dolayısıyla bir yanıyla baktığınızda meslek örgütleri tabanına dair her sorunu da çözemez. Ancak meslek örgütü burada o hakların direnişini örgütleyebilir, bu alanları çokluğun kendisini daha iyi ifade edip tekrar çoğalttığı direniş yeri haline getirebilir. Ne dersiniz?

 

 

KAVGANIN HAKLI OLANI BİRLİKTE VERİLENDİR…

 

 

Gülzade Merve İnce: Tam olarak o nokta zaten. Meslek odası belli mevzuata bağlı çalışan bir yapıdır. Tanımı itibariyle böyle olabilir ama ne kadar çok meslektaş bir arda durabilirse ne kadar çok farklı görüş ve duruşlarda olan meslektaş hak mücadelesine girebilirse, bu herhangi bir müelliflik hakkı, tam da sendikal, kooperatifleşme gibi alternatiflerin arandığı tartışmalar olabilir, ama bunu hep birlikte yaptığı ve ortak paydada bulaşabildiği durumlarda buradan bir itki oluşturması mümkün olabilir. Yoksa tabii ki Mimarlar Odası yasa düzenleyici değildir. Tek başına işsizliğe çözüm bulacak durumda değildir ama bunu sadece bir grupla yapıyorsanız bir süre sonra küçülüp kendi sesinizi bile duyamayacak duruma gelirsiniz. O zaman odanın çatı olma özelliği, onca tarihsel birikimi ve geçmişte verdiği mücadelelerin bile unutulduğu bir olumsuz noktaya getirirsiniz. Oda tam da yeniden bir araya gelip sesimizi duyurabileceğimiz alanı açmalıdır bize.

 

Burçin Kuz Kaan: Meslek odası yaşayan bir şeydir. Şöyle hayal ediyoruz meslek odasını. Bir noktasında öğrencilerin konuştuğu, bir yanında serbest çalışanların orayı kullandığı, bir yanında farklı üretimlerin bulunduğu bir çatı olmalıdır. Bugün bizim içinde bulunduğumuz tartışmalar bu bileşenin bulunmasını hedeflemektedir.  Biz biliyoruz ki binlerce meslektaşımızın binlerce üretimi ve hayali var ve meslek odasında bu üretimlerin yer bulması gerekir.

 

 Burak Kaan Yılmazsoy : Yaşadığım olumsuz sayılacak bir örnek vermek isterim. Bakırköy temsilciliği genel kuruluna katılmıştım. Ben Bakırköy temsilciliği üyesi değilim. Oradaki konuşmalarda MDTH konuşuldu ve o anda MDTH den bir ben vardım ve bir söz hakkı doğdu. Divan başkanı  bana “siz temsilcilik üyesi değilsiniz” diyerek söz hakkı vermedi. Tepki gelince salona oylattırdı ve sonunda konuşabilirsiniz dedi. Buna bakınca odanın meslektaşa nasıl baktığını görmüş oluyorsunuz.

 

 

Mimdap: Mimarlık düşüncesi ile kentsel ortam arasındaki bağ size göre ne olmalıdır? Kent mücadelesindeki mimarların ortak sorumluluğu, sorumlu olduğu kadar görevleri, mimarlık örgütünün  yapması gerekenler nelerdir?

 

 

Gülzade Merve İnce: Mimarlık dediğiniz meslek bulunduğunuz çevreyi yapılı çevre haline getiren meslektir. Buradaki en önemli sıkıntımız, başta da söylediğimiz sermaye hareketleri, krizin etkisi, sürekli tüketime yönelik alınan siyasi kararların göbeğinde duran bir mesleği icra ediyoruz. O yüzden hepimizin sorumluluğu ve belki de suçu olan bir alandan bahsediyoruz. Çünkü kent ve çevre politikalarından konuşurken mimarlıktan bağımsız bir şey söylemek mümkün değil. Meslek politikasından da bağımsız konuşabilmek mümkün değil. Araya bir çizgi çekip ikiye bölmek yapacağımız en büyük hatalardan biri olur. Çünkü kendimizi oradan soyutladığımızda, sorumluluğu başkalarına atarak kendi meslek alanımızdan kaynaklı hataları istemeden de olsa meşrulaştırmanın yolunu açabiliriz.  İkisini birbirinden ayrı görmek, meslektaş sayısının ciddi bir şekilde arttığı, kriz ortamının derinleştiği ve meslektaşların birbiriyle ilişkilenmediği bir dönemde, sesimizi duyuramadığımız, daha kısık sesler çıkardığımız bir duruma kendimizi mahkûm etmek olur. Meslek odası, meslek politikasını oluştururken kent politikalarına dokunmak, en büyük tepkiyi de bu çatı üzerinden vermek zorundadır. Meslek odası, mimarlık politikasının tartışıldığı en temel alanı oluştururken bu tepkiyi büyütüp görünür kılacak en önemli ve temeli sağlam alanı sağlar. Mesleği icra ederken bireysel olarak aslında çabalar gösteriyoruz. Üretilen bazı işlerden becerebildiğimiz kadarıyla uzak durmaya çalışıyoruz. Kent suçları içinde rant ilişkileri ve bireysel çıkar ve tercihlerle yer alan mimarlar haricinde sistemden çıkış bulamadığı için yer alan meslek insanlarını sadece suçlayarak ya da bireysel inisiyatif kullanmalarını bekleyerek bu alanda bir mücadele yürütemeyiz, zira mesleği üretme şekli günümüzde o kadar değişti ki; artık tanımladığımız serbest-ücreti-akademisyen-kamu çalışanı kavramları bunun için yeterli değil.

 

Meslek artık çok farklı uygulanıyor. Burada meslektaşı mı, ekonomik ortamı mı, krizi mi, bir şekilde bazı makamlarda bu işlere onay vermek zorunda olan meslek insanlarını mı, yoksa elinde her türlü gücü bulundurarak hiçbir bilimsel veri ve haklı eleştiriyi kabul etmeyen siyasi gücü mü suçlayacağız? Biz bu mücadeleyi tam işin göbeğinde yürütmeye çalışırken nasıl eleştireceğiz? Eleştiri sınırlarını nasıl saptayacağız? Aslında hepimize düşen bu karmaşık sorunlara birlikte nasıl bir cevap bulacağımız üzerinde düşünmek.

 

 

 

Mimdap: Bir formül yok belki ama siz formülü bütün üyelerle birlikte bulma yolu açıyor, bildiğiniz bir şeyi üyelere yukarıdan aşağı deklare etmek yerine, belli yollar önerme ve bir yol yürüme teklifinde bulunuyorsunuz diyebilir miyiz?

 

 

Gülzade Merve İnce:Evet. Odada zaten birlikte düşünmezsek, birlikte çıkar yollarını aramazsak hiç kimseye neden sen bu işin içindesin deme hakkına sahip değiliz. Konuşulan alternatif yöntemler oda ile birlikte nasıl olur? İşsiz kalan bir meslektaşımıza yardımcı olamayacaksak, bu yardımın şekli tartışılabilir ama hayatta kalmasına destek olamayacaksak çalışma deme hakkına sahip miyiz? Ya da eleştirimizi nereye kadar götüreceğiz. Politika koyucuları eleştirmek en kolay yol aslında. Meslektaşlar olarak birlikte hareket edecek bir çözüm aramayıp, bunları birbirinden ayırıp yalnızca eleştirip, yalnızca basın açıklamasıyla ve mahkemeye vererek biz kent politikası sürdürmeye çalışıyorsak çözüme ulaşmaktan ziyade sadece eleştiri hakkımızı kullanmış oluyoruz.

 

 

MİMARLIK, KENT, DEĞİŞİM, KRİZ, ENDÜSTRİ 4.0: MUHATTABIYIZ…

 

 

Mimdap: Fısıltıları, kesilen sesleri büyük sese dönüştürme gibi bir amaçtan bahsediyorsunuz sanırım?

 

 

Burçin Kuz Kaan: Her açıklamamızda da bunu söylüyoruz, kent mücadelesiyle meslektaş hukukunu meslektaşın özlük haklarını ve çalışma koşullarını birbirinden ayırmıyoruz. Neden, çünkü meslek odasının çok kıymetli birikimleri var. Bazı kesimlerden çok eleştiri alan ama bizler tarafından sahiplenmesi gereken  “siyaset yapmasın, politikayla uğraşmasın…”  denen, Haydarpaşa dayanışmasında iken “neden oradadır” denen Haydarpaşa’nın dönüşümü, kültürel mirasın rant amacıyla alaşağı edilmesi mimarların gündeminde, Kanal İstanbul mimarların gündeminde olmalı. Çünkü biz biliyoruz ki kanal etrafında bir rant projesi hazırlanmaktadır. Bir bölüm insan bu esnada mimarlara kriz ortamında iş sağlanıyor zannedebilir. Ama olaya bütünlüklü bakınca, rant politikası ne kadar sürdürülebilir ve ne kadar bizim lehimizde; bunu tartışmak gerekiyor.  Haliç’de keza öyle, bir çok star mimar hoşa giden, daha estetik bir şeyler yaparız oraya diye yaklaşanlara karşı bizim kent hakkı mücadelesini yükseltmeliyiz.  Bu projeyi bilfiil üreten, tasarlayan, şantiyesinde çalışan meslektaşımıza “bu kent hakkı mücadelesi senin özlük hakları mücadelenden farklı değil” ya da “sen fazla mesai yaparak bu rantın bir parçasısın ve bu kentin rant uğruna dönüşümün bir parçası olma, aksine dayanışmanın parçası olmalısın” demeliyiz.

 

 

Burak Kaan Yılmazsoy: Aslında mesleki olarak bakacak olursak bu kentlerin gelişimindeki bütün süreçlerde mimar olarak bulunuyorsak, o zaman konunun muhatabıyız. O takdirde yaşam alanlarımıza yapılan müdahale için bir söz söyleme durumundayız. Deprem oluyor, çarpık yapılaşma sonucu yıkımlar yaşanıyor, sözümüzü söylemeliyiz. İmar barışı mesela, mevzuattaki yanlışlıkları belirtmek zorundayız. Çünkü biz yaşadığımız kentin parçasıyız.

 

 

Biz ekip olarak bakacak olursak hem deprem hem imar barışı ve diğer konular üzerine hazırlıklıyız. Ekip içerisindeki arkadaşlar kent mücadelesinin çeşitli bölümlerinden geliyorlar. Kimimiz Haliç dayanışması kimimiz Haydarpaşa dayanışması içinde kimimiz oluşan kent mücadelelerinin takibinde yer almaktadır.

 

 

Mimdap: 4.0 Endüstri Devrimi ve Bilgi Teknolojilerindeki Gelişmeler konusunda meslek odasında görmediğimiz etkinlikleriniz oldu. Dünyanın değişiminin bize yansıması, mimarlık meslek pratiklerindeki farklılaşmanın bu kadar önemli olmasının nedeni nedir? Mimarlık camiamızın henüz ismini duysa bile üzerinde eğilmediği bu konuyu paylaşmanız ve tartışmaya açmanızın sebebini açıklar mısınız?

 

 

Burçin Kuz Kaan: Bu önemli konu mimarlık alanında çok tartışılmamış. Bize soracak olursanız, biz de bu etkinliklerle öğreniyoruz. Bu konuyla çok ilgili olan ve metinler üreten meslektaşlarımız çevremizde. Endüstri 4.0 ile ilgili iki etkinlik yaptık, ilkinde meselenin kenarlarından geçtik, çünkü mimarlık ortamında çok konuşulmadığı için konu üzerinde çok söz söyleyen yoktu. İkincisinde daha pratik hayattan konuştuk, teknolojik gelişmeler var; şu anda kullandığımız programların değiştiği, mimarın yaptığı çizimlerin aslında yapay zekâ ile çok daha hızlı bir şekilde dönüştüğü, ama buna nasıl adapte olunabileceği gibi birçok soru ve sorun ortaya kondu. Biz de bu süreci anlamaya çalışıyoruz. Şu anda Endüstri 4.0 şu ve biz bunu böyle çözdük diyemeyiz. Ama şu iddiadayız: Bu alanı boş bırakmıyor, takip ediyor ve farkında olmayı sürdürüyoruz.

 

 

 

 

 

Burak Kaan Yılmazsoy: Endüstri 4.0 ile geleceğe bakmak ve geleceği öngörmekle bağlantılı. Belki gelecek de değil, bugün başladı esasında, dolayısıyla bu tartışmayı başlatmadığınız takdirde bir çok ülkede Endüstri 4.0 değil 5.0 tartışılırken çok geç kalmış oluruz. O zaman Endüstri 4.0 ın tartışma ortamlarını arttırmamız gerekiyor. Birçok şey değişiyor, mesela benim öğrencilik dönemimde bilgisayar yeni ortama giriyorken şimdi programlar üniversitelerde okutuluyor ve çeşitlendiriliyor. Dolayısıyla gelecek perspektifinin oluşumu için bu konu geliştirilmelidir. Bu konuda bazı bilgisayar programlarını meslektaşlarımıza ücretsiz olarak ulaştırmaya çalıştık.

 

 

Mimdap: Tarihin algılanması, Sanayi Devriminden başlayarak geldiğimiz noktayı ortaya koyup sorguluyorsunuz.

 

 

Gülzade Merve İnce:Sorguluyoruz çünkü bu değişimin ne kadar hızlı olduğunu içinde yaşarken hem fark ediyoruz hem de kaçırıyoruz. Bir anda yapay zekâlardan sanal gerçekliklerden bahsedilirken bir yandan da teknolojinin meslek pratiği için sunduğu her şeyi, tabiri caiz ise biraz da şuursuzca sürekli kabul edip, hatta ondan daha fazlasını yapmaya çalışıyoruz. Bilgisayarın meslek hayatımıza girmesinden şu ana kullanılan program sayılarındaki artış, sunum yöntemlerinin değişimi, hep daha fazlasını daha kısa sürede talep eden bir ortamın oluşmasını da beraberinde getirdi. Sizi sürekli kendinizden ziyade o teknolojiyi kullanmak adına öğrenmeye zorlayan bir durumdan bahsediyoruz. Çünkü arz talep çarkı oluşmuş durumda, gerçekten meslek pratiğini onunla daha mı iyi yapıyorum diye sorgulamadan, o programı kullanmaya devam ediyoruz. Bunun için ciddi bir mücadele var. Aynı zamanda şu da var, evet yapay zeka dediğimiz, sanal gerçeklik dediğimiz şeylerin önümüze sunacağı şeyler meslekteki insanları eleyecek mi, sayımızı mı azaltacak, bizim yerimize mi üretecek ya da programlamalarla mı çözülecek, bunu tartışmak ve ortaya koymak istiyoruz.

Bunlar yapılırken meslektaşlar arasındaki rekabet de artıyor. Yani artılar eksiler arasında sanki artıymış gördüğümüz şeylerin bir kısmı birey olma, insan olma, meslek insanı olma noktasında size bir sürü negatif şey yüklüyor.

 

 

Mimdap: Bir yönüyle mimarlık hedefini boşaltan taraflar var ve bir süre sonra mimar olan özneye pek gerek kalmadığı yöne doğru gidebilir. O zaman bu öznenin konumlanması,  bir anlamda saldırıya karşı duruş belirlenmesi gerekmez mi?

 

 

Burçin Kuz Kaan: Tam da bu şekilde konu tartışılıyor. Bu pozisyonu netleştirip, bunu saldırı gibi algılamak ya da bununla alakalı pozisyon almak. Bize bunları aktaran meslektaşlarımız, teknolojiden kaçmak değil ama bu durma pozisyon alma, en azından durduğumuz yeri bilmek.

 

 

Gülzade Merve İnce Bu gerçeklik bize mimarlığı yeniden tanımlatmak durumunda kalacak.

 

Mimdap: Ülkemiz büyük bir alanı kaplıyor, bazı yerlerinde daha küçük ölçekli işler yapılıyor ve eski usullerle yapılmaya devam ediyor. Sanki pek bir şey değişmiyor gibi bir flu alan, üzerimize doğru gelen ve şartların bütünüyle değiştiği meslek pratiğini perdeliyor. Sizlerin açıklamalarından Mimarlıkta Dayanışmacı Taban Hareketi olarak grubunuz, yönetime geldiğinizde bu hususlarda yeni bir farkındalık yaratacak gibi görünüyor. Ne dersiniz?

 

 

Gülzade Merve İnce: Elbette. Sadece bu konuda değil çok fazla alanda gruplara çalışacak insanlara ihtiyaç var ki, beraber öğrenelim ve birbirimizle dayanışalım.

 

 

Burçin Kuz Kaan: Ben malzemeler üzerine çalışıyorum. Teknoloji bazı malzemelerin hem üretiminde hem de uygulamasında ciddi kolaylıklar sağlıyor. Eski bildiğimiz anlamlarda betonarme ağırlıklı hep beton beton konumlamayı kıracak yenilikler de getirebilir. İşte bu yönelim, bizim farkında olup, değişimi o yöne evriltmemize de bağlıdır.

 

 

Mimdap: Ülkedeki yapı üretim süreci konvansiyonel olanla yetinmeye daha yatkındır. Örneğin güvenli yapı imal etme, enerji tasarrufu ve “sıfır karbon” ilkesiyle üretim, yeşil, doğa dostu yapı üretimi… konularında meslek odalarından kuvvetli bir sesin yükselmediğini söyleyebilir miyiz? Sizin grubunuzun bu hususlar üzerindeki söylemi nedir?

 

 

Burak Kaan Yılmazsoy: Odada eskiden malzeme sunumları ve çeşitli atölyeler bir pratik yaratıyordu.  Bugüne geldiğimizde bu etkinlik sıfırlandı. Mevcut durumdaki teknolojiyi takip edecek ve meslektaşlara aktarmak önemli. Yapım türlerine baktığımızda, ne kadarına cevap verebiliyoruz? Muhteşem bir coğrafyadan bahsediyoruz. Ama bu coğrafyanın genel olarak yapısal yerleşimlerine baktığımızda olması gereken örneğin Karadeniz’e gittiğinizde oradaki iklime uygun ılımlı nemli karakterine denk düşen ahşap mimarinin orada olması gerekirken aşağıya bir iniyorsunuz Karadeniz diye bir şey göremiyorsunuz.

Oradaki coğrafyanın bize vermiş olduğu dağınık yerleşim düzenlerine uygun olarak yapmamız gerekirken sıradan bir yapılaşma ile karşılaşıyorsunuz. Mardin’e gidiyorsunuz Mardin’in esas Mardin’i görmeniz gereken kent merkezine geldiğinizde bir İstanbul’dan farksız  herhangi gibi bir yer olarak görüyorsunuz. Ya da bugün çok uzaklara gitmeye gerek yok İstanbul’a geldiğimizde İstanbul’da örneğin yüzlerce yıla başkentlik yapan bir yerden bahsediyoruz ama bunun neresinde o tarih koktuğunu görebiliyorsunuz. Şimdi dolayısıyla baktığımızda aslında bunun içerisinde birçok argüman var. Demek ki aslında bunun içerisinde bir tabi yapısal ölçekte malzemesinden tutun ülke olarak da maalesef bir deprem algısını bile 1999’la birlikte bir virgül attık ve hala bile bugün 1999 depreminin üzerinde yaklaşık 21 yıla gidiyoruz artık ne yapıldı sorusunu bugün tartışıyoruz. Mesela bizimde grup olarak da Kartal’da ki çöken bina ile ilgili yine o binanın imar barışından nasıl yararlandığını ama aslında iki kat kaçak ve altındaki kolonların marketteki tarafından kesildiğini şimdi gördüğümüz zaman bir çok şeyi yapı ölçeğinde ve kent dinamiği içerisinde çok çelişkiler taşıdığını olduğunu görebiliyoruz. Burada tam da noktasal cevaplar verebilecek belki farkındalık oluşturabilecek belki ses getirebilecek,  arkasından örgütsel bir gücü oluşturabilecek atölyelerle anlatabilecek ortamların geliştirilebilmesi gerekiyor. Tam da Merve’nin dediği gibi bu sadece bir basın açıklaması yapmakla olmuyor.

 

 

Burçin Kuz Kaan: Bu sıfır karbon, ekoloji ve sürdürülebilirlik meselesi aslında piyasanın da o kadar kullandığı her alanda olduğu gibi mimarlık alanında da, kent alanında da, ekoloji alanında da bazı şeylerin aslında bizim mücadele alanlarımızı çevirip piyasanın bir girdisi olarak bize döndürdüğü bazı şeylerdir bir yanıyla. Mesela iki tane projesinde yeşil bina sertifikası almak için bir hayli cebelleşmiş bir mimar olarak ya şunu görüyoruz:  O sertifikayı almak için bir takım yeşil alan oluşturmuyorsunuz,  o yeşil alanı bir takım yerlere paralar yatırarak alıyorsunuz . O binayı nasıl yaptığınız o anlamda çok önemli değil, bir takım danışman firmalarla bu işi çok rahat aslında çözebiliyorsunuz.  Toplumcu bir bakışla bir sürdürülebilirlik ve ekoloji mücadelesinden ziyade piyasanın bu da bir girdisi oluyor. Meslek odası o yüzden bence çok önemli. Bunun toplumcu bir ele alınmasıyla alakalı Burak bir sürü örnekten bahsetti. Mesela şuan Diyarbakır’da Sur’da yapılan dönüşüm, oradaki meslektaşlarımız tartışmaya açıyorlar, oranın yereline uygun değil malzemesi çok alakasız bilirkişi defalarca gitmiş ama bilirkişi raporları çok korkunç…

 

 

Mimdap: Çok gereksiz bir yapı üretimi var değil mi?

 

 

 

Gülzade Merve İnce:Bir rant yaratmak ve yeniden bir rantı paylaşmak üzerine bir araç haline geliyor. Aslında içinde güzel kelimeler barındıran bir araç haline geliyor. Odanın burada tabi ki tek başına yapacağı bir şey yok ama o örgütlenme alanını açacaktır. Burada bu konuyu gündeme getirip konu hakkında nasıl çalışılacağı nasıl üretim yapılacağı üzerine kafa yoracağı bir alan olacaktır. Bir de şu var bahsedilen bu kavramlar sermayenin içinde karşılığını bulan ve rantı arttıran bir ürün olmakla birlikte bunun alternatifi nasıl olabilir, kavramların gerçek anlamı ile kent ve yaşam alanlarına nasıl sunulması gerektiği tartışılmalıdır. Arge alanı yaratamaz belki ama üniversitelerle iş birliği kurulabilir. Bütün firmalarla rant dışı ilişki kurmak zordur fakat mimarlığı, kenti, yaşamı düşünen kişilerle nasıl birlikte hareket edilebilerek nasıl bir politika oluşturulabileceğine dair çalışma yapılabilir. Sonuçta malzeme üretimi ve yapı üretimi hem emekten hem sermayenin nasıl hareket ettiğinden bağımsız gitmiyor. Sonuçta bahsettiğim şey evet o binaları yaparken sertifikaları alabiliyorsun ama işçi ölümü de yaşayabiliyorsun. Ama yeşil bina dediğinde işte bir şekilde uluslararası camiada hele bir de bir ödülle de taçlandırıldığında da maalesef bize el üstünde tutulan çok güzel bir şeymiş gibi geliyor ya da piyasada öyle görünebiliyor. Bunun da tartışmasının açılacağı yer meslek odasıdır ve farklı alanlarda çalışan mimarların, sahada, projede, malzeme üretimi ve satışında, özellikle akademi ve arge alanlarıyla bütünleşerek kamuoyuna sunulabileceği ve bunların kabul edilmesi için dikte edilecek ilkeleri ve ortamı yaratabileceği alandır.

 

 

Mimdap:  Siz söyleminizde dayanışma vurgusunu yapıyorsunuz. Mimarlıkta dayanışma denince biz ne anlamalıyız. Dayanışmacı Taban Hareketi, isminizde de var, dayanışma anlayışınızı açar mısınız?

 

 

Burak Kaan Yılmazsoy : Dayanışma dediğiniz şey aslında meslektaşın her pratiğinde hatta o adımını atarken ki sürecinde dahi bir çok noktasında aslında bir perspektif çizebilmeli. Mesele dayanışmaysa öğrencisiyle başlar aslında bu süreç. Çünkü şuanda bakacak olursak üniversitelerde yaklaşık işte 200 küsür üniversitenin belki de sanırım 180 küsür civarında üniversitesinde bugün mimarlık bölüm ve fakülte var. Peki bunun içerisinde mezun olan sayıya bakıyoruz ortalama 10.000 ‘e yakın her sene artık bundan sonra mezun geliyor ve bunların aslında bir çoğu ülkede odaya üye olmuyor. Bir kere niye odaya üye olmuyor. Veya odaya üye olanlarla ilgili nasıl bir aslında bir vizyon nasıl bir perspektif ortaya konulabiliyor gibi bir kere en baştan başlamak gerekiyor.

 

 

Mimdap:  Bu sorunuzun arasına girersem odaya üye olmamak durumunda kalan ve buna mecbur olmayan anayasa gereği eskiden mecburdu şimdi değil, mesela sizin grubunuz ve meslek odası yönetiminiz de odaya üye olmayanların örgütlenmesiyle ilgili de bir parantez var mı? Yani odamı dır sadece mimarların örgütlenmeleri  yada odadan fazlası bir şeyden söz edilirse sizin açılımlarınız nelerdir?

 

 

Burak Kaan Yılmazsoy:  Burçin’in biraz önce belirttiği gibi,  oda çok önemli bir miras. Altmış küsür yılı artık devirmiş çok önemli temelleri olan ciddi bir mirastan bahsediyoruz. Dolayısıyla bu mirasın çok önemli bir şekilde kuvvetli olması gerekiyor. Meslektaşın da öğrencilik bittikten sonra o heyecanla gidip odaya üye olması gerekiyor. Siz meslek odasını işleyen bir platform gibi çalıştırırsanız orada çeşitli atölyeler yerinde üretim atölyeleri tamamen öğrencilikle başlayan süreçler oradaki öğrenci temsilcilikleriyle başlayan faaliyetler sürdürürseniz, üniversitelerle iyi bir koordinasyon sürdürürseniz sonuç alırsınız.

 

 

Süreci iyi okuyup, odanın alttan beslendiği bir perspektifi yaratmanız gerekir. Artı, odanın paylaşımcı bir ruhla mesleki alanın bütün bölümlerine eğilmesi gerekiyor. Birçok meslektaşın odaya üye olmadığını ve  “oda bize ne verecek” gibi söylemler ortada dolaşıyor. Bunu kırmak, odanın ciddi bir merkez haline gelmesi gerekiyor. Örneğin öğrencilikten sonra odaya kaydolan yeni meslektaşların, işe başlayana kadar ve ya işsiz kaldığı süreçlerde aidat ödemelerinde destek olması, daha kucaklayıcı bir tavır takınması yapıcı olur.

 

 

Mimarlar Odasının üç sacayağı vardır: Oda üyeleri,Mimarlık Vakfı, Mimarlık Yardımlaşma Sandığı, Yardımlaşma sandığı tam da dayanışma için kurulmuş olsa da bu yapı “yardımlaşmama” sandığına dönüşmüştür. Benim de sekreter olarak görev aldığım sırada 2500 üyesi varken şu anda 700 üyeye düşmüştür. Sandık, Vakfa bağlı ve Vakıf Sandığı eritiyor.

 

 

YENİLİKÇİ, KATILIMCI DEMOKRATİK YAKLAŞIM

 

 

 

 

Burçin Kuz Kaan: Biz aslında Mimarlıkta Dayanışmacı Taban Hareketi olarak grubun ismini konuşurken takılmadığımız ve anında ortaklaştığımız ilk kelime “dayanışma” olmuştur. “Taban”ı çok konuştuk, doğru anlaşılır mı diye ama “dayanışma” da hiç tereddüt etmedik. Dayanışma çok yaşamsal bizim için, görüyoruz ki mimarlık mesleği eğitiminde birçok farklı bölüme göre çok kolektif bir eğitimden geçiyoruz. Ama birden bire çok tekil kalıp yalnızlaştığımız bir meslek hayatının içine giriyoruz. Bunu kırmak için dayanışmaya önem veriyoruz. Dayanışmanın bir dönem çok kullanılıp ama itibarının kalmadığı bir dönemden biz kendi adımıza durduğumuz yerden içini doldurmaya çalışıyoruz.

 

 

Neler yapıyoruz: Dayanışma atölyeleri yapıyoruz. Neden önemli bu, birbirinden öğrenmeye değer veriyoruz. İşverenler çok fazla programı bilmemizi istiyorlar. Programlara parayla ulaşamayan işsiz meslektaşlarımıza gönüllü olarak birbirimize gönüllü olarak eğitim verdiğimiz atölyeler yapıyoruz. Yine yeni mezun ve veya on yıllardır meslekte olup da haklarını bilmeyen meslektaşlarımız için “haklarımız” broşürü oluşturuyoruz. Hukuk atölyleri yapıyoruz. Bunların hepsi aslında mesleklerinin en kırılgan noktasında olan meslektaşlarımızı bir araya getirmek  ve daha güçlü hissettirmek için, odaya üye olsun olmasın; odayı hayatının bir yerine koyuyor olsun olmasın o kırılganlığını aşmasını sağlamak çok önemli.

 

 

Gülzade Merve İnce: Aslında Burçin çok iyi toparladı. Bazı kelimelerin anlamı her an her yerde kullanıla kullanıla içi boşalabiliyor. Bizim dayanışma vurgumuz bu riski de göze alarak kelimeye itibarını kazandırmayı hedefliyor. Yaşadığımız sıkıntılardan, meslek ile ilgili kaygılardan dolayı farklı zamanlarda farklı konularda bir araya gelen bir mimar grubu iken bu bir araya gelişler birlikte daha güçlü mücadele edebildiğimiz, birlikte sesimizi daha güçlü duyurabildiğimizi yeniden fark ettiğimiz bir durum yarattı bizim için. Mimarlıkta Dayanışmacı Taban Hareketi de oradan geldi, o yüzden bizim için dayanışma kelimesi çok önemli. Çünkü yine bir dayanışma ortamında bizi bir araya getiren bir mevzumuz vardı buradan bir selam da çakmak lazım herhalde. KHK’lı meslektaşlarımız ile dayanışmak adına ne yapabiliriz sorusu üzerine bugün Mimarlıkta Dayanışmacı Taban Hareketi içinde de olan bir grup meslektaş bir araya gelmiştik.  Birlikte sesimizi daha güçlü duyurabilmek, o meslektaşlarımızın mücadelesine katkı koyabilmek için bir arada durduğumuz bir gruptuk. Oradan başlayan ve tekrar böyle bir SOS anında bir araya geldiğimiz bir oluşum oldu bizim için.

 

 

Mimdap: Bravo! Birazda oda ve seçim dönemine dair bir soruya doğru geçelim. Seçimler gündemde artık ve yakın zamanda bir rutin tamamlanacak ve meslek odalarının 2 yılda bir tekrarladığı seçim ortamına sizde gireceksiniz. Mevcut oda yönetimlnden farklı olarak siz ne düşünüyorsunuz? Onların bir bakışı, bir işleyişi, bir örgütlenme biçimi çeşitli kollar mesleki bilimsel çalışma komiteleri, başkanı sekreteri  ve yönetim organı var ve biz onları hayatın içerisinde belli bir yerde görüyoruz. Size göre bunu nasıl tamamlamak, nasıl çoğaltmak, nasıl değiştirmek, nasıl ekler koymak, nasıl açıklamalarınızda ortaya koyduğunuz muhtevayı oraya taşımayı planlıyorsunuz?

 

 

Burçin Kuz Kaan: Hakikaten bir iddiamız var. O iddiamızda bugüne kadar ki pratiğimizi ve yaptıklarımızı odaya taşımak, ayrı bir liste olarak seçimlere gireceğimizi açıkladık. Mevcut uzun yıllardır aslında belli insanların ekseninde dönen bir listenin dışında bir liste çıkarmış olmak ta aslında belli dertleri içeriyor. Çünkü biz meslek odasından çok ta uzak bir ekip değildik bir çoğumuz aslında meslek odasını öğrenci komisyonlarından beri olan,   kadın komisyonlarını kuran, ücret tesis komisyonlarını kuran ve hepsinin kapatılma sürecinin de birebir mağduru olan insanlarız. Bir kere bunları aşmak gibi bir hedefimiz var. Çünkü biz biliyoruz ki meslek odasını geliştirecek ve insanların gözünde, ait hissettirecek şey  orada gelip orda bir şey paylaştığında önemsendiğini  bilmek. Bir kere bunu aşmak gibi bir derdimiz var. İkincisi odaya üye olmayı özendirmek gibi bir derdimiz var. Aidatın kelime anlamı Aidiyeti gösterir. Ama bunu da gerçekten odaya ait hissederek vermesi gerektiğini düşünüyoruz meslektaşlarımızın. Pek çok komisyon kurul oluşturulabilir hatta bizim bugün ki belki algımızın çok daha dışında meslektaşlarımızdan gelecek önerilerle oluşturulacak çok fazla komisyon da olabilir. Bunların gerçekten üretebilen meslektaşların ve tartışabilen meslektaşların yan yana geldiği bir alan olması gibi.

 

 

Onun dışında çok fazla deklarasyon ve seçim zamanı birbirine benzeyen programlar, hedefler söylenir. Biz buna açıkçası hep şöyle diyoruz: Çalışma dönemi boyunca atılan adımlar sizin ne kadar sahici bir programa sahip olduğunuzu gösteriyor maalesef. Biz biraz gölge oda gibi çalıştık 2 yıl boyunca ve bir çalışma programımız var ve Oda seçim zamanında şubemiz bir çalışma programı sunacak. Bizim onun yanında MDT’de çalışma raporumuz var. Yani yan yana koyduğumuzda bence meslektaşlarımızın oradaki nüansları da görecek. Çünkü siz programınız yanına 2 yıllık çalışma raporunuzu koyduğunuzda tutarlı ya da tutarsız olduğunuzu o noktada gösterirsiniz. Biz bu açıdan iddialıyız.

 

 

BACADAN DA GİRİYORUZ

 

 

  Burak Kaan Yılmazsoy : Şimdi aidiyetten bahsetti  Burçin. Bu çok önemli bir kelime Çünkü ait olma kavramını bir kere meslektaşa vermeniz gerekiyor. Tabi bunu neyle verebilirsiniz? Bir kere meslektaşı dinleyerek verebilirsiniz, meslektaşa çeşitli ortamlar sunarak verebilirsiniz, komite komisyonları kapalı yaptığınız zaman o zaman meslektaşı bir kere karşılayamamış olacaksınız ya da meslektaşa bir şey sunamamış olacaksınız. Örneğin belki odada tırnak içerisinde geçmiş de çok daha fazla komisyonlar, komiteler tam da bu noktada Burçin’inde dediği gibi aslında, ücretlerliler komisyonunu kuran, kadın komisyonunun içerisinde yer alan hatta diğer çeşitli komisyonda işe eka- mbçk larda yer alan arkadaşlarımız vardı, iş yeri temsilciliğinde yer alan arkadaşlarımız vardı. Dolayısıyla bütün bu mücadelenin ve hatta aramızda yönetim kurullarında yer almış arkadaşlarımız var. Dolayısıyla biz aslında baktığımızda birbirine iyi gelen yaklaşık 15 yıla -benim 13 yıl oldu mezuniyetim – birbirine iyi gelen aslında tamamen bu odanın dokusunun içerisinden oluşmuş, yoğurulmuş fakat dışı açık aktif tamamen katılımcı kolektifliği benimseyen ve üretimi hep birlikte yapma enerjisi ve sinerjisi içerisinde olan bir yapıyız.  Tam da dediğimiz dayanışma kavramını bunun içerisinde barındıran ve besleyen kolektif bir üretim grubuyuz aslında. Bu noktadan bakacak olursak dolasıyla örneğin komite komisyonlara baktığımızda katılımcı olması gerekiyor.  İster parantez i kapalı açık o size kalmış örneğin eka mbçk’da biz bu dönemde hem Burçin’in dediği gibi hem gölge aslında yönetim kurulu gibi çalıştık ürettik çalışmalarımızı oluşturduk ama odanın içerisindeki  dinamiklerden de  asla kopmadık. Onlar bizi kapıdan kovsalar biz bacadan giriyorduk eka mbçk’ya çağrıldık .  Eka mbçk’dan kovulduk bütün 2 yıl sonunda gittik geldik gittik geldik bir yönetim kurulu kararıyla  bütün isimlerimiz çizildi. Dolasıyla bu bir katılımcılık değildi. Yani bu bir kolektif üretim katılım değildi.

 

 

O zaman görüyoruz k, mevcut yönetim yapmış olduğu eylemlerde 20 kişiyi 10 kişiyi bulamaz oldu.  O zaman danışma kurullarında 20 kişiden fazla giden bulamazsınız çünkü bir kere delegeniz bile aidiyet hissetmemiş olduğu için dolasıyla o bağların aslında kopmuş olduğu bir durumu ortaya çıkmış oluyor.

 

 

Mimdap: Bunu aşacak bir programınız var o zaman…

 

 

Burak Kaan Yılmazsoy :  Evet. Yani şöyle ki bizim yapmış olduğumuz bir kere bütün bu kolektif üretim çalışmalarının hepsi hem katılımcılık hem yapmış olduğumuz dayanışma çağrılarımız ve yapmış olduğumuz toplantılar… Örneğin dayanışma toplantılarımızı çok geniş katılımlı birçok dayanışma grupları ile birlikte ve herkese açık bir şekilde oluşturduk. Örneğin Yıldız Teknik Üniversitesinde kırmızı raf öğrencilerinden tutun- çünkü dayanışmaysa bu öğrenciden de başlar- kent içerisinde ki insanlardan da başlar veya sarı plaza eylem platformu kaç gel bize gel… Şimdi dayanışma dediğimiz şey kolektif üretim dediğimiz şey işte bütün bu katılımcılığı oluşturacak bir ağın oluşturulması insanları çağırdığımız zaman geliyor . Yeter ki o sıcaklığı aidiyeti ve üretimi hissettirin.

 

 

SEN YOKSAN BİR EKSİĞİZ, YANIMIZDA HEP BİR BOŞ SANDALYEMİZ VAR…

 

 

 Gülzade Merve İnce:Bizim metinlerimizde de söylemlerimizde de aslında bir şiarımız var. Bizim her zaman her meslektaşımız için “bir boş sandalyemiz var” diyoruz. Yani bunun bir avuç insanla olmayacağını ya da bugün sadece MDTY’yi oluşturan ya da bizim yanımızda olup destek veren meslektaşlar ile çözülmeyeceğini biliyoruz. Çünkü meslektaş dayanışması dediğin şey zaten bir avucun içinde kalacak sayıysa oradan öteye gidemezsiniz. Yapılacak tüm çalışmaların herkese, herkesin fikrine açık herkesin kendini ifade edebileceği çalışmalar olması gerektiğini düşünüyoruz. Burçin’in söylediği şey çok önemli, aidiyet -aidat ile ilgili bahsettiği üye aidiyeti, bunu da bu durumun altına bir çizgi çekmek not eklemek için söylüyorum. Yönetime gelip gelmemenin ötesinde zaten bu konuyla ilgili aslında yaptığımız çalışmalar da var. Çeşitli önergelerimiz olacak. Zaten biz buna çok uzun zamandır kafa yoruyoruz çünkü insanlar gerçekten kendilerine en çok vuran şey kriz olduğu sürece,  sembolik gözüken meblağlardan bile bahsediyor olsak bir şeyin burukluğunu hep yaşıyorlar. Bu aidatta olabilir proje kontrol bedenlerinde olabilir kıymetli evrak parasında olabilir. Aslında bunlar büyük meblağlar değilmiş diye düşünüyoruz ama maaşını alamayan ücretsiz stajyerlik diye bir kavramın başımıza musallat edildiği bir dönemde insanları sadece odayla ilişkilenmesinde bu metodu kullanırsanız hiçbir zaman o odanın çeperinin genişlemesini bekleyemezsiniz. Ve oda yönetiminde ilk alınması gereken kararlardan birinin bu ilişkilenmeyi sağlayacak çok basit gibi görünse de aslında bir çok kişi için önemli olacak bu adımların olması gerektiğini düşünüyoruz. Çalışma alanlarını açmak, öncelikle örgütlenmeyi sağlayacak ilk adımları atmak mecburiyet olduğunun farkındayız. Bunun üzerine formüller geliştirmek zorunda olduğumuzun farkındayız. Ayrıca da yönetim içinde belli kural ve kaidelerin yönetim değişikliğiyle birlikte getirilesi gerektiğine inanıyoruz.

 

Mimdap:  Hemen onlardan da biraz bahsedelim mi? Şeffaflıktan söz  ediyorsunuz . Yönetim şartları ve demokrasinin genişletilmesiyle alakalı önerileriniz var, hakikileştirilmesi yada günümüzdeki yeni demokrasi  anlamında var olan yönetiminden farklarınız var. Mevcut yönetimin de kendisini demokratik saydığını ve öyle tanıttığını düşünürsek onlardan farklı  demokrasi anlayışınızın açılmasını ister misiniz?

 

Gülzade Merve İnce:  Tanıdığım bir mimar ablamın bir sözü var. Mezun olduğumuz üniversite için derdi ki; “bizim dönemimizde kürsülerde kapı kapanmazdı şimdi gittiğimde ben o kürsünün içine girmek istemiyorum”. Yönetimler de aynı şeyi yapıyorlar. O kapılar kapandığı sürece hiçbir şey üretemeyiz. Bizim yapmak istediğimiz ilk şey o kapıları açmak o şeffaflığı sağlamak. İki dönem kuralının gelmesi, aynı isimler çevresinde dönen yönetim kurullarının olmaması.  Çünkü biz mimarlar odasının var olmasını ve örgütlenmesini istiyoruz. Biz oraya girip orda sonsuza kadar kalmak istemiyoruz . Biz orayı meslektaşlar için yaşayan bir alan haline getirmek istiyoruz buna elimizden geldiğince  katkı sunmak istiyoruz ama bunu sadece bizim yapabileceğimiz bir şey değil. Bunun bilincindeyiz biz meslektaşlarımızla bir arada hareket ettiğimizde ancak bunu başarabileceğimizi biliyoruz

 

 

Çünkü bu güne kadar hep o dayanışmanın o birlikte hareket etmenin aslında bizi güçlendirdiğini fark eden bir ekibiz. Bunun yanı sıra yönetim kurullarının asla profesyonel olarak çalışmaması gerektiğini o gönüllülük esasını kaybetmemesi gerektiğine inanıyoruz. Bunun ilgili yönetmelik değişiklikleri ile yapılabileceği, iş tanımlarının yeniden değerlendirebileceğini biliyoruz. Çünkü bu sefer, doğru tabir mi olacak koltuk kavgalarına dönüşen durumlar oluşmaya başlıyor ve siz meslek politikası ya da kent politikası ürettiğinizi söylerken aslında kısır döngü bir kavganın içine sıkışıp kalıyorsunuz. Bunları biz yaşamak ve yaşatmak istemiyoruz. Burak’ın söylediği o komisyonların arttırılması çalışma şeklinin şeffaflaştırılması ve her mimara aslında açık olan ama fiilen öyle işlemeyen özelliğini yeniden geri kazanmasını istiyoruz. Komisyonların ve çalışma gruplarının YK’dan icazet alarak çalışma yürütemeyeceğini, bilgilendirme yapılması, çalışmaların tartışmaya açılması ile oda yönetmeliği gereği tanımlanmak zorunda kalan isimlerden icazet alınmasının farklı olduğunu gözden kaçırmamak gerekir. Aslında kağıt üzerine yazan, oda yönetmeliklerinin bize sunduğu ve farkında olmadığımız bir çok şeyin işlerliğinin yeniden kazandırılmasını istiyoruz. Bunu daha da çeşitlendirebiliriz.

 

 

YILLANMIŞLARA KARŞI DEMOKRAT, DONANIMLI, HEVESLİ, DİRENÇLİ GENÇLİK

 

 

 Burçin Kuz Kaan: Katılımcı vurgusunu yapıyoruz çünkü en eksik kalan kısım belki bu. Bizim gerçekten bu iki dönem kuralı şu açıdan önemli, biz de 30 yıl bu koltukta olsak biz de dar grupçu olur aynı noktaya düşeriz. Bu kişilerden bağımsız bir ilke aslında. Bu şey sizi dönüştürüyor. Her örgütlenme için geçerli. “Biz mükemmel insanlarız 30 yıl da kalsak demokrasiyi sayarız” gibi bir durum yok aslında. Bu çok önemliydi. Komisyonlar çok önemliydi. Temel vurgumuz hep çok yaşadığımız sorunlar üzerine. Bakarsanız onun dışında oluşturacağımız komisyonları programımızda sıralamaya çalıştık. Temsilciliklerin yönetimlerde söz sahibi olması ve temsilciliklerle sıkı ilişkiler kurulması meselesini ifade ettik.  Meslek odasının fiilen de mekan olarak da meslektaşlarına mesela bu başladığında ilk çağrıyı yaptığımızda bazı şubelerde çok güzel örnekler de oldu hatta en son Kadıköy temsilciliğimizde yaptı. Freelance çalışan meslektaşlarına wireless, kahve bunlar aslında çok naif örnekler bence çok güzel şeyler, çok önemli. Bu tarz planlarımız var. Etkinliklerimizde biz bugüne kadar çocuk bakım desteği sunduk meslektaşlarımıza ihtiyacı olan meslektaşlarımızın bize ulaşmasını söyledik. Meslek odasındaki etkinliklerinde bunu ortaya koyacağız, çünkü biz biliyoruz ki meslek alanında kadınlarla olan da bir mimarlık aslında meslek alanıyız ama bir meslek odası yada bir meslek içinde kadınlar nerede derseniz bir çoğu yok neden çünkü maalesef toplumsal  yönelmeler gereği …

 

 

Mimdap: Çocuğuna baktıracak kişiyi bulamıyorsun …

 

 

Burçin Kuz Kaan: Ki bu sadece kadınlarında sorunu değil. Kadın ya da erkek meslektaşlarımızın o etkinliğe gelebilmeleri için o durumu çözebilmesi gerekir. Buna dair de çabalarımız var yada bunu taşımak gibi bir derdimiz var .

 

 

Mimdap:  Bir seçim dönemine gidiliyor ve son değerlendirme isteyelim.

 

 

Burak Kaan Yılmazsoy: Birbirine tam anlamıyla dayanışma içerisinde olan birbirini dinleyen, birbirini anlayan odanın içerisinden gelen ama artık odanın aktifleşmesi gerektiğine ve tamamen üretim içerisinde olması gerektiğini savunan ve bunu da örnekleriyle ortaya koyan birbirine tamamen dayanışmayı benimseyen bir kolektif üreten bir grubuz. Bütün dayanışma ağlarının hem kendi meslektaşıyla, meslektaşın her noktasıyla işte temsilcikleriyle mesela birçok temsilciliğin bu noktada baktığımızda Burçin’inde söylediği gibi aslında unutulduğunu görüyorsunuz. Bir çok temsilcilikte sadece kendisine yakın olan temsilciliklerle bağlar kurulduğunu görüyorsunuz halbuki temsilcilikler en uzun en uzak noktası da en yakın noktası da aslında sizin şubenin devamlı daima hinterlandınızda irtibat halinde olmamız gereken yerler olarak bakmanız gerekir. Çünkü örgütlenme modeli zeminden aşağıya doğru geliyorsa o zaman senin de orası kollarınsa o zaman o temsilciliklerle mutlaka katılımın oluşturulması gerekiyor. Ve tabi ki en önemli şeylerden birisi de şeffaflık. Dolayısıyla bu şeffaflığı kendi içerisinde oluşturamamış bir grubun yada bir yapının pek tabidir ki küçülmesi doğaldır. Çünkü kendi içerisinde bir güven mekanizması kaybolmuştur. Dolayısıyla “dayanış – ma” değil gerçekten dayanışma ilkesini benimsemek gerekiyor.

 

 

Burçin Kuz Kaan: Ben de deneyim meselesine dair bir şey söylemek istiyorum çok kısa… çünkü şöyle bir algı var meslek ortamda bide çok önde röportajları yada bu takım yönetimleri de daha öne çıkan arkadaşlarımız daha görece genç olmasından en azından mevcut yönetime göre genç olmasında bir deneyim soru işareti oluşuyor. Bu birincisi bizim çalışmamız içindeki uzun yıllardır meslek odasının mesleğe emek vermiş insanların nezaketidir ilki, bizim daha çok planda olduğumuz ikincisi de deneyim mesleğin içinde olmakla meslekle beraber yoğrulmakla oluşan bir şey. Bir kısmımız 30’lu yaşlarda 20’li yaşlarda arkadaşlarımızda var ki 45 üstü de var yani aslında geniş bir bileşeniz. Bu deneyim meselesinin de doğru yorumlanması gerektiğine inanıyoruz. Bu fiziki yaşlar biyolojik yaşlar değil bizim derdimiz bir heves eksikliği meselesi yaşlarda biz bir heves eksikliği olarak görüyoruz ve bütün bileşenimizde de yaştan bağımsız bir iyi bir heves olduğunu düşünüyoruz deneyimle ilgilide o yanlış algıya bir nokta açıklık getirmek istedim.

 

 

 

Gülzade Merve İnce: Şunu da belirtmek lazım. Biraz umutsuz bir dönemden geçiyoruz. Galiba tüm ülkede tüm dünyada hakim olan bakış biraz bizim meslek odamıza da yansımış durumda. Yeni ve  genç gözüken bizim çalışmamız için çok karamsar ve umutsuz bakan bir grup var ve bu yorumu  deneyimsizliğe bağlıyorlar ama biz şunun bilincindeyiz bizim elimizde bir sihirli değnek yok . Yalnızca biz ideallerimiz için adım atabileceğimiz enerjiye sahip olduğumuzun farkındayız. Bir arada kolektif üretebildiğimizin farkındayız. Tabi ki bugünden yarına hiçbir şey değişmeyecek ama o adımlar atılacak o çalışma alanlarının yaratılması için o mücadele verilecek. Ayrıca deneyim konusunda küçük bir ekleme yapmak istiyorum. Bizden deneyimli meslektaşlarımız büyüklerimizin yanı sıra aslında bu genç görüntü altındaki birçok arkadaşımız aslında belli tecrübelerden, belli mücadele alanlarından gelen arkadaşlar. Aslında mücadele yeteneği eksik gibi gözüken bu grubun tahmin edilenden çok daha fazla mücadele deneyimi var. Bunu da gelip bizi tanımaya çalışarak öğrenebileceklerini ve o güveni o şekilde kurabileceklerine inanıyoruz. Sadece bizim söylememizle bizim ikna etmemizle olmayacaktır. Kapımız her zaman açık herkes her istediği zaman gelebilir. Yeter ki bizi tanımak istesinler. Aslında o zaman söylediğimiz sözlerde samimi olup olmadığımız daha iyi görülecektir diye düşünüyorum.

 

 

 

Mimdap: Bu güzel söyleşi için çok teşekkürler, çok güzel bitirdiniz, hayatınızda, grup çalışmalarınızda ve seçimlerde başarılar dileriz.

 

 

Burçin Kuz Kaan, Gülzade Merve İnce, Burak Kaan Yılmazsoy: Biz de teşekkür ederiz.

 

 

 

4 Yorum
  1. En önemli sorunu mimarların iş, yani işsizlik ve iş olsa bile çok düşük rakamlara yapılıyor olması. Binlerce mimar çok kötü durumda. Oda dediğiniz kurum belki ciddi bir buhrandan söz ediyor ancak çözüm bulmuyor. Çok kötü durumdayız.

    sercan aküzüm | 10 Şubat 2020

  2. tutarlılıkla emek koymaya yatkın, sözlerinin dışında bir başka yüzleri olmayan sahici dost bir grup. keşke oy vermeye gidecek mimarların tümü tanısa.

    melisa günertem | 10 Şubat 2020

  3. Dayanışmacı Taban Hareketi grubu içinde bir çok kişiyi tanıdım. İlkesel olarak aldıkları kararlar, meslek odası yönetimi için hep “kendi değil de diğerini” öne çıkarma, bilhassa eskiler değil de yeniler konusunda gösterdikleri hassasiyet, yıllarca aynı makamı “kendi doğal hakkı” gibi gören alışılmış oda kadroculuğu tarihinde bana çok aykırı geldi. Onlar için meslek odası varılmış son yer değil mesela, mücadele platformu, kent mücadelesinden meslektaş haklarına kadar. Bu da “burası bizden sorulur, yönetimleri delegeyi biz yazarız” anlayışına aykırı bir durum. Tanıdığım kadarıyla grup üyeleri sahiden mimarlıkla uğraşıyor, mimarlık onların işi ve dünyada sonra ülkede mimarlığın gediği yeri sadece alışılmış oda jargonu içinde değil, siyasetten toplum psikolojisine, neolibarilizmden endüstri 4.0 a kadar sorguluyorlar. Ülkenin içindeki çok yönlü krizi mimarlar nasıl aşar diye kafa yorup dayanışma ağları ile çözümler arıyorlar. KHK ile işinden atılanların yanında yer alıyorlar. Yıllarını “oda” gruplarında geçiren ve “eee, biz de politika yapıyoruz, bu yüzden eleştiriliyoruz” ve hatta “ben solcuyum, solum” diyen arkadaşlar kusura bakmasınlar ama bu faaliyet şekli şimdiye kadar ki düşünsel aktiviteyi aşan aykırı bir şey. Kendini “tescilli marka” olarak gören arkadaşlar için kabullenmesi zor ama hacim ve derinlik olarak bu bakış açısı, şimdiye kadar oda standartları içinde ‘sürdürülebilir olandan’ çok farklı. Kendi kendilerini, “iki dönemden fazla yönetim kurulu üyesi olunamaz” diye sınırlama gereği duymuşlar, etik olarak profesyonel yani parayla çalışan yönetici olamaz demişler. Düşünebiliyor musunuz, tam eski köye yeni adet. Yüz de yüz aykırılık, bu kadar da olmaz sahiden. Bir de pırıltıları yüzlerinde, bilgi dolu sözlerinde, Ahmet Arif’in dizelerindeki gibi “örselenmemişler”, ajandaları, hesapları yok. Resimlerine çizik, kırışık, leke, geçmişin tozu işlememiş. Bu da az aykırılık değil kanımca.
    Peki bu durum karşısında seçime giren bu gruba karşı “ne yapılır”, bu kadar aykırılığı üzerinde taşıyan gruba ne reaksiyon verilir, bunu da İstanbul’un mimarları düşünsün artık…

    Hasan Kıvırcık | 13 Şubat 2020

  4. Mimarların çoğu hep gittikleri yoldan gitmeyi, hep aynı çevre, aynı gruplarla olmayı severler. Çok kararlılardır ve yeniyle uğraşıp başlarına iş açmak istemezler. Biraz yine öyle bir seçim oldu. Kodlanmış yerlerine aktılar.

    sermet açıkgöz | 17 Şubat 2020


Yorum yazmak için


Yazan Belén Maiztegui | Çeviri Maggie Johnson   Sadece 2 ay önce, Çin’in Wuhan şehri, Coronavirus salgınıyla mücadele etmek için 1000 yatak, 30 ICU ve şehrin tıbbi repertuarına yeni yataklar ekleyerek Wuhan Huoshenshan Hastanesi’nin yapımını  dünyaya duyurdu. Bina, 10 gün içinde 7.000 inşaat işçisinden oluşan bir ekip tarafından tamamlandı. Birçok ülke, karşı karşıya kaldığı salgını […]

Copyright © 2020 Mimdap.org