Mimdap
Ana Sayfa Bağlantılar Biz Kimiz İletişim
ANA SAYFA
Yersiz yurtsuz / Karin Karakaşlı
Share 1 Ağustos 2016

Çalışmadığım zamanlarda bakışlarımı bir şeye odaklamak ihtiyacı hissediyorum. Aslında bu odaklanma ile bön bön bakma arasındaki sınır hayli geçirgen. Genelde ya kendimi sezonluk dizilerin, seri filmlerin kucağına bırakıyor, ya kendi filmimi izlemek üzere saatlerce sırt üstü yatıp tavanları seyrediyor ya da sokakta kaldırım kenarı, vitrin çıkıntısı, merdiven basamağı gibi bir yerlere tüneyip sigara eşliğinde boş gözlerle önümden akıp duran hayatı seyreyliyorum.

 

 

 

 

Bu izleyici ya da dışarlıklı olma halim; anlam veremediğim, akıl sır erdiremediğim olaylar karşısında bir nevi savunma mekanizmasına dönüştü. Kaçasım var aslında. Bundan sebep hiçbir şeyi sahiplenmiyorum. Sevdiğim, bende anısı olan eşyalarla aramda ince bir tül perde var, uçuştuğunu hissediyorum. Sevdiğim, kalbimde yeri olan insanlarla da. Bir anda kayıyor bakışlarım ve ben yine yersiz yurtsuz oluyorum.

 

 

Mahallem elden gitti. On yıllık ve daha uzun süreli dükkân kiracılarını gerekçe göstermeksizin çıkarmayı mümkün kılan kararname yürürlüğe gireli beri mal sahipleri gözlerinde dolar işaretleriyle dolanıyor ortalıkta. Kafeleri, barları, pub’ları seven bense bir babaanne edasıyla, gıyabımda ve saat başı mantar misali biten bu yeni mekânların yerinde ne olduğunu hatırlamaya çalışıyorum; terzi, saat tamircisi, lostra, tuhafiyeci… En son mahalle içindeki sokağımda yılların o minik kasap dükkânı da kafe oldu, bakakaldım. Kalarak bakmak ve bakarak kalmak en iyi yaptığım şey.

 

 

Eşzamanlı olarak Cizre’de, Sur’da, Nusaybin’de, Şırnak’ta evi başına yıkılan Kürt halkının isyanıyla doluydu sesleri kısılmaya çalışılan bir avuç gazete ve siteler. Doğduğu yerden sürülen, ölülerini gömemeyen, sevdiklerinin diri diri yakılışını, panzer arkalarında sürülüşünü gören, onuru ve özgürlüğü için günlük hayatı, kuşaklar boyu varoluş mücadelesiyle geçiren bu insanları yanımdaymışlar gibi hissettim. Ve aslında sokaklara ait olduğumu. Çatısız, döşeksiz… Kadınların ağıdını da o yaşlı amcanın sözlerini de unutmadım: “Paravanlarla kapatmışlar girişi. Sokağa girmek değil, bakamıyoruz bile. Ama hep oraya gidiyoruz. Evimizdir…”

 

 

Evim yok benim. Memleketim de. Bağım yok. Çantam kadarım. Bir kalem bir defter kadarım. Biraz müzik, biraz film, biraz kitap kadarım. Belleğimdeki anılar, kaybettiğim canlar kadarım. Bir an için gülebildiğim kadarım. Taş bir handa soluklanışım, soğuk suyu yudumlayışım kadarım.

 

 

Uçuşan tozları, yaprağın damarını, insanın yalanını görüyorum. Nasıl bir lanettir. Bak yine zulüm zamanları. Herkes herkese ihanet edebilir. Ediyor da nitekim. Küfür yetersiz. Zulmün artsın denebilir ancak. Eskiler ne güzel buyurmuş. Zalime kendinden büyük ceza var mı dünyada?

 

 

Böyle dediğime bakmayın. Bunlar birlik ve beraberlik zamanlarıymış. Arıza bende. Hiçbir yere teyellenemeyende. Kökü kopmuşlar sürgünü içinde taşır. Ve hiç fark etmeden bir sonraki kuşağa aktarır.

 

 

Bir vakit de böyle kökünden kopuk hissetmiştim. Çatıları loğlanmayıp yıkılan, zemini şehir efsanesi defineler için köstek yuvası gibi kazılan, taşları inşaatlarda kullanılmak üzere sökülen, tarihi oymalarının üzerine yazılar kararlanan, fresklerinin gözü oyulan Anadolu kiliselerinden geçiyordum. Şu bizim hoşgörü ve medeniyetler beşiğinden.

 

 

“Şu anda Türkiye Cumhuriyeti ile Ermenistan arasındaki kara hududuna çok yakın bir noktada, askeri yasak bölge içinde bulunuyorsunuz. Ani harabelerinde ziyaretinizi anılaştırmak için fotoğraf ve film çekmenize Ani harabelerini çevreleyen sınırlar içinde müsaade edilmiştir; ancak bunu yaparken objektifinizi Ermenistan toprakları istikametine çevirmemeniz gerekmektedir.” Türkiye ile sınırını kapattığı elbette tek ülke olan Ermenistan’ın sıfır noktasında duran tarihi Ani kentinin girişindeki uyarı levhasında böyle yazıyordu. Gel gör ki coğrafyanın bu uyarıları geçersiz kılarak bir ırmakla ayırdığı sınırda kimsenin yasağının hükmü yoktu.

 

 

Çok gençtim. Bir şey canlıydı içimde. Kurtaran da oydu zaten. Yüzyıllardır kimselerin oturmadığı bu kenti ilk görüşümdü. Geniş, derin vadiler boyu uzanan katedral, kilise, saray ve kale kalıntıları. Bir de boyum kadar otlar. En etkileyicisi yine en mütevazı olanında gizliydi. Arpaçay kıyısındaki Dikran Honentz Kilisesi de aslında yasak bölgeye giriyordu ama Agos’un ve hayatımın direği Sarkis Seropyan askerlerle tatlı tatlı sohbet ederken arkadaşım Lora Baytar’la birlikte aşağı koşturmuştuk bile. Askerler de bu iki gencin hevesine göz yummuştu. Bir zamanlar gümrük binası olan yere girdiğimizde tıpkı yüzyıllar önceki görevlilerin yaptığı gibi bugün yıkık olan köprüden kente gelenleri seyretmiştik hayalimizde. Ani’de yıkıntıların bile anlatacağı öyküler vardı işitmeyi bilenlere.

 

 

Geçtiğim hafta yıllar boyu adına ancak “Anı” denerek tahammül gösterilen, restorasyon diye ta Pakraduni Hanedanlığı sırasında 992’de Gatoğigosluk merkezi olmasıyla “1001 Kilise Kenti” olarak anılmaya başlanan bu Ermeni krallığı şehrinin ancak Selçuklu dönemi eserlerine el sürülen Ani, UNESCO kalıcı miras listesine kabul edildi. Şimdi artık şehrin diriliş zamanı.

 

 

İyi de ben o yıkıntılar arasında kahkahalarla gülen genç kızı nerede kaybettim? Şimdiki zaman başımıza yıkılırken geçmişin inşa edilemeyeceğini neden öğrendim? Cevabını beklemediğim sorumlarımı da alıp Nâzım Hikmet’i dinledim:

 

 

“Bu bahçe, bu nemli toprak, bu yasemin kokusu, bu mehtaplı gece 

pırıldamakta devâm edecek ben basıp gidince de, 

çünkü o ben gelmeden, ben geldikten sonra da bana bağlı olmadan vardı 

ve bende bu aslın sureti çıktı sadece…”

 

 

 

Kaynak : kulturservisi.com


Yorum yazmak için


Amerikan Mimarlar Enstitüsü (AIA), koronavirüse karşı mücadeleyi desteklemek amacıyla kamu görevlilerini, sağlık tesisi sahiplerini ve mimarları, binaların geçici sağlık tesislerine uyarlama konusunda bilgilendirmek için yeni bir bilgilendirme başlattı.     26 Mart’ta AIA’nın web sitesinde, dünyadaki Covid-19 pandemisine karşı mücadeleye katkı olarak AIA, federal, eyalet ve yerel hükümetleri mevcut sağlık binalarını ve artan karantina ihtiyaçlarını […]

Copyright © 2020 Mimdap.org