Mimdap
Ana Sayfa Bağlantılar Biz Kimiz İletişim
ANA SAYFA
Şehirler çatışmacı rejimlere karşı direnç kazanabilir / Korhan Gümüş
Share 27 Haziran 2016

Venedik Mimarlık Bienali’nde kapsamında Socrates Stratis’in küratörlüğünü

üstlendiği Kıbrıs Pavyonu’nun başlığı “Tartışmalı Cepheler: Çatışmaları Dönüştürmek için Müşterekleştirme Pratikleri” (Contested Fronts: Commoning Practices for Conflict Transformation). Sergi, etnik ve sosyal olarak tartışmalı alanlarda bağımsız mimarlık, şehircilik deneyimlerinin nasıl müşterekleştirme pratikleri geliştirebileceğini araştırıyor.

 

 

 

Kıbrıs’ta gerçekleştirilen “Famagusta’ya El Atmak” (http:handsonfamagusta.org) projesinden yola çıkan sergi, çatışma sonrası alanlarda uygulanan baskıcı tekrar yapılandırma faaliyetlerine karşı direnç gösterebilecek ve sonuca etki edebilecek pratikleri derleyen bir açık arşiv niteliğinde. Projenin amacı yalnızca şehirlerin çatışmacı ilişkileri yeniden üreten platformlara dönüştüğünü tespit etmek değil. Aynı zamanda “iyileştirici” alternatiflerin nasıl oluşturulacağını tartışmaya açmak.

 

 

Öncelikle çıkar grupları arasındaki farklı talepler, inanç grupları arasındaki ayrımlar, çelişkiler, anlaşmazlıklar, sınırlar: Fragmantasyonu yoksayıp, neredeyse hepsini dışlayıp ortak kamusal alanı fiziksel bir varlık olarak tanımlamamak gerekiyor. Yönetim pratiklerinde fragmantasyonun yok sayılması, baskıcı yöntemlerle bütünlük sağlanmaya çalışılması, siyasal temsil gücü ve kabiliyeti olmayanların yok sayılması sıklıkla karşılaşılan bir durum. Sosyallikler çatışma pratiklerinin gerekçesi gibi gösteriliyor. Oysa mesele fragmantasyonun kendisinde değil, temsilinde. Şehirdeki fragmantasyonu yoksaymak, politikaya çatışmacı, kutuplaştırıcı bir karakter kazandırıyor. Aşırılıkçı olmayan, şiddet içermeyen bir politik durum için bu sınırların varlığının fark edilmesi, tanınması, yönetimlerin yok edici, bastırıcı işlevler kazanmaması gerekli. Bu yüzden belediyeler de dâhil, bütün kamu mekanizmalarının çatışmacı olmayan bir yönde işletilmesi amaçlanmalı. Şehirlerde üzerinde çalışılabilecek bir dolu alan var: Örneğin şehirle ilgili kolektif konuları, altyapı hizmetleri üzerinde toplulukların söz sahibi olmasını amaçlamak… Yaşam çevresinin ihtiyaçlar ve imkânlar çerçevesinde katılımla gerçekleşmesini sağlamak… Kültürel faaliyetler, eğitim gibi konuları ideolojik şartlanmalardan şiddetten arındırmak, deneyselliğe açmak.

 

 

 

 

Ülkeler arasında muktedirler arasındaki mücadelelerin, savaşların belirlediği sınırlar var. Peki, şehirlerde durum nasıl? Çoğu zaman şehirler bu sınırların ne kadar keyfî bir şekilde belirlendiğini, anlamsız olduğunu gösteriyor. Ancak şehirdeki bu verili durum hem dikkate alınan, hem de sınıfsal çelişkileri bastıran yeni mutenalaştırma dinamiklerinin gerçekleştiği alanlar. Milli devlet, kapitalizmin yarattığı krizi, bu mutenalaştırma pratikleri, çatışma dinamikleri üreterek gizliyor. Kentsel dönüşüm projelerine baktığınızda politikacıların ayrımcılık yaptıkları açıkça görülüyor. Ancak bu görüntünün arkasında yerel komşuluk ilişkilerini, dayanışma ağlarını imha ederek mahalleleri tamamen metalaştıran “teknik” bir işleyiş var. Şehirde kimlikleri bastıran, dışlayan mutenalaştırma pratikleri ile kapitalizm kol kola dolaşıyor.

 

 

Oysa şehirlerdeki faaliyetler, altyapı hizmetleri politik faaliyetlerden arta kalan imar, ulaşım, çöp toplama gibi işlevler değil. Bunları bürokratik işlevler olarak değil, katılımcı bir politikanın unsurları olarak yeniden düşünmek gerekiyor. Çatışmacı yönelimler bunların kamusal faaliyetlerle temasını engelleyerek, şehrin kendi dinamiklerini araçsallaştırıyor ve söndürüyor. Çatışmacı politikanın unsurları bunu çok iyi bildikleri, kavradıkları için şehri teknokratik bir düzen içine sıkıştırmaya çalışıyorlar. Böylece sorunlar onların yarattığı sembolik düzen içinde politikaya yansıyor. Eşitsiz bir ilişki içinde çarpıtılıyor ve politika yalnızca tercihlerden ibaretmiş gibi algılanıyor. Bu çarpıtmanın önemli bir unsuru ise iktidarın muhalefeti de bu çatışma alanına çekmesi, otoriter işleyişini alternatifsiz hâle getirerek güçlendirmesi. İktidarla türdeşleşme çatışmacı yöntemleri benimseme biçiminde oluyor. Müzakere ise işbirliği yapmak gibi algılatılıyor.

 

 

Nüfusun büyük oranda şehirleştiği günümüzde kentsel dönüşüm sosyallikleri buharlaştırmanın önemli bir aracı. Yerle bir edilen yerleşim alanlarının kentsel dönüşüm için hazırlandığı görülüyor. Örneğin “kimseyi mağdur etmeyeceklerini, mülklerinin bedelini veya istedikleri yerden ev verebileceklerini söyleyen Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki, şehri insani ilişkilerden arındırılmış fiziksel bir varlık olarak algılayan tipik söylemi tekrarlıyor. Şehrin fiziksel bir varlık olarak temsilinin askerî tekniklerden devşirildiği biliniyor. Ancak bürokratik işleyişinin arkasındaki bu askerî tekniklerin bulunduğu, sosyalliğin şiddet yöntemiyle bastırıldığı çoğu zaman görmezden geliniyor. Bu amaçla farklılıklara sahip toplulukların mekândaki ilişki ağları kazınarak, sosyallikler buharlaştırılmaya çalışılıyor. Kamusal alan askerî tekniklerden devşirilme yöntemlerle tanımlandığı için kimlikler, mezhep farklılıkları, sınıfsal çelişkilerin semptomları olarak birbirleriyle karşılaşıyor. Tıpkı 19. yüzyıl sonunda milli devletlerin kuruluş sürecinde olduğu gibi, benzerlikler ve farklılıklar bir kalıptan çıkmış modeller hâline getirilmeye çalışılarak, yeniden üretiliyor. Toplulukların seçkinleri bu dönüşümün şiddetinden beslendikleri için insanları felakete sürüklüyorlar. İmar, ulaşım, enerji hangi konu olursa olsun artık kamu yönetimleri çıkar gruplarının elinde. Kamusal alanın yok olması, otoriterleşmeyi de destekliyor. Yaşam alanları tehdit altında. Tehdidin nedenleri belli. Yönetimlerin katılıma açılmak yerine ayrıcalıklı çıkar gruplarının ile hemhâl olmuş olması. Bu koşullarla baş etme deneyimi olmayan politikacılar ise iyice körleşiyor. Ayrıcalıklı güçlerin mantığı ile hareket ediyor ve toplulukları çatışmalara sürüklüyor. Çatışma üreten yönetimlerin en önemli özelliği sistemi yenileyebilecek muhalefet üretememeleri. Muhalefet güçleri de aynı yöntemleri kullanıyorlar ve yalnızca iktidara odaklanıyorlar. Bunun en önemli göstergesi ise şehirle, yaşam çevresi ile ilgili konuların milli ideolojilerin gölgesi altında kalması, araçsallaştırılması. Şehirler abluka altında. Kendi yönettiği yaşam alanlarını kolonileştiren yönetimler var karşımızda. Bu nedenle çatışmacı rejimlere karşı direnmek için şehirleri yeniden politikleştirmek gerekli.

 

 

Kaynak : Taraf


Yorum yazmak için


Amerikan Mimarlar Enstitüsü (AIA), koronavirüse karşı mücadeleyi desteklemek amacıyla kamu görevlilerini, sağlık tesisi sahiplerini ve mimarları, binaların geçici sağlık tesislerine uyarlama konusunda bilgilendirmek için yeni bir bilgilendirme başlattı.     26 Mart’ta AIA’nın web sitesinde, dünyadaki Covid-19 pandemisine karşı mücadeleye katkı olarak AIA, federal, eyalet ve yerel hükümetleri mevcut sağlık binalarını ve artan karantina ihtiyaçlarını […]

Copyright © 2020 Mimdap.org