Mimdap
Ana Sayfa Bağlantılar Biz Kimiz İletişim
ANA SAYFA
Milli rejimin yeni sembolü: İstanbul’un fethi / Korhan Gümüş
Share 7 Haziran 2016

Fetih kutlamaları için bugüne kadar hiç olmamış dudak uçuklatıcı bir bütçe, muazzam sahne dekorları, sayısız profesyonel ve de en ileri teknoloji kullanılmış. Her devletin buna benzer kutlamaları var, bu nedenle bunda yadırganacak bir şey yok. Örneğin eski Sovyetler Birliği’nde, Ekim Devrimi’nin yıldönümlerinde buna benzer kutlamaların yapılması âdettendi.

 

 

 

 

 

Bu zihniyet dünyasının da bugün gerçekleşen diğer milli devlet törenleri gibi bir çok şeyi unutturduğunu, geçmişi çok yönlü araştırma zahmetine katlanmayan anakronik (zaman-dışı) bir perspektifle gerçekleştirildiğini söyleyebiliriz. Geçmiş ile köprü, ilişki kurma çabaları otoriter rejimlerde genellikle bu tür simetrik karşıtlıklar yaratılarak bastırılır. Bu yüzden geçmişi bu tür kurgular içinde yeniden düzenleme girişimleri, totaliter bir amaç için tarihi yeniden işleme, yönlendirme, bir tür sırla örtme çabasıdır.

 

 

Ancak Fetih kutlamaları aynı zamanda milli siyaset içinde birbiriyle rekabet ve kimi zaman koalisyon içinde olan iki farklı seçkincileştirme dinamiğinin ne yönde geliştiğini göstermesi açısından da önemli bir etkinlik. Bu süreç farklı kırılma noktaları ile bir geçiş dönemi olarak adlandırılabilir. Bu açıdan bakıldığında Fetih kutlamalarına giderek muazzam bütçeler ayrılması, neredeyse “ana milli kutlama” hâline gelmesi neyi gösteriyor? Devlet seçkinleri arasında yeni bir koalisyonun oluştuğunu. Çünkü askerî kökenli olan milli devlet ideolojisi içinde seçkinler arasında sürmekte olan rekabetin artık sonlandığı söylenebilir. Ancak elbette gene de değişen bir şey yok, işleyişte. Yalnızca semboller değişmiş oluyor. Ayrıca bütün milli ideolojik ritüellerde olduğu gibi, olan bitende travmatik bir durum var. Çünkü savaş, ele geçirme, insanları öldürme gibi olayların kutsanması için insani koşulların, sıradan bireylerin yaşadıklarının epey bir perdelenmesi gerekiyor. Hiç şüphesiz Bizans da bir haraç imparatorluğuydu. Bu yüzden bu görüşün sahiplerinin bir zamanlar sıklıkla ifade ettikleri gibi bunun tersini, eğer “Romalılar burada ne güzel bir şehir kurmuşlardı, burası onların kendi memleketleriydi, birileri gelip onların elinden şehirlerini aldı, bu yüzden şehir bu hâle geldi” diye düşünenler de varsa, onlar da anakronizmin âlâsını yapıyorlar. Sonuçta mücadeleler, savaşlar aynı amaç için yapılıyordu.

 

 

 

 

Bu karşıtlık ekseninde değil, objektif bir gözle bakmayı denersek elbette çok hastalıklı durum var, ortada. En basitiyle başlayalım: Yapılanların Osmanlı ile uzaktan bile olsa hiç bir alakası yok. Osmanlı’yı anlama çabası da yok. Osmanlı’yı önemseyen bir elitin onunla bu kadar mesafe koyması, onu bu kadar uzakta tutması fazlasıyla çelişkili.

 

 

Örneğin Osmanlı’nın bugünkü gibi bir millici ideolojisi asla olmadı. Üstelik İstanbul’a gelene kadar yönetimi adım adım ele geçirilen Bizans İmparatorluğu da çok milletli bir topluluktu. Yani bugün zannettiğimiz gibi yalnızca Rumlardan oluşmuyordu. Daha doğrusu “Rum” sözcüğü (Roma egemenliği altında yaşayan halk anlamında) içine herkesi alıyordu. Hiç unutmayalım ki bu kimlikler günümüzdeki anlamlarına ancak 19. yüzyılda, vatandaşlık kurumlarının, eğitim, kültür kuruluşlarının inşa edilmesi ile kavuştular. Bu tarihten önce vatandaşlık böyle bir aidiyet içermiyordu, ya da yalnızca sembolik sınıfın yeniden üretiminde bir anlam taşıyordu. Bu durumda böyle bir önemli tarihî olaya biraz daha çalışarak yaklaşsak, belki şundan bile şüphe duyabiliriz: Şehri savunanlar içinde Türkler olduğu gibi, fethedenler içinde de Rumlar olabilir.

 

 

Dahası bu işi yapanların Osmanlı ile uzaktan da olsa bir alakası yok. Fetih kutlamaları ilk gerçekleştirildiğinde İstanbul’da hatırı sayılır bir Rum topluluğu vardı, bugün yok. Bu girişim biraz şehrin ekonomisinde etkili bir konumu olan olan bu topluluğu belki biraz taciz etmek için tasarlanmıştı. Üstelik İstanbul’un Fethi, Cumhuriyet döneminde kısmen bastırılmış olan “Birinci Milli” hareketinin bir dip akıntı olarak yüzeye çıkma girişimiydi. Bu hareketin sembolik sınıfı (seçkinleri) Ankara’nın başkent olması ile iktidarlarını kaybetmişlerdi. Bu yüzden fethin 500 yılında, 1953’te ortaya atıldığında, gelişen sağ siyasal popülist hareketin bir simgesiydi. Ancak bugün olduğu gibi devlet iktidarı bu tür simgelerin ikircikli bir şekilde hem rekabet ettiği, hem de koalisyon yaptığı bir alandır. Örneğin Milli Görüş hareketi muhalefette iken periferiyi temsil etme kabiliyeti olan bir kavramdı. Bugün merkezdeki bir hareketin bir simgesi olarak periferiyle ilişki kurma kabiliyetini kaybediyor. Tıpkı bir halk hareketi olarak kendisini konumlandıran “İkinci Milli”nin devlet törenleri gibi ruhunu kaybediyor. Bu nedenle geçmişteki belediye organizasyonlu derme çatma kutlamalar kadar bile bir siyasal temsil kabiliyeti yok. Kendini oryantalize eden milli bir rejimin uygulamasına dönüşüyor.

 

 

Sonuç: Her milli kutlamada olduğu gibi tarih gene imha ediliyor.

 

 

Kaynak : Taraf

1 Yorum
  1. Bir tarih felaketi ve yüklemesi aslında. Eski paradigmaya tam ters bir kültür inşası ve bu da demokratik değil, üstten, dayatmacı.

    Nihal Su Kaçmaz | 7 Haziran 2016


Yorum yazmak için


    Editör: Donna GlassBrand       Kurumsal risk hakkında düşünürken, genellikle kritik bir unsuru – onu yöneten insanları – görmezden geliriz. Yıkıcı teknolojilerin çoğalması nedeniyle, risk yöneticisinin rolü yeni bir anlam kazanmıştır ve yeni beceriler gerektirir. Risk ortamı hızla değişiyor. Şirketlerin risk yönetimini kapsayıcı stratejilerine dahil etme ve doğru insanların bununla başa çıkmalarını […]

Copyright © 2020 Mimdap.org