Mimarlık Medyasında Konumlamalar Ve Söylemler… |
Ana Sayfa Bağlantılar Biz Kimiz İletişim Mimar İş İlanları
ANA SAYFA
Mimarlık Medyasında Konumlamalar Ve Söylemler…
Share 10 Ekim 2011

Mimarlık Medyasında Konumlamalar Ve Söylemler…

Mimarlar Derneği 1927 tarafından düzenlenen “Mimarlık Medyasında Söylemler ve Mimarlık Ortamı Üzerindeki Rolü” Paneli Ankara Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde 7 Ekim’de gerçekleşti.

Panel’in açış konuşmasını yapan Mimarlar Derneği 1927 başkanı Arif Şentek, mimarlık medyasının konuşulmasının zamanının geldiğini söyledi. Şentek, mimarlık gündemini belirleyen başlıca araçlar olarak yazılı ve dijital medyanın tartışılmasının önemini belirterek, değişen dünyanın koşullarına göre geçmişteki yazı kurulu, yayın kurulu yapılarından bugünkü dinamik mimarlık yayıncılıklarına gönderme yaparak bu konunun mimarlık güncesine alınmasının mimarlık pratiğinin diğer konuları kadar mühim olduğuna belirtti.
Ardından panelin yürütücüsü Kenan Güvenç, kısa bir girişle mimarlık medyası ve genel medya arasındaki benzerlik ve farklara işaret ettikten sonra saptadığı soruları konuşmacılara yönelterek tartışmayı başlattı. Güvenç, “…bana kalırsa mimarlık medyasının ortamı manipüle etme gücü yok” diye kanaatini ortaya koyduktan  sonra konuşmacılardan medya sorumlusu olarak bugünkü “mimarlığın dışarıdan görünüşü nedir” sorusunu yanıtlamasını istedi.

Uğur Tanyeli (Arredemento Mimarlık): Mimarlık ve mimarlık dünyası için konuşmak oldukça zor, bu soruya cevap vermek gerekli mi bilmiyorum ama mimarlık ortamı sağlıklı. Bana kalırsa durumun kısaca “iyi” olduğunu söylemem lazım.

Ancak, bu konu bir izafiyet taşıyor. Kime göre, nasıl iyi.  Orta büyüklükte bir kentte başka Ankara’da başka, İstanbul’da durum başka. Mimarlık medyası dediniz mi satışla ayakta duran dergiler akla geliyor ve bunlar İstanbul için hazırlanır.  İstanbul için basılır ve dağıtılır diğer kentler için “biraz” ayrılır ve dağıtılır, o kadar. Ankara’da bir ölçüde bir merkezdir ama İstanbul öndedir. Bu durum Mimarlar Odası “Mimarlık Dergisi” için bile böyledir.

Bir yayın niçin izlenir. Yayını izleyen bundan bir “kar” elde ediyorsa izler. Medya biraz böyle bir şeydir. Küçük ve dar bir kesimdeyseniz o bölgenin medyasında çıkmanız size fazla bir şey kazandırmaz.Önemli olan İstanbul’da çıkan bir dergide adınızdan işinizden yaptıklarınızdan bahsedilmesidir.

Murat Güvenç sorusu: Medyanın kendisi bir çeşit takas yeri midir?

U. Tanyeli : Takas değil belki tam olarak ama mecralar pazarlamayı içerir. Bu iş karşılıklıdır. Bugünkü dizi oyuncuları gibi, oyuncu diziye bir şey katar dizi diğer taraftan oyuncuya bir şeyler kazandırır. Bunlar oyuncular ve yapımcılar tarafından bilinir.
Bülend Tuna (Mimarlık Dergisi): Yapılı çevrenin oluşumunda medyanın rolünden daha evvel bir çok unsurun girdiğini görüyoruz. Bunlardan biri devletin kendisi; TOKİ örneğinde güldüğü gibi yapılı çevreyi büyük oranda değiştirebiliyor. Sonra yerel yönetimler geliyor. Önemli oranda yatırımları yerel yönetimler yönlendiriyor. Ankara’da hava alanından gelen yolda görüldüğü gibi cephe estetiği dayatması ilginç bir örnek. İdeolojik dayatmalar var daha sonra. Belli bir dönem mimari anlayışının devlet yapılarında hakim kılınması gibi. Sonra uluslar arası emlak piyasasının belirlemeleri var ve bunları destekleyen bir medyadan söz edebiliriz.

Bizde farklı katagorilerde çıkarılan onlarca dergi var. Bunlardan bir kısmı Mimarlık gibi kurum dergisi. Ayrıca şubelerimizin çeşitli dergi ve bültenleri var.

Yıllardır piyasada yerini koruyan ve saygınlığı olan dergiler var, Yapı Arredemanto, Tasarım,… gibi. Sırasıyla malzeme tanıtımları içeren dergiler, dekorasyon dergileri bunu izliyor. İstanbul’da biz “Malzeme” diye bir dergi çıkarıyoruz ve tirajı 10 bin mesela. Bir de internet üzerinden yayın yapan medya var. En çok izlenen 7 portal görüyoruz bu alanda.
Mimarlık dergisi 20 bin basılıp dağıtılıyor ve bu şekli ile en yaygın yayın organı olma özelliğini gösteriyor. Ayrıca Mimarlar Odası şubelerinin çıkardığı süreli yayınlar var. Bunların bir kısmı teorik yazıları da içeren Tol, Mimarist gibi dergiler; bir kısmı oda bültenleri gibi periyodik yayınlar.
Yasemin Enginöz (Yapı Dergisi):

Medyanın bir iletişim aracı olduğunu düşünürsek mimari buluşmalar, mimarlık etkinlikleri, yarışma kolokyumları, mimarlık gezileri aslında bunların hepsi bir bütün olarak mimarlık medyası oluşturuyor diye düşünüyorum. Çünkü mimarlığı, yalnızca mimarlık söylemi içine hapsolmuş bir disiplin olarak göremeyiz. Mimarlık yapı sektörüyle birlikte hareket ediyor. İnşaat dediğimiz bir eylem var, ürün üreticileri var, mimarlar aslında hepsiyle iletişim halindeler, malzeme kullanıyorlar, inşaat yapıyorlar, yeri geliyor şantiyede farklı disiplinlerden insanlarla bir araya geliyorlar. Mimarlık medyası dediğimiz şey bütün bu kitlenin hepsine hitap etmeye çalışan ve yayılan bir alan. Kanallarını yayıncılık anlamında daraltırsak günümüzde şunları söylemek doğru gibi geliyor: Süreli yayınlar var, dijital yayınlar var ve artık kişisel yayıncılığın başladığını görüyoruz. Çünkü teknik ve kişisel olanaklar kişilerin paylaşım platformları oluşturmasına, neredeyse bireysel yayıncılık, gruplar halinde yayıncılık yapmalarına imkan veriyor. Bunun dışında pek bahsetmeye çalışmadığımız ama mimarlığı normalde bütün kitlelere -bizim istemediğimiz dilde- anlatan, yoğun bir sektörel yayıncılık (ama tüketime dayalı olanları kast ediyorum) ve dekorasyon dergileri var.

Dijital yayınların -süreli yayıncılık bitecek anlamında söylemiyorum- gündem oluşturabilme anlamında, mimarlığın kapalı grubunun dışında daha geniş kitleye seslenebilme imkanına sahip olduğunu düşünüyorum çünkü süreli yayının hazırlanması da, talep edilip alınması da oldukça zahmetli.

Yapı yıllardır belli bir çizgi içinde değişik kollarda yayınlarını hazırlıyor. Günümüzde dijital yayıncılık da yapılıyor ve bundan sonra dijital yayıncılığın daha geniş bir alan kapsayacağını düşünüyorum. Yapı bünyesinde çeşitli isimlerle dijital portallar gelişerek yayın hayatlarını devam ettiriyorlar.
Ömer Yılmaz (Arkitera): Mimarlık medyası diye bu gün söz ettiğimiz yayın dizisi tarihsel süreçte sırasıyla Z. Sayar’ın Arkitekt’i ile başlamış, Odanın çıkardığı Mimarlık, sonra Çevre dergisi, daha sonraları Tasarım, Arredemento (Dekorasyon ve ardından Mimarlık biçimleriyle), sonra Art Deko ve XXI , sonra On Medyanın çıkardığı İkon belli başlıları olarak sayılabilir.

İnternette ise ilk olarak bizden önce H. Kahvecioğlu’ların “Anahtar Pafta” sı var. Ardından Arkitera, Yapı com, Mimdap, Yeni Mimar,Kolokyum… geliyor. Bugün medya alanında dört büyük kurum var aslında. Bu kurumlardan biri biziz.
Burada belki sorgulanması gereken bir şey var: Medya denilen şey nerededir? Sermayeden yana mıdır yoksa sosyalist bir yapı mı savunulmalıdır? Ben buradaki muhataplarınca bu sorunun cevaplanmasını beklerim.
Çevreyi değiştiren nedir diye sordunuz, bence yapılı çevreyi değiştiren yatırımcı-geliştiricilerdir. Bunlar formel olarak yan yana geliyorlar ve yatırımın fiziki çevrede oluşumunu sağlıyorlar. Birkaç oluşum var:
Planlama ofisleri: Çevre için ürettikleri büyük projelerle yatırımı yönlendiriyorlar. Bana göre ayrıcalıklı imar durumlarının üretildiği yer buraları.
Mimari ofisler: Planlama ofislerinde üretilen planlara dair yapı gruplarını, yapıları tasarlayan yerler. O planı fonksiyonlandıranlar ve kullanıma sokanlar mimarlar sonuçta.
Diğer uzmanlar: Burada bir çok uzman grup devreye giriyor. Emlak geliştiriciler, değerleme uzmanları,… gibi.
-Fonlar, bankalar, resmi sermaye, özel girişim: Burada cisimleşen yatırım için bazen güzel olmasa bile yasal bir proje oluşturulmuş oluyor. Belli bir nitelik aranıyor, standartlar konmuş oluyor.
Yayınların çıkabilmesi için belli bir reklam pastasından pay almak gerekiyor. Biz Arkitera olarak daha çok internet yayıncılığına aldığımız reklamlardan değil çıkardığımız dergi ile dönüyoruz. Mimarlık yayın dünyasında reklam pastasının büyük kısmı gazetelerin “emlak ekleri” bölümünde kullanılıyor ve gerçek mimarlık medyasına bunun çok küçük bir kısmı veriliyor. Arkitera olarak bir anlamda “iman gücüyle” hizmet veriyoruz. Bir de Mimdap gibi hiçbir yerden beslenmeyenler var, fotosentez yapıyorlar galiba…
Hasan Kıvırcık (Mimdap): Mimarlık yayıncılığının mimarlık ortamını belirlediği, yapılı çevrenin oluşumuna karar verdiği kanaatinde değilim. Mimarlık medyası bu noktanın çok uzağında.

Bugün değişen okuma anlayışı ve çağın içinde tükettiği teknoloji ile artık dergi ve basılı yayıncılığın geçmişteki önemini kaybedeceğini, dijital yayıncılığın önde olacağını, belirleyici faktör olacağını düşünüyorum. Artık dokunarak okunan, baskı üzerinde izlenen yazı-proje dönemi bitmiş gibidir. Okuma uzun ve derinlikli değil kısa ve etkili olmalıdır. Söz yerine grafik, resim, proje, görsel… etki yaratır. “Anlama” nın biçimi değişmiştir. İletişim yolları ve teknolojisi yeni bir algı yöntemi oluşturmuş, toplum da buna alışmıştır. Basılı yayıncılık elbette azalarak sıfır noktasına gelmeyecektir fakat belirleyici iletişim ve yayıncılık şekli artarak bir öneme sahip olacak dijital yayındır bundan sonra.

Mimarlık medyasının ilgi alanı ve beslendiği noktalarla ayrıştığı görülüyor. Oda gibi ve ya Yapı Endüstri gibi kurumların ürettiği yayınlar, malzeme tabanlı üretilen yayınlar (izalasyon dergileri, taş, cam, çelik,… dergileri), emlak piyasasının dergi ve gazeteleri, gazetelerin emlak sayfaları ve çeşitli konumdaki internet medyası.

Önemli bir ayıraç ödenekli diyebileceğimiz, arkasında belli bir parasal gücü alan Mimarlık, Yapı gibi yayınlarla piyasada satış yaparak ya da reklam pastasından pay alarak ayakta duran yayınların durumudur. Birinci grupta geminin batma tehlikesi yoktur ve hep bir güvenli limanları vardır. Piyasa koşullarında ayakta kalmaya çalışanların durumu daha zordur ve reklam alma ilişkisi de yayın bağımsızlığında esasında hep bir risk taşır. Mimarlık yayınını takip eden mimarlar grubu da sanıldığı kadar çok değildir. ‘Talep’ bir anda düşebilmekte ve takip edilen yayın bir süre sonra yayın hayatından çekilip gitmektedir.
Genel anlamda medya için var olan teoriler mimarlık medyası için henüz oluşmuş değildir. Yapılı çevrenin oluşumda mimarlık medyasının olumlu ya da olumsuz etkide bulunması oldukça sınırlıdır. Farklı bir gerçeklik oluşturup onu kendi süzgecinden geçirerek yön belirleyen bir medyadan söz edemeyiz.
Onbin basan Malzeme dergisi ya da 20 bin basılıp dağıtılan Mimarlık bence klasman dışıdır, onların talebinin oluşması diye bir şey söz konusu değildir, üyeye posta ile gönderilmektedir ve “okunma” yüzdesi meçhuldür.Hergün isteyerek açılan ve ekranda sayfaları tıklanarak izlenen yayınlarla aynı katagori içinde yarışamazlar.
Evren Başbuğ(Kolokyum): Biz amatör bir grubuz. Kendimizi halen mimar olarak görüyor ve yayınımızı ortak bir çabayla gerçekleştiriyoruz. Bu anlamda kolokyum .com bir medya kuruluşu sayılabilir mi bilemiyorum. Biz aslında farklı bir yerde duruyoruz. Mimarlık ortamında el atılmamış bir durumu yayınlaştırdığımız, yarışmalarla ilgili süreci yayın haline getirdiğimiz söylenebilir. Başta proje yarışmacılarını arayarak projelerini yayınlamak için ısrarcı olurken şu anda yarışmacılar kendi projelerini sitemize yükleyebilmektedirler.

Tanımlamak istersek (şu şekilde görüldüğü gibi… ) geleneksel medyada bir hiyerarşik yapı var ve editörlerden oluşan kadro mevcut. Burada yayına karar veren editöryal kadro yayını izleyicisine tek yanlı olarak gönderir ve tepki alma koşulları çok sınırlıdır. Şimdiki internet üzerinden sunulan medyada ise yayın tek yönlü değildir ve bilgi akışı iki yönlüdür. Yayına izleyiciler de katılabilmektedir. Yetkilendirilmiş kullanıcılar eliyle aktif katılım söz konusudur.
Diğer taraftan yayın büyük bir hızla gerçekleştirilir. Bir yarışma sonlandığı andan on dakika sonra öğrenilebilmekte ve projeler paylaşıma sokulabilmektedir. Mimarlık dergisi aynı projeyi bir buçuk iki ay sonra yayınladığında haber artık “bayat” olmaktadır.

Kenan Güvenç: Medyanın medyumları açısından baktığımızda herkesin bir başkası yerine kendini geçirebildiğini görüyoruz. Üniversite, oda, medyumlar,… hepsinin bir iletişim ağı haline gelip gelmedikleri konuşulmalıdır.

İletişim ağlarının medyaya biçim veri vermediği ve bir anlamda mimar ortam ve ürünün belirleyicisi durum gelip gelmediğini tartışalım istiyorum.
Uğur Tanyeli: Medya ile uğraşıyorsam bu hayatımın ilk ve en başta gelen şeyi değil. Arredemento hayatımda belki de 5. Sırada yer tutuyor. Mimari bir medya diye çok belirgin bir durum yok ortada. Mimarlık diye monolitik tanımlı bir şey de yok. Mimarlık söylem üretmek mi 600 bin metrekarelik Zorlu projesini üretmek mi? Bunlar çok tartışmalı işlerdir.
Bence “mecra mesajın ta kendisidir” Her üretim aynı zamanda kendisini anlatmaktadır, medyumun ürettiği kendisini ifade eder.

Kenan Güvenç: Aracın kendisinin de ileti olması araçların işleyiş mantığının bize dayatıldığını göstermez mi?
Bülend Tuna: Dijital medya mı yazılı medya mı diye bir tercihim olsa ben yazılı medyayı tercih ederim. 1963 de ilk Mimarlık dergisi çıkmış ve çok yük almış. Bugün de sorumluluk taşıyor. Bugün de her türlü isteğe, şikayete cevap vermeye çalışıyor.
Niye bir yayın bolluğu var? 16 yayın sürüyor şu anda Mimarlar Odası’nda. Önemli bir potansiye aslında.

Türkiye’de mimarlık dergilerinin %43 ü İstanbul’da çıkıyor. Ama mimarlık ürünlerinin de %60 ı İstanbul’da üretiliyor.
“Ulusal Mimarlık Politikası” tartışmalarının başlatılması benim de önem verdiğim bir çalışmaydı. Bu sırada çeşitli belgeler üretildi ama ne yazık ki yeterince tartışılamadı. Mimarlık kamu oyu buna yeterince destek vermedi.
Bence mimarlık medyasında “mimari eleştiri” yok. Bu özellğin değişmesi gerekir diye düşünüyorum. Mimarlık yayıncılığı sadece imaj koymak ve altına yazı yazmakla olmaz.
Yasemin Enginöz:

Yapı dergisinin bir dijitalleşme durumu söz konusu olacak, hatta ileride tümüyle basılı bir yayından çıkıp “dijital bir dergi (e-dergi)” olarak yayımlanması da söz konusu olacak bir websitesinin olmasının dışında. Ama dergi yapmanın biraz daha farklı süreçleri vardır dijital yayından, daha seçici olma, daha farklı bir düzende verme, eleme gibi… Bunlar, bu bakış elbette sürecek. Güncel gündem ve hızlı bir şeylerin peşindeysek dergi almayız diye düşünüyorum. Derginin okuyucusunun beklentileri daha farklıdır. Burada önemli bir nokta var Yapı dergisiyle ilgili olarak; onun altını çizmem gerekiyor. İçinden çıktığı kurum olan Yapı-Endüstri Merkezi’nin bilgi merkezi olma niteliğinden dolayı gündem yaratmak, bir şeyleri yıkarak ya da değiştirmeye çalışarak sürdürdüğü bir yayıncılık anlayışı yok. Yapı dergisi aslında bilgi vermek, bir konuyu ortaya iyi nitelikte, doğru ve anlaşılır olmasına çabalayarak ortaya koymak derdinde olan bir dergi.


Kenan Güvenç: Mimarlık medyasının bir tür mimarlık borsasının oluşturucusu diyebilir miyiz?

Ömer Yılmaz: İlk konuşmamda da bahsettim, sonuçta mimarlık medyası kapitalizmden besleniyor. Kapitalizm mi sosyalizm mi soruma cevap verilmedi (özellikle siz ikinize soruyorum…sol iki yanında oturan panelistleri kastederek)
Önemli olan içeriktir, içerik oluşturmaktır. İyi içerikli yayın medyayla sağlanır. Doğru dürüst yapılan bir iş “özgür medyayı” yaratabilir aslında.
Bir mimar yayıncı olacaksa gayri menkul yayıncılığı da yapabilir. Burada gazetelerin emlak köşelerini konuşuyoruz. Şöyle bir bakarsanız bunlar toplamda 6, 7 kişidir ve 500 milyarlık bir pastayı desteklerler. Geri kalan mimarlık medyası dediğimiz kalabalık ise 2-3 milyarlık bir dilimle beslenirler.

Hasan Kıvırcık: Kısa dönemde basılı mimarlık yayınlarının devam edeceği ancak asıl olarak dijital medyanın hakim olacağını burada bir kez daha yineliyorum. Bu kaçınılmaz bir şey, beğenmek ve tercih etmekle alakalı değil.
Bugün bütün mimarlık yayıncılığını düzene sokacak, hiza verecek, çerçeve çizecek ne bir mimarlık topluluğu ve onun “mimarlık ortamı” var ne de tekrarlanan söylemle küresel ekonominin egemen ilişkileri çerçevesinde müdahale ettiği bir medya ilişkileri var. Bunu sanmak ve izafe etmek bugün için fazla bir şey olur. Ancak gelişmeler içinde elbette böyle bir oluşuma geçilebilir, küresel dünyada ve onun alt ölçeği bizim ülkemizde medyayı yönlendirmek isteyen güç ve odaklar ortaya çıkabilir.

Ulusal mimarlık politikası ile ilgili tartışmaları biz mimdap’ta verdik, önemli gördük ve en az elli kişi görüşleriyle bu belgelere katkı vermeye çalıştı. Ancak konunun sahipleri lütfedip bu tartışmalara katılmadılar. Eğer siz ülke çapında mimarlık ortamının tartışması için ortaya bir belge koyuyorsanız; önce bu işin sahibi olarak siz yeni argümanlar üretmek ve tartışmalara katılmak zorundasınız. Biz de konunun asıl ilgilileri “sus” mayı tercih ediyor, muhataplar ortada görünmüyor, eleştiriyi duymak istemiyorlar.
Ödenekli medyalar hem dergi hem dijital yayın çıkarmayı, yayıncılıkla ne var ne yok hepsini birden “tek elde” yapmaya çalışıyorlar. Başka seslere fırsat vermeleri lazım. Oysa bu alanda çokluğun sesi, çokluğun kendisi ifadesini bulabilmelidir. “Arada” olanlar, bir şeye bağlı olmayan bizim gibi medyalar yaşamalı, söylemi teklikten kurtarmalı, dengelemeli ve kurmalıdır.

Evren Başbuğ: Bir yayında bir projenin yayınlanması o projenin yeniden üretilmesi anlamına gelir. Bunu karşılıklı etkileşimle izleyenlerin yapabilir halde olması farklı bir strüktürel bakışın sonucunda olabilir. Kolokyum’da proje sahibi kendisi projesin yayına koyabiliyor. Böylece telif hakkı diye bir sorun da olmuyor.

Hazırlayan : Mimdap

7 Yorum
  1. Bugün hiç okunmadan poşetinden çıkmayan zorunlu aboneli bülten ve dergiler var. Yine Mimarlık hepsi okunacak dergi değil, bir bakıp sonra okurum diye kenar koyuyorsun. İçinde ilginç makaleler olsa bile sıkıcı ve hiç bir işe yaramayanları da var. Kredi puan akademik yükseltme uğruna yazılmış yazılar var örneğin. Arredemento bunların içinde ayrı bir yerde bence. Teorik ve sıkılmadan okuyacaklar için. Onun dışında yazılı basın mimarlıkla alakalı bence pek okunmuyor. İnternette ise Arkitera, yapı.com, mimdap gerçek haber ve mimarlık siteleri. Daha bir kaç tane var muhakkak ama esas gündemi sürükleyen ve güncel olanlar bunlar. Onların hayatta kalması ve ilerlemesi lazım. Çağın özelliklerini onlar gösteriyor ve dinamizmi temsil ediyorlar. Yapı.com bazen kendi fuarları, müsterilerinin reklama varan tanıtımlarını habermiş ya da olaymış gibi koyarak bir parça sıkıcı oluyor bence. Sitelerin aktif tartışma, soru sorma ve görüş yazma, bir de gerekirse proje yayına koyma ve yahut editöre izin için yollama olanakları geliştirilmeli.
    Mimarlık yayıncılığında internet kanalı herşeyin alt yapısı olacak diye düşünüyorum.
    Herkese başarılı yayınlar.

    Coşkun Kılıç | 10 Ekim 2011

  2. mimarlık medyası gazetelerde emlak ekleri, gayrımenkul sayfalarıyla işgal ediliyor.
    mimarlık normal medyanın hiç bir zaman ciddi konusu olamıyor.
    saçma sapan eskiye dair hikayeler söz konusu olduğunda ve tarihie bir çeşit öykünme lazım olduğunda o caminin, sarayın, konağın mimarisi aklılarına geliyor.
    bu ülkenin yöneticileri yapılan bir hükümet konağı, köprü, park, meydan ve hatta avm açılışında bile “bunu kim yaptı, mimarı kim” diye sormuyor.
    mimar alt düzeyde bir teknik kişidir birçok zihinde.
    ev sahipleri iç mekan düzenlemesinde “bu benim mimarım” diye yanlarında işi inşa edecek birini gerekli görebiliyor fakat kendi fikirlerini olur olmaz şekilde istek olarak beyan edip aynısının uygulanmasını istiyorlar.
    bu arada mimarlık tartışmaya genel manada açık olmadığı için kendi içinde yükselemiyor.
    birbiri hakkında hikayesi olana çok mimar var.
    bu ortam=medya içinde basın yayında beklentilerimiz nasıl olabilir
    sonuç ne derseniz sonuç ortada.
    yine medyaya çok iş düşüyor.
    çünkü bu ortamdan çıkış yine medyanın açacağı yollar üzerinden kazanılabilecektir.

    necmi yazgan | 10 Ekim 2011

  3. Aşağıdaki yazı Birgün gazetesinde çıktı. Yazının sahibi M. UTKU ŞENTÜRK. Genel anlamdaki medyanın durumunu analiz eden bu yazıyı ilgilileriyle paylaşmak istedim.
    MEDYA, MANİPÜLASYON VE POPÜLERLEŞEN KÜLTÜR
    Oysa iletişim bilimci Arthur Asa Berger’ın deyimiyle, kitle iletişim araçlarıyla yansıtılan gerçekler, her zaman gerçeği yansıtmayabilir. Çünkü insanın kontrolündeki kamera, bir tek noktayı veya objektifin görüş alanına giren yerleri görüntüleyebilir sadece. Kamera, arkasında kalan diğer mekânlarda yaşanmakta olan belki de daha önemli olayları izleyicinin gözünden kaçırmış olur. Hatta kimi zaman, o görülmesi gereken gerçekleri görmezlikten gelip, izleyici kitlesini yanıltabilir de. Böylece televizyon, gerçekleri yansıtan bir araç olması gerekirken, gerçekleri ‘gerçeğimsiler’ üreterek gizleyen bir kitle iletişim aracına dönüşmektedir.
    POPÜLER, POPÜLERİ YARATIR
    Arthur Asa Berger, “televizyonun yumuşaklığı (artık yaşamımızın önemli bir parçası haline gelen) parlaklığı, göz kamaştırıcılığı, hemen her şeye nüfuz ediciliği, onun gücünü görmezden gelmemize neden olmaktadır” diyor ve televizyonun, bir an önce yenmek için yığınla çaba sarf ettiğimiz bağımlılıklar yarattığını, dolayısıyla televizyon mahkûmları olduğumuzu belirtiyor. İnsanların bu mahkûmiyeti de, onların daha kolay idare edilebilir ve yönlendirilebilir hale gelmesine yol açıyor.
    Ortaçağın toplumsal yapısında kilise ve feodal beylerin el yazmaları ve yerel iletişim araçları nasıl etkili bir rol oynuyor idiyse, bugünkü modern-kapitalist toplumların yaygın tüketime dayalı evrensel yapısında basın, sinema, radyo ve televizyon gibi kitle iletişim araçları benzer rolleri devraldı. Platon, ideal sistemin boyutlarını, siyasal önderin sesini duyurabileceği ölçüde sınırlandırır. Bugün ise kitle iletişim araçları, siyasal iktidarın etkileme gücünü evrenselleştirmiştir.
    Popüler kültür kullanım ve tüketim kültürüdür. Kullanım ve tüketim popülerin üretiminin ilk safhasından son-kullanım safhasına kadar her safhada vardır. Popülerin yaratılmasında, diğer popülerler kullanılır: Popüler spor; popüler sporcu ve sanatçılar; popüler edilen fikirler ve ideolojiler; popülerleştirilmiş anneler ve kaynanalar; popüler televizyon ve televizyon programları; popüler magazin ve dergi kahramanları ve elbette zaman ve dil sınırlarını aşan popülerlerin en popüleri seks ve seksüel umutlar… Popülerlerle paketlenmiş popüleri, tüketiciler alır ve popüleri boğazlarına, saçlarına, yüzlerine, midelerine, üstlerine, ayaklarına ‘uygulayarak’ popülerin popülerleştirilme sürecini tamamlar.

    Tahsin Güven | 11 Ekim 2011

  4. Mimarlık medyasının daha güçlü olması ve sadece odanın yayınlarında olduğu gibi bir örgütün sesi olarak değil mimarlık bilgisinin sesi ve aynı zamanda bu ülkede yaşayan, hayatını kazanan mimarların sesi olarak görev yapması gerekir. Buna çok ihtiyaç var.

    Hamza İyidoğan | 12 Ekim 2011

  5. ciddi medya sayılabilecek olan kafamda dijital platformda iki yada üç kurum var. isimlerini sayabilirim ama zaten bunların hangisi olduğu biliniyor. mimarlık dergisi ayrı bir şey onun işlevi farklı. oda bültenleri bence medya sayılmaz.
    güvenli medya karşılıklı iletişime sahip bir kurumsallıkla olur. interaktif medya düzenine geçilmesi gerekir.

    rengin alataş | 13 Ekim 2011

  6. Medya toptan yıkıldı, mimarlık medyası can çekişiyor bence. İşleri çok zor.

    berhan deniz | 7 Aralık 2019

  7. medya derken, odanın yayınını doğal bir kaynağa dayalı olduğu için saymayalım. yapı ise eskiden yapıendüstriye bağlı ve o da oda gibi finanse ediliyordu. şimdi mimarizm de dahil yapı grubu taş sektörü gibi alanlardan kaynak buluyor. kolgyum kapandı bildiğim kadarıyla. asıl zorluk diğerlerinde, arkitera, mimdap gibi bağımsız olanlarda.

    nergis aydın | 3 Nisan 2021


Yorum yazmak için


Tasarım: HDR Amerika’daki diğer birçok küçük toplulukta olduğu gibi, yerel sağlık sistemi ve onun tıp merkezleri Haxtun, Colorado’daki en büyük tek işverenlerden biridir. Haxtun’un nüfusu yalnızca 1.000 ve Haxtun Hastane Bölgesi 120’den fazla istihdam ediyor ve 20 kadar gönüllüyü daha ağırlıyor. Bu plan, çalışan nüfusun Haxtun’un mevcut ana cadde vitrinlerine ve binalarına yönlendirilmesi durumunda neler […]

Copyright © 2021 All Rights Reserved | Mimdap.org