Yananların Ardından Sözümüz Bitmiyor, Bir Haydarpaşa Hüznü Mevsimi |
Ana Sayfa Bağlantılar Biz Kimiz İletişim Mimar İş İlanları
ANA SAYFA
Yananların Ardından Sözümüz Bitmiyor, Bir Haydarpaşa Hüznü Mevsimi
Share 1 Aralık 2010

İlk Haydarpaşa Faciası
6 Eylül 1917’de Haydarpaşa, cehennemi yaşadı. Suriye Cephesi’ndeki Dördüncü Ordu’ya asker, silah ve cephane götürmek üzere harekete hazır bekleyen bir trenle, yolcu dolu bir banliyö treni ateş aldı. Gar harabeye döndü. Yüzlerce insan öldü.

haydarpasa-23.jpg

6 Eylül 1917 günü saatler 16.30

İmparatorluk başkenti İstanbul’da büyük korku ve dehşet yaratan, yüzlerce insanın ölümüne yol açan olay, 6 Eylül 1917 günü yaşandı. Saatler 16.30’u gösterirken, kentin Anadolu yakasındaki büyük patlamayla birlikte, toprak sarsıldı, kimi yerlerde binaların camları kırıldı, sokaklardaki insanlar, korku içinde, kaçacak yer aramaya başladılar. Hemen herkesin zihninde aynı soru şekilleniyordu:

Neydi bu patlama?..
Birinci Dünya Savaşı’nın tüm hızıyla sürdüğü günlerdi. O sıralarda İngiliz savaş uçakları, sık sık İstanbul semalarında beliriyor, birkaç yere bomba attıktan sonra uzaklaşıp gidiyorlardı. Bu nedenle, önce patlamanın İngiliz uçaklarının attığı bombalardan kaynaklandığı sanıldı.

Ama ilkinden 7 saniye sonra duyulan ikinci bir patlama, ortalığı yeniden sarstı ve bunu, daha küçük çapta infilaklar izledi. Biraz cesaretlenip sahillere çıkanlar, gördükleri manzara karşısında dona kaldılar. Haydarpaşa alev alev yanıyor, her patlamayla birlikte, çevreye taş ve toz bulutu yağıyordu. Binaya ayrı bir güzellik katan sivri kuleleri uçmuş, çatısından yükselen alevler aç bir canavar gibi önüne gelen yeri tutmaya başlamıştı.

haydarpasa-33.jpg

Haydarpaşa, cehennemi yaşıyordu

Cephane stoklarının peş peşe infilakı, her geçen dakika, ölü sayısını artırıyordu. Yangın iyice yayılmış; ambarları, silo ve diğer küçük binaları da etkisi altına almıştı.

haydarpasa-43.jpg

Kadıköy’de korku ve panik
İlk patlamayla birlikte Kadıköy’de, özellikle sahil kesiminde tüm evlerin camları kırılırken, sokaktaki insanların üzerlerine yağmur gibi, irili ufaklı taşlar, ahşap vagon parçaları yağıyordu.Kadıköy Çarşısı’nda alışveriş yapanlar, kendilerini bir anda böylesi bir felaketin içinde bulunca, can havliyle çevredeki binalara sığınmaya çalıştılar. Bu kargaşa içinde, ayaklar altında kalıp ezilenler de oldu.

Birer şarapnel gibi ortalıkta uçuşan taş parçaları, yalnız Kadıköy’de değil, olay yerine bir hayli uzaktaki Kuşdili Çayırı’nda bile yaralanmalara yol açtı. Örneğin Kuşdili Çayırı’nda sevgilisiyle kol kola gezmekte olan gümrük komisyoncusu Dimitri, acı bir feryatla yere yığılmış, yüzü gözü kan içinde kalarak bayılmıştı. Daha sonra hastanedeki tedavisi sırasında, bir mermi parçasının yanağını parçalayarak dilini kopardığı ortaya çıkacaktı.

Patlama şehrin her yerinde halk arasında paniğe yol açmıştı
Korkunç patlamalar yalnız Haydarpaşa ve Kadıköy’de değil, şehrin hemen her kesiminde duyulmuş, halk arasında paniğe yol açmıştı. Olay sırasında denizde sefer halinde olan gemilerdeki yolcular arasında da büyük panik yaşanmıştı. Köprü-Kadıköy seferini yapan bu gemilerden birinde bulunan ve patlamanın kaza sonucu meydana geldiğini iddia eden Alman doktor Wilhelm Feltman, yaşadıklarını şöyle anlatıyordu:

“6 Eylül 1917’de öğleden sonra saat 3 ila 4 arasında, tanıdığım bir Türk subayıyla birlikte Galata Köprüsü’nden vapurla Asya sahilindeki Kadıköy’üne geçiyordum. Bu subay, bana bir yerde cereyan eden ateş düellosuna ait uzun bir hikayeyi anlatırken ben Haydarpaşa’ya bakıyordum, İstasyonun önünde birçok mavna boşaltılıyordu. Birdenbire tam karaya çıkarken, bir hamalın sırtındaki büyük bir sandığın yere düştüğünü gördüm. Akabinde bir şey parladı ve patladı. Yanımdaki subayla bir kelime konuşmaya zaman kalmadan müthiş bir infilak bizi sarstı. Gemimizde bir kargaşa oldu ve infilaklar birbirini izlerken dört tarafımızda suya öte beri düşmeye başladı. Herkes sahildeki cephanenin havaya uçtuğunu anlayarak kanepelerin altına saklanıyordu. Kaptan şaşırmış kalmış ve gemiyi infilakların olduğu yere doğru sevk ediyordu. Bir Türk deniz subayı, kaptanı mevkiinden defederek kumandayı eline aldı ve vapuru tehlikeli bölgeden uzaklaştırdı. Demiryollarındaki vagonlar birbirini müteakip patladığı için infilaklar gece yarısına kadar devam etti, Savaştan ancak birkaç sene önce açılan güzel istasyon binası, bütün gece alevler içinde kaldı. Felaketin kaç kişinin hayatına kıydığı anlaşılamadı.”

haydarpasa-52.jpg

haydarpasa-62.jpg

Korkunç bilanço
Yangın kontrol altına alındıktan sonra facianın bilançosu da ortaya çıktı.
Olay sırasında, biri banliyö treni, diğeri asker dolu iki tren, içindekilerle birlikte yanmış, aralarında gar personelinin de bulunduğu çok sayıda insan da ölmüştü, İstasyon, yakınlarından bir haber alabilmek ya da yakınlarının cesetlerini bulabilmek için, İstanbul’un dört bir yanından gelenlerle dolup taşıyordu.

Gazetelere sansür
Ölü sayısı belli değildi, bini aştığı söyleniyordu. Ama bu rakam hiçbir zaman açıklanmadı. İktidardaki İttihat ve Terakki Hükümeti, gazetelere sansür koymuş, hükümetin yayın organı Tanin birkaç satırlık resmi bir tebliğle yetinmişti.

Yapımı yıllar süren muhteşem gar binası acınacak haldeydi. Sivri kuleleri uçmuş, çatısı tamamen yanmış, tüm camlan kırılmış ama yine de ayakta kalmıştı. Bunun yanı sıra liman tesisleri, ambarlar, personel binaları da yerle bir olmuştu. Haftalardan beri Yıldırım Ordularına gönderilmek üzere Haydarpaşa’da toplanan yüzlerce ton cephane ve erzak da yok olmuştu. Bu durum, Suriye ve Irak’taki Türk-Alman Cephesi’ni olumsuz etkileyecek, hatta cephenin düşmesine yol açacak etkenler arasında yer alacaktı.

Farklı iddialar ve söylentiler
İttihat ve Terakki Hükümeti’nin koyduğu sansür ve bu konudaki suskunluğu, facianın nedenleri hakkında halk arasında türlü dedikoduların yayılmasına yol açtı.

İngiliz Savaş Uçakları mı? Kimileri, garı İngiliz savaş uçaklarının bombaladığını öne sürüyordu; ama o gün İstanbul’a bir hava akını yapılmadığı belirlenmişti.

Denizaltı mı? Bazılarına göre de Çanakkale’yi aşıp İstanbul’a gelmeyi başaran bir düşman denizaltı, Haydarpaşa’yı top atışına tutmuş, cephanelerin ateş almasıyla facianın boyutları büyümüştü.

Sabotaj mı? Bazı görgü tanıkları ise olayın ‘sabotaj’ olduğunu iddia ediyordu. Bu iddiaya göre, limanda vinçleri kullanmakta olan Ermenilerden bazıları, mavnalardan aldıkları cephane sandıklarını kasti olarak yere atmış, patlayan cephane sandıkları diğerlerinin de tutuşmasına ve facianın büyümesine yol açmıştı.

Alman ordusundaki Fransız ajanı
Birinci Dünya Savaşı sırasında Harbiye Nezaretinde kurulan ‘İhracat, İthalat ve Siparişat-ı Umumiye Dairesi’nde yedek subay olarak görev yapan A. Baha Özler de Haydarpaşa’ya sabotajın, Alman ordusunda görevli bir Fransız ajanı ve yardımcıları tarafından yapıldığını iddia etmektedir.

Baha Özler’in Yıllarboyu Tarih dergisinin Ekim 1980 sayısında “Haydarpaşa Garı’nı havaya uçuran adamı tanıdım” başlığı altında yayımlanan anılarında anlattığına göre, bu kişinin adı Georges Mann’dı.

Baha Özler’in çalıştığı dairenin Sirkeci Gümrüğü’nde yaptığı kontroller sırasında, Georges Mann, onlara yardımcı olmak ve tercümanlık yapmakla görevlendirilmiş ve kısa sürede herkesin güvenini kazanmıştı. Öyle ki, Harbiye Nezareti’ne elini kolunu sallaya sallaya girip çıkıyor, istediğiyle görüşebiliyor, bazen de kurye olarak Almanya’ya gidip geliyordu.

Baha Özler anılarında, patlamanın olduğu gün Georges Mann’ı telaşla Sirkeci’ye doğru koşarken gördüğünü, durumda bir fevkaladelik olduğunu anlayarak peşine takıldığını, daha sonra esrarengiz Almanın daveti üzerine bir motorbotla Haydarpaşa’ya gittiklerini kaydeder. Georges Mann, burada alevlerin arasına dalarak çok sayıda fotoğraf çekmiş, bu fotoğraflardan birkaç kopyayı hatıra olarak kendisine vermişti.

Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasından sonra terhis olan yazar, Georges Mann’la Beyoğlu’nda bir birahanede karşılaştığını, onun kendisine ‘Fransız ajanı’ olduğunu itiraf ettiğini, hatta kimliğini gösterdiğini belirtir. Baha Özler’in anılarında anlattığı bu olayın doğruluk derecesi bilinemiyor. Ama bilinen şu ki, Haydarpaşa Garı, gerçekten büyük bir felaket geçirmişti.

haydarpasa-72.jpg

haydarpasa-82.jpg

Geri dönmek için tıklayınız.

19 Yorum
  1. çatının yanması ve binanın büyük hasar görmesi çok kötü oldu. kaç sene bu görüntü geçmez buralardan bilinmez. gar olarak kullanılmazsa bile sanat kültür ve müze gibi kamu kullanımlı bir bağlantısı bugünden düşünülmelidir. böyle ilkel şartlarda bakımsız bırakılacağına doğru düzgün istanbul sanat merkezi ve müzesi olsun mesela.
    her türden yöneticiyi, garın sorumlulularını, o inşaat işleri cinfikirlilerini kınıyorum bu arada.

    kemal ataç | 1 Aralık 2010

  2. Tam manasıyla sorumsuzluk tam manasıyla aymazlık. Yazıktır ki yazık. Şu bina nasıl korunamaz, nasıl bu kadar dikkatsiz davranılır anlamak mümkün değil. Herşeye olan bakışımız eksik. Bir tarihsel belge, abide bu kadar hoyratça kullanılıyorsa başkalarına uygarlık nutukları atmaktan vazgeçmek lazımdır.

    Sami Tezan | 2 Aralık 2010

  3. Haydarpaşa’nın çatısı yanmış belli ki yapının diğer başka bölümleri de zarar görmüştür. Bu simge sayılan yapıya dair kamuoyunun son zamanlarda meşgul olması dışında aslında binaya gereken önem ve değerin verilmediği başka bir gerçektir. Hem kamuoyunun gündeminde hem atıl kalmaya doğru itilmiş bir yapı görünümün baş nedeni Haydarpaşa üzerinde konuşulan çeşitli projelerin bazı toplum kesimlerinde kaygı yaratmasıdır. Bu yüzden oluşan davalaşmalar, karşılıklı restleşmeler arada binanın yanmasına kadar varan idarenin binayı atıllaştırmasının nedenleridir. İdare binadan düşündüğü açılımları elede edemeyince köhneleşmesine meydan verecek bir vurdumduymazlığa girmiştir. Bu çok hatalıdır öncelikle söyelemek lazım. Ancak karşı tarafın yani Haydarpaşa’yı korumaya çalışan kesimlerin çok yaratıcı olduğu söylenemez. İşçi sendikası burası gardır gar kalmalıdır diyor mesela. Özelleştirmeci yaklaşımlara karşı Haydarpaşa gibi bir simgenin dünya başkentlerindeki başyapıtlar gibi güncellenmesine yol açacak aynı zamanda kamusal özelliğini taşıyacak öneri ve projeleri bulamıyorlar. Bu kadar hengamede cahillik, acemilik, ihmalkarlık kol geziyor. Bir Pazar günü saat 3 de yanıyor.

    pelin sıvacı | 3 Aralık 2010

  4. Bu yangın ile kim ne gibi bir fayda temin etmiştir bilemiyorum. Diyelim ki kasdi birşey yok yani sabotaj değil. Fakat bu kadar denetimsiz bu kadar tedbirsiz bir onarım anlayışı en az sabotaj kadar tehlikeli. Oysa işin sorumluları hiç o havada değiller ve hiç bir üstlerine alındıkları sorumluluk yok. Pes yani.

    ahmet atalık | 3 Aralık 2010

  5. Eyüp bey yangının söndürülmesi için helikopter itirazları sırasında yangının temellerdeki 290 kazığı yakabileceği ve binanın çökebileceği yolunda da açıklamalar yaptı. Ahşap kazık temel yanması gibi bir konu da fasıl olarak açıldı televizyonda. Kazık temel sayısı 290 değil bir kere, çatıdaki yangın nasıl suya gömülmüş temeli etkiliyor, ??? soru da soru. Bu konuşmaları aktarmamışsınız, Eyüp beyi kayırmışsınız.

    naci zaman | 4 Aralık 2010

  6. Mimar olmayan mimarlar tarafından yönetilen bir mimarlar odası, yangın güvenlik önlemleri almadan çatıda tamir yapmaya kalkan inşaatçılara çok benziyor. O kazık temeller de aslında olmayan ama mış gibi yapanlar yüzünden toplumumuza batıyor.

    Aslı Sunay | 5 Aralık 2010

  7. Her yorum yapan arkadaşımın görüşüne saygı duyarım.Benim şahsi kanaatim bu yangının kaza süsü verilen bir sabotaj olduğu. Belki fazla septik bulacaksınız ama beni bu düşünceye iten nedenlerim var.Öncelikle bu yer için büyük bir proje var,bu bina burada durdukça o projenin içinde sorunlar yaratacak.Buradan ihale almayı umut eden zihniyetin çıkarları böyle bir şeye cesaret eder mi diye düşünüyorum.Bu bir düşünce ,tahkikat yapılırken bu düşüncede değerlendirilmeli.ikincisi mobese görüntüleri; bir yangın bu kadar çabuk parlamaz,meğer yanmayı destekleyen malzemeler olmazsa.İnceleme icin sadece itfaiye ve emniyet araştırması yeterli olmaz,bilim adamlarından kurulmuş bir heyette bu araştırmada yer almalı .

    M.Hikmet AKTÜN | 6 Aralık 2010

  8. Haydarpaşa Garı müze olmalıdır

    HÜRRİYET – 30.11.2010 / Doğan Hızlan

    HAYDARPAŞA GARI simge binalarımızdan biriydi.

    Çoğumuzun anılarında yer almakla kalmadı, Türk edebiyatının, Türk filmlerinin birçoğunda taşradan İstanbul’a adım atışın başlangıç noktasıydı.

    Binalara anılar yüklenir, onlar yıkılmamalıdır.

    Okuduklarıma göre, bina dikkatsizlikten çıkan bir yangın sonucunda bu hale gelmiş. Ne var ki zihinlerdeki kuşkuları bu açıklamalar yeterince gidermiyor.

    Çünkü eski binaları yıkılınca, yanınca/yakılınca yerine o yapılmıyor, rölevesine göre daha sağlamı gerçekleştirilmiyor.

    İtalya’daki La Fenice Tiyatro ve Opera Binası büyük bir yangından sonra tamamen kül olmuştu, ancak yangından sonra rölevesi üzerinden yeniden inşa edilmiş ve görkemli bir törenle açılmıştı.

    İstanbul’da birçok konağın yanıp bir gün sonra otoparka çevrildiğini biliyoruz. Haydarpaşa Garı için birilerinin iştahının kabardığını da tahmin etmek zor değil.
    Bir an evvel onarılmasını beklediğim Haydarpaşa Garı’nın giriş katı tarihine, yapılış amacına ve dokusuna uygun şekilde, gar olarak kullanılmaya devam edilmeli, ancak diğer katlar İstanbul Müzesi, Kent Müzesi veya Göç Müzesi olarak düzenlensin. En başta 2010 dolayısıyla yapılamayan birçok projenin kısmi telafisi de sağlanmış olur…
    Hepimizin önleyeceği bir hususu savunmalıyız: BURASI ALIŞVERİŞ MERKEZİ YA DA OTEL YAPILMASIN!

    YIKILMAMASI için çok çabalar gösterildi, toplantılar, gösteriler düzenlendi, ama sanırım buna aldırış eden olmadı.
    O zaman, ben de bu çabayı gösterenleri destekledim.
    Haydarpaşa Garı ilk gençlik anılarım içinde epeyce yer tutuyor.
    Türk Dil Kurumu’na seçildiğimiz ilk kurultaya Mavi Tren’le gidişimizi nasıl unutabilirim.
    Edip Cansever, Turgut Uyar, Metin Eloğlu, benim kuşağımdan birçok kişi.
    Yataklı vagon serüvenlerini anımsarım.
    Kültür Bakanlığı’nda danışma kurulu üyesiyken, yoğun karlı gecelerde yataklı ile gidip gelirdim.
    Gecenin içinde yük kamyonlarının farları ateş böceği gibi bir parlayıp bir sönerdi. Tren penceresinden onları sayardım.
    Sabahın erken saatlerinde de bozkır ayazını içime çekmek hoşuma giderdi.
    Karaköy iskelesinden vapura biner, Haydarpaşa’da inerdim.
    Gar lokantalarının kendine özgü havasını, gidenler bilir.
    Çok az müdavimi vardır, her akşam bir başka müşteri gelir, birkaç kadeh içer, ondan sonra trenine biner gider.
    Cumhuriyet tarihinin cumhurbaşkanlarının, başbakanlarının unutulmaz fotoğrafları, Haydarpaşa Garı’ndaki uğurlama ve karşılama karelerinden oluşur, genel çekim planı başta Atatürk olmak üzere tren penceresinden karelerdir.
    Eski akşam gazeteleri de, Ankara’dan gelen önemli siyasetçilerin Haydarpaşa’ya gelişlerinin, gidişlerinin fotoğrafları ile doludur.
    Son Saat, Gece Postası, Son Telgraf gazetelerinin başlıklarını hâlâ hatırlıyorum.
    Büyük puntolarla o zaman -şimşir harflerle- İNÖNÜ yazılırdı, altta da küçük puntoyla İstanbul’a geldi ibaresini okurdunuz.
    Anadolu’ya açılan aydınların, öğretmenlerin, yabancıların hepsinin, vagon önünde toplu fotoğrafları vardır.
    En önemlisi, İstanbul’a girişin simgesi, sembolüdür Haydarpaşa Garı. Türk filmlerinden de bildiğimiz sahnedir, gerçek hayattan da. Anadolu’dan gelen insanın İstanbul’a dair gördüğü ilk şey, Haydarpaşa Garı’nın merdivenlerinden gördükleridir.
    Anadolu’nun İstanbul’a uzanan son noktasıdır Haydarpaşa Garı.

    BİR simge bina daha yandı.
    Şimdi bu binanın onarılmasını, yeniden eski haline döndürülmesini bekliyorum.

    Zeynep Ortaklı | 6 Aralık 2010

  9. Haydarpaşa dün konuştuğumuz bir konuydu muhtemelen yakın gelecekte konuşmaya devam edeceğiz.
    Haydarpaşa denince bir gar binası ile bir de tren istasyonunun rayları, yan tesisleri alanı var. Daha sonra liman alanı onun mendirekleri ve deniz dolguları var. Bütün bu genel kıyı parçasının kentin değişimi ile birlikte fonksiyon değişimi gündemde. Er geç bu değişim olacak. Maharet bu değişimde rol almak, değişimi yönetmek. Toplumsal bir proje ibresini yakalamak. Şu yangın keşke olmasaydı fakat o çatı yapılır sonuç itibariyle. Haydarpaşa bölgesi için iri ve kayda değer laf üretmek, fikir ortaya koyabilmek önemli olan. Haydarpaşa yangınından sonra bu Pazar yapılan basın açıklamasını okuyorum, bir çok yüzeysel sayılacak doğru var ancak yukarıda söylediğim daha büyük fikre ait bir yaklaşım modeli yok. Bence bu eksiklik çok önemli.

    Osman Çoban | 7 Aralık 2010

  10. yangından sonra geçen zaman içinde binanın nasıl bir zarara uğradığını henüz kapsamlı bir biçimde açıklayan olmadı. kamu kurumu niteliğinde olan inşaat, mimarlar, makine ve elektrik müh. odaları bu binanın hem teknik açıdan yangınla uğradığı zararaı raporlamalı hem tarihi binanın gerçek performanslarını ölçmelidirler. bir anlamda röleve çıkarmalı belge oluşturmalıdırlar. öyle avukat marifetiyle suç duyuruları yapmanın fazla bir anlamı yok siz zaten teknik bir odasınız, bunun için eğitilmiş üyleriniz var. yapın incelemeyi aydınlatın kamuoyunu.

    fikret mert | 9 Aralık 2010

  11. Haydarpaşa Gar’ı simge binalardandır. Tıpkı Atina’daki Parthenon gibi.Her ikisininde makus tarihinde yıkımlar, saldırılar, aymazlıklara ve ortak vandalistlere karşı koyma direnme vardır.Ne hikmetse barut deposu yapılacak başka yerler kalmamıştır.Bu eserler hiç kimsenin ve yandaşının malı değildir, tüm insanlığın ortak mirasıdır. Gelecek nesillere nasıl anlatacağız bilemiyorum.
    Saygılçarımla,
    Yılmaz Düzgüner
    Y.Mimar IDGSA-MSU

    Yılmaz Düzgüner | 1 Ocak 2011

  12. vurdumduymazlık, gerekli özeni bir türlü gösteremeyen bir kültür ikliminde başta sorumlu kademeler olmak üzere Haydarpaşa’nın korunamaması ve neredeyse tümüyle yanabileceği bir ağır ihmalden çatısının yanmasıyla kurtulmuş olduk. ancak o özürlü zihniyet ne yazık ki varlığını sürdürüyor.

    nevin alataş | 20 Mart 2011

  13. bılerek veya bılmeyerek tarıhı bır tescıllı yapıda bu tür hadıselerın yasanmasına olasılık dahı verılemez.bız eskı yapı restorasyonnda tahtadakı cıvıyı bıle ne tıtızlıkle sokerken bır takım ınsanlar veya guruplar sanki sıfırdan ınsaa adılmıs betonarme yapıda calısıyomus gıbı rahat olurlarsa ve farklı mılletın bır eserıymıs dıye farklı ulkelerdekı bızım eserlerımızı yıkan veya yakan vandalıstlerle kendılerını esdeger tutup onlarda ulkemızdekı eserlere zarar verme zıhnıyetrıne sahıp olurlarsa ve bızlerde bırseyler yapmazsak bu haydar pasa garı gıbı nadıde eser yanan son eser olmayacaktır…
    mustafa coban
    (restorasyon teknıkerı)

    mustafa çoban | 2 Mayıs 2011

  14. Merak ettiğimbir konu var; Haydarpaşa Gar’ının çatısı ilk yapıldığında yani orjinalinde dikmiydi yoksa kısamıydı, yani tepedeki saatinarkasında çatı gözüküyormuydu. Çünkü bazı fotoğraflarda var, bazısında yok.
    Ben İstanbul dışında oturuyorum fakat Gar’ın yağlıboya bir tablosunu yapmak istiyorum, onun için aslına uygun olması isteyim.
    Şimdi ne durumda ve ne yapmayı planlıyorlar bilmiyorum ve üzgünüm.
    Nilgün

    Nilgün | 31 Ocak 2013

  15. istediğim cevabı bulamadım

    miray aksoy | 26 Ekim 2013

  16. çok uzun bir şey

    arda turan | 19 Kasım 2013

  17. SADIK ABİ EN SON HAYDARPAŞA GARINDAKİ YANGINDA ÇATIDA KULLANILAN ARDUVAZLI MEMBRANLA İLGİLİ YAZI VAR, BU YAZIDA SEN BUNU ETİ DEKİ MÜHENDİSLERE GÖSERİRSİN .STİYORLARSA YAPSINLAR…..

    MURAT ERTARHANACI | 4 Mart 2014

  18. çokkkkkkkkkkk güzel

    brahimullah | 17 Şubat 2016

  19. haydarpaşa nın inşaatında 1906 HİTLER DE ÇALIŞMIŞ

    zeki | 24 Kasım 2017


Yorum yazmak için


  Beyrut Limanı’nda patlamanın izleri çok ağır: Lübnan yasta Lübnan, Beyrut Limanı’nda 2 bin 750 ton amonyum nitratın infilak etmesi sonucu meydana gelen büyük patlamanın yol açtığı felaketin yaralarını sarmaya çalışıyor.

Copyright © 2020 All Rights Reserved | Mimdap.org