Mimdap
Ana Sayfa Bağlantılar Biz Kimiz İletişim
ANA SAYFA
Edepsiz Heykeller
Share 26 Haziran 2009

EZGİ BAKÇAY ÇOLAK/ Birgün

Üsküdar iskelesinin önü, taksiler, dolmuşlar, çiçek kokusu, döner kokusu, daha uykudan uyanmamış, birbirlerine çarpa çarpa yürüyen insanlar, iş sıkıntısı ve koca bir çalar saat… Kavşakta sıkışmış trafik, banka önü kuyrukları, kavga, kırmızı, sarı, yeşil, korna sesi ve parlak mavi renkli, yarasa kanatlı Hezarfen… Galata’yla Kız Kulesi arası kale, motorcular defansta, parlak metal futbol topu iskeleti, şut ve gol… Evlendirme dairesi önünde dev yüzükler, 1453 ve 1923 rakamlarının üç boyutlu modelleri…

Üsküdar’da bir şeyler oluyor. Birileri köşe başlarına bir takım dev nesneler yerleştiriyor. Bu nesneler yolumuzu kesiyor, ayağımıza takılıyor, küstahça karşımıza dikiliyorlar. Dev inekler, laleler ve ayakkabılar gibi bir gün onlardan da kurtulacağınızı ummayın. Bunlar kalıcı. Artık onlarla birlikte yaşamak zorundayız. Üstelik bu sadece bir başlangıç. Sanat kurumlarının, meslek örgütlerinin, sanatçıların, Üsküdarlıların haberi yok ama Üsküdar Belediyesi açık alanlara tam 26 heykel yerleştirmeye karar vermiş. Projeye “Üsküdar Belediyesi Çağdaş Heykel Koleksiyonu” adı verilmiş. İşin tuhaf yanı, bu 26 heykelin tamamı için tek bir kişiyle anlaşılmış.

uskudar-2.JPG

Üsküdar’daki heykelleri görmezden gelemezsiniz. Çünkü bu heykeller, kent ve kamusallık hakkında çok şey söylüyorlar. Kent mekânında plastik sanat uygulamaları kentliler, yerel yönetimler ve merkezi iktidar arasındaki siyasi ilişkileri açığa çıkarıyor, kamusal alanda iktidar mücadelesini cisimleştiriyorlar. Üsküdar Belediyesi’nin uygulamalarından önce 2005’ten bugüne Türkiye’de yaşanan heykel tartışmalarına kısaca bir göz atalım:

Heykel Hikayeleri
Türkiye’de yerel seçimler biter, heykel tartışmaları başlar. Bu yıl Kemer Belediye Başkanı olan MHP’li Mustafa Gül de ilk icraat olarak Atatürk bulvarını “genç kızların ahlakını bozan, edepsiz” bir heykelden kurtardı. Buna karşı, Kadıköy Belediye Başkanı Selami Öztürk, “Sansürlenmek istenen Aşk heykelini istiyoruz” dedi. Heykel artık aşkı değil siyasi çatışmayı anlatıyor.

2005 yılına damgasını vuran, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Haydarpaşa Mendireği’ne yaptırmak istediği devasa Fatih Anıtı olmuştu. Bu anıt yapılamadı ama 2009’da emir büyük yerden geldi: Genelkurmay Başkanlığı, Beşiktaş’a Fatih Sultan Mehmet heykeli diktirdi. Heykel açılışı askeri ve mülki erkanı bir araya getirdi. Beşiktaş’ta, Yahya Kemal Parkı’nda bir fetih heykelimiz oldu.

Yine 2005 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Sivri Ada’da 110 metrelik bir semazen heykeli yapılmasını önermişti. Semazenin eteğinin altında restoranların yer alacağı proje kabul edilmemişti. 2008’de Cem Vakfı Başkanı, Kadir Topbaş’tan semazen heykelinin yeniden gündeme alınmasını istedi. Topbaş: “İstanbul farklı kültürlerin bir arada yaşadığı bir barış kentidir. Bu nedenle iki kıtanın birleştiği noktaya Amerika’daki Özgürlük Anıtı’na benzer bir semazen heykeli yapmak istiyoruz” dedi ve “New York Üniversitesi ciddi destek verdi. Burada beni anlamadılar” diyerek sözlerini bitirdi. Gerçekten konunun New York Üniversitesi’yle ilişkisi hala anlaşılamadı.
2002’de Esenyurt’ta Nâzım Hikmet Kültür Merkezi önüne yerleştirilen Nâzım heykeli, 2007’de AKP’li yeni belediye başkanı döneminde bir gece yarısı ortadan kayboldu. 400 kiloluk heykelin belediyenin hemen önünden çalınmasına tepkiler büyük olunca heykelin yerine yenisi dikildi. Yeni Nazım’ın eskisine göre 2,5 kat daha büyük olduğunu belirten Belediye Başkanı Necmi Kadıoğlu, “Nazım Hikmet Heykelini yaptık, mezarını getirmekte bize nasip olur inşallah.” dedi.

uskudar-6.JPG

AKP`li Belediye Başkanı Necmi Kadıoğlu’nun heykelden yana hiç şansı yok. Esenyurt’ta kalpaklı ve at üzerinde bir Atatürk heykeli yaptırdı ama heykel CHP`lilerin şiddetli tepkilerine neden oldu. Çünkü onlara göre heykel Atatürk`ten çok Said-i Nursi`ye benzemişti. Hatanın heykeltıraşta olduğunu dile getiren Kadıoğlu, “Heykelin baş kısmını tekrar yaptırıp törenle açacağız” dedi. Kadıoğlu’na, Necip Fazıl Kısakürek’in önerisini hatırlatmak isterim. Atatürk`ün ölümünden sonra İsmet İnönü heykellerinin artışı üzerine Kısakürek şunu söylemişti: “Bu işler devletlulara zorluk çıkartıyor. Pratik bir yöntem olarak, başı burgulu heykeller düşünülemez mi? Yeni lider gelince, vidalı baş çıkartılır, yerine yenisi takılır!”Nereden Çıktı Bu Heykeller?
Türkiye’nin sosyo-politik yapısı heykellerde vücut buluyor. Aslında açık alanda heykeller ve anıtlar her şeyden önce nasıl yönetildiğimizi anlatıyor. O zaman Üsküdar heykelleri konusuna geri dönüp sormak lazım: “Nereden çıktı bu heykeller? Kime danıştınız yaşadığımız yere bu nesneleri dikerken? Kent mekânı kimin? Kamusal alan kimin alanı?”

İşin aslı şuymuş; Üsküdar eski Belediye Başkanı Mehmet Çakır İstanbul’a sanat eserleri kazandırmaya karar vermiş. Aramış, taramış ve sonunda tasarımcı Faruk Akın’ı bulmuş. Karşılıklı oturup fikir alışverişi yapmışlar. Sağ olsunlar, Üsküdar’da yaşayan herkesin yerine karar vermişler. Belediye tasarımcıya heykelleri ısmarlamış. Yanı başlarında Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi dururken, hocalar, heykeltıraşlar, kentliler hiçe sayılarak tek bir tasarımcı tüm Üsküdar’a heykel tasarlama yetkisiyle donatılmış. Bu güç elbette yerel yönetimin kente yaklaşımından kaynaklanıyor. Bu heykellerin Corner Otel, Park Otel, Gökkafes’ten hiçbir farkları yok. Her biri kamusal alanın iktidarın “özel alanı” olduğunu kanıtlıyor.

Sosyal Heykel
Diğer yandan “Üsküdar Belediyesi Çağdaş Heykel Koleksiyonu”nun çağdaş olarak nitelendirilmesi imkânsızdır. Çağdaş sanatın içinde heykel kavramı bu uygulamaları yapanların hayal bile edemeyeceği bir noktaya varmıştır. 60’lı yıllarda Joseph Beuys “sosyal heykel” kavramını ortaya attığından beri heykel yapmak üç boyutlu bir nesne tasarlayıp onu açık alana yerleştirmekten öte bir şeydir. Sosyal heykel der Beuys“ yaşadığımız dünyayı nasıl biçimlendirdiğimizdir.” Sanatçının tek tek yapıtlar ortaya koymak bir yana, bütüne nasıl katkıda bulunabileceğini düşünmesi gerekir ve bütün organizmanın heykeltıraşı ya da mimarı olması önemlidir. Yani sanat yaşamı süslemek değil yaşamı biçimlendirmektir. Bütünü göz ardı eden, kentin fiziksel ve sosyal yapısını özellikle de kentliyi hiçe sayan bir yaklaşımın çağdaş heykelle en ufak bir ilgisi yoktur.

Bugün kent mekânına talip olanlara hatırlatırım: Fazla uzaklara gitmeye gerek yok. Türkiye’de plastik sanatlar tarihinde İlhan Koman gibi kamusal alanda sanat yapmanın ne demek oluğunu pratikte göstermiş ve kuramlaştırmış sanatçılar vardır. Bu sanatçılar daha 1950’ler de çağdaş heykel sanatını tanımlamışlardır:

Heykeltıraş İlhan Koman, Heykeltıraş Hadi Bara ve mimar Tarık Carım 1953’de temel amacı kent içinde insani yaşam alanları yaratmak, mekânı toplumsal ve doğal yapısıyla bir bütün olarak değerlendirmek ve bu doğrultuda pratik çözümler önermek olan Espace Grubu’nu kurdular ve bir manifesto yayınladılar. 1955’te Espace Grubu Manifestosu’nda dile getirilen talepler, 2009’da İstanbul’un şehircilik, mimarlık ve plastik sanatlar alanlarında hala ne kadar geri oluğunu yüzümüze vuruyor:

“Şehircilik ve şehirlerin yapılanması, bu konudan sorumlu olan kişilerin sadece teknik değil sosyal-psikolojik bilgilerinin ve sanat kültürlerinin olmasını gerektirir. Şehirlerimizin yeniden yapılanmasında sunulan planlar kusurludur ve plastik değerleri tartışmalıdır. Gelecek nesillerin içinde yaşayacağı mekanları yaratma sorumluluğunu taşıyan kişiler, teknisyenler ve mekansal problemlerle uğraşan plastik sanatçılarla birlikte çalışmalı, ayrıca yasalar ve yönetmeliklerle desteklenmelidir.”

Manifesto şöyle biter: BÜTÜN İNSAN ETKİNLİKLERİNİN UYUMLU GELİŞİMİ İÇİN PLASTİĞİN VARLIĞI ESASTIR.

uskudar-17.JPG

Kent Mekanına Çıkan Sanatçı Tüm Kentlilere Karşı Sorumludur
Sanat zekâdan kaynaklanır. Sanatçı heykeli yerleştireceği mekânın fiziksel ve sosyal dokusuna göre çözümler üretebilmelidir.
Açık alana yerleştirilecek bir yapıtın malzemesi, formu, hacmi, yerleştirilme biçimi mekânın fiziksel özelliklerine göre belirlenmelidir. Açık alanda heykelin formuna, yanındaki binalar, reklâm panoları, trafiğin akış yönü, hatta yayaların hareketi bile dâhildir. Belli ki Üsküdar’daki heykelleri yapan tasarımcının bu tür kaygıları olmamış. Kentin saldırgan görsel kalabalığına çığırtkan renkleri ve dev boyutlarıyla, reklâm panolarıyla yarışan nesneler eklemiş.

Üsküdar heykellerinin mekânın sosyal yapısıyla da en ufak bir etkileşimi yok. Bu heykeller kamusallığı yok edilmiş, insana ve gündelik sosyal hayata kapalı kent mekânıyla hiçbir sosyal bağ kurmuyor. Mekânı kamusal kılmak adına hiçbir çabaları yok. Aksine kangren olmuş mevcut kent dokusunu onaylarcasına küstah, umursamaz, kendini dayatan halleriyle kamusallığı tahrip ediyor.

Etik sorumluluk denince sadece çıplaklık algılayanlara hatırlatmak gerekir. Kent mekânına çıkan sanatçı tüm kentlilere karşı sorumludur. Biz İstanbul’da yaşayanlar sokağımıza, kapımızın önüne, evimizin içine yapılan müdahaleleri “edep dışı” buluyoruz.

Özerk Bir Sanat Kurumunun Varlığı Esastır
Kent mekânında plastik sanat uygulamaları yerel yönetimlere ve onların sipariş verdiği birkaç kişiye bırakılamaz. Yerel yönetimler ve sanatçılar arasında yer alan, sanatçılara ideolojik ve estetik özerklik sağlayan, çeşitli meslek gruplarından üyeler içeren, kentlileri de temsil eden özerk bir sanat kurumunun varlığı şarttır.

Üsküdar heykelleri örneğinde gördüğümüz, kamusal alanın iktidar tarafından işgalidir. Akademisyenler, öğrenciler, sanatçılar kamusal alandan dışlanmışlardır. Elbette kamusal alan mücadele alanıdır. Sanatçılar da meydanlar için mücadele eden emekçilerin yanında yerini almalıdır. Heykeltıraşlar da meydanlar için savaşmalıdır.

5 Yorum
  1. Gitgide kendi kültüründen uzaklaşan bir halde yolumuza devam ediyoruz. Mesela bizim kültürümüzde batılı anlamda meydan yoktur. Hipodrom ve spor alanı hüviyetini haiz Sultanahmet Meydanı batılı anlamdaki meydan olarak nitelendirilebilir. Bunun dışındaki bütün şehir meydanları camilerin avlusu veya dış avlu (muhavvata) günlük hayatın canlı canlı geçtiği meydanlardır. Bu itibarla modernlik adına Avrupai mânâda meydan aramanın gereği yoktur.

    Resim ve heykel konusu da bizim eski kültürümüzde yine Avrupaî anlayıştan farklıdır. Bizim heykellerimiz abidelerimiz, camilerimiz, minarelerimizdir. Resimlerimiz ise mabetlerdeki kalem işleri ve o güzelim tezyinatlardır. Batılılaşma sürecinin etkisiyle bizde de başlayan heykelcilik ise Türkiye’de sadece Atatürk büstçülüğü ile özdeşleşmiş olması da ayrı bir garabettir. Bizim eski eserlerimizde yer alan mukarnaslar, istelaktitler, taçkapıların bezemeleri ise batılı anlamdaki heykelleri aratmayacak derecedeki soyut heykellerdir. Yerli ve yabancıların hayran bakışları, uzmanların bu eserler üzerindeki değerli ve uzun çalışmaları bu soyut heykellere verilen değeri göstermektedir.

    Şehircilik, mimari, resim, heykel ve benzeri sanatlarda öncelikle kendi kültürümüzde, mazimizde yer alan eserleri iyice tetkik ettikten sonra günümüze uygun şekil ve formları geliştirmemiz gerekmektedir. Hele hele edebe, adaba aykırı gayr-i ahlâkî nesnelerin ise heykel olarak nitelendirilmesi ise en basit tabiriyle seviyesizliktir. Bir millet kendi kültürel, dini ve manevi değerleriyle vardır. Kendini insan bilen insanların tevessül etmeyeceği hususlardan birisi ise ahlaksızlıktır.

    Hayati Binler | 27 Haziran 2009

  2. heykel düşmanlığı bu ülkenin geniş kesimleri açısından kodlarına işlenmiş birşey. oysa antik anadoluya bakın. en muhteşemleri bu topraklarda var olmuş. demek ki kültür biçimleri, sosyal yaşama anlayışları toplumların bilincini belirliyor. bize de bu yasakçı, edep satan yönetim kültürü düşüyor.

    kahraman güleç | 28 Haziran 2009

  3. Yaratıcılığın Kıskançlığı

    Üsküdar Eski Belediye Başkanı Mehmet Çakır, Üsküdar Semtine modern heykeller yerleştirmeyi düşünmüş ve bunu da gerçekleştirmiş. Sorun şu ki şimdiye kadar heykellere karşı olduğu konusunda eleştirilen, AKP belediye başkanları şimdide heykel yaptığı için eleştiriliyor. Akıllı bir insan olarak soruyorum; amaç üzümü yemek mi, bağcıyı dövmek mi? Bu konuda Üsküdar’da bu heykellerin yapılmış olmasından dolayı eski belediye başkanı Mehmet Çakır’ı kutluyorum. Mehmet Çakır’ın bu heykelleri tasarlaması için görevlendirdiği tasarımcı Faruk Akın’ı da araştırdım. Faruk Akın’ın bir endüstri ürünleri Tasarımcısı değil, dünyada fazlaca sayıda olmayan çoklu disiplinel tasarımcı (multi disciplinary designer) olduğunu öğrendim. Bu konuda yaptığım araştırmalarda da çoklu disiplinel tasarımcıların, bütün tasarım ve sanat disiplinlerinde ürün ortaya çıkarabilecek kadar araştırmacı, bilgili, yetenekli ve üretim bilgisine sahip olması gerektiğini öğrendim. Bu sanatçının kişisel web sitesinden dünyanın en iyi eserlerine sahip 190 tasarımcısı arasına alındığını öğrendim. Dünyanın övgüler yağdırdığı sanatçı ve tasarımcılarımıza iltifat etmek bir kenara, linç etmek milli geleneğimiz olmuş. Bir yakın dostumdan edindiğim bilgiye göre de Faruk Akın’ın belediyeye “hiçbir ücret talep etmem, yeter ki İstanbul meydanlarında modern heykeller yaygınlaşsın. Bu konuda ne gerekirse yaparım.” dediğini biliyorum. Heykel konusunda eğitim veren üniversitelerimiz, öğrencileri ya ne olduğu belli olmayan soyut heykeller, ya da rönesansta yapılmış ve artık Avrupa’da bile tükenmiş heykel stili olan vücudu gerçekçi olarak bronzdan döken heykel üslubuna yönlendirdikleri için heykel bölümünden mezun olan kişilerde bu iki görüşten birini savunmaktadır. Oysa heykel, dünyada büyük ilerlemeler kaydetmiştir. Halkın anlamadığı soyut heykeller ya da kendine dair bir şey bulamadığı rönesans vücut heykelleri meydanlarımızda olmamalı, Faruk Akın’ın yaptığı gibi modern heykeller olmalıdır. Kamusal alanı gerçekten kullanmak halk ile iletişim kurabilen heykeller ile mümkündür ve Üsküdar’daki heykeller benim ile iletişime geçerek bana çok güzel şeyler veriyor. Amaçta halkın anlayabileceği heykeller tasarlamak olmalıdır. Halkın anlayamadığı heykelleri şehre koymak, kamusal alanı yanlış kullanmaktır. İstanbul gibi heykel fakiri bir şehrin böyle heykellere sahip olmasından mutlu olmaktayım. Bu konuda hissedilen sanatçı kıskançlıklarında da üzüntü duymaktayım. Avrupa şehirlerinde bu kadar modern heykeller var iken İstanbul’da soyut heykel ya da rönesans bronz vücut heykelleri dışında gerçek çağdaş stilde yapılmış Avrupai böyle heykeller beni mutlu ediyor. Heykeltıraşların tekel oluşturma çabasını kınıyorum. Heykel gibi modern bir konuda ortaçağ kilise kafaları yaşatılmaya çalışılmaktadır. Leonardo Da Vinci silah tasarlamıştır, endüstriyel tasarımcıdır, bina tasarlamıştır mimardır, resim yapmıştır ressamdır, heykel yapmıştır heykeltıraştır. Bu çarpık zihniyet İtalya’da olsaydı, Leonardo’ya ressam yada endüstri ürünleri tasarımcısı diyerek heykel tasarlatmazlardı. Bu düşünceye paralel olarak bilgiye dayalı modern fikirler taşıması gereken heykeltıraşları ve ona heykel dersi veren hocaları kınıyorum.

    gözde güneş | 7 Temmuz 2009

  4. M.ö 4500 yıllında insanlar daha medeniymiş…21.yy gelinmiş insanlar heykelden korkuyor ya günahsa diye… çok traji komik

    hakan | 16 Temmuz 2009

  5. çalar saatin son hali yazdıklarınızda ne kadar haklı oldugunuzu bir defa daha gösteriyor.

    Anonim | 7 Nisan 2010


Yorum yazmak için


DİSK, KESK, TMMOB ve TTB, Kovid-19 salgını ile etkin mücadelede halkın sağlığını, işini ve aşını korumak için 7 önlem maddesi açıkladı.   DİSK, KESK, TMMOB ve TTB, yurttaşın işini, sağlığını ve geçimini güvende tutmak amacıyla ortak bir imza metni yayınladı. Koronavirüs salgınına karşı gerçekleştirilmesi gereken ve hayati önem taşıyan 7 madde şu şekilde:

Copyright © 2020 Mimdap.org