Ankara’nın göbeğinde boş duran… KIZILAY BİNASININ DÜNÜ, BUGÜNÜ |
Ana Sayfa Bağlantılar Biz Kimiz İletişim Mimar İş İlanları
ANA SAYFA
Ankara’nın göbeğinde boş duran… KIZILAY BİNASININ DÜNÜ, BUGÜNÜ
Share 26 Mayıs 2009

Ankara’nın merkezi dendiği zaman şu anda şaşırmadan herkesin ortak bir kanısı vardır. Bu merkez Kızılay’dır. Kızılay Meydanı dediğimiz büyük taşıt ve yaya kavşağıdır.

Ankara’nın kent merkezi olan Kızılay Meydanında bulunan ve 1979’da yıkılan Kızılay Binası geniş bahçe içinde, zamanında da meydana ismini veren bir binaydı. Bu üç katlı olarak inşa edilmiş ve başkentin simgelerinden biri olan Kızılay binası, üstelik 1930 öncesi yapılmış tüm binalar gibi “tarihi eser” olarak tescilliydi. Ama Yüksek Anıtlar Kurulu’nun ( bazılarına göre çoğunluk olmadan…) yaptığı bir toplantıda apar topar “Tarihi eser değildir” kararı çıkarıldığını ve binanın kısa sürede yerle bir edildiğini öğreniyoruz.

17.jpg

Bu defa “gözlem” başlığımızda ele almaya çalışacağımız konu Kızılay Binası. Yukarıda apar topar yıkıldığını söylediğimiz binanın yerine yapılan “Kızılay Rant Tesisleri” binasının, başka bir değişle şimdi orada boş duran Kızılay binasının hikayesine başlıyoruz…

 

 

Kentin yaklaşık seksenbeş yıl kadar öce başlayan hikayesi aslında Cumhuriyet Döneminin güncesi sayılabilir. Bu günce içinde “Yenişehir” Ulus Eski Kent Merkezine alternatif olarak yaratılan “modern Ankara” nın öncülüdür. Kızılay ve çevresi ise bu öncülün tam göbeğinde yer alır. “Tüm kentsel mekanlar geçmişten kopuşu yansıtmak, güne tanıklık etmek ve geleceğe aktarılmak üzere inşa edilmişlerdir. Ankara’da, bozkır toprağında, geçmişten kopmuş, geçmişe dair izleri barındırmayacak yeni bir yaşam, yeni bir toplumsallık, yeni bir gelecek tasarlanmıştır. Meydan bu yeniliğin, ilk tanığı ve yeni mekansal kurgusuna bir örnektir. Geçen zaman içinde meydanın ‘yeni olma’ durumu tüm kent gibi değişip dönüşmüştür.” Nur Çağlar, Kentsel Mekanın Dönüşüm Öyküsü

 

 

Nereden bakarsanız yazıklanacağınız, kurumlar arası diyalog bozukluğu mu denir, bürokratik tabakaların çözümsüzlüğü mü denir, iş bilmezlik ve kaynakların savurganca kullanılması diye mi tabir edilir; ne denirse densin bir başkentin hem de en mühim yerinde kullanılmayan devasa bir binanın hüznü Kızılay meydanına, oradan kaldırımlara ve oradan da daha iç sokaklara yayılmakta, kentte yaşayanlar her oradan geçişlerinde dalga dalga bu hüznü üstlerine almaktadırlar.

 

 

28.jpg

Üstelik 1980 başlarında “Kızılay Rant Tesisleri Mimari Proje Yarışması” o günlerin en önemli yarışmalarından ve projelerinden biridir. Proje yarışması ve sonuçları mimarlık ortamında konuşulmuş, yer tutmuştur. Üstelik o yıllarda “rant tesisleri” gibi tanımlamaların henüz ayıplanmadığını, her lafın sonunda küfür mahiyetinde kullanılmadığını düşünürsek…

 

 

Ve geliyoruz bugünlere. Çatısında büyük bir amblemin yer aldığı sarı üç katlı Kızılay Binası çoktan yıkıldı ve yerine dev bir çarşı merkezi yapıldı. Artık bahçesinde Kızılay maden suyu içilerek serinlenen küçük büfeyi göremiyoruz. Kızılay binası, önündeki bahçesi, küçük havuzu, maden sodası otuz sene öncenin anısıdır sadece.

 

 

38.jpg

Eski Kızılay binasından Güvenpark – Bakanlıklar görünüşü

BİNANIN BUGÜNKÜ ALGISI

 

 

Yapının bugün kullanılmıyor ve işlevsiz büyük bir kütlenin şehrin en işlek noktayı tutuyor olmasından dolayı Ankara’da binayla ilgili ağırlıklı eğilimin olumsuz olduğu söylenebilir. Sade vatandaş bu konuda her zaman olduğu gibi çaresiz, bu boşluğu, boş vermişliği vaka-i adiye den kabul ediyor.

 

 

45.jpg Mesela, “Eski Kızılay binasının yerine devasa bir beton yığını konduruldu. Kentin tam merkezindeki bu ölçeksiz yapı, alışveriş merkezi olacaktı; mahkemeye düşünce Ankara’nın göbeğinde çürümeye terk edildi.” görüşü sıklıkla dile getiriliyor.

 

 

Basında çeşitli yazarların ve yorumcuların bu bina ile ilgili yorumlarına kısaca bakalım:

 

 

Timur Özkan 25 Ağustos 2007’deki yazısında şöyle diyor: “Tarihi binanın yıkıldığı 1979’dan bu yana 30 yıla yakın bir zaman geçti, her şeyden önce teknoloji çağında bu kadar uzun bir süre kentin merkezinde böyle bir yarı bitmiş bina Ankara’ya yakışmıyor. İnşaatın başladığı 1993’e kadar bu hatadan dönecek bir zaman vardı, bugün artık çok geç görünüyor, bir anket yapılsa oyumu hiç düşünmeden eski bina için veririm ama gerçekçi bir çözüm bir kültür merkezi olamaz mı? İçinde Bir Ankara Müzesi’nin ve Ankara Kütüphanesi’nin de yer aldığı, sergi, konser ve toplantı salonları, resim ve heykel atölyeleri bir ölçüde “teselli” olabilir. Öte yandan hipermarketlerin kent dışına çıkarılması için yasal düzenlemelerin tartışıldığı günümüzde, kent merkezinde dev bir alışveriş merkezi daha açmak ne kadar doğru acaba?

 

 

Kızılay’ın adını taşıyacak bir kültür merkezi Ankara’nın en önemli meydanına adını veren “Kızılay” adının yaşatılması için de bir vesile olabilir. Eğer bu alışveriş merkezi bir şekilde bitirilebilirse bilinmelidir ki çok kısa bir süre sonra Kızılay’ın adı da unutulacak ve bu meydan yeni alışveriş merkezinin adıyla anılmaya başlayacaktır. Tarihi Akköprü’nün adının önce Migros sonra Ankamall olması gibi…”

 

 

Bir başka algı Hürriyet eski yazarı Emin Çölaşan’dan. “ …Şimdi Ankara Oteli’nin acısını içimize gömelim ve yavaş yavaş Kızılay’a doğru yürüyelim. Meydanın tam göbeğinde kara bir bina göreceksiniz. Saymadım ama en az 10 kat olması gerekir. Siyah, zevksiz bir bina. Burada geçmişte Kızılay’ın şirin binası vardı. Çocukluğumdan anımsarım, çok güzel bir park ve bahçenin içindeydi. İnsanlar oraya gelir, banklarda oturup dinlenirdi. Bahçenin bir köşesi Cumhuriyet dönemi Ankara’sının simgelerinden biri olan ve meydana adını veren üç katlı Kızılay binasıydı… Ve binanın üzerinde kocaman bir kırmızı ay! Günün birinde, Özal dönemi sonrasında her şeyin para ve kazanca endekslendiği yıllarda, Kızılay’ın ‘akıllı’ yöneticileri bu simge binayı yıktırdı. Bahçe ve park böylece elden çıktı. Orası enkaz yığınına dönüştü. Oysa o arazi altın değerinde idi. Kızılay’ın mülkü olan o arazi için kendilerine başka bir yer gösterilmesini, o arazinin park olarak kalmasını o dönemde çok rica ettik, yalvardık ama hiç kimseye dinletemedik.

 


Bir gün bir baktık ki, oraya temel atılıyor. İnşaat başladı. İnşaat yıllar boyu sürdü. Kocaman bir zevksizlik anıtı, arazinin tümünü kaplamıştı. Camları siyahtı, dış cephesi boydan boya siyahtı. Ötekiler yetmezmiş gibi ortaya kentin göbeğinde akıl almaz iğrenç bir görüntü daha çıktı.”

 

 

Bu da bir görüş belki ve biz “Gözlem” bölümümüzde burada çeşitli algılamaları yan yana getiriyoruz. Binanın dışı aslında açık gri granit kaplı ve iç avlusuna bakan yüzeyi reflekte koyu renk (mavi) cam cephe olmasına rağmen, yapının görünür yüzeylerinde daha çok açık renk egemenken yine de “kapkara bina” tanımlaması bile yapılabiliyor. Demek ki, gönülden bir şey yere düştüğünde göz de onu olumsuz görmeye başlıyor.

 

 

Toplumdaki bu ve benzeri yargıları da değerlendiren projenin müellifi Affan Yatman eleştirilere karşı şu yanıtı veriyor:

 

 

“Türkiye Kızılay Derneği’ne ait olan bu rant tesisinin tamamlanmasından bu yana kimileri çok beğenmekte, (buna mimar meslektaşlarımız dahil), kimileri ise eski Kızılay Binası’nın yıkılması ve parkın yok olması nedeni ile karşı çıkmaktadırlar. Onlar için bu bina, kolaycı bir tavırla bir beton yığınıdır. Halbuki bu yaklaşım, vaktiyle bütün çevre için de düşünülmeliydi. Yukarıda anlatmaya çalıştığım Ankara ile bugünkü Ankara ne kadar benzerlik gösteriyor?

 

 

Alışılmamış, boşluklu bir kentsel mekan oluşturmaya çalışan kitle, doğal olarak çevresindeki, alışılmış apartman düzeninden farklı bir görünüme sahiptir. Hem bu sebeple ve hem de altındaki ve iç hacmindeki büyük boşluğun nimetlerinden kimsenin henüz yararlanamaması sebebi ile yadırganmaktadır. Ama, benim de yadırgadığım bu düşünceye sahip olanların, karşı köşede bulunan Güven Park’ın her gün biraz daha küçültülerek yok edildiğini görememeleri veya görmezlikten geldikleridir. O zaman eleştirilerin samimiyetinden şüphe etmemek mümkün olamıyor.”

 

 

Sayın Affan Yatman; beton, dev kütle… gibi tanımlamalardan haklı olarak rahatsız ve ama işin tam dibinde, kentsel ölçekte o önemli köşenin kullanımındaki kentsel kararlar konusunda aradan geçen yıllardan sonra daha fazla tartışmaya açık. Hele “betonlaşma” eleştirisini seçmeci bir şekilde istedikleri yere istedikleri zaman yapıştırabilenler için “…öyleyse bunu bütün çevre için düşünmek lazım” değil mi diye tepkisini ortaya koyuyor.

 

 

55.jpg

Binanın önündeki perdeler, metro girişi, asansör ve karmaşa

SAVURGAN ZİHNİYETİN ABİDESİ

 

 

Gazi Üniversitesi öğretim üyelerinden Mahmut Selek, Kızılay Binası için şöyle diyor: Eskiden Kızılay çevresi, Atatürk Bulvarı dört katlı binalardan, geniş kaldırımlardan oluşurdu diyor. Kızılay’ın “Yenişehir” olarak inşa edildiği, bakanlık binaların yapıldığı yıllarda sakin, araç trafiğinin tek tük olduğu bir semtti. Sıhhıye’den ve oradan Zafer Anıtı ve Zafer Parkı ve Kızılay Binası ve önündeki park sonra Güvenpark aynı zamanda bir kentsel yeşil akışını gösteriyordu; diyor ve bu büvüklükte bir bina ile o yeşil akışın tümüyle koparıldığına işaret ediyor.

 

 

1970 lerin sonunda bu binanın ortadan kaldırılması, Kızılay Rant Tesislerinin yapılmak istenmesi ve onun da bugüne kadar aslında bir türlü gerçekleşmeyen bir proje olarak Ankara’nın en işlek noktasında kullanılmadan durması bir anlamda savurganlığın göstergesi gibi duruyor.

 

 

Bir yandan da kamu kurumu ya da kamu kurumu niteliğindeki kurumların ellerinde bulunan yapıları, arazileri, arsaları günün ekonomik siyasal eğilimlerine uyarak, kurumları için daha ‘yararlı’ olacağı iddiasıyla elden çıkarmalarına ilk örneklerden biri sayılabilir. Kızılay Derneği’nin Ankara’nın merkezi bölgesinde bulunan binası ve arsasını “rant tesisleri” olarak projelendirmesinin ardılları TCDD’nin Haydarpaşa alanını, TDİ’nin Galataport Salıpazarı alanını kullanma yolarını açmış görünmektedir.

 

 

KIZILAY BİNASI YARIŞMASI SÜRECİ ÜZERİNE

 

 

Bilindiği gibi şu anda hukuki sorunlar yüzünden boş duran ve işlevsiz olarak bekleyen binanın tasarımı bir proje yarışması ile elde edilmişti. Birçok mimari grup bu önemli meydandaki önemli yapıya tasarım üretmiş ve yarışmaya katılmıştı.

 

Hasan Özbay, o günlerdeki yarışma ortamını ve yapının kurgusundaki rant tesisi ve kültürel işlevler isteklerini şu şekilde anlatıyor:

 

“Kızılay binası olarak kamuoyuna yansıyan yapı, 1980 yılında mimarlık gündemine yarışma konusu olarak yoğun bir şekilde girdi. Kızılay Deneği, Kızılay meydanındaki arsasını değerlendirmek için yarışma yöntemini projelendirme biçimi olarak seçti. Yarışma şartnamesinde arsaya bir rant tesisi yapılması ve yarışanlarca rantabilitesi yüksek bir yapı programı geliştirmesi isteniyordu. Ancak kurum arsasının kent içindeki önemine paralel olarak, üzerine yapılacak tesisin salt rant tesisi olması istenmemiş çok amaçlı salon ve sergi salonlarından oluşan kültürel bir merkezin de yapı içinde gerçekleştirilmesini kent yaşantısına kurumsal bir katkı olarak istemişti.”

 

9.jpg

Soysal Pasajı’ndan bakıldığında Kızılay Binası

Kamu yapılarının yarışma projesi ile elde edilmesi için uğraşı verildiği ve birinci gelen projelerin uygulanabilmesi için meslek camiasının uğraş verdiği dönemler olmuştur.

 

 

Ne yazık ki, bakanlığın açtığı bir çok yarışma ya uygulanmamış, ya yarışma projesi sonradan büyük değişikliklere neden olmuş ya da müellifi devre dışı bırakan bir çok olumsuzluk yarışma süreçlerinde yaşanmıştır. Özbay, bu geçmişi de bilerek Kızılay binası proje yarışması için şunları söylüyor: “Kızılay yarışmasının, mimarlığımızın yarışmalar başlığı altında çok önemli bir yeri bulunmaktadır. Kurumun olumlu katkıları sonucunda alışılagelmiş kalıpların kırıldığı, özgün mimari araştırmaların yapılabildiği bir yarışma olmuştur. Yarışma sonucu elde edilen proje ise çevre yapılarla eş yükseklikte olması nedeniyle uyumlu ve ilginç kentsel mekanlar tanımlayan duyarlı bir öneri olarak gelişmiştir.”

 

 

Türkiye Kızılay Derneği Rant Tesisleri Mimari Proje Yarışması

 

 

O yıllarda büyük ilgi gören proje yarışmasında ikiyüze yakın şartname satışı yapılmış, yarışmaya 54 proje katılmıştı. Ankara Kızılay Derneği’nin yaklaşık 7.000 m2 lik arsası üzerinde idare binası yıkılarak imar planının vereceği hakları kullanarak yaptıracağı tesisten sağlayacağı geliri kendi amaçları için kullanma isteğine dayalı olarak bu süreç başlamıştır.

 

 

 

kopyasy-untitled-2.jpg

Türkiye Kızılay Derneği Rant Tesisleri Mimari Proje Yarışması

 

 

PROJE MÜELLİFİNİN AĞZINDAN KIZILAY BİNASI

 

 

Kızılay Rant Tesisleri Mimari Proje yarışmasını kazanan ekibin üyelerinden ve çok yakında kaybettiğimiz sayın Affan Yatman yıllardır devam eden proje ve inşaat sürecini bir kaç yıl önce şu şekilde özetliyordu:

 

 

“1980 baharına doğru Kızılay binasının çatısından kiremitlerin alınışını ve fiilen yıkılışını üzüntüyle gördüm. O yıllarda bulvar tarafı ve İzmir Caddesi yaklaşık 30 metrelik kota yaklaşmışlardı. Kızılay binası yıkılınca onların arka tarafları görünmeye başladı. Bu arada hızlı bir mimari proje sürecinin başlatıldığını fark ettik. Kızılay Derneği Yönetim Kurulunun Kızılay binasının karşı köşesinde bulunan Gökdelen binasından daha yüksek bir bina beklentisi içinde olması sebebiyle seçilen projenin kabullenilmesi ve inşaatın başlayabilmesi iki sene sürmüştür.

 

 

64.jpg

Bu arada maalesef, ortağımız mimar Vedat İşbilir vefat ederek aramızdan ayrıldı. Mahkemenin Kızılay tarafından kazanılması üzerine, 1991 yılında, zamanın Belediye Başkanı Murat Karayalçın ve İmar Müdürü Raci Bademli’nin talepleri doğrultusunda yapı, bir kat aşağı çekilmiş ve alanı meydan yönü itibarı ile küçültülmüştür.

 

 

Ana teması sabit kalmak kaydı ile, proje tadil edilmiş, strüktürü yeniden ele alınmış ve İmar Müdürlüğü tarafından kurulan, öğretim üyeleri ve mimarlardan oluşan bir “Estetik Kurul” tarafından incelenip uygun bulunmuştur. Estetik Kurul, mimarlar, Prof.Dr. Gönül Tankut, Orhan Dinç, Ziya Tanalı, Mehmet Asatekin, Mustafa Aslan Aslaner, Çoşkun Erkal, Önder Şenyapılı, ve gazeteci Teoman Erel’den oluşmaktaydı.

 

 

76.jpg

 

Uygulama projelerinin ardından yapının kaba inşaatı Emek İnşaat’a verilmiş, kaba inşaatın ardından Kızılay tarafından dış cephesi tamamlanarak yapı bugün de izlendiği konuma getirilmiştir. Bu aşamalardan sonra yap-işlet-devret sistemiyle Beğendik firmasına ihale edilen yapı hemen hemen tamamlanmış olmasına rağmen Türkiye Kızılay Derneği ve Beğendik firması arasındaki ekonomik sebepli dava nedeniyle maalesef hizmete açılamamaktadır.

 

 

81.jpg

Uygulanan proje 44.000 m2 lik bir alana sahiptir. Kızılay’ın mülkiyetindeki alan arsanın her iki yanındaki bulvarların sürekli genişletilmesi, metro iniş çıkışları gibi nedenlerle sürekli olarak küçültülmektedir. Bu yüzden altta metro çarşının bu yöndeki dükkanlarının mülkiyeti Kızılay Derneği’ne verilmiştir.

 

 

Binanın sınırlarında şu anda bulunan inşaat panoları (bir bölümü reklam amaçlı bill-board olarak kullanılıyor…) yapının kamusal kullanıma açık zemin hizasını kapattığı için şu anda yapının ön boşluğu hissedilmemektedir. Yine metro girişleri projenin ilk yapıldığı dönemden farklıdır. Şu anda yapının zemin kullanımları hiç sağlanamadığından meydan içinde adeta yalıtılmış gibi durmaktadır.”

82.jpg

 

 

TARİHİ KIZILAY BİNASININ YIKIM KARARI ÜZERİNE

 

 

Kızılay Binasının da bulunduğu bölge süreç içinde hep önem taşımış ve zamanında öngörülen yolların genişletilmesi, yeni binaların yapılması gibi nedenlerle kamusal alan ve yeşil alan olma iddiasından adım adım gerilemiştir. Nitekim Nur Çağlar’ın Meydanın Dönüşümü makalesinde söylediği gibi “1957’den sonra, Uybadin-Yücel imar planı uygulanmaya başlar. Bu dönemden sonra Kızılay Parkı, Ankara’nın hızla artmakta olan trafik yükünü karşılayabilmek amacıyla Atatürk Bulvarının ve Ziya Gökalp Caddesinin genişletilmesi nedeniyle önemli ölçüde küçülerek bir kurum bahçesi niteliği alır. Parktaki havuz ve heykel taşınmıştır. Hacettepe Parkı ve Gençlik Parkında belli sürelerle yer alan heykel ve havuz, metro istasyonları yapımının başlamasıyla en son yeri olan Tandoğan Meydanından da kaldırılmıştır. Kızılay Meydanında artık heykeli olmayan küçük bir havuz, çocuklar için oyun yeri ve Kızılay Kurumuna gelir getirecek ürünlerin satıldığı bir büfe yer almaktadır.” gelişmeler yaşanmıştır.

 

 

10.jpg

Tarihi Kızılay Binası yıkılmadan önce

Meydan bölgesinde bundan sonra sırasıyla 1960larda meydanın fiziksel özelliklerini güçlü bir şekilde etkileyen bir yapı olan ‘gökdelen’ inşa edilir (1959-1964). Ticari bir büro yapısı olan ‘Emek İş Hanı’ aynı zamanda Türkiye’nin ilk gökdeleni ortaya çıkar.
“1970li yıllarda bir park olarak fiziksel özelliklerinin tümünü yitiren Kızılay Parkı tamamen ortadan kaldırılır. Kızılay Binasının önünde yalnızca küçük bir bahçe kalır. Satış büfesi durmakla birlikte artık daire biçimli bir çiçek tarhı ve yaya yollarından arta kalan alandaki çim zeminden başka bir şey yoktur” Nur Çağlar, age

 

 

Tarihi Kızılay binasının kent belleğinde yer alan hatıraları Ankara ile ilgili eserlere girmiştir. Geniş bahçesi, süs havuzu, maden suyu satılan büfesi, dinlenme yerleri ile 1980 öncelerini bilenler tarafından bile halen hatırlanmaktadır.

 

 

Mimarlar Odası Ankara Şubesi tarafından 2004 yılında yapılan “Kentin Kaybolan İzleri” etkinliğinde konuşmacı olan Emre Madran (ODTÜ öğretim üyesi ve TMMOB Mimarlara Odası Gen. Merk. Yön. Kur.Üyesi) içinde yer aldığı Kurul ve o günlerin şartları açısından tarihi bina ile ilgili önemli saptamalarda bulunuyor.

 

 

Tescilli binanın akibeti ve Kızılay Meydanı üzerine 6 Ekim 2004 de yaptığı kayda geçen konuşmada bakın Emre Madran neler söylüyor: “Son binamız Kızılay. İlk olarak “Kızılay binası mimari olarak belli bir modern üslubun göstergesidir” derler; düşey hatlarıyla. İkincisi buraya adını vermiştir. Bir ara, 1960’larda Hürriyet Meydanı diye bir isim verilmeye kalkıldı ve kimse bilemedi, herkes birbirine soruyordu “Hürriyet Meydanı nerede?” diye. Vazgeçtiler ve Kızılay Meydanı adına devam ettiler. Üçüncüsü de çok önemli bir kurumun temsil edildiği yapıdır.”

 

 

Emre Madran sözlerini Kızılay’daki Kızılay binasının yıkılması kararının alındığı Kurula getiriyor: “Efendim, Kızılay binası evvela Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu tarafından korunması gerekli eski eser -o zaman adı eski eserdi- olarak tescil edildi. Kurul, büyük bir heyecanla tescil etti ve sanırım ilk 5-10 bina içerisindedir erken cumhuriyet döneminin tescil anlayışıyla.”

 

 

“RÖLÖVELERİNİ ALIN YIKIN…”

112.jpg Cumhuriyet döneminin ilk ve dişe dokunur yapılarından sayılıp tescil edilen Kızılay Binası bakın sonra nasıl değerlendiriliyor.

 

 

Emre Madran sözlerine devam ediyor: “Sonra, 1974-75 yıllarında (ben o zaman Yüksek Kurulda çömez raportör olarak çalışıyordum) Ankara’dan İstanbul’a dosya taşıyoruz, kurul başkanımız rahmetli Orhan Alsaç. Aklınıza gelen ne kadar sayın büyüğümüz varsa, rahmetli Söylemezoğlu, rahmetli Bahadır Alkım, Sedat Akyelden, Akurgal, Doğan Kuban hocamız, icazet aldığımız, ağzının içine baktığımız bütün hocalarımız Yüksek Kurul üyesi. Bir toplantıda bizden Kızılay’la ilgili dosya hazırlamamız istendi. Dedik: “Herhalde onarım falan olacak, Yüksek Kuruldan izin alacağız.” Aslında vardı, ama biz bir daha hazırladık dosyayı. Yüksek Kurula gitti ve Yüksek Kuruldan akşamüstü saatlerinde Kızılay binasının rölövelerinin alınarak, fotoğraflarının ayrıntılı olarak çekilip yıkılabileceğinin kararı çıktı.

 

 

Eski Kızılay binası yıkılıyor…

 

Rahmetlilerin kemiklerini sızlatmayayım, ama nasıl bir şeyler döndüğünü hâlâ bilmek mümkün değil. 2 saat içerisinde bu yapının yıkım kararı çıkmıştır ve biz böyle ağzımız açık Sedat Akyelden’e baktık, Kemali hocaya baktık, “Herhalde bir yanlışlık var biz yanlış duyduk” dedik ve 2-3 ay sonra bu yapı yıkıldı. Bunu devlet yıkmıştır. Devlet bunu evvela tescil etmiştir, sonra hangi kaygıyla bilinmez yıkmıştır. Kızılay demiş ki “kaynağa ihtiyacımız var; rant tesisi yapacağız.” Beyler şart mıdır? Başka kaynak arayın. Bu hepimizin mirasıydı.”

 

Evet, işte böyle bir yıkım ve kurul öyküsü. Akla bir sürü soru geliyor tabi, ama cevaplarını tahmin ediyoruz galiba…

 

 

“N’olcak bu Yapının Hali”nden Mimari Eleştiriye

 

 

Eskimeye karşı hiçbir güç duramaz. Modern mimarinin heyecanlarının kendi içinde böyle bir zaafı olduğu söylenebilir belki de. Zira, aynı konu aynı konumlama üzerinden zaman geçtiğinde ve üstelik kentsel mekanın oradaki önemi arttığında “şimdi başka türlü yorumlanabilirdi” yolu ister istemez açılıyor. Modernizmin çoklu çözümlere açık olması ve kendisini de tartışmaya kapalı tutmaması aynı zamanda değişen ve gelişen yeni teknolojiler, yeni akımlar, yeni kentsel yaklaşımlarla “başka türlü” olmayı da akla getiriyor.

 

 

121.jpg

Kentin en devingen noktasında, yıllardır inşa edilmekte ve inşa edilmiş ama kapalı duran bir silüetin görsel işgalden öteye kentsel yaşama dahil olamaması “eskimeyi” hızlandırıyor.

 

 

Fakat kabul edelim ki, 30 yıl kent yaşamında ve kişisel yaşamlarda az bir süre değil. Yapı üretim süresinin ülkemizde özellikle kamu hizmet binalarında ortalama beş yıl, bazen on yıla sarktığı hususu bir olumsuzlama olarak anılır. Niye, çünkü yapı bittiğinde kendi mantığının ve üzerine kurulu olduğu anlayışın altını besleyen temeller değişmiş, aşılmış, eskimiş olur. Bu süre Kızılay binası sürecinde yaşandığı gibi otuz yıl ise, o takdirde her şeyi yeniden konuşmanın ve yeniden tartışmanın da yolu açılmış gibi görünüyor.

 

 

Bugün “Kızılay Binası” nın halinin “ne olacağının” sorulması, hukuki sorunları aşıp yapının kullanılarak şimdiye kadar kaybedilen ‘rantın’ Kızılay kurumu tarafından kazanılması isteğinden öteye geçmektedir. Bu yapının projesine konu içeriği, iç mekanı, kültürel alanları, çarşı boyutu ( o günlerin anlayışıyla yapılmıştı şüphesiz) henüz hiç yaşanmamış ve test edilmemiştir. Nitekim kentsel alana dahil olan köşe boşluğu ve oradan sağlanan metro girişleri, çarşı bağlantıları ve kamusal alanlar da öyle. Yeterliliği, mükemmel tarafları, bugün için yetersizlikleri henüz konu edilememektedir.

 

131.jpg

İşte bu yüzden yapının artık “kullanıma açılması” atıl duran bir kıymetin devre alınması ötesinde yapıyla ilgili “mimari eleştiri” boyutunda yeni tartışmaları gündeme getirecektir şüphesiz.

 

 

 

KAYNAKLAR

 

MİMAR, Çağdaş Mimarlık Dergisi, 1981/ 2
Nur Çağlar, Zeynep Uludağ, Adnan Aksu, “Hürriyet Meydanı: Bir Kentsel Mekanın Yenilik ve Dönüşüm Öyküsü”, Gazi Üniversitesi Dergisi, 21. cilt No 1, 2006
Milliyet Blog, Mahmut Selek, blog.milliyet.com.tr/ Blog.aspx?BlogNo=106746
Emre Madran, “Kentin Kaybolan İzleri, 2004” TMMOB, Mimarlar Odası Ankara Şubesi
Affan Yatman, “Affan Yatman’ın ağzından Kızılay Binası’nın 27 Seneli Öyküsü, 3 Ağustos 2007, Arkitera
Hasan Özbay, “Kızılay Binası Üzerine”, Planlama,86/2
Emin Çölaşan, “İki Koca Bina” 23 Ocak 2005 Hürriyet

 

 

Yayına hazırlayan: Emine KILIÇ / mimdap

24 Yorum
  1. Şu Kızılay binasının önünden yıllarca geçerim ve hangi güç bunu böyle boş tutmayı başarıyor diye şaşarım. Nasıl şaşmayayım Ankara’nın tam ortası ve yıllardır dev kütle içine giren çıkmadan orada duruyor. Bu yazıda da belirtildiği gibi Tanrım ne büyük bürokrasi var ki kullanılmadan eskitmeye cüret edebiliyor bu kadar milletçe hovarda olabiliyoruz. Bir de buna şaşarım. İlgililer biraz duyar insafa gelirler mi acaba? Ha gayeret diyelim.

    yüksel dokutan | 26 Mayıs 2009

  2. Eski Kızılay binasının böyle hızlı bir süreçle yıkıldığını ve üstelik tescilliyken ortadan kaldırıldığını bilmiyordum. Sayın Madran o zaman yüksek kurulun raportörüymüş fakat adı geçen “ağzının içine bakardık” dediği isimlerin bir kısmı rahmetli oldu bir kısmı halen anlı şanlı “dev” büyük önderlerimiz.
    Sayın Madran belki o söyleşide net olarak belirtmiştir ama bu alıntıda yüksek kurulun hangi üyelerinin “rölevelerini alın, yıkın” dediği flu kalmış.
    Onu da bilseydik, bugünkü fetva müesselerinin ve şimdiki dayanaklarının zamanı vaktinde ne tür işlere onay verdiklerini öğrenmiş olurduk.
    Saygılarımla

    Sami Caymaz | 27 Mayıs 2009

  3. Kızılay’ın geçmişinden bugüne kadar ve bilhassa proje yarışması belgelerini de yayınlayarak çok faydalı bir hizmet vermişsiniz. Kızılay tabi çok değişim içinde bir yer ve başlangıçta eski fotoğraflardan görüldüğü gibi yollar bugünkü gibi değil daha dar. Süreç içinde yollar genişlemiş, kaldırımlar büyütülmüş Kızılay arsası nasıl olsa kamu malı küçüldükçe küçülmüş.
    Buradaki Affan beyin projesi bugün dahi anlamlar taşımaktadır. Tabi yeni fikirlerle yeni tasarımnlar olanağı vardır. Ancak o proje kenti hesabeden bir yaklaşıma sahiptir. Parçalı birsürü şeyden değil asal bir kütle ve iç boşaltma tekniğiyle öngörülmüştür. Emin Çölaşan gibileri mimariden anlamadan kapkara bina falan demeleri önemli değil gerçekten.
    Fakat binanın bir türlü kullanılmaması bir muamma açıkçası.
    Daha kullanmadan on yıl beklerse bence yıkıp yeniden yapılması lazım gelir.

    ferhan deniz | 27 Mayıs 2009

  4. Kızılay binasından çıkartılabilecek dersler var:
    Her bina karlı değildir. Eski Kızılay binasının köşesindeki büfe bile şu anki heyüladan Kızılay için çok daha karlıydı. (30 yılın kayıplarını saymıyorum bile)
    Her mimar mimar değildir. Eğer bu denli ölçek bozan bir binayı (çünkü bu bina Kızılay’daki mütevazi gökdelenden daha büyük-ağır-hakim gözükmektedir.) bir mimar yaptıysa bence artık başka işler yapmalıdır. Muhtemelen politikacılar ve işini bilen memurlar yapmıştır.
    Her akademisyen kesinlikle saygın ve güvenilir değildir. Halkın aslında devlet tarafından verilmiş içi boş ünvanlara kanması zavallılıktır. Onlara emanet edilen bir kurul ise kesinlikle bilimsel değildir.
    Bir delinin attığı taşa binlerce deli ülkemizde katılmakta durum Ankaraya dönmektedir. Yani Ankarayı mahvetmekte Gökçek yalnız değildir.
    Ankaranın mütevaziliğindeki büyüklüğü, şirinliği, bir insanın hayali ama gerçeklerden çok daha gerçekçi oluşu bizim politikacı/bürokrat/sözümona mimar takımının anlayabileceği türden değildir.
    Bir binaya bakınca eğer komisyonlar filan görülüyorsa bina yerine o binadan da hayır gelmez.
    Çok mu sert oldu? Ama yıkılan zavallı Kızılay’ın fotoğraflarını görünce dayanamadım.

    Anonim | 28 Mayıs 2009

  5. Kızılay binasının dününden aşırı etkilenip, işte yerinde kalsaydı demek için zaman çok geç. Niye yıkıldı diye kızıp bu binaya olur olmaz “kara leke, beton yığını…” gibi nitelemelerde bulunmak acımasızlık olur. Eleştiri olmaz bu üslup.YApının kullanılmaması büyük beceriksizlik. Ayrıca çok büyük değer aşınımı. Muhtelen içi kullanılsaydı bugünlede yeniden kullanımdaki aksaklıklardan ve ya bir dönem eskimesinden dolayı tadil edilirdi. Zaten binalar böyle yaşarlar ve kendilerini yenilerler. İçi mutlaka en az bir kere daha düzenlenirdi. Girişler çıkışlar yeniden hayatın getirdiği problemlerin çözümü için düzeltilirdi. Dış kütle ise beğenin beğenmeyin bir kent duvarıdır ve bir kimliği vardır. Sıradan apartman veya işhanı değildir bu bina.
    Gözlem bölümünün sonunda söylendiği gibi “bugün olsa başka türlü düşünülür müydü” muhtemelen evet, farklı çözümler ve mimari anlayışlar ortaya konurdu. Fakat 1980 de ortam buydu, dünyadaki örneklere bir bakın, neydi? 1980 ler için olabilecekler içinde bence hakikaten 1. projeymiş.

    Saliha Babaoğlu | 30 Mayıs 2009

  6. Bana kalırsa Cumhuriyet döneminde otuz yılda bir yeniden yapılan ve yıkılıp tekrar yeniden inşa edilen Kızılay gibi dinamik bir kent merkezinde yepyeni bir tasarım yarışması açılabilir. Bu şimdiki bina ile ilgili olumsuzlama manasında birşey düşündüğümden değil. Sadece zamana bakarak bunun olabilirliğene işaret etmek istiyorum. Mevcut binanın maliyeti nedir ki, bu göze alınabilir.

    asuman cıvaoğlu | 31 Mayıs 2009

  7. Çiğ köfte sarısı rengiyle hâlâ belleğimin derinliklerinde duran bu 3 buçuk katlı eski Kızılay binasını unutamıyorum. Kızılay’a adını veren bu bina yıkıldıktan sonra meydanın (aslında ortada sadece kavşak var) adının Kızılay olmasının artık bir ehemmiyeti yok. Şehrin kimliğini oluşturan böylesi bir yapının ranta kurban gitmesi ise büyük talihsizlik.

    1970’li yıllarda sözümona Gökdelen’den daha yüksek bina yapılması istenilmiş, ama bu bitip de hâlâ kullanılamayan binaya razı olmaları iki sene sürmüş. Üzücü durumlar yaşanıyor halen ülkemde. Rant için yüksek yüksek kuleler yapılıyor. Dünya çapında halen krize rağmen sürmekte olan gökyüzü yolculu yarışı maalesef devam ediyor. İyi ve modern mimari artık yüksek kulelerle ölçülüp değerlendiriliyor. Yüksek, gayr-i insanî kulelerin mağaralarındaki zavallı insanoğlu fıtratına ters yaşam savaşı vermeye devam ediyor.

    Konunun derinliklerine, felsefesine daha fazla girmek isterdim ancak ne benim ne de sizin fazla zamanınız yok. Hani sel yataklarına, dere yataklarına bina yapılıp da sonradan gelen sel binaları yıktığında tabiat öcünü aldı diyoruz ya, yıllardır benim Kızılay’ın çiğ köfte sarısı o güzelim binası için benzeri bir şey düşünüyorum. Yıl 2009 ve yeni Kızılay binası hâlâ faaliyete geçemiyor çünkü eski binanın âhı tuttu değerli dostlar. Bizlere bir ibret dersi olarak karşımızda duruyor.

    Hayati Binler | 31 Mayıs 2009

  8. eskiye göre her yerleşimin daha yoğun olacağını kabul etmeliyiz. bundan elli sene önce üç beş kat normal yükseklikti. daha fazlası hiç gerekmezdi bile. kent arsası kıymet kazandıkça bazı noktalar bilhassa çok kıymetlenir. burada yükselmek gerekir. bu dinamik ekonomik-sosyal güç tarafından kendi diyalektiği içinde oluşur. gelelim bu bina böyle olur mu, niye eskisi yıkıldı tarzındaki yaklaşımlara. başka bir alternatif vardı da (bu koşullarda) bu gerçekleşmedimi? bakın öyle olsaydı tartışılırdı işte. bu ülkenin mimarlık toplamı, sentezi, birikimi neyse o zaman açısından ortaya konmuş. yine bu ülkenin kurumsal yapıları, kızılay derneği mesela bir bina talep etmiş. kendine göre bazı incelikler yapmaya çalışmış ayrıca. hiç birşey bize göre ters değil. hiç birşey bizi şaşırtacak biçimde olağanüstü iyi de değil tabiki. neysek “o” yuz yani.

    erkan denizer | 31 Mayıs 2009

  9. Bütün bunların yanında eski Kızılay binası için de biraz birşey söylenmesi lazım herhalde. Koruma nesnesi olarak görülen eski bina Cumhuriyet dönemi ilk örneklerinden olmasından dolayı, Yenişehirin meydanında durmasından dolayı, ilk kamu yapılarından olması, bir hayır derneğinin malı olması, anı değeri…vs.vs gibi şeylerden dolayı “tescil”lenebilir. Bu normal. Ama bu onun illa aynı biçimde yerinde kalacağı manasına gelmez. Bizde “okumuş” bir grup kesim tescillenmişse ilelebet orada durur gibi bir anlayışa sahip. Hani “denizden ne çıksa yerim” gibi birşey bu.
    Nitekim bir ofis binası gibi yapılmış, bildiğimizi kiremit saçaklı binanın meydana bakan tarafına “Selçuklu” süsü sayılan (ve ne yazık ki sonra bu motif yüzlerce yerde kullanılmıştır) tırtıklı parapet duvarlı bina sadece “tescilli” dir. Belgelenebilir ve yerine modern bir yapı yapılabilir. Zaten öyle yapılmış.
    Ona ah vah etmek yerine bir başkent meydanına yaraşır yeni tasarım ne olmalıdır? yahut bu şimdiki bina “o” mudur diye tartışmak daha önemli.

    pınar yılmaz | 1 Haziran 2009

  10. bir binanın tarih olarak eskimesi ‘tarihi eser’ olmasını gerektirmez.bu mantıkla 20-30 yıl sonra 70’li yılların iğrenç apartmanları da tarihi eser olacaktır.bu binaların ‘tarihi’ olduğu söylenebilir ama bunlara ‘eser’ denilebilir mi düşünmek gerekir. aynen bu şekilde duygusal yönünü bir tarafa bırakacak olursak eski Kızılay binası erken Cumhuriyet devrinin kimliksiz, kasvetli, kibrit kutusuna pencere niyetine açılmış delikleriyle şehre kondurulmuş beton bloklarından biridir.
    İnsanların önünde gazoz içme anılarının tesiriyle binanın çirkinliğini fark edememiş olmalarını ise anlayışla karşılayamıyorum.Malesef o devirde yapılan binalarda geçmişten kopuşu görmekle beraber geleceğe dair de hiçbir tahayyülümüzün olmadığı gerçeği ile de yüzleşiyoruz.

    hale keleş | 2 Haziran 2009

  11. Kızılay ölüyor, ve can çekişiyor. Bir köşesinde Kızılay binası bir köşesinde Gökdelen. Soysal pasajı cıvıl cıvıldı eskiden giren var mı şimdi. Bir kafanızı uzatın durum felaket. Gima vardı eskiden mesela, postane. Şimdi ne var, koca bir kavşak. Yenişehirde bir öyle vakti diye Sevgi Soysal’ın kitabı vardı ya şimdi Yenişehirde ölüm zamanı gibi bir şey söylenebilir.
    Durum çok kötü bana göre, bir kent tam orta yerinden çürüyor ve göçüyor.

    yavuz sergen | 2 Haziran 2009

  12. Ankara’da ki şimdiki Kızılay binasını ben olumlu buluyorum . Kullanılsa idi daha fazla Ankaralının belleğinde olurdu ve benimsenirdi. O köşenin reklam panolarıyla çevrili olması binayı da anlamsız kılıyor içini de farketmemizi önlüyor. Kullanıma açılsa küçük düzenlemelerle bence olumlu bir pozisyon oluşabilir diye düşünüyorum.

    Ali Osman Gür | 4 Haziran 2009

  13. ben kızılay gibi bir kurumun kendi yapısına niye hiç sahip çıkmadığını anlayamıyorum. yıllar boyu birşey nasıl boş tutulabilir? bunun nasıl bir karı olur? mahkeme sonucunda kazansanız bile bakın bir defa kızılay köşesinin imajını çürüttünüz. çöplükten beter bir yer halini aldı. hiç mi bir genel müdür yok bu kızılayın. insaf gerçekten bu milletin fertlerinden topladıklarınızla varsınız sonuçta. bu kdar sorumsuzluk olmaz.

    bahattin çapan | 5 Haziran 2009

  14. Bugün yarışmalar bile boyut değiştirdi. Buradaki paftalar çok naif sahiden. Yapanları da saygıyla selamlıyorum. Şu anda en küçük bir yarışma konusunda bunun bir kaç katı performans ortaya konuyor. Bakışlar ve gereklilikler gelişen tekniklerle çoğaldı. Arada çok fark var bunu görmek lazım.

    Dündar Kayacıklı | 5 Haziran 2009

  15. Aslında Ankara’da doğup büyümüş bir insanım. 57 yaşındayım. Ankara’da değil 1950’li 60’lı yıllara çocukluğumla, 1970’ler veya 1980’lere dair gençliğimle ilgili hiç bir köşe taşı, bir dükkân, bir pastane, bir fotoğrafçı yada ne bileyim Atatürk Bulvarı’nda en ufak bir iz bulamamaktayım. Oysa Sıhhıye’yi geride bırakarak yukarı doğru giderken ve sağa doğru İzmir Caddesine dönerkenki Özen Pastanesi, ya da tam karşı çaprazdaki tek katlı Millî Piyango binası veya oralarda köşede sosisli sandöviçi ve hardalıyla ün salan, akşamları basın mensuplarının toplandığı ve ilk FIÇI BİRA’yı veren “PİKNİK” nerede şimdi? Solda biraz yukarıdaki TRAKYA mandrası, hattâ çok yüksek tavanlı o Kızılay Eczanesi ya da biraz aşağıdaki “Lokomotif-Kumbaramı” vermiş olan Ray Bank ve en azından onun binası nerede? Ve tabii ki Ankaralı çocukların/gençlerin ilk vesikalık fotoğraflarını çekip üreten PİKNİK komşusu Basın Fotoğraf Ajansının binası nerelerde?… Kocabeyoğlu Pasajı bile bir marka idi…Tansel bir simge idi… Hangisi kaldı? Bunun adı “modernleşme” olamaz. Bu ancak ve ancak “kendini yok etme” anlayışıdır. Bakın Avrupa kentlerine: Hepsinin merkezi, pazar meydanı-belediye meydanı diye korunur. Allah bizi ve kentlerimizi bu son on-onbeş yıldır yöneten tiplerden korusun. Sevgi ve saygılarımla…

    murat hatipoğlu | 8 Haziran 2009

  16. Ankara bir yüksek platodur. Onun kent değerleri ufuklarına yerleşen yükseltilerin sınırladığı, bulutların onların üstünden akıp gittiği, kırmızımtırak toprak rengi ve bulutlara yakınlığı ile oluşur. Ankaranın bir ölçeği vardır.(dı) Bu ölçek olağanüstüdür. Hem tarihi kent dokusunda oluşmuş, gerçekten büyük mimarlar tarafından da döneminde yeni yaptıkları yapılara uygulanmasıyla tescillenmiştir. Bu ölçek tam anlamıyla insan ölçeğidir. İnsanın ve yüksek platodaki insanın yalnızlığının ölçeğidir. Ankara’nın tarihinde her köşesi bu ölçeğe göre oluşmuştur.
    Anıtkabirde Aslanlı yolda yürürken gökyüzüne doğru ilerlediğinizi düşünürsünüz (dünüz) sizi sınırlayan sadece ufuktaki dağlardır ama o da önemli değildir çünkü bulutların bu dağların ve hemen başınızın üstünden aktığını görürsünüz.
    Güven parkı hem olağanüstü büyük hemde evinizin bir köşesi gibidir çünkü orada geçmişin onuru ve geleceğin güveni gerçek bir heykeltraş tarafından işlenmiştir. Yanıbaşında durursunuz hem çok büyüktür hemde sizin boyunuzdadır.
    Kızılay yapısı size insani boyutları anlatır.(dı) Hem çok büyük (şimdiki binadan çok daha büyük) hemde sizin kadardır. Komşunuzu evi gibidir. Hemen elinizin altında. Dokunabileceğiniz kadar yakın.
    Atatürk Bulvarı insan ölçeğindedir.(deydi) Orada tek sorununuz kuşların gece çökerken binlercesiyle gelen kuşların bıraktıklarıdır. Ama geçen insanların yüzlerini görebilirsiniz. Oradaki herkes sizin arkadaşlarınız, tanışlarınız, mesai komşularınız, sizsinizdir. (di)
    İşte Ankara bunları kaybetti. Kazandığını sandıkları ise birer felaket. İnsanlık dışı, kullanım dışı, anlamsız büyük oldukları halde küçük saçma bir sürü yapı. Başlarında da Kızılay Binası ve onunla kökende birleşen Kocatepe camii. Aynı mantık, aynı duyarsızlık aynı aymazlık.
    Çok yazık.

    Ahmet Kamilli | 13 Temmuz 2009

  17. bizim asalaklar tarihe sahip çıkmak yerine onu yıkıyorlar.yazıklar olsun…

    UMUT | 6 Mart 2011

  18. tarihi kızılay binasını yıkıp yerine bu modern binayı inşaa edip ardından mahkeme nedeniyle kullanılmaz hale getirenlerde suç bulmuyorum…bütün suç bu duyarsız vatandaşlarımızda…bir elin nesi var iki elin sesi var ankara halkı birlik olsaydı üst yöneticiler bu duyarlılık karşısında hiçbirşey yapamazdı…körle yatan şaşı kalkar misali….

    asiressam | 22 Mart 2011

  19. tarihe mal olmuş meydan ve binaların sürecinin hikayeleri bir manada ülkenin de sosyo politik panoroması gibi. hazırladığınız belgesel ile bu tadı alıyoruz.

    cansu küçükkale | 17 Nisan 2011

  20. Bir rezalet, aptallık ve cehalet abidesi.
    Utanıyoruz.

    Halil İnal | 23 Haziran 2011

  21. Bu kadar yorumu boşuna yapıyoruz aslında. Millet olarak değerlerimize sahip çıkamama hastalığı var bizde. Bu hastalığı kronikleştirenlerde belli zaten. Her zaman derim; para, parayı çeker. Türkiye cumhuriyetinde hiç bir sade vatandaşın düşünmeye bilr cesaret edemediğini bir başkası anında hallediveriyor. Bize de böyle boş boş konuşmak kalıyor. Maksat muhabbet olsun, başkarı da torbasını boldursun.

    bülent | 6 Ocak 2015

  22. En iyi bildiğimiz yapı çadır, koyunları alıp çadırlarA dönelim.

    İsin buga | 11 Ağustos 2016

  23. Eski Kızılay binasının yıkılmasına onay verenler, tarihimize sahip çıkamayan, izlerimizi silen zavallılardır. İsimleri açıklansa da bilsek kim bu zavallılar.

    Hakan Tolgay | 2 Temmuz 2019

  24. 2020 yılının ortasında böyle bir rezalet olamaz.. umarım yeni başkan bu binayı yıkar ve yerine eski kızılay binasının aynısı yapılır.. Eskiyi yıkan bürokratlar kimlerdir ortaya çıkarılır ve isimleri orada teşhir edilir. Çocuklugumuzu çalanlar diye…

    Duygu sagcan | 16 Mayıs 2020


Yorum yazmak için


Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanı Mansur Yavaş, Mamak’ta 18 yıldan bu yana atıl durumda bulunan ve giderek yıpranan 400 konutu elden geçirip yeniledi ve ihtiyaç sahibi yeni evli çiftler ile 65 yaş üstü vatandaşlara aylık 100 TL bedelle kiraya verilmesini istedi. Ankaralıların, Cumhuriyet Bayramı’nda beyaz eşyaları da takılmış 1 1 dairelerinde oturmaya başlayacakları müjdesini veren […]

Copyright © 2020 All Rights Reserved | Mimdap.org




Türkiye'nin Lider Yapı Platformu