Mimarlara Çağrı Toplantısı: Örgütsel Demokrasi |
Ana Sayfa Bağlantılar Biz Kimiz İletişim Mimar İş İlanları
ANA SAYFA
Mimarlara Çağrı Toplantısı: Örgütsel Demokrasi
Share 23 Ocak 2009

Bilindiği gibi bir süre önce yaklaşık 20 imza ile “Mimarlara Çağrı” düzenleyen grubun çağrılı mimarlarla toplantısı 17 Ocak Cumartesi günü Mimarlar Odası Yıldız Dış Karakol Binasında gerçekleşti.

 

Toplantının, düzenleme komitesi tarafından kayda alınıp katılımcılara çözümlenerek yollanacağı ifade edilmiştir. Mimdap, bu toplantıda konuşulanları özetleyerek ve konuşmacıların temas ettiği ana noktalara değinmelerini imler halinde aktarmaktadır.
mimdap

 

 

 

Mimarlara Çağrı, toplantı divanının açılışıyla başladı. Toplantı yönetimi Elif Özdemir, Aynur Savaş Uluğtuğ, Aynur Özen’den oluşan divan tarafından üstlenildi. Toplantı yönetimi adına Aynur Savaş Uluğtuğ, önce çağrıcıların Mimarlar Odası’na verdikleri dilekçeler ile ilgili açıklamalarda bulundu. Ardından toplantının amaç ve kapsamı belirlendikten sonra bireysel konuşmalara geçildi.

 

 

 

Aynur Savaş Uluğtuğ

 

• Dilekçe ile başvurarak genel kurul sonrası bir değerlendirmeyi yapmak üzere çağrıda bulunduk. Çağrı talebimizi Şube Yönetim Kurulu benimsemedi. Bu durumda şube yönetiminin değerlendirme toplantısı yapmaması halinde bütün tarafları çağıracağımız toplantıyı bizim gerçekleştireceğimizi dilekçemizde de söylemiştik.

• İkinci dilekçemiz ise Mayıs ayında ( yeni bina alımdan bir hafta önce), bina alımı ile ilgili şubeye bildirilen dilekçeydi. Dilekçe usul ve süreçle ile ilgiliydi, bunu güncelleyerek sizlerle, dağıttığımız metinlerde paylaşıyoruz. Bu süreçte en çok sıkıntı duyduğumuz konuları
• Kapalı süreç işletilmesi,
• Mimarlarla paylaşılmaması
• Bize göre Mimarlar Odası’na yakışmayan bir bina olması şeklinde sıralayabiliriz.

 

Peki biz kimiz?

 

Bu çağrıyı düzenleyen geçmiş genel kurulu süreci başta olmak üzere odayı ilgilendiren konuları bütün tarafların bulunduğu ortamlarda tartışmak isteyen çağrıcı grup,

• Yönetim kurulu, komite, komisyonlarda yer almış bir grup arkadaşız esasen. Olumlu girişimleri destekliyoruz. Ancak “meslek odasında, farklı düşüncelerin benimsendiği, soru ve sorunların benimsenip çözülmeye çalışıldığı başka bir dünya, başka bir Mimarlar Odası mümkün” diyen bir grubuz.

• Bu toplantıda rövanşlı bir süreç açmak değil amacımız, son derece katılımlı, sürece katkı sağlayacak bir yapı oluşturabileceğimizi düşünüyoruz. Bu amaçla karşılıklı bir değerlendirme toplantısı olmasını diliyorum.

 

 

Önce usul üzerine iki söz alındı:

 

Yücel Gürsel

• Bir gündem belirlense, açılış, genel değerlendirme, aktüel konular, odanın genel durumu gibi konular belirlenip onlar üzerinden konuşulsa daha iyi olmaz mı?

 

Salih Şencan:

• Standart bir gündem yok, dünya gündemi, küresel kriz, öneri – eleştiri istediği konu hakkında konuşabilir herkes. Genel değerlendirme yapmak, çerçeve belirlemek istemedik. Mimarlara çağrı metni, tek çerçeve olarak belirlensin istedik.

 

Aynur Savaş Uluğtuğ

• Örgütlenme, demokratikleşme, katılım, Nisan’daki Olağanüstü Genel Kurul gündemi, ayrıca bina alımı vb. konu başlıkları olabilir ancak bizim göremediğimiz konu başlıkları da olabilir, onların da sizlerden gelmesini bekliyoruz.

 

 

 

Değerlendirme Konuşmaları Bölümü:

Raşit Gökçeli:

 

• Mimarlık, 2008 sonunda, 1929’u hatırlatan bir bunalım dönemine girdi. Son yıllarda finans sektörü 150 misli gibi büyük bir hacimsel artışa kavuştu. Bu kriz, küreselleşmenin ne kadar finans merkezli olduğunu gösterdi. İnşaat ve mimarlık krizin hem aktörü hem de mağduru oldu.

o Aktör oldu: Finans organizasyonu sonucu inşaat sektörü, gayrimenkul yatırım ortaklığı vb. konuları ile aktör oldu. İnşaat yaptığınızda, gayrimenkulümüz bankalar aracılığı ile ışık hızıyla menkul bir değere dönüşüyor. Bu farklı bir iklim yarattı, artık sadece gayrimenkul değil, menkul üretiyor olduk. Bu durum odanın kurulduğu 1950 lerden çok farklıydı.

o Mağdur oldu: Finans emek önünde avantajlı hale geldi, aynı zamanda da nitelikli emeği sömürür oldu. Finans kapitali, böyle büyük yatırımlar yaparken, en iyi en nitelikli emeği kullanmak istedi. Mesleğin tam ve eksiksiz kullanılmasını istedi. Bu yanlış bir beklenti değil ama sonucunda SMG’nin ortaya çıkması doğru mu?

• Mesleki sorumluluk ile ilgili meseleler de var bir yandan; büyük şirketler yatırımlarını kontrol etmek istiyorlar; burada ilk adım mesleki sorumluluk ve bu da nitelikli emeğin mağduriyetine sebep olabiliyor. Nitelikli emek küme düştü.

• Eğer konu inşaat sektörü ise, krizlerin, sektörün menkul değere dönüşürken oluştuğunu görüp ona göre tedbirler üreteceksiniz. Bunlarla mücadele ederken resmim bütününü göreceksiniz. İnşaat denilince onun bir mali yönü, finans kapital ilişkisini görmek gerekir.

• Akreditasyonu ve krizi bütün olarak ele alıp çözebilirsiniz. RİBA, ’95 den itibaren bu akreditasyonun içine girmeye başladı. Bunun önemi ve ilişkisini görmek lazım. Kapitalin büyük kentlerde yarattığı kaldıraç efektlerini çözmek ve bunlara karşı koymak lazım. Bütün ülkedeki gelişmeleri fark etmek deregasyonlara gitmek gerekir.

• AB’ye kıyasla meslek ve sektörlerini koruyan, kanunlar ve anlaşmalar getiren ülkelerin olduğunu da hatırlamak lazım.

• Öğrenci, diploma, değerlendirme, iş güvenliği vb. konularda sorunlarımız hep açık kalıyor. Bu konularda odanın kamuoyuna herhangi bir açıklaması söz konusu değil.

• Yıllar önce Mimarlar Odası ile işbirliği içinde Mesleki Bilimsel Çalışma Kurulları kurulmuştu. Her meseleyi ele alıp kendi özerkliği içinde sorunların ele alındığı platformdu bunlar ve çözümlere ilişkin tavsiyeler oluştururdu. Ancak buralarda gereği gibi faaliyet göstermek yerine süslü paneller yapmayı tercih edildi ve sorunların çözümüne panellerle cevap vermek yeğlendi.

• Karşımıza çıkan sorunların birbiriyle bağlantısı ele alınmıyor. Yönetim bu konuda ketum ve hasis duruyor. Karşısına çıkan veya çıkmayan gruplarla iş birliğine geçmiyor.

• Dar bir yöneticilik anlayışı ve geniş bir profesyonellikle yönetim sürdürülüyor. Yapılanlara karşın çok gelişmemiş muhalif grup ve az bir kamuoyu var şu anda. Muhalefetin gelişmesine de imkan verilmemektedir. Artık bu iş yürütülemez olmuştur.
• Çoğunluk usulü yapılan toplantılarda listelerin delindiğini ve bir sonuca ulaşılamadığını biliyoruz. İktidarla muhalefet bugün, bir kaplan kafesinde kendi kuyruklarını kovalar hale geldi.

• Gelişmeler olumsuzluklar da içeriyor, bir gün TMMOB olmayabilir, TMMOB nin hukuksal varlığı sona erebilir. Mimarlık sorunlarını araştırma, farkı düşünceden olanları da kapsayan çalışma grubu oluşturulsun.

 

 

 

Salih Şencan

 

• Biz henüz “biz” kelimesini kamuoyuna lanse edecek kadar biz olmadık ama ortak bir geleneğimiz var. Geçen hafta yapılan bir söyleşide de açıkladım: ”çok renkli bir mozaik olduğumuzu düşünüyorum, klasik anlamlı emekten, barıştan, halktan yana, örgütlenmeye dinamizm yaratan, homojenik bir yapı olmamayı benimseyen vb. bir mozaik”

• Neden çağrıcıyız? 2008 Mayısında, şube yönetiminde de söylemiştik çağrıcı olacağımızı. Mimarlara Mektup’ta, periyodikte yayımlansın istedik çağrımız. Ama benimsenmedi.

• Ben bu yaptığımız toplantının “yüzleşme toplantıları” olmasını bekledim. Mimarlık basınında çıkan sürekli bir eleştiri, diğer yandan da bir memnuniyet var. O yüzden yüzleşme toplantısı ve çoğulculuk temelli olmasını bekledik ve çağrıyı benimsemeyenlere çağrımızı özellikle yolladık. Bence bu konuların muhatabı olan yönetim kurulunun bütün üyeleri burada olmalıydı. İçlerinden birinin onlara toplantının içeriğini anlatmasındansa kendileri burada olmalıydılar.

• Konu olarak mimarlık komisyonu sorunları, örgütlenme sorunlarına, SMG akreditasyonuna, sigortaya değinilebilir ancak dediğimiz gibi kesin çerçeve belirlemek istemedik, herkes söylemek istediğini söylesin diye.

• Hep söylediğim Hegel’in bir sözü vardır, “Bir şey var ise haklıdır.“

• Ben kendi benliğimde, mimarlar odası yokmuşçasına yeniden örgütlenme çalışması gerektiğini düşünüyorum. 1954 coşkusuyla olursa bu örgütlenme ve şubenin geniş danışma kurulu olarak biz böyle davranırsak başarılabileceğini düşünüyorum.

• Şube yönetim kurulu üyesi geldi, teşekkür ederim. Genel başkan’ı da çağırdım, tamamen katılmalarını bekledim. Ama gelmediler.

• Mimarlar Odası demokratiklik ve katılımı, Genel Kurul günü ve toplantılarıyla sınırlı tutuyor ve mesajlarla galibiyetlerini açıklıyorlar: “Mağlup sayılır, galip” türü bir durum söz konusu yani. Geçmiş bir birikimiz var ama bu yapılanlarla çok fazla erozyana uğramıştır. Mimarlar Odası toplumun hayatını değiştirmek yerinden kayarak marijinal hale gelmiş, dernek durumuna girmiştir.

• Büyük şirketlerde, sahada çalışan 5 – 10 yıllık mimar arkadaşların odaya üye olmadıklarını biliyorum. Önemli olan o insanları üye yapmak.

• Yönetime göre “ben, kazanan olarak 2 sene kendi istediğim gibi bir organizasyon kurarım” düşüncesi söz konusu ve bu durum da sorun olarak ortaya çıkıyor.

• Çoğulculuğu, kendi çoğulculuğu; katılımcılığı, genel kurul katılımcılığı olarak tanımlıyor yönetim. Mesleğin toplum amaçlı kullanılması bu koşullarda nasıl mümkün olabilir? Dışlananlar odaya karşı bir örgütlenmeye bile gitmemektedirler. Yaşananları ve odayı olduğu gibi kayıp hanesine yazmaktadırlar.

• Gelen önerilerle birlikte bu toplantılar devam ettirilmelidir. Örneğin genel kurul öncesi, Mart ayı gibi yenisinin düzenlenmesi gerekir.

• Mimarlar Odası’nın demokrasi dışı, katılımcılığı yıldıran bir yapıda olmaması gerekir.

 

 

 

Mustafa Sarısakal

 

 

• Biz, 68 kuşağı temsilcileri, sistem içinde dik durmaya çalışan, bunu hayatlarında sürdüren, birbirlerine güven duyan bir grubuz. Ama yeni oluşum içinde, meslek alanına, dünyaya bakışta birbirlerini taşımaya, mozaik çerçevesinde tartışıp anlamaya çalışan yapısı da var grubumuzun.

• Tartışılacak konular arasında şunları sayabilirim:
• Geçen kurul sürecindeki bir grup adayın, Mimarlar Odasındaki tartışmayı yapacağını söylediği halde, bunu bir ölçüde yerine getirmediğini düşünüyoruz. Mimarlar Odası çağrıyı yaptığını söylüyor, saygıyla karşılıyoruz. Ama diğer arkadaşların kendini ifade edebilmelerini sağlamaya yönelik bir çalışma bu.

• 92 den sonra, farklı düşüncede olan arkadaşların, bir şekilde ötelenerek, küstürülerek uzaklaştırıldığını görüyor ve yeniden katılımlarının sağlanacağına inanıyoruz.

• Sonuçta, elde edilecek sonuçların geleceğe ve Mimarlar Odası’nın mevcut yönetimlerini yeni bir alana açacağına ve hız katacağına inanıyoruz.

• Mimarlık mesleği içinde, emekten barıştan, demokrasi ve çoğulculuktan yana yapılan bir çağrıdır bu. Yönetim oluşumlarının, mimarlığın tartışıldığı, farklı uygulama ve düşünceleri olanlarla, toplum için mimarlık yapılması amacıyla tartışmaların yaşandığı oluşumlar olmasını istiyoruz.

• Katılım ve çoğulculuğun sadece kurul gündeminde değil, sürekli sağlanmasını bekliyoruz.

• Çağrı’da sınır çizmememizin nedeni, katılımcıların ağırlıklı olarak düşüncelerini ortaya koyacağı bir toplantı olması gerektiğini düşünmemizdir. Süreç odaklı olmasını istediğimizi belirttik. Yeniden oluşacak birliğin, hep beraber bir yapılanmaya dönüştürecek, yeni yaşam alanlarına yansıyacak bir çağrıdır. Sonuçlar onu çıkarsa, belki gündemli yeni toplantılarla devam etmek isteriz.

• Tek tek bireysel çözümler olmaz. Yeniden, farklılıkları içine sindiren bir yapı kurulmalıdır ve bu çağrımız o türlü bir yapıya hizmet etmelidir.

 

 

 

Yücel Gürsel

 

• Mimarlar Odasında uzunca bir süredir canlı bir politika geliştirme sürecinden uzağız. Bence özeleştiri ortamının gündeme gelmesi gerekir bu toplantıda.

• Walter Benjamin: “güzel olan eski değil, kötü olan yenidir. “

• Özeleştirinin kültürü yoktur. Özeleştiri yapmak, hatayı direkt kabul etmek değildir, hataların bilincinde olmak demektir ve bu yeni bir teorinin girişimidir. Bizde özeleştiri geleneği yerine “kahrolsun ve şanlı tarihimiz” vardır.

• 72 de mezun olduğumdan beri emek veriyorum odaya. Sahiplenme alanı değil, var olma alanıdır odalar.

• Bu toplantıya toplumsal bir arayış platformu olarak bakmak lazımdır.

• Yüzleşme platformu dediniz, yüzleşme platformu nedir? Nasıl yapılır? Bugün karşılaştığımız örgütsel problemlerde seksen öncesinden ve seksen sonrasından süren davaların sebepleri vardır. Hesaplaşmalar, görülmekte olan karşılıklı davalar vardır altta. Eşelerseniz görürsünüz…

• 80’lerde seçime 4 ayrı grup girer, 1’i kazanır, kazanan mutlaka “herkese açığım” derdi ancak bu, “benim düşüncelerimi kabul edin” demekti aslında. Şimdi bundan bile çok uzaktayız. İşte, demokrasi talebimizin geldiği son nokta. Kürtlere %10 baraj koyup parlementoya girmeleri engelleniyor. Buna benzer durumun bizde bir karşılığı odada var mı? Ona bakmak gerekir, bu bir sahtekarlıktır. Bu nasıl açıklık? Nasıl demokrasi?

• Katılım geniş bir kavramdır. Neye katılıyoruz? Karar süreçlerine mi? Eğer karar süreçlerine katılıyorsak burada yapılacak en büyük kötülük, devlet temsilcilerinin kurullara sokulması olur. Yeniden örgütlenme konuşmalarında büyük şubeler delegasyonları arasında hegemonya kavgası yaşanıyor.

• Aldığınız en büyük oy geçtiğimiz seçimde yaşanıyor ve sizin yarınız kadar diğer grup oy alıyor. Aldığınız oy bu büyük katılım demenize rağmen üye sayısının %15 i. Aldığınız %15 oy ile bütün delegasyonu alıp götürüyorsunuz. Bu tablo egemen sistemin dayatmasıdır. İşte bu kültürün aşılması gereklidir.

• İstanbul Şubesi’nin toplantıları açıktır evet, ancak bu, tiyatro açıklığıdır, karar süreçlerine katılım söz konusu değildir. Bu gelenek partileşme geleneğinden gelir.

• Bu kültürü aşmak zorundayız. Nasıl aşabiliriz?
1- Tarih konusu; M.O’nın özgün tarihinde, özgün eylem tarihleri vardır. Bunların dönemsel temel paradigmaları nelerdir? Buna bir bakmak gerekir.
2- Bağımsız denetim şirketleri çökmektedir, Mortgage krizinin skandalını çok az kişi açıklamıştır ama asıl ikiz kule yıkımı budur.

 

 

 

Eyüp Muhçu

 

 

• Kişisel olarak buradayım, bu toplantı için teşekkür ederim. MO.’sının tartışmaya, konuşmaya, böyle toplantılara ihtiyacı var. Biz de mütevazı bir çabayla bunu karşılamaya çalışıyoruz.

• Çağrıdan bahsettiğinizde Genel Kurul süreçlerinin değerlendirilmesini algıladım. Bir Genel Kurul süreci yaşandı. Çağrı yapacağımızı yazmıştım ben de ve tüm üyelere çağrı yaparak çalışma programı yapılması için toplanılmasını istedik kurul sonrasında. Bunun eylemliliğe dönüştürülmesi gerekiyordu. Bu çağrıya buradan da, 15 kadar meslektaşımın katıldığını biliyorum. Ama bazı meslektaşlar buna katılmayı imtina ettiler.

• Genel kurul pek tartışılamıyor ama doğru şeyler yapmaya çalıştığımızı düşünüyorum. Grupların kendilerini ifade edemediklerini biliyoruz.

• Küreselleşme ve bunun ülkemize yansımaları bir yere geldi. Tek merkezli dünya düzenin ve neo-liberalizmin çöktüğünü, çok merkezliliğin ortaya çıktığını biliyoruz. Bu ortamda, uluslararası ya da bölgesel, nasıl örgütleneceksek ona göre konumlanmalıyız.

• Uluslararası düşünce içerisinde bölgesel roller artmış, bize de çok iş düşmeye başlamıştır. Bu noktada ülkelerin kendi özgün mimarlık özelliklerini ortaya koyması gerekmektedir.

• Bu konuda örneğin Karadeniz’e kıyısı olan ülkeler birliği kurulması gündemde ve bu birliğe Yunanistan, Ermenistan, İran gibi ülkeler de katılmak istiyor. İşte bu bir örgütlenme biçimidir.

• Küreselleşmenin kaçınılmaz olduğundan yola çıkarak, mimarlığı tanımlamak girişimindeyiz. Sonuçta her şey değiştirilebilir. Ancak sadece kavram olarak koymak yeterli değildir, somut olarak koymak gerekir.

• TMMOB, Tabipler Odası vb. odaların, sorunlarını bahane edilerek bu birliklerin yasalarının değiştirilmesine hükümet tarafından çalışılmaktadır.

• Daha önce de Odalar Sayıştay’a bağlı iken tam olarak denetlenmeyince Devlet Denetleme Kurulu araya girmişti. Bugün de yine denetleme sorunu ortaya çıkıyor. Bununla ilgili odalar yeterli çalışma yapmıyor. Denetim yapılıyorsa yapsın, odalar hesaplarını verir. Ama bir baskı, şiddet, dayatma var ve bizce bu, 2009’un en önemli konularından biridir.

• Nisan Genel Kurul süreci yeteri kadar değerlendirilemedi, Mimarlar Odası da aynı şekilde, değerlendiremedi. Aşılması gereken sorunlar vardır.

• Olağanüstü Genel Kurul’da yasa değişikliği, örgütlülük, yönetmelik değişikliği gibi konuların görüşülmesi beklenmektedir. Bu kapsamda;
o Mimarlar Odası ve mimarlık hizmetlerinin üretim biçimleri ve ilgili genel tablonun değişimi,
o Mimarlık meslek hizmetlerinin çeşitlenmesi, buna ilişkin çalışma gruplarının ele alınıp yönetmeliğe alınması,
o SMG özeleştirisi, gelişim, yenileme gibi konular öngörülmektedir.

• Ayrıca Olağanüstü Genel Kurul’un, önemli yönetmelik değişiklikleri ve ilkesel tartışmalar için fırsat yaratacağına inanıyoruz.

• Şube devamlı toplantılar yapacak, katılımınızı bekliyorum.

• Kavram kargaşaları var ama bunlar zamanla netleşiyor. Herkes neyi, nerde, nasıl yaptığını biliyor. Mimarlar Odası Büyükkent Şubesi’nin yolunu şaşırması söz konusu değildir.

 

 

 

Aydın Ufuk Yücel

 

 

• Ben de çağrıcılar arasındayım ama aynı zamanda 84’ten bu yana şube süreçlerinde de yer alıyorum. O yüzden söyleyeceklerim hem eleştiri hem de özeleştiri gibi olacak.

• Ben bu toplantıyı tanışma ve birbirini anlama toplantısı olarak düşünüyorum. Herkes kendini nasıl tanıtacak ve nereye koyacak onu görmeyi bekliyorum.

• Daha somut şeylerden konuşmalıyız. Şimdiye kadar farklı grupların farklı ve yanlış şekillerde lanse edildiğini biliyorum. MİM Grubu’nun AKP ile bağlantısı olduğu söylendi örneğin. Ben bu düşüncede olmadım, MİM grubu içinde olan ve tanıdığımız kişiler, neler yaptığını bildiğimiz arkadaşlar vardı. Ama tabi burada MİM Grubu’nun kendini yeteri kadar anlatamamış olması da ayrıca bir sorundur.

• Ben şahsen gerek İstanbul Şube gerekse Mimarlar Odası Genel Merkez yönetimlerine yönelik 20-25 tane eleştiri konusu olduğunu düşünüyorum, bu tartışmalar yapılırsa, her ikisi de çok büyük eleştiriler hak ediyorlar. Tabi Şube’nin Merkez’den nispeten daha demokratik bir çizgide olduğu da söylenebilir.

• Buradaki toplantı kimin haklı olduğu toplantısı değil. Bu konuların bundan sonra yapılacak olan daha tematik toplantılarda tartışılması gerekir. Burada önemli olan farklı tezlerin dile getirilebilmesi ve tartışılabilmesidir. Bu da 1-2 toplantıda olabilecek bir şey değildir ve 1-2 yıl boyunca demokratik tematik toplantılarla sonuca varılabilir ancak.

• Katılım demek, kapının açık olması demek değildir. Katılıma açık olanların sizin fikirlerinizi dinliyor, değerlendirebiliyor olması gerekir. Fikirlerinizin açık olması gerekir. Öyle bir durum olmadığı için ben son 6-7 aydır o toplantılara katılmıyorum. Bu toplantıların katılıma göre yeniden formülize edilmesi gerekir.

• Artık teori yeterli değil, pratikte bir şeyler yapabiliyor olmak gerekir. Şimdi Mimarlar Odası’na ne kadar dilekçe verirseniz verin, doğru düzgün bir cevap alamazsınız. Çünkü onların demokrasi ile kastettikleri şey, seçim mekanizmasıdır. Seçimde kazanırsa, 2 yıl erki elinde tutuyor ve bu erkin kullanımı herhangi bir şekilde denetlenemiyor. Bunu denetleyecek bir kurum yok.

• Şu anda odada bir yönetici grubu oluştu ve on yıldır hep aynı. Yararlı olsalar kalsınlar ancak onlar “hepimiz eşitiz ama biz sizden daha eşitiz” söylemine dönüşmeye başladılar. Bu da Mimarlar Odası’nın önünü tıkıyor. Ve bunun sadece yönetmelikle çözülmesi mümkün değil, yönetmeliğin yanında denetleme de olmalı, yönetimleri ara sorguları yapılmalıdır. Aynı listeden hem yönetim hem denetim seçiliyor ve görüldüğü gibi bu iş yürümüyor.

• Tabi burada MİM Grubu’nun da kendilerini ifade etmeleri gerektiğini düşünüyorum. Yönetimler yapamadıklarını programları üzerinden açıklamalılar. Onlara programları üzerinden eleştiriler getirilmeli ve gerekirse geri çağrılmalılar.

 

 

Erol İşcan

• 46 yaşındayım, 1987 de odaya geldiğimde en gençlerden biriydim. Şimdi bazı istisnalar haricinde yine gençlerden biriyim. Tuhaflık burada galiba.
• Büyük şirketlerde artık yönetimdeki insanlar 25-35 yaş arasındalar. Mimarlar Odası ise öyle değil. Mevcutta bir kurumlaşma var, ancak bu kurum, yenileşmeyi, yeni faaliyetler, yeni pratikler yaratma aşamasını yaşayamıyor.

 

• Yönetim artık, kendisine karşı olan karşı çıkışı Mimarlar Odası’na karşı çıkış olarak görüyor; Oda’yı kendine ait sayıyor.

• Eyüp Muhçu az önce “şöyle ya da böyle olmadığı” sürece Oda herkese açıktır” ifadesi kullandı, İşte sınırlama burada başlıyor. Şunlarla beraber olurum, bunlarla olmam demektir bu.

• Oda bir erk alanı değil, bir platformdur. O erke sahip olma çabası güçlenince tartışmalar başlıyor. İfade edilmeyenlerin önemli olduğu bir noktaya geliyoruz o zaman da.

• Mimarlar Odası artık devlet yapısının bir karikatürü haline geliyor. Bu durumdan çıkarmak için düşünmek, tartışmak, beyin fırtınası yapmak gereklidir.

• Biz son 20 yılda aslında hayallerimizi de kaybettik. Dünya 2000’li yıllarda çok farklı olacak sanıyorduk, 2009 yılındayız, hala her gece 1 milyar kişi aç yatıyor. Bunun için neler yapmalıyız?

 

 

Fahri Doğu

 

• Geçtiğimiz seçimlerde MİM grubuyla hareket ettim. Sayın Muhçu burada bizim eski siyasi literatürde söylediğimiz gibi “siyasi komiser” gibi konuştu. Bu tavır biçim olarak bile yaşananların niye bu hale geldiğini göstermektedir.

• Salih Şencan konuşmasında mozaik olmaktan bahsettikten sonra, “bizi rahatsız etmeyen bir mozaik” dedi. Ben burada sadece mozaik kısmını kabul ediyorum. Mozaik olmak demek, rahatsız eden koşulları da kabul etmek demektir. Öteki türlüsü “herkese açığım ama…” diyerek sürekli kapalı alanlar yaratmak olur. Mozaik çıkmaz oradan, mermer kütük çıkar.

• Ben mezun olduğumda bir kitle örgütüne girmem gerektiğini düşündüm. Bu da ya sendika ya da meslek odası olacaktı. Ben sendikayı tercih ettim. Orada da demokrasiyi savundum ve orada da dışlandım.

• Burada katılımcılıktan ve odanın tüm üyeleri kavramasından bahsediyoruz. Ama her birimiz muhalefetteyken demokrat, iktidardayken merkeziyetçiyiz. Bu kadar çifte standart olmaz demokrat düşüncede.

• Her şey istikrar adına yapılıyor ama bana göre istikrar, gelişimi yavaşlatır. Meslek Odası her gruba açıktır. Genel Kurullarda gruplar oluşuyor, sürekli bir saflaşma oluyor.

• Meslek odası olmak demek demokrasiyi özümseyebilmek demek, çünkü meslek odası siyasi bir parti değildir. Burada siyasi düşünce değil, mesleki düşünce önemlidir. Bir partiyle çatışmak meslek odasının görevi değildir. Çünkü meslek odasının içerisinde de AKP’li olacak. Beni orada hangi partiye oy verdiği ilgilendirmiyor, yaptığı iş ilgilendiriyor.

• Ayrıca aynı şeyleri düşündüğüm biriyle birlikte bir yönetim kurulunun içinde yer almamın anlamı yoktur çünkü gelişmenin, tartışmanın olabilmesi için farklı görüşlerin bir arada bulunması gereklidir.

• Mimarlar Odası, üyelik mecburiyeti kalkıp da yine herkes üye olduğu zaman doğru bir oda olacaktır. Büro tescil belgesi alabilmek için değil Oda olduğu için üye olunmaya başlandığında…

• Biz eğer sistemi yeniden kurmak anlamında 6 ay içinde bir Genel Kurul yaptırabilirsek, değişikliğin ilk adımı o zaman atılmış olur.

 

 

 

Hasan Kıvırcık

 

mc12_.jpg• Toplantı başından bu yana, dünyanın değişimi, küreselleşme gibi ayrıntılı konular dile getirildi. Biraz da pratik konulardan da bahsedelim. Neye ihtiyacımız var? Pratik olarak buna yanıt verelim, ihtiyacımız olan demokrasi; örgütsel demokrasidir. Lafı uzak yerlere taşımaya lüzum yok.

• Peki bu niye bir türlü inşa edilemiyor “örgütsel demokrasi” dersek, göreceğiz ki yarılmalar ideolojik olmaktan çok şahsidir. Kişisel problemler vardır. Falanca, Ahmet, Hasan mesela bir yönünden dolayı, bakışı, aidieti sevilmiyor, istenmiyor, uzak tutulmaya çalışılıyordur. Buradan inanılmaz farklılıklar türetilir.

• Yücel Bey örgütsel hesaplaşmada “bir şeyin davası vardır hala süren” dedi, evet vardır, bu biliniyor aslında ve varsa eğer, bunu bilenler ve tanıklık edenler yazın bunları, çıkarın ortaya, herkes bilsin, öğrensin, kapalı kapılar ardında kalmasın.

• Samimi olarak biliyorum ki, oda ile ilgilenen buradaki insanları 3’le 4’le çarpın, o sayı kadardır. Odanın gerçek ilgilisinin çapı budur. Bu denli genele oranla az kişiyi kendi içinde bölmek ancak böyle yönetimlerle olabilir. Biz buraya çağrıldık ve şimdi geçmişe ilişkin yaşananlara da değiniyoruz. Anlatmak istediklerimizi herhangi bir kurulda söylemek derdimiz değil, ben gerektiğinde her yerde söylüyorum sonuçta ve söylediklerimiz duyuluyor. Ama bir hareket yok ortada. Bu meseleleri konuşmaktan bıktık artık. Herkes neyden bahsedildiğini apaçık biliyor, anlıyor. Taşa söylesen şekil değiştirir harekete geçerdi şimdiye kadar.

• MİM grubu adayı değildim, olmak istemedim, destekledim. İsmimizin üzerinde akıl almaz spekülasyonlar gerçekleştirdiler. Karalamaları halen sürdürüyorlar, nerede ne söylediklerini, yapanları, isim isim biliyorum. MİM Grubu, son anda bir dışlanmayla karşılaştı.

• Biz bu odayla ilgili çok da geniş olmayan, biraz önce sayıca azız dediğim aileyle beraber yeni bir şeyler yapmak için yola çıktık. İlk dışlanmamızın sonunda, ikinci defasında Necati Hoca ile mimdap grubu olduk ve seçimlerde yaklaşık %40 oy aldık ama genel kurul delegesi bile olamadık. %40 ı temsilsiz bırakan bir sistemdir bu. Bakın geçen seçimlerde %33 tür MİM grubu ve o da temsilsizdir. Siz delegasyonu kaldırırsanız katılım söz konusu olmaz, kapalı olursunuz. Önce % 40, sonra % 33 olduk ama %40 ve %33’ü yok sayıyorsanız, bu, odanın hepsinin dışlanacağı bir konuma gelebilir demektir. Orada demokratik bir yapıdan söz edilemez.

• Kusura bakmayın ama kaç dönemdir bu travmayı yaşatanlara (biz hesabını soruyoruz) hesap sormadan, onu hoş görerek, ses çıkarmayarak demokratik bir oda kurulamaz. Hele hele başka tehlikelerden bahsedilerek bu temel mesele hasır altı edilemez.

• Son gece mesajları atanlarla, üyenin hassasiyetiyle oynamakla seçim alınır ancak demokrasi inşa edilmez. Biz sözü edilen gece mesajı ile “AKP karalaması” yapıldığında genel kurul divan başkanına dilekçe verdik. “Bu seçim artık adil değildir” diye ben dilekçe verdim seçim sabahı. Ancak herhangi bir şey yapılmadı. İşte sistem budur…

• SMG konusuna gelirsek, biz kendi yayın organlarımızda bu işin nasıl yapıldığını örnekleri ile gösterdik. Almanya, Fransa, Amerika, Dünya örneklerini yazdık. Eğitime kim karşı çıkar, burada yöntem önemli. Ancak sanki ortada hiç örnek yokmuş gibi, SMG, bir ödüllendirme gibi değil, serbest mimarlık hakkını engelleme, cezalandırma amacıyla yapılmaya başlandı. Sonuç ortada.

• MİM grubu ortaya çıktığında bizden yardım istediklerinde biz bir program etrafında oluşum yapılmalı dedik ve program çıkarılmasına katkı verdik. “Odayı şu anda dar bir grup yönetiyor, burası da başka bir dar grup olmasın” dedik. O programda bugünkü krizde işsizlik sigortası vardı mesela, mesleki sorumluluk sigortası, öğrenciler için açılım, büro sahibi olmayan mimarların müelliflik meseleleri vardı. Oysa bunları okumaya sıra bile gelmedi.

• “Küreselleşmeden yanaysanız…” Biz kastedilmiş olamayız ama ortaya söyleniyor diyelim, küreselleşmeye karşı olmak söyleminden çok sahiden karşı olmak önemlidir. Bu konulara neredeyse ilk açılımları yapmış biri olarak, çeşitli toplantılarda kayıtlı sözlerimden ne anlattığım çok bellidir. Bizim açımızdan karşı olduğumuz şeye tam olarak karşıdan, cepheden karşı durmak vardır. Mesela artık YÖK’e karşı olduğunuzu bile söyleyemiyorsunuz, savunacak hale geldiniz. Niye çünkü AKP de YÖK e karşı. AB ye her şekliyle açık olduğunuzu biliyoruz ama ne hikmetse geçen yıl oluşturulan ulusalcı-devletçi –muhafazakar ‘sol’ anlayış çerçevesinde “AB ye karşı” olmaktan bahsedildi. Mevcut sistemi, sistemin olanaklarını savunarak, küresel dalganın devamı olan mesleki düzenlemeleri AB şartına uygunlaştırmakla solculuk ve küreselleşme karşıtlığı yapılamaz.

• Eyüp Muhçu’nun da dediği gibi, tek merkezli dayatmacılık bitmiştir dünyada. Çokluk, çeşitlilik egemendir. Gelin daha fazla çelişik durumda kalmayın, bunu odada da gerçekleştirelim.

 

 

 

Aynur Özen

• Bir yandan AB’ye karşı bir söylem geliştirilirken diğer yandan Oda’da son 6 – 8 yıldır ACE, AB, UIA dayatmalarıyla uygulamalar yapılıyor. Bu açık bir çelişkidir.

• SMG ise bir dayatma olarak uygulanmaktadır. Böyle uygulamaları üyeye özümsetmeden, tepeden inme yaparsanız da dayatmadan başka bir şey olmaz. Bu konuda demokratik davranılmamıştır, tartışılmamıştır.

• Mimarlar Odası, mezun olduklarında mimar olarak çalışamamaları gibi bir konu nedeniyle mimarlık öğrencilerini sokağa dökmesi gereken bir kurumken, bu konuyla ilgilenmeyip MOBİK ile “Eğitim 3 yıl mı olsun 5 yıl mı?” tartışması yapmıştır.

• Şu anda oda yönetimi dışında 3 grup bulunuyor: Muhalif gruplar, tamamen dışındakiler ve yarı içinde yarı dışında olanlar. Yarı içinde yarı dışında olanlar benim gibi kurullara girerek aklının yattığı komisyonlarda mümkün olduğunca görev almaya çalışanlar. Tamamen dışındakilerse çok büyük bir çoğunluğu oluşturuyor. Tümden içinde olanlar yani yönetim ise çok küçük bir azınlığı meydana getiriyor.

• Burada asıl sorun şu: Mimarlar Odası bir demokratik kitle örgütü değil, bir demokratik mesleki örgüttür. Dışarıdaki üç grubun da sorunu bu: Odada demokratik bir yaklaşım yok. Önceki dönemlerde de çok demokratik bir yapıdan söz edemezdik ancak bu sefer çok içine kapalı ve diğer kekresi ötekileştiren bir yapısı var. Hatta kendi içindeki 11 kişi arasında da demokratik oldukları söylenemez. Komite çalışmaları da aynı şekilde, eğer yönetimden biri varsa, sizin söyledikleriniz yazılmaz.

 

 

 

Asuman Yeşilırmak

 

• Konuşmak istemememe rağmen konuşmam gerektiğini düşündüğüm için konuşuyorum. Özellikle son seçim dönemi hepimiz için çok yıkıcı geçti.

• Ben de MİM Grubu içerisindeydim, hala arkasındayım ama MİM Grubu adına konuşmuyorum çünkü homojen bir yapı değil ve bu da aslında oldukça iyi bir şey. Oluşumu sırasında kimi zaman dar bir grup haline yöneldiği oldu ancak tartışmalar doğrultusunda öyle olmaması gerektiği anlaşıldı, bizler oranın başka bir dar grup olmasını önlemeye çalıştık. Sonuçta iyi bir liste çıktı. MİM de hata yaptı bu dönemde, yapacak da ama hak etmediğimiz şekilde davranıldı, tabir-i caizse belden aşağı vuruşlarla bugüne gelindi.

• Süreçte asıl üzücü olan hareketin içindeki çok genç, aktif arkadaşların bu kadar yıldırılmış olmasıdır. Şu odanın kapısından içeri girmek istemiyorum artık. Bulunduğumuz yerlerde şimdiye kadar yaptıklarımız belliyken, belediye içinde AKP lilerle yaşadıklarım ve görev yerimin değiştirilmesi belliyken utanmazca “bunlar akp li” damgası vurulmaya çalışıldı. Yapılanlar için söylenecek çok şey var ama söylemiyor,burada kesiyorum…

• Eyüp Muhçu konuşmasında şaşırtmadı, “Danışma Kurulu’na çalışma programı için çağrı yapıldı” dedi ama bahsettiği çağrı, dağılmışlığı toplamak amacında değildi. Oda çalışma programı toplantısıydı. Bu manipüle edişin odayı yönetme biçimine dönüşmesi çok üzücü.

• Birkaç dönemdir odada görev almıyorum çünkü verilmek istenmiyor. Bir çok komitede geçmişte yer aldım. ÇED kurulunda da çalışmaktaydım. Ben komisyonlara katılmak istememe rağmen adımın üzeri çiziliyor, sonra “çağırdık gelmediler” deniyor, bu resmen gerçeği ters yüz etmek, yaşadıklarımızı manipüle etmektir.

• Haydarpaşa üzerine çok saygın kurumlar ve çok değer verdiğim öğretim üyeleriyle bir çalışma grubu oluşturularak Haydarpaşa’nın geleceğinin oluşturulacağı toplantıya Mimarlar Odası protesto gönderiyor ve katılmıyor. Nitekim çalışmalardan sonra şu anda odanın da itiraz edemeyeceği çok iyi belgeler üretildi. Şimdi; odanın kentsel gelişme ve tartışmalara katılımdan anladığı da bu aslında. Yakından bakılmadığında oda kentsel projelere karşı doğru mücadele ediyor zannediliyor.

• Her yerde çıkıp Mimarlar Odası’nın görüşünü bildiren, her şeyi ‘bilen’, herkese ‘doğruyu’ bildiren arkadaşlar var. Onların bildirdiği görüşler gerçekten Mimarlar Odası’nın görüşleri midir?

• Sonuçta üzülerek söylemek gerekirse son seçim döneminde de görüldüğü gibi Mimarlar Odası, statükocu ve şoven bir anlayışa doğru gidiyor.

 

 

 

Hüseyin Kahvecioğlu

 

• Ben de MİM asil yönetim listesindeydim ve muhalefetin içerisinde olduğum için de oldukça memnunum. Bundan dolayı hiçbir pişmanlık duymuyorum. Gerçeği görmek için işin içinde olmak gerekirmiş. Uzaktan fark edilmeyen kırmızı çizgiler yaşarken fark ediliyor. Siz ona yaklaştığınızda hemen o çizgileri görüyorsunuz. Bizim kim olduğumuz konusunda yapılan yakıştırmalar için ise üzülmüyorum bile çünkü o sorun, iftiraları yapanları bağlar.

• Şunu belirtmek gerekir ki, MİM önceden organize edilmiş bir yapı değildi. Ayrıca homojen bir yapı da değildi. MİM’in tek ortak paydası Mimarlar Odası’nın yönetim politikasına eleştirileriydi.

• MİM Grubu’na seçim haftasında yapılan eleştiriler, 1992’den bu yana yapılan tüm eleştirilerden daha fazlaydı. Burada en ağır ithamlar grubu, grubu oluşturan bizim gibi insanları tanımadan yapıldı.

• Benim değinmek istediğim diğer bir konu sloganlaşmaya başlayan “Mimarlar Odası Toplumun Hizmetinde” sözü… Bu fiilen geçerli ancak icraata yansıdığını düşünmüyorum. İcraat ve uygulama bunu sağlayacak kadar güçlü değil.

• Ben zıtların birliği ilkesinin geçerli olduğunu düşünüyorum. Mimarlar Odası toplum yararı çizgisiyle aslında gerçek bir tehlike oluşturmuyor ve bana kalırsa şu TMMOB yi askıya alacak yasal değişime gerek yok. Büyük oranda bu yapılmayacak çünkü oda itiraz eder ve bu itiraz belli bir noktada kalır. Asla sistem için tam bir tehlike oluşturmaz. Zıttırlar ama birbirleri için gereklidirler ve bu politika kendini bu şekilde yürütmek ve devam ettirmek içindir.

• İstanbul Şubesi’nin her yıl 3-5 milyon artık bütçesinin olduğunu biliyoruz ve şu andakinden çok daha ötede icraatlarda bulunabilir. Bu kadar büyük bir mali gücü ve insan gücü olan bir odanın çok etkin sonuçlar alabileceğini de biliyoruz. Bize karşı gazete ilanları, telefon mesajları yaparak bunu gösterdi mesela. Oda eğer bir kurum olarak masaya yumruğunu vurursa, burada karşı bir güç olduğunu herkes anlar ve rant konuları kimsenin aklından bile geçmeden ortadan kalkar. Ama öyle mi?

• Oda yönetiminde zıtlıkların dengeli birlikteliği var bence. Bu kadar potansiyel güce rağmen bu kadar cılız bir duruş ve toplumda sözü bu kadar güçsüz… Gücü olmadığı için de mevcut devlet iktidarı için çok tasfiye edilesi bir yapı gibi durmuyor.

 

 

Mehmet Bozkurt

 

 

• Böyle bir toplantıda her şeyin hemen çözülmesini beklemek elbette çok doğru değil. Ama burayı bir serbest atış platformu olarak görmek de doğru değil. Konuların öncelikle bir sistematik içerisinde tartışılması gerekir.

• Ancak burada da her söylenen ötekini ötekileştirmeye başladı. Esas olan demokratik bir ortamın yaratılmasıdır. Keskin ve kesin cümlelerle hüküm vererek diğer herkesi ötekileştirirsiniz.

• Bence burada en önemli şey bilgilenmek. Konular sloganlaştıkça içleri de boşalıyor. Bilgilenmeyi sürekli kılmak gerekiyor. Hüküm verirken gerçekten bilgilenmek ve tartışmak lazım.

 

 

 

Ali Kara

 

 

• Burada aksiyonel bir düşünce grubunun bulunduğunu düşünüyorum.

• Ayrıca Mimarlar Odası tartışılırken Mimarlar Odası Merkezi’nin kullanılması da olumlu bir sonuçtur.

• Tabi bu toplantı çok gecikmiştir. 1 sene önce yapılması gerekirdi.

• Burada biz şubenin duyması gereken şeyleri söylüyoruz ama şube yok, biz kendi kendimizi dinliyoruz. Biz bize bir toplantı yapıyoruz.

• Çağrı grubunun bir ana çerçevesi olması gerekirdi. Metin ve konuşmalarda yönetimin erk olması konusundan bahsediliyor. Eğer aktivistseniz bir düşünce sisteminiz olmalıdır. O sistemi de burada ortaya koymalısınız.

 

 

 

 

Aysel Can Ekşi

 

 

• Seçimlerde MİM Grubu listesindeydim ve tek bir kişiden eleştiri aldım: “Senden beklemezdim” denildi ve benim cevabımsa “Ben o kadar çok kişiden beklemediğim şeyi gördüm ki, o yüzden hiç önemli değil” oldu.

• Mimarlık, yapılı bir çevre, diyoruz; mimarlık, bir yaşamdır, diyoruz; mimarlık, bir kültürdür, diyoruz ve kent yapılanmasında sosyal hareketlerin, mücadelenin bir etkisi varsa ve kentler onun sonucunda değişik bir yapılanmaya sahip olabiliyorsa, oda yapılanmasında da bu tür yapılanmaların ihmal edilmemesi gerekir.

• Kimsenin bana AKP’li demesi benim umurumda değil, benim bir tek şey umurumda: katılımdan, demokrasiden bahsediyoruz ama burada doktora giden kişi, zaten katılımı benimseyen kişi. Bence sorun burada. Bizim zaten böyle bir sorunumuz yok. Ama yine biz “kendi kendimizi nasıl tedavi edebilirizi” düşünüyoruz.

• Seçim sürecinde ben çok şey öğrendim. Şimdi önümüzde yerel seçimler var ve bu yerel seçimlerde aslında bu seçim sürecini çok iyi bilen arkadaşlardan ders almamız gerektiğini düşünüyorum. Çünkü arkadaşlarımız bu işi çok iyi biliyor ama biz bilmiyoruz. Paylaşımın, barışın hangi şekilde olursa olsun bu dayatmacı karşımıza sunulan taraftan da bir şeyler öğrenmemiz gerektiğini düşünüyorum.

 

 

 

 

Toplantının sonucunda, yapılan çağrıya katılan konuşmacıların oldukça niteliği yüksek konuşmalar ve değerlendirmeler yaptıkları, bundan sonra Mart ayı içerisinde bir toplantı daha yapılması gerektiği görüşüne varıldı.

Örgütsel demokrasinin konu başlığı olduğunu, mesleki örgütlenmenin farklılıkları içerecek şekilde yeniden yapılanması zamanı geldiği özellikle vurgulandı.

Olağanüstü genel kurul için ise toplantıya katılan üç kişiden oluşan bir grup kurularak karar taslakları üretilmesinde çalışmasına karar verildi.

14 Yorum
  1. oldukça kapsamlı bir toplantı olmuş bir manada değerlendirme sanki katılımında biraz düşmüş şubeden konuşma yok gibi zira konuşan kişi “şahsi” olarak gelmiş “genel düşüncelerini” aktarmış, “evrensel ilkeleri” eklemeden gidememiş, şahsen yapmış bunları….. neyse başlangıç bunlar

    polat güçlü | 23 Ocak 2009

  2. toplantının sonuçları üzerine yeni yapılacağı söylenen toplantıların bir dizin olması mı planlanıyor? bu yolla mimarlar odası çalışmaları katılımcılığa kavuşacak mı? oda yetkilisi olanlar bu toplantı sonuçlarını okuyorlar mı? hayatımıza bu kadar çalışmanın sonucunda bir değişiklik gelecek mi?

    yavuz sergen | 24 Ocak 2009

  3. mimarlar odası sitesi hiç interaktif değil. forum yok yorum yok. bu tür tartışmalar hiç yok. 1940 ların tek parti yönetimi gibi sadece bildirilerini yayınlıyor kendi duyurularını veriyorlar. bu ihtiyacı karşılayan mecraları hiç teşvik etmiyorlar. oysa mimarlık yoruma mutaç karşılıklı etkileşime açık bir bilgi alanı. bu eksikliği bir kaç site var karşılamaya çalışan gördüğüm.
    odanın görüşlerinin eleştirilmeye ihtiyacı yok benim anladığım. tek doğru fikri çok egemen olmuş bu toplukta.

    kerem ulucanlı | 24 Ocak 2009

  4. Meslek odası kanunla kurulmuş bir mevki. Bu kurumlardan bütçesi yüksek olanlar çok revaçta olurlar. Kimya odasında bu tarz bir yönetici bloğu göremezsiniz. Orada seçimle gelenler neredeyse bu görevi hatır için iki yıl yapıp bir başkasına devreder giderler. Konuşma yapmış bu toplantıya gelmiş Eyüp beyefendi kaç yıldır başkan. Öncesinde yönetim kurulu üyelikleri. Efendim ne kadar vazgeçilmezsiniz mi diyelim şu mimarlar camiası sizden daha muhterem başka birini çıkaramıyor mu diyelim? Bir kriz dönemi var bu mimarların dimağlarına da sirayet etti mi diyelim. İnsan ne söyleyeceğini şaşırıyor. Daha dirayetlisi olmadığı kesin. Eyüp beyefendinin dışında milli takım gibi değişmez bir takım var. Merak içindeyim daha kaç yıl. Başkanlıktan sonra başka rütbe, kıdem daha var mı bilemiyorum. Çocuklarına bile bırakmaz koltuklarını, bu muhteremler o raddede. Dolayısıyla kötüye giden dünyaymış, küresel kapitalizm miş, toplumun çıkarlarıymış, yönümüzü biliyormuşuz da şube yanılmazmış. Geçelim efendim bunları, ilk okul çağındaki çocuklara uyku öncesi masalmı anlatıyorsunuz efendim. Gerçek mesele, meselenin tam isabetli söylenmesi icap ederse ta kendisi bu vazgeçilmez milli takım ruhu içindeki sizlersiniz efendim. İnsanları uğraştırmayın, çekilmiyorsunuz bari kafa karıştıracak şekilde tehlikeydi, tmmob yi kapatacaklardı, iktidarın saldırısıydı nakaratlarıyla kafamızı karıştırmayın. Anlaşılıyor ki bundan sonra üzerinde temerküz edeceğiniz husus bu hükümetin odayı kapatacakları savının inşaası. İyi ayarlayabilirseniz bu temadan bir seçim daha çıkarabilmenizin imkanını yaratabilirsiniz. Biz buradan gitmiyoruz demenin Arapçası bu edalı sözler.
    Bu toplantılar kimileri tarafından fark edilemeyen bu tenakuzu bir nebze olsun ortaya serebilirse bu bile bir faidedir.

    Keramettin Çoban | 25 Ocak 2009

  5. Sayın A. Ufuk Yücel’i kutluyorum bu konuşmasıyla. Çok net olarak sorunları özetlemiş, perspektifi ortaya koymuş olması ayırd edici bence.
    Sayın R. Gökçeli’nin sunduğu tezler de bence çok önemli.
    Bir fikir kulubü zenginliğindeki bu toplantıların odaklandığı konuyu çok iyi analiz ettiğini düşünüyorum.
    Sayın H. Kahveci’nin ortaya koyduğu tez bizlerin gözden kaçırdığı bir tarihsel perspektifi içeriyor. Herşeyin hem ne kadar böyle mücadele edilerek ama dengeli bir biçimde sürdürüldüğü konusuna açıkçası böyle bir yaklaşım tutarlı ve doyurucu.
    Saygılar

    aliye sertanlı | 26 Ocak 2009

  6. tezler gelişmesi gerekir bu tarz bir toplantıdan. katılımcıların her biri bir oda merkezi kadar bilgi ve deneyime sahip kişiler.

    orçun kuzey | 27 Ocak 2009

  7. 2009 ve sonrasındaki yakın gelecek,iktidarın TMMOB ve bağlı odalara yapacağı müdahaleyi göğüsleme(arkasında yatan mevcut yapıları-demokratik/katılımcı ve çoğulcu olmayan örgütlenme tarzını muhafaza etmektir ki bu durum iktidarın yöneliminden çok daha etkili ve yıkıcıdır bana göre) değil;Odayı toplumla-sektörle-mimarlıkla ve mimarla meşruiyeti yeniden tanımlanan temsiliyeti ön plana alarak genel demokratikleşme mücadelesine omuz veren ve 1992den beri süre giden ve neredeyse artık bir yazgı gibi beletilen ve bellenen yönetme anlayışını değiştirmektir..Çağrıcıların dönemsel orijinalite tanımı budur ve bu doğrultuda herkese ve herkesime düşünsel olarak açıktır..Nisan ayında yapılacak Olağanüstü genel kurul öncesinde hazırlıkları da bu doğrultudadır,katılımın yüzleşme anlamında tam gerçekleşmemesi ve eleştirilerin hala da sitem-serzeniş dozunda kalarak örgütlenmeye yansımamasının önümüzdeki dönemlerde telafi edilmesi için tüm birey ve kesimlere önemli sorumluluklar düşmektedir….

    salih şencan | 28 Ocak 2009

  8. mozaikten bahsedilecekse sayın Fahri Doğu’nun anlattığı bileşime ben mozaik derim. diğer türlü olanÇOKSESLİLİĞİ bugünkü yönetim her halükarda yapıyor zaten. sevdiği sevmediği herkese yanaşıyor. gerekirse koluna giriyor. ama fikirlerine hürmet etmiyor. ani bir hareketle dışlayabiliyor. dolayısıyla bu anlayış seçmeci bir anlayış ve demokratik değil. istirarsız bir fikriyat, çok da tehlikeli.
    saygılar

    Leman Direk | 29 Ocak 2009

  9. eteklerdeki taşları boşaltmak için yaratılan fırsatlar herhalde bir işe yarıyordur. ama ben bunlardan o kadar çok gördüm ki… aradan 22 yıl geçti!.. sonuna kadar da bi gayret yine de okudum ama inanın çook sıkıldım.
    bence formül çok basit: NİSPİ TEMSİLİYET. ne zaman “odanın egemenleri”, seçimlerdeki sonuçların oransal olarak yönetime, delegasyona ve kurullara yansımasını YASAL hale getirmeye razı olurlar, bu işler ancak o zamandan sonra değişmeye başlar. başka da yolu yok bu demokratikleşememe sorununun.
    koltuklarını bu denli çok seven, çünkü odadan güzel güzel nemalanan kadroların insafına, vicdanına bırakılamaz bu işler.

    Aslı Özbay | 20 Şubat 2009

  10. kapanan yapıların en önemli özelliği önce kendilerini korumaktır. bu yapılar bazen ne için kurulduklarını ve neye hizmet ettiklerini bir tarafa bırakıp saf kendilerini var etmeye çalışırlar. varsa yoksa kendileri. onun için de daha çok kapanırlar ve dışlayıcı olurlar. kısır döngüdür bir nevi.
    buradaki konuşmalardan ve yorumlardan mimar odasının kendini bundan daha fazla kapatmak için bir sebebi şimdiden oluşturmaya başladığı görülüyor. gelecek dönemde akp iktidarı odalarda nispi temsil sistemi uygulayacak ve böylece iktidar yanlıları buraya sızacak. bahane mi mazeret mi ne derseniz değin olay budur işletilen. ne yaplım o zaman nispi temsili değil artı bir çoğunluk kimi işaret ediyorsa o alsın hepsini götürsün. diğerleri ne yapsın, odadan uzaklaşıp gitsinler. azılıları tamamen dışta kalsın. ıslah edilen ve icazet almaya elverişli olanları vitrinde görünür yerlere dizelim. ama yine de az sayıda yerleştirilelim sonra mazallah fikir değiştiren olursa oyunu tam olarak bozamasın. kontrol şart.
    bu güdümlü demokrasicilik oyunu odaların tarihi oldu artık. aslı hanım 22 senedir demiş çok haklı. nispi temsili duyduklarında üzerlerine asit dökülmüş gibi olacaktır şimdiki yönetici kişiler şüphesiz. demokrasinin kaleleri ya buralar demokrasi adı altında kendilerini istihdam ettikleri yerleri bu maskeyle sonuna kadar savunacaklar.
    bu toplantılar birazcık olsun meselenin üzerindeki örtüyü kaldırmaya yardımcı olmuş galiba. meselenin ucu örtünün altından görünmüş.

    Lütfü Caymaz | 20 Şubat 2009

  11. Bir an düşünün, seçimleri MİM grubu kazandı. Sayın şimdiki yönetim nisbi temsil sistemine aynı “gerici saldırısı” paftasını yapıştırabilecek mi? Hiç sanmıyorum. O zaman iki farklı durumda iki farklı tepkiyi tek bir madde için vermenin adı nedir? çifte standart mı? Efendim…?, duyamadım…!

    Nami Ulukışla | 20 Şubat 2009

  12. affınıza mahcuben soruyorum şimdi yukarıdaki toplantıda sıra sıra ne güzel şeyler söylemiş arkadaşlar mim grubu linç edilirken niye aynı şeyleri açık açık çıkıp söylemediniz? genel kurul toplantısında salih şencan konuşması eleştiri doluydu birtek. ben ankaradan gelmiş kuliste mim grubundan bazı kişilere bağırıp çağıranları bile gördüm. pes mi desek yine affınıza mahcuben çüş mü desek.
    geç kalmış bir girişim öncelikle. bir de hala ikircikli tutumlar seziliyor cümlelerde. hem orada hem burada olamazssınız. öyle davrandığınızda inandırıcılığınızı yitirirsiniz.
    saygılar

    alişan oğuz | 21 Şubat 2009

  13. müthiş toplantılar, bellek resmen, böylesi yok artık…

    Sermet Şahin | 15 Haziran 2020

  14. Buradan yeni bir mimarlar odası manifestosu çıkar. Keşke hep başa dönmesek de yazılı kültürü takip etsek.

    demir atakan | 21 Haziran 2020


Yorum yazmak için


Galata Kulesi’ni 164 yıl sonra İBB’nin elinden alan Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan restorasyon skandalı!     Hilti ile yapılan yıkımın sonradan eklenen duvarlar olduğu söyleniyor. Ama giriş alanında yapılan çalışmanın plandan da okuyabildiğimiz üzere özgün duvarlar olduğu açıkça belli oluyor.

Copyright © 2020 All Rights Reserved | Mimdap.org