Benzemek aynı kalmaktan daha zor |
Ana Sayfa Bağlantılar Biz Kimiz İletişim Mimar İş İlanları
ANA SAYFA
Benzemek aynı kalmaktan daha zor
Share 5 Şubat 2008

Burası Adana, Sultanahmet Four Season ya da Sulukule değil mesela…

Buralarda yaşanan kent mücadelelerinin hikâyesi olmuyor. Olsa da yazanı, yazılsa da okuyanı, söylense de dinleyeni bulunmuyor.

“Kentsel dönüşüm”le başlamıyor sözler, “ranta açılan alanlar” diye söylev alevlenmiyor.

Biz tanıklığımızı ulaştıramıyoruz gözden ırak olana. Sahipsiz buraların hikâyeleri.
Çevremize “geniş bir açıdan baktığımıza” o kadar güçlü inanıyoruz ki, hepimiz aynı şeyi görüp benzer yorumları yaptığımızda, içinde yaşadığımız büyük şehrimizin aynı “büyük sorunlarını” koro olarak tanımladığımızda mesleki açıdan ‘tatmin’ oluyoruz.

Burası Adana, eski kent merkezi içinde bir sokak başı.

Bir yapıyı önünüze getiriyoruz.

Bulmaca da “sekiz farkı bulun”dan daha kolay “bir” fark aslında görülmesi gereken.
Ama yine de bir analizi hak ediyor.

Eski kentin içinde eski “Adana evi” gibi durmayı yeğlemiş bir konaklama birimi.

İsmi “Sarı Konak”, rengi gibi.

Çıkması, eli böğründesi (payandası), saçağı, saçak altındaki eğrisel formu, pencere oranları ve pencere kapakları… Hepsi yöresel.

Uğraşılmış belli ki, yerel-yöresel olmak tercih edilmiş.

Başınızı pek yukarı doğru kaldırmazsanız eğer, eski bir Adana evi yenilenmiş, boyanmış ve güncel bir fonksiyonla değerlendirilmiş zannedebilirsiniz.

Ama o da ne?

Tarihi ahşap yapının üzerine betonarme bir ilave kat yapılmış.

Hem de penceresiyle, saçağı ile alttaki yapıya hiç dikkat edilmeden rasgele konuvermiş.

Tarihe, kültürümüze, şehrimize artık bu kadarı da yapılır mı?

Bu ne ‘kötü, fırsatçı, rantçı’ zihniyet…

Bir şeye benzemeye, bir şey gibi olmaya, ait olmadığımız bir kavramı edinmeye ne çok çalışıyoruz…

Yapılarımızı da katıyoruz bu davranış biçimine. Onlarla oynamaya başlıyor, tarihi gibi, gönlümüzün bir yerinde yatan gibi göstermeyi istiyoruz.

O kadar ki, onları dıştan kuralsız bir “yapboz” etkinliğine çeviriyoruz.

Mimarlığın girmediği yerde kullanıcının bilgisi-görgüsü kadar inşaat mahareti öne çıkıyor.

Otel mi lazım? Eski kent merkezinde misin? O zaman al sana tarihi Adana evi…

Ama sokak hizası dükkân, kepenk filan, onları boşver…

Ama saçaktan sonra yeniden betonarme inşaat: Boşver…

Bir bütün olarak bile “benzetilmemiş”, yarısı açıkta: Boşver.

Üstte betonarme saçağa üçgen alınlık takıştırılmış, kiremit alttaki saçağa hiç uymamış: Boşver.

Detaylar felaket, bir şey taşımayan payandalar, “mış gibi yapan” dekorlar: Boşver.

Tarihi bölgelerdeki kent merkezindeki boşvermişlikler büyükkentlerimizde üzerinde fırtına kopartılan Süleymaniye projeleri mevzusundan daha az bir öneme sahip değiller aslında.

Tarih yok oluyorsa her yerde yok oluyor; üstelik olan biten her şey bu keskin “korumacılık” söylemleri arasında gerçekleşiyor.

Durmadan fetvalar yayınlayanların, kontrol etmek, denetlemek, yön vermek, misal oluşturmak için ‘fırsatları’ yok çünkü.

Onlar hayatın içinde hiç olamadılar. Yaşanıp gidene değil “olması gerekene” yön vermenin dayanılmaz arzusuyla hâlâ ‘inançlı’ ve hâlâ ‘dimdik’ kentimiz ve tarihimizin ‘kurtarıcıları’ onlar…

Ne kadar çok tekrarlanırsa, ne kadar “korumaya olan inancımız” çok seslendirilirse sözlerin ruhu yapıları koruyacak, günümüzde de yaşatacak zannediliyor.

Ama örnekler…

Örnekler tersini gösteriyor.

Ne demek lazım acaba? Mevcut koruma politikamızı tekrarlamayı, daha yüksek sesle haykırmayı, günde beş vakit ezberlemeyi ve ezberletmeyi sürdürsek mi?

Yoksa hep yaptığımız gibi, “boşvermeyi” mi tercih etsek?

Yazı ve fotoğraflar: Hasan Kıvırcık

4 Yorum
  1. Güzel yurdumun ilk örnekleri bunlar değil. Herkes bir çıkış noktası bulmaya çalışıyor ve mimarlık kentte etkin olmadıkça yapı sahipleri kendi düşünceleri uyarınca yapılaraına “mülkü” gibi müdahale ediyorlar.
    Tarihi çevrelerde nelerin yapılıp nelerin yapılamayacağı daha mimari ortamlarda bile tartışmalı. Vatandaş ise bu uzun tartışmayı hiç beklemiyor. Koruma kurulu, belediye gibi denetim görevlileri ise herkesten fazla seyirci.
    Sonuçlar ortada işte.
    Bu gözlem olan bitene dair küçük bir pencere sadece.
    Teşekkürler.

    keriman ay | 6 Şubat 2008

  2. Bence bu örnekleri konu edinen bir fotoğraf yarışması açılabilir. Bakın o zaman “yurdum insanının” hünerli dokunuşlarıyla neler yapılmış hepimiz bilgileniriz.
    Bir de gerçekte var olandan, gerçekte korunandan, reel dünyadan bol örneklerle haberimiz olur.
    Saygılarımla.

    Semih Düzkan | 6 Şubat 2008

  3. Evet fotoğraf yarışması bence de iyi fikir. Böylece bir envantere sahip olur, ülke genelinde davranış biçimini de çözeriz.

    Bence insanımızın kendine ait olan kültüre seçmeci davranıp bazı ögelerini gereksiz bulup elimine ederken bazı hoşuna giden bölümlerini de fetileştirdiği izlenmektedir. Bu fetişizm bazen olur olmaz durumlarda ve abes şekillerde ortaya çıkmakta, benzeme, benzeşme bazen karikatüre varmaktadır.

    Bu örnek onu hatırlatıyor. Daha kötüleri var eminim.

    meralyılmaz | 6 Şubat 2008

  4. tipik bir apartmanın saçaklı ev gibi dekorlaştırılması, üstte bir katın önce eski halinde bırakılıp sonra ona da başka bir üslupla alın takılması, apartmanın sokak cephesinden yan cepheye geçişte bir bölümün sade bu ev dekouna dahil edilip geri kalanının natürel apartman fonunda bırakılmış olması….

    nasıl tanımlanır bilmiyorum ama sanki şaka gibi.

    kürşat akın | 7 Şubat 2008


Yorum yazmak için


Kadim yerleşimlere ‘Şehir’ derim.. Planla yapılanlara ‘Kent’..

Copyright © 2020 All Rights Reserved | Mimdap.org




Türkiye'nin Lider Yapı Platformu